Harun Yahya

Sohbetler (19 Ekim 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Kuzey Irak’la ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Şimdi yukarıdan gıda, ilaç, elbise şu bu artık girmeyecek, artık hava sahası kapalı. Artık Erbil’den bir yere uçuş olamayacak. Çünkü en önemli hava sahası biziz. Biz merkezi yönetime gıdaydı ilaçtı vesaire ihtiyaçlarını oraya göndereceğiz. Merkezi yönetim Kuzey Irak halkına gerekli olan yardımı oradan yapacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah razı olsun güzel. Tayyip Hocam Müslüman şefkati nasıl olur insanlara gösteriyor. En başında dedim bak “seni de vururlar adamlarını da vururlar” dedim. Bak takır takır adamlarını vurdu PKK. Daha başlamadan daha başlamadan. Ve “gelir adamlar oraya çöreklenirler” dedim. Ne yaptılar? Aynısı oldu. Burnunun dikine gitmeyi bırakacak Barzani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız ayrıca, “PKK-PYD samimi Kürt kardeşlerimizi istismar ediyorlar” dedi. “Benim için Kürt-Türk-Çerkez ayrımı yoktur. Biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik. Kürt’üm demek hakkındır ama Kürtçülük yapmak hakkın değildir, bu bölücülüktür.”

ADNAN OKTAR: Güzel, çok güzel. Kardeşim bak tekrar tekrar söylüyorum, AK Partili olmayabilir bir vatandaş, fakat Tayyip Hoca’nın şahsını desteklemek bir vatanseverlik görevidir. Milli delikanlı çünkü milli ruhu savunuyor ve her yere de milli ruhu savunan devlet görevlileri geliyor her yere. İngiliz ekolünün devri kapandı. Bundan sonra güzellik çağı. Ama Tayyip Hoca’nın etrafında birleşmek milletin menfaati için en hayırlısı. Çünkü bir milli lider, seçimle gelmiş bir milli lider, gayrimeşruluk yok, sınanmış bir lider, denenmiş bir lider. Samimiyeti ortada, gayretleri ortada, şevki ortada, imanlı, Allah’tan korkan, Allah’ı seven bir insan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Din özgürlük müdür? Mesela biz küpe takıyoruz, dövme yaptırıyoruz ama bunları yaptığımız halde dindar insan sayılabiliyor muyuz? Bunları yaptığımız halde cennete girebilir miyiz? Veya beş vakit namazımızı kılmıyoruz, hacca gitmiyoruz, zekat vermiyoruz ama biz hala Müslüman bir insan mıyız? İyi bir dindar mıyız diye sormak istiyorum?

ADNAN OKTAR: Elinden yüzünden nur akıyor tertemizsin. Tabii ki tertemiz Müslümansın. Gittikçe şuurun artıyor, bilgin artıyor. Namaz zaten son derece kolay. İlanihaye namaz kılmayacaksın diye bir şey yok. Ben de hacca gitmedim, hep beraber gideriz kafanı hiç takma. Mühim olan senin çok samimi olman, Allah’tan korkman, Allah’ı sevmen. Ayrıca dövme delikanlıya yakışır. Küpe de şu an fitne devri olduğu için olmaz. Fitne yaygın şu an, homoseksüellik falan yaygın olduğu için o yönden bir risk taşır. Ama yapan homoseksüel olmaz, dinden çıkmaz, harama girmez hiçbir şey olmaz. Ama benim şahsi kanaatim olarak fitnenin yatışması gerekir gençlerin daha rahat tavır gösterebilmesi için. Ama dövmede hiçbir şey yok. Delikanlılık alametidir dövme, inşaAllah. Yoksa Osmanlı’da küpe vardı, Yavuz Sultan Selim küpe takıyordu. Ama şu an yanlış anlaşılma ihtimali yüksek. Yanlış anlaşılma ihtimali kalkarsa o zaman bir daha sorarsınız, inşaAllah.

VTR: Ahit Sandığı’nı sadece Hz. Mehdi (as) mı bulacak?

ADNAN OKTAR: Ahit Sandığı Hz. Mehdi (as) devrinde bulunacak. Bizzat Mehdi (as) bulacak diye bir mantık çıkaramayız. Mühim olan onun devrinde bulunmuş olması ve onun önüne getirilip teslim edilmesi. Dolayısıyla o bulmuş oluyor. Onun zamanında onun yüzü suyu hürmetine Allah onu bulduruyor yoksa buldurmaz. Ve alıp Allah onun önüne getirttirdiğine göre o bulmuş hükmündedir. Yoksa kazmayla kürekle gidip bizzat kendisi buluyor mudur? İmkansız değil ama bence bulunacak fakat onun yanına getirilecek onun zamanında.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir Filistinli olarak Müslümanların neden bizi desteklemediklerini, neden bize yardım etmediklerini soruyorum? 25 yıldır işgal altındayız, soruyorum neden?

ADNAN OKTAR: Ama bak yakışıklım güzel yüzlüm, üslubunda çok büyük bir hata yapıyorsun onun farkında değilsin. “Neden Irak’a Müslümanlar yardım etmiyor, neden Suriye’ye yardım etmiyor, neden Yemen’e yardım etmiyor, neden Afganistan’a yardım etmiyor, neden Libya’ya yardım etmiyor?” desen ve Filistin’i de bunların arasında saysan olur. Yani neden İttihad-ı İslam olmuyor, neden Müslümanlar birleşmiyor? Ama sen diyorsun ki “Filistin’i niye Müslümanlar  kurtarmıyor?” Öbürleri? “Onlar beni ilgilendirmiyor”a geliyor bu. O zaman adam seni niye kurtarsın? Eğer genel bir sevgi yoksa, Müslümanların hepsini kurtarma arzusu yoksa sadece seni niye kurtarsın? Ne özelliğin kalıyor? Ama Müslüman diye kurtulması gerekiyorsa ki doğru, bütün Müslümanların kurtulmasını iste Filistin’i de bunun arasında say. Doğrusu bu olur. Orada hata yapıyor gençler. Özelikle Filistin konusunda çok büyük hata yapılıyor. Sürekli Filistin’in kurtuluşu. “Suriye; orası beni ilgilendirmiyor. Afganistan; beni ilgilendirmiyor.” O zaman seni kimse kurtaramaz. Hepsi seni ilgilendirecek hepsini kurtarmak isteyeceksin. Bu da İttihad-ı İslam’la olur. İttihad-ı İslam ne demek? Müslümanların başına birisinin geçmesi, bir lider etrafında toplanmaları. Nedir bu lider? İmam Mehdi (as).

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Irak’ta merkezi hükümetin kontrolü sağladığı tartışmalı alanlarda sıkışan PKK’lı teröristlere, bölgede kontrolü ele alan unsurlarca çıkış koridoru açılacağı söyleniyor. TSK’nın Irak’ın kuzeyinde yürüttüğü operasyonsa teröristlerin söz konusu hareketlenmelerine karşı önlem niteliğinde. Şu ana kadar Irak-İran ortak operasyon gücüyle PKK’lıların çatıştığına dair haber gelmedi. Irak ordusunun girdiği bölgelerden Peşmerge çatışmadan çekildi. Kerkük’te halen bulunan 700 kadar PKK’lının çıktığına dair henüz bir bilgi yok.

ADNAN OKTAR: Niye koridor açıyorlar? Askeri cemseleri getirsinler o pislikleri doldursunlar hepsini hapishaneye. Ne koridoru? Koridor da cemseye doğru koridor açacaklar. Kulağından tutup cemseye atacaklar, böyle. Hazır ayağına gelmiş ne bekliyorsun? 700 tane üstelik. Bir de onlara gece-gündüz mehter marşı dinletip Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Merve, Amasya Üniversitesi’nde okuyorum. Bir insanı ilk gördüğümüz anda güvenebilir miyiz? Yoksa zaman önemli midir?

ADNAN OKTAR: Merve çok güzel kızsın. Allah güzelliğini kat kat artırsın hayran oldum güzelliğine, maşaAllah. Ve çok temiz yüzün, çok asil ve afif, nurlu, iffetli, klas, kaliteli bir kız olduğun anlaşılıyor. İnsan bakar bakmaz saygı duyuyor. Güzel yüzlüm, sana layık olacak bir adamın tabii ki kendini ispat etmesi gerekir. Çünkü sen büyük bir nimetsin, güzelliksin. Zaman bir şeyi pek halletmez. Akıl kullanılması gerekiyor. Zaman, genç kızlar onu yanlış biliyorlar diyorlar ki “zamanla anlaşılır” zamanla hiçbir şey anlayamazsın. Sana adam sürekli rol yapar. Yüz kere görüşürsün yüzünde de rol yapar. Akıl kullanılması lazım yani çok akılcı sorularla onun samimi cevapları, yüzündeki ifadesine göre, vücut diline göre değerlendirilmesi gerekiyor. Bir psikolog gibi olacak bir genç kız. Allah’a inanıyor mu, dine inanıyor mu, samimi mi, Allah’a kendini adamış mı, egoist mi değil mi? Egoistse zaten tehlike büyük. Egoist bencil bir adamın şakası olmaz. Yani her halükarda tehlikelidir. İstersen on sene analiz et fark etmez. Sana saygı duyuyor mu, değer veriyor mu, iffetine, haysiyetine, şerefine, namusuna, sağlığına sıhhatine, neşene, sevincine, güzelliğine önem veriyor mu? Özen gösteriyor mu, emek veriyor mu, gayret ediyor mu? Bunlar kısa sürede anlaşılır. Ama tabii bir gün içinde anlaşılır mı? Bence bir günde de anlaşılır. Yüzündeki ifadeden falan anlaşılır ama benim genç kızlara genel tavsiyem zamana iyice yaymaları tabii ki. Defalarca test etmeleri, tavrına bakmalı, yalan söylüyor mu, oyun oynuyor mu, en ziyade Allah’tan korkuyor mu onun çok üstünde dursunlar. Bencil olması çok tehlikeli olur, onun çok üstünde dursunlar. Bir de merhameti, şefkati biliyor mu? O hemen anlaşılır merhamet ve şefkat. O zaman bir mahsuru yok arkadaş olmaları iyi olur, hayırlı olur.

Evet.   

VTR: Temizlik imandan gelir diye bir söz var bu ne kadar doğru?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm, tabii ki tam bağlantılı. Çünkü akıllı oluyor temiz olan insan. Akıllı olan temiz, temiz olan da akıllıdır. Çünkü pislikten rahatsız olmuyorsa şuuru kapalı anlamına geliyor. Mesela elleri pis, ayağı pis, ağzı pis, saçları pis fakat farkında değil. Yattığı yer pis, her yer pis. Pis şeylere dokunuyor onunla yemek yiyor. Bu kadar şuuru kapalı bir adamın aklı nasıl yerinde olsun? Belli ki aklında kapalılık var. Çok bariz delillerden biridir bir adamın pis olması. Ne kadar temiz ve titizse o kadar akıllı olduğunu gösterir. Ama bazen de bu temiz olur ama bu hastalıktan kaynaklanır, anormaldir tavırları falan ama, ahlakı da terstir egoist bencildir fakat titizlik hastalığı denen bir hastalığa yakalanmıştır. Sandalyeyi yıkar, halıyı basan olur halıyı yıkar, kapının kolunu tutanlar olur onu çamaşır suyuyla falan siler. Bu da kötü bir şey tabii normal bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey. Benim bir sorum olacaktı. İslam Birliği kurulursa eğer Hz. Hızır (as)’ın görevi ne olacak?

ADNAN OKTAR: Sürekli Hz. Mehdi (as)’ı desteklemesi gerekiyor. Hz. İsa Mesih (as)’ı desteklemesi gerekiyor. Çünkü her halükarda insanların içinde anormal insanlar var, her şey olabilir. Hz. Hızır (as) her an tetikte. İslam Birliği’ni yıkmak isteyenler olabilir. Hepsinin başına dünyanın göçertilmesi gerekiyor, o görev Hz. Hızır (as)’dadır. Açıkça söyleyeyim faili meçhul cinayet işler Hz. Hızır (as), adam öldürür yani açıkça. Hz. Mehdi (as) karşıtlarını, Hz. İsa Mesih (as) karşıtlarını faili meçhulle öldürür. Bu Kuran’da açıkça görülüyor. Yalnız vahiyle hareket eder bunu yaparken, Allah’tan emir alarak yapar. Yahut devlete büyük bir zarar verecekse, İslam’a büyük bir zarar verecekse onu da faili meçhulle öldürür. Hz. Hızır (as)’ın mühim özelliklerinden biridir. Ama hiçbir şekilde yakalanamaz bu mümkün değil. Hz. Hızır (as)’ın hapsedilmesi, mahkeme edilmesi mümkün değil. Her ne olursa olsun bulunamaz faili. Allah’a, dine, vatana, millete, bayrağa ciddi zararları olacağına kani olduğu, çok kilit riskli birisi olduğunda faili meçhulle öldürdüğünü Kuran’dan anlıyoruz. Büyük yıkımlar yapabilir, büyük yıkım. Mesela bir binanın yıkılmasını sağlayabilir. Mesela farz edelim 11 Eylül’deki bina gibi farz edelim Amerika’daki ikiz kuleler gibi düşünelim. Bunların yıkılmasını sağlayabilir. Ve bunun arkasındaki gelişecek olayları da bilerek bunu yapar. Buna benzer. Artık onun gerisini siz düşünün.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Yüksek Seçim ve Referandum Komisyonu, bölgede iki hafta sonra yapılması öngörülen başkanlık ve milletvekili seçimlerine ilişkin hazırlıkların askıya alındığını bildirdi.

ADNAN OKTAR: Herhalde öyle olması lazım. Çünkü zaten şu an olay daha yeni. Tutuklamalar falan da olabilir. Ortalık karışık. Önce bir ortalığın yatışması gerekiyor. Boş yere çıkarttı adam. Otuz kere söyledik. Kendi başını da derde soktu. Bir avuç İngiliz derin devleti elemanının konuşmasından ürktü, korktu, tedirgin oldu yani. Halbuki Türkiye yanında, biz yanındayız, MİT yanında, biz derken halk. Çok büyük hata yaptı.

KARTAL GÖKTAN: Arada izleyeceğimiz videolar hakkında bilgi vermek istiyorum. Irak Türkmen Federasyonları Başkanı Sayın Mehmet Tütüncü’nün, Tarihçi ve Yazar Sayın Metih Hasırcı’nın, Anadolu Alevi İslam Derneği Başkanı Yardımcısı Sayın Kenan Doğan’ın sizin eserleriniz, faaliyetleriniz ve A9 TV ile ilgili konuşmaları var. Bu videoları izleyebiliriz.

BÜLENT SEZGİN: Evet, bu videolarla devam ediyoruz, tekrar birlikteyiz.

VTR: Tarihçi ve Yazar Sayın Metin Hasırcı - Anadolu Alevi İslam Derneği Başkanı Yardımcısı Sayın Kenan Doğan ve Kanaat Önderi - Irak Türkmen Federasyonları Başkanı Sayın Mehmet Tütüncü

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, sizden bir şeyler bekliyoruz.

ASLI HANTAL: Somali’de meydana gelen ve en az 300 kişinin hayatını kaybettiği kanlı terör saldırısının esas hedefinin Türkiye’nin Mogadişu askeri üssü olduğu iddia edildi. Türk askeri üssünün saldırganlar için en stratejik öneme sahip hedef olduğunu, üssün Somalili güvenlik kuvvetlerine personel yetiştirdiğini ve saldırganların da bundan dolayı bu üssü önceden vurmayı amaçladığını kaydetti.

ADNAN OKTAR: Evet, daha geniş tedbir almak gerekiyor demek ki Somali’de. Ama Tayyip Hocam’a helal olsun Somali’de hakikaten güzel faaliyetleri var. Akıllı delikanlı Tayyip Hocam aferin, maşaAllah. Her yerde tedbir alıyor. Bir dünya devleti görünümünde güzel. Ama İslam ülkeleri daha hala tereddüt ediyorlar İslam Birliği için. “Hadi birleşelim” demeleri lazım. Teklifin onlardan gelmesi gerekiyor. Tayyip Hoca otuz kere söyledi “birleşelim, birleşelim” uyuyorlar. Uyuyacak ne var, işte birleşelim ne kaybedersin? Ayrı olunca ne kazanıyorsun? Birleşsen ne kaybedersin?

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Amasya’dan Cansel. İnsanlar birbirlerini sevdikleri için mi kıskanırlar?

ADNAN OKTAR: Bir kere Cansel hiç hilafsız çok çok güzelsin, bayağı şeker bir kızsın. Amasya’nın bence en güzel kızlarındansın. Güzel yüzlüm, ben mesela buradaki kız arkadaşlarımın hepsini kıskanıyorum. Nasıl kıskanıyorum? Aman sağlıklarına zarar gelmesin, dinlerine imanlarına bir zarar gelmesin, mutluluk neşe sevinçlerine zarar gelmesin, sağlık ve sıhhatlerini koruyalım, nasıl spor yapabilirler, dışarıda insanların onlara kötülük yapmasını nasıl engelleyebilirim hep bunları düşünürüm. Bu bir kıskanmadır. Ama öbürü, adam kız arkadaşı oluyor beraber bir dost görüntüsünde oluyorlar, arkadaş görüntüsünde oluyorlar. Telefon açıyor diyor “Şimdi bana konumunu at” “Niye?” Kıza söylüyor yani. Fahişelik yaptığından şüpheleniyor, fuhuş yaptığından şüpheleniyor. Ne kadar aşağılayıcı bir şey. “Bana şu an bulunduğun yerin görüntüsünü telefonla evire çevire bir göster” diyor şöyle 360 derece dönerek. Yani varsa fuhuş suçüstü yapacak adam. Kız göstermediğinde “ha yandın sen” diyor “belli bir şey var” diyor. Bu ahlaksızlık bu, bu iftira, bu güvensizlik, bu terbiyesizlik, bu münasebetsizlik. Güvenmiyorsan niye arkadaş oluyorsun? Saygın yoksa değer vermiyorsan niye arkadaş oluyorsun? Olur mu öyle münasebetsizlik? Ee, on dakika sonra bir daha, on beş dakika sonra bir daha, çok büyük terbiyesizlik bu. “Niye?” diyor “kıskancım ben” diyor. Ne kıskancı, güven yok, sevgi yok, saygı yok, hürmet yok, Allah korkusu yok. Adamın her türlü ahlaksızlık yapacağına inanmış, ondan sonra seviyorum diyor. Seven insan bir kere güvenir, güvenmiyorsun ne seveceksin? Yalan söylüyorsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Cenneti merak ediyorum, bize anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Bak şimdi bak herkesin burada nefesi kesildi. Harikulade güzelsin. Kaş, göz, burun, dudaklar, çenen, alnın, saçların dünyalar tatlısısın sen. Allah sana hayırlı, bereketli, hidayetli uzun ömür versin. Allah seni kutsasın, Allah seni bana cennette kardeş etsin, yakın etsin. Çok çok güzel insansın, her türlü kötülükten Allah seni mahfuz etsin. Ne kadar tatlı dişler falan her şeyi şeker çok güzel. Ses tonu da çok güzel bayağı kaliteli çok klas bir kız, maşaAllah. Cennet; öldüğümüzde iman ehli olduğumuzda yani açık şuur ve akıllı olduğumuzda dürüstsek, vicdanlı yaşadıysak bizi coşkuyla bekleyen bir kalabalıkla karşılaşacağız. O andan itibaren cennet başlar yani hiçbir gecikme olmaz. Her aşaması cennettir, en son aşamada cennet değil. Hemen cennet başlar. Çünkü cennet ehlinin her aşaması cennettir. Mesela sen bir saraya giriyorsun kapısından giriyorsun, ara koridorlardan gidiyorsun ama orası bir saray, bahçesinden geçiyorsun bir saray. Kapıda seni karşılıyorlar, değil mi saray güzelliği. İç kapıya giriyorsun orada da “hoş geldiniz efendim” diyorlar. Bunlar hep bir sarayın güzelliği. Ahiret de böyledir. Müminin rahatsız olduğu, korku duyduğu, tedirgin olduğu hiçbir şey olmaz. Müthiş bir güvenlik duygusu kalbe hakim olur. Yani ölüm anında öldüğünde müminde müthiş bir güvenlik duygusu ilk defa veriliyor. O, biliyorsunuz Kutsal Sandık’ta da olan Allah tarafından verilmiş bir güçtür. Kalplere bir ferahlık, korku olmayacak ruh hali. Sekinet deniyor buna. Sekinet, ölüm anında ani olarak bir sekinet oluşur, müminde bir huzur yani kafa netliği oluşur. O andan itibaren korku, tedirginlik, huzursuzluk, dikkat verememe, konsantrasyon bozukluğu bunların tamamı kalkar. Çok keskin ve düzgün bir hayat başlar. Zaten cennet dediğimiz budur. Yani acı çekmemek, hep güzel sözler duymak. Şimdi sen Azrail (as)’la karşılaşıyorsun, Azrail (as) süper yakışıklı ve çok hürmetli ve acayip sevgi dolu. Zaten cennet o. Yanındakiler de dostların, sevdiklerin zaten cennet. Karşıladıkları yer güzel. Her aşama güzeldir. Mesela mümin sorgulanıyor ama sorgulandığı yer de cennet. Mesela karanlık bir odaya sokup karşısına geçip böyle devlet memuru bazen sorgular ya bazı yerlerde, öyle değil. Mesela diyor ki “sen şöyle güzellik yapmışsın böyle güzellik yapmışsın bunlar doğru mu?” “doğru inşaAllah, siz daha iyi biliyorsunuz, Allah daha iyi bilir, sizler daha iyi bilirsiniz sizler görevlisiniz” diyorlar o şekilde. Onore etmek içindir yani sorgulamada mümini tedirgin etmek, korkutmak, zora sokmak için bir sorgulama yok. Tamamen usulendir, gönlünü almak içindir. Yani onun yüceliğini, iyiliğini, güzelliğini ona vurgulamak içindir. Oradan mümin cennete alınır. Kapısı yine cennettir, içerisi yine cennettir. Karşılayanlar tanıyarak karşılarlar biliyorlar. Mesela cennette ona ayrılan hurilere o gelmeden önce tanıtılıyor o. Yani huri onu ilk defa görmüyor orada. Cennet görevlileri, cennet gılmanları, vildanları falan bekliyor oluyor o mümini, elan bekliyor oluyor. Karşıladıklarında büyük bir coşkuyla ismiyle işte “hoş geldin” yahut neyse “selam” diyerek onu karşılıyorlar. Böyle ilk tanışma konusu yok. Biz onları tanımıyoruz ama onlar bizi tanıyorlar. Gittiğimizde onlar bizi tanıyorlar. Kuran’daki ifadeler çok açık, çok sarih. Cennet ortamına gelindiğinde müminin aklı hep Allah’ta olur, ilk istediği tecelli olarak görebilmektir. Çünkü dünyada da hep aklında olduğu için. Tabii hakk-ul yakin bir imana sahip olmuş oluyor artık. Yani imanının sınanması kalkıyor iman oturmuş oluyor hakk-ul yakin. Zaten ayette ölüm anına hakk-ul yakin deniyor. Nedir? En yüksek iman derecesi hakk-ul yakin. Bak, en yüksek iman derecesinin ismine ölüm deniyor, hakk-ul yakin. Hakk-ul yakine ulaşmış oluyor yani en yüksek iman derecesine yani kesin iman, netleşiyor. Çünkü hepsini görüyor öldüğünü de görüyor. Şimdi ölme kelimesi orada onun için ürkütücü olmuyor, yani ölme kelimesi anlamını kaybediyor. Ölmenin uyanma olduğunu görüyor. Normalde ölme başka türlü anlaşılıyor biliyorsunuz. Halbuki o ölümden dirilme olduğunu anlıyor orada. Yani orada ölüyken dirildiğini anlıyor. Asıl rüya gibi bir hayattan dirildiğini anlamış oluyor. İlk istenen şey yeme-içme değildir. Allah’ı görmeyi ister müminler, ilk talepleri budur. Onun için ilk tecelli edecek olan Allah’tır yani Allah’ın tecellisidir. Dün de anlattım, Allah tecelli edeceği vakit cennetteki bütün ağaçlar, kuşlar her şeyde ani bir hareketlenme olur. Ağaçların yapraklarında dallarında, kuşlar mesela uçuşmaya başlıyorlar yani bir sevinç meydana geliyor. Orada Allah ismiyle şahsa tecelli edip konuşmaya başlıyor. Ama kısa bir boyut değişikliği oluyor o anda. Onu tarif edemiyor fukaha. “O tarif edilecek gibi değil” diyorlar. Bir mekan değişikliği boyutu oluyor. Yani en-boy algısı ve zaman algısı değişiyor. Şimdi ölümde de bu değişiyor ama orada da değişiyor. Tarif etmeye mecbur değiliz zaten. Anlamamız da, neyi anlıyoruz ki onu anlayalım yani? Sonsuzluğu anlayamıyoruz, birçok şeyi anlayamıyoruz. Mesela anı anlayamıyoruz an. Başka boyutları anlayamıyoruz onu da anlayamayız. Çözmek için de uğraşmayız zaten. Çok hoşumuza gidecek, Allah ile konuşacağız “Ya Rabbi seni çok seviyorum” O da kuluna ismiyle söylüyor “Ben senden razıyım” diyor. “Senin yaptıklarını biliyorum” diyor mesela Allah “bütün hayatını her şeyini biliyorum seni seviyorum” diyor bu kadar.                                                                                              

Ama burada imtihanın zorlu olması çok önemli. O kadar tehlikeli ki cennet imtihanının kolay olması. Cennetin kıymetini müthiş azaltır, iman kalitesini azaltır, sevgi kalitesini çok ciddi şekilde azaltır. Herkes rahat olmak istiyor ya, çok riskli bu. Müminin isteyeceği bir şey değil bu. Akıllıca düşünseler hemen anlarlar. Tamamen rahatta acayip utanırlar. Tamamen rahatla ahirete giderlerse şahıs kendinden utanır onu söyleyeyim. Sevemez kendini, beğenemez kendini. Gerekçe de bulamaz. Yani neye göre? Mesela bizim Hz. Musa (as)’ı sevmemizin nedeni onun çektiği çileler olacak. Biz çilelerinin çok küçük bir bölümünü biliyoruz. Orada tamamını öğrenmiş olacağız. O zaman sevgi tabii akıl almaz yüksek oluyor. Mesela Resulullah (sav)’de de çok az bir bölümünü biliyoruz hayatını küçük küçük bölümler. Ama adam her birini okurken bile terlemeye başlıyor olayı kafasında canlandırdığında. Bak, bayırlık bir yerde iki taraftan ablukaya alınmış Müslümanlar. Adamların elinde kılıç, kargı, topuz, kesici aletler ve vahşi sesler çıkararak sarhoş adamlar saldırıyor, alttan da saldırıyor Müslümanların sayısı da az. Nasıl bir ortam bu sizce? Diyor ki adam, “bu küçük cihat” diyor, “asıl büyük cihat eve gittin mi kendi kafamızda nefsimizde olan vesveselerle boğuşmak” oymuş. Cihadın büyüğü o. Allah diyor ki bak “yürekler ağza gelmişti, hançereye dayanmıştı” diyor “Allah hakkında çeşitli zanlarda bulunuyordunuz” diyor “Peygamber hakkında zanlarda bulunuyorsunuz” diyor. Peygamber (sav)’i bir kere gözden çıkartmışlar. Peygamber diye bir şey yok kabul etmiyor adam. Ayrıca Allah’ı da inkar ediyor “Allah olsa böyle olmazdı” diyor. Halbuki bak o imtihan çok önemli, çok hayati bir şey ama onu akıl edemiyor. Sonra da olay yatışınca pişman oluyor. Hayır, olay yatışmasa cennete gidersin zaten, yatışınca da mahcup oluyorsun. Niye bunu yapıyorsun? Mesela Peygamberimiz (sav)’de hiç fütur yok hiç. Hz. Ebu Bekir (ra)’da yok, Hz. Ömer (ra)’da yok, Hz. Osman (ra)’da yok ama bak bir kısmında var. İşte değeri nasıl anlaşılacak Hz. Ebu Bekir (ra)’ın? Resulullah (sav)’ın değeri neden üstün oluyorlar o zaman? Bu olaylara göre üstün oluyorlar. Bu ayrıca küçük cihat falan değil büyük cihat bu. İnsanın nefsiyle mücadelesi küçük cihattır tam tersine. Nefsi ne olacak? Nefse ne dersen dinler, sus dersen susar, otur dersen oturur. Ne demek nasıl zor olsun yani? “Efendim dayanılmaz istekler gelir insana” diyor. Atma atma öyle bir şey yok. Ne alaka? Yapmıyorum dedin mi yapmazsın, içmiyorum dersin içmezsin. “Efendim buz gibi rakıyı getirirler karşına korlar” diyor “dayanamazsın” diyor böyle ipsiz sapsız. Nihayetinde zehir, ağzını burnunu yakacak zehir, tansiyonun yükselecek, hastalanacaksın bilmem ne. Neyine dayanamıyorsun? “Bu işte büyük cihat bu” diyor. Bunun büyük cihat olduğu falan yok. Senin nefsin çok tıfıl basit bir nefis “dayanamıyorum” diyorsun acz içinde olduğun için. Normal bir insanın böyle bir derdi olmaz. İçmiyorum der biter. Özetle cennet, aklımıza gelen her şey olur. Maddenin içinden geçebiliriz cennette yani eğlenmek isteyen için böyle bir şey var. Cinlerde var bu cinler de yapabiliyorlar. Melekler yapabilir. Aslında çok makul bir şey de bize acayip geliyor şu an. Maddeyi sert bildiğimiz için oluyor. Halbuki madde böyle değil yani sert değil. Maddenin vasfını bilmediğimizden oluyor. Böyle bir madde yok, madde sadece bir algıdır. Yani beynin inancına madde deniyor. Öyle bir şey yok. Sen o inancın içinden nasıl geçemiyorsun, nasıl geçemeyesin? Hayalin içinden niye geçemeyesin? Hayalin içinden geçtiğini sana gösterdi miydi geçmiş olursun bu kadar kolay.

Benim güzelim cennet kuzusuna benziyor, özel yaratılmışa benziyor. Bir daha göreyim. Hayret ne kadar güzel insan, maşaAllah. Canımın içi Allah sana cennet nasip etsin, inşaAllah. Cennette de bana dost etsin Allah, seni mutlaka göreyim ben, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’da bazı ayetlerin kaldırıldığı doğru mu?

ADNAN OKTAR: Ayetleri kaldırmaya kalktılar, kalkıyorlar, istiyorlar ama biz müsaade etmiyoruz. Bak “ayetlerin bir kısmı neshedildi, bir kısmı da ilave var da konmuyor Kuran’a” diyor. “Keçi yedi onun için koyamıyoruz” diyor. Şimdi senin keçine de başlayacağım sana da başlayacağım. Yani keçiyle meçiyle alakası yok. Tatlı hayvanı niye bu işin içine sokuyorsun “keçi yedi” diye? Keçinin bir şey yediği falan yok. Müşriklerin ağrına gidiyor bu, oyun oynuyorlar iş çıkarıyorlar. Müşriklerin uydurması. Böyle bir konu yok. Ayete de ilave veya ek yapamadılar, Kuran olduğu gibi duruyor. Hafız sistemi olduğundan böyle, yazılı olsa değiştirirlerdi ama hafızlığa güçleri yetmedi. Çünkü yüzbinlerce, on binlerce Peygamberimiz (sav)’in zamanında bile binleri bulmuştu hafızların sayısı, baş edemediler. Zaten Peygamberimiz (sav) başta yazdırmadı bunların oyun oynayacağını bildiği için direkt hafızlıkla ama hayret o insanların da bu kadar hafızlık gücü olması kolay değildir hafız olmak. Kardeşim altı bin altı yüz altmışaltı ayet muntazam sırasıyla nasıl ezberlenir? Bu çok büyük mucize, su gibi gözünü kapatıyor baştan sona hepsini.

Hz. Ebubekir (ra)’e diyorlar ki, “Senin peygamberin bir ay süren yolu bir gecede aşıp Kudüs’e gidip geldiğini söylüyor” diyorlar “ne diyorsun?” diyorlar. “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız” diyor “şeksiz, şüphesiz doğrudur” diyor. O yüzden Hz. Ebubekir (ra)’e Sıddık tereddütsüz inanan unvanı o yüzden veriliyor, Peygamberimiz (sav) söylüyor, Sıddık. Bak bu da bir imtihan, bu olmasa nasıl imtihan olsun insanlar? Hiçbir şey olmasın istiyor. Hastalanmayacak, yorulmayacak, başı ağrımayacak, dişi ağrımayacak yan gelip yatacak, sonra da cennet. Ya kardeşim cennette hiçbir şey yapamazsın o zaman, cennette sana sevgi olmaz, sen de kimseyi sevemezsin onu bir türlü anlayamıyorlar. O zorluk akıl almaz kıymetli, her anı kıymetli o yüzden dünya çok kıymetlidir imtihan yönüyle. Cennetle kıyaslandığında dünyanın değeri çok yüksek, cennete göre mesela dünyanın bir on günüyle cennetin on gününü kıyaslarsak on milyonlarca daha üstündür dünyanın on günü, kıyas edilecek gibi değil çok çok üstündür. Çünkü burada hem takvanı göster, hem sabrını, hem şefkat, hem merhamet, hem akıl, hem temizlik, hem nezaket yani yüzlerce üstün özelliğini gösterebiliyorsun. Cennette öyle bir şey yok zaten her yer temiz, sabredeceğin hiçbir şey yok, cömertlik yapacağın da bir şey yok sadece yaşıyorsun. Onun için dünyanın kıymetini iyi bilmek lazım, imtihan yönündeki kıymetini iyi bilmek lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: İslam coğrafyasında barış ne zaman olacak?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlümü bana bir yaklaştır bakayım. Ah severim ben seni nasıl nurlu çok güzel, elinden, yüzünden nur akıyor nur, aferin benim canıma. Başörtüsü de ona çok yakışmış bak nerdeyse sabi bak el kadar çocuk Allah rızası için Kuran’ın hükmüne titizlikle başını örtmüş, cilbab hükmü olarak üstüne geniş bir çarşaf Allah’ın hükmü bu. Neye yarıyor, ne anlamda? Uygunsuz söz edenleri durdurmak, uygunsuz konuşanları durdurmak sokakta, minik o güzel tatlı kalbiyle onu görmüş ve kendi içtihadı olarak diyor ki, ben örtünürsem Allah’ın ayetini yaparım, Allah’ın hükmünü yaparım ve zor da olsa bunu bak benim güzel yüzlüm, nur yüzlüm Allah’ın ibadetini yerine getirmiş tebrik ediyorum aferin benim canıma. Ahzab Suresi’ndeki hüküm. Bir daha ben dinliyorum.    

VTR: İslam coğrafyasında barış ne zaman olacak?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm o kadar güzel vakte geldiniz ki Allah sizi de böyle nurlu olarak yarattı, belki de özel yaratıldınız öyle görünüyor çünkü bu kadar nurlu, bu kadar güzel olmanız normal değil. Çünkü hem güzellik, hem nur, hem temizlik var ve temiz ruhları yani bir fevkaladelik var. Benim kanaatim üç-beş yıla kadar görürsünüz. Ben daha önce öyle demiyordum 79’da, kırk yıl diyordum ama şu an öyle demiyorum üç-beş yıl diyorum ama sonlarına doğru bak diyecekler ki, ‘hani Mehdi (as) çıkıyordu?’ demeye başlayacaklar. Bak bir yere yazın. ‘Hani Allah’ın kurtuluşu ne zaman?’ demeye başlayacaklar. Çünkü o ayet var ya Kuran ayeti onun tahakkuk etmesi gerekiyor, o ayet onun için yazılmış. “Bize bir vaat vardı” diyecekler “nerde, ne zaman?” Tam bunu dedikleri sıralarda çok kısa sürede ani olaylarla ani bir hakimiyet olacak çok ani. Bediüzzaman diyor ya; “Kış gününde yaz, yaz gününde kış gibi” diyor “aniden İslam’ı Allah hakim edecek” diyor. Ama tabii bu yapılırken dünyanın gizli yöneticileri vardır onu da söyleyeyim, gizli yöneticileri devreye girecekler yani sırf halkın isteği değil bu, halkın isteği değil, gizli yöneticilerin de devreye girmesiyle olacaktır. Manevi yöneticileri vardır onların ani kararıyla bu olacak. O duvarcı ustası olan Hızır (as)’ın da öncülüğüyle yani sırf Mehdi (as)’la olan bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben gastronomi okuyorum. En sevdiğiniz yemek nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım şimdi bir şey söylerim sen işin ilmini yaptığın için ama benim kanaatim takdir edeceksin sen çünkü Tokat kebabı ideal bir kebap çeşidi ama ne acıdır ki kültürümüz birçok yerde yok olduğu gibi bu konuda da kültürümüzün yok olduğunu görüyorum çok acı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam, Çorum Kültür Merkezi’ne davet ediyorum sizi, buradaki kitap şenliğine. Sevgili okurlarınızla beraber burada güzel bir çalışma yapabiliriz. Sevgilerimle.

ADNAN OKTAR: Nur yüzlüm Allah nurunuzu artırsın, çok güzel yerler Çorum, Turhal, Tokat bayağı güzeldir. Anadolu çok güzeldir, bayağı güzeldir her yeri güzeldir köyleri aslında çok büyük bir nimet Anadolu. Ama ısrarla bozmaya çalışıyor mesela bazı televizyon grupları elemanlarını götürüyor bazıları için diyorum adam süper arsız ve züppe oradaki o dedelerle, yaşlı annelerle dalga geçiyor bizi eğlendireceğini zannediyor. Bizi kızdırıyorsun kardeşim çok öfkelendiriyorsun. Saygısızlık yapıyor, küstahlık yapıyor, dalga geçiyor kendi kafasınca aptal aptal sorular onları böyle aklı yok hükmüne sokuyor, şehirden gelmiş ultramodern adam ayaklarında, sen kimsin, kimsin sen? Sen onların tırnağı olamazsın, tırnağı olamazsın, seni o köye sokmaları bile senin için bir lütuf, sen oraya bile layık değilsin sen kimsin? Dalga geçiyor kendi kafasınca o zayıf kafasınca, zayıf aklınca buna müsaade edilmemesi lazım ve bu çok kızdırıcı duruyor. Böyle ukala üsluplar kadınlara şaka yapmalar yaşlı başlı kadınlara, abuk sabuk böyle ama mahcup etmeye yönelik, onore edici değil. Böyle densizlikler istemiyoruz. Benim yakışıklımın daveti için çok teşekkür ediyorum inşaAllah diyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Ağrı Diyadin’liyim. Doğulular, Batılılara göre göre daha inançlı, dine daha saygılı, neden?

ADNAN OKTAR: Doğu’da gelenek olarak çok oturmuş ve adap ve edebe çok dikkat edilir Doğu’da. Doğu’yu ben durduk yere övmedim, ben iltifat olsun diye söylemedim on yıldır, yirmi yıldır söylüyorum. Doğu insanı çok klastır, kabadayıdır, vicdanlıdır hep anlatırım mesela misafir odası olur tertemizdir, hiç kendi kullanmaz bir misafir geldi mi hemen orayı açıp orayı kullanırlar. Çay takımı ilk defa onlara kullanırlar, her şeyin en güzelini misafire sunarlar. Yiğittirler, vefalıdır, utanma hissi vardır yani Allah’tan korkar o anlamda, her yönüyle mükemmel insanlardır ama tabii bu bir gelenek olarak yaptı ama PKK’yla bunu bozmaya çalışıyorlar şu an, sökemediler bu dindarlığı. Bu peygamberler yurdunda bu mübarek insanların üzerine deccalı saldılar bu sefer, doğrudan deccali. Biz de kafalarını ezeceğiz Allah’ın izniyle, bir tane PKK’lı bırakırsak bu hayat bize haram olsun bir tane hepsini dağıtacağız Allah’ın izniyle inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Amasya’da yaşıyorum on yıldır. Hayatım, ailem, her şeyim yerli yerinde güzel. Çok ilgi görüyorum ama bazı istediğim şeyler var. Bu istediğim şeyler olmayınca da bunalıma giriyorum ve hayattan artık bir beklentim kalmadı. Nasıl iyiye gidebilirim? Nasıl düzeltebilirim? Bu bunalımdan nasıl çıkabilirim? Adnan Hocamız’a soruyorum yardımcı olursa sevinirim.

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm sen buraya imtihana geldin zaten, biz burada istediklerimizi yapmaya gelmedik sadece imtihana geldik sen teşhisi yanlış yaptığın için sıkılıyorsun. Sen buraya Allah’a kul olmaya, Allah’ın sana sunduğu imtihanı başarıyla neticelendirmeye geldin. Elin yüzün nurlu ama bak Allah insanları mutlaka acz içinde yaratır ve eksiklik içindedir dünya. Sen dünyadan çok şey bekleyecek şekilde gelmişsin, dünyadan hiçbir şey bekleme doğrudan ahirete göre hazırlık yap. Her hareketin Allah’ın rızası için olsun o zaman seni Allah mutlu eder, çok yanlış yola girmişsin, ters yola girmişsin yani dünyadan kam almak, dünyadan zevk almak için uğraşıyorsun dünya bunun için hiç müsait bir yer değil, o yoldan sen hemen geri dön. Kuran’ın yolunun dışında bir yolda mahvolursun Allah esirgesin ve bak Allah eğer yanlış yola girersen buna hiç önem vermez sana söyleyeyim. Allah’ın bunda bir kaybı olmaz, senin çok büyük kaybın olur, sakın böyle yanlış yollarda kararlı olma. Yanlış bir karar aldığın ve bu kararında da sabit olduğun hissediliyor. Derhal Kuran’a dön, derhal Allah’a teslim ol, Allah için yaşa, bütün hayatını Allah’a ada, gece gündüz Allah için yaşa, dünyadan çekil yani öbür türlü sana Allah rahatlık vermez, sakın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kadın cinayetleri neden bitmiyor?

ADNAN OKTAR: Bence çok halim davranıyor polis, savcılıklar, hakim çünkü kanunlar böyle. Ben otuz kere söyledim, kadını öldürecek adam önceden söylüyor. Aniden ortaya çıkan vaka hiç yok. Hepsinde de diyor ki “arkadaş ben öldüreceğim” diyor söylüyor. Defalarca söylüyor. Ve hatta söylüyor detayları da veriyor “ananı babanı da öldüreceğim” diyor adam. Şaka yapmıyor adam. Kardeşim tehdidin şakası olmaz. Tehdit doğrudur “öldüreceğim” diyorsa öldürür. Ölüm tehdidinde ikinci bir ihtimal vermeyin. “Öldüreceğim” dediğinde bu çok büyük bir sözdür. Mutlaka yapacak demektir. Ve özellikle de arkasından da kendini de vuracağını söylüyorsa, intihar edeceğini söylüyorsa bu ihtimal iyice yüksektir. Çünkü adam intihar kararı vermiş ama ölürken yalnız ölmek istemiyor. Başkalarıyla beraber ölünce daha kendini güvende hissediyor olabilir yahut daha hoşuna gidiyor olabilir. İntikam hissiyle ölmek, onu doyurmuş olarak ölmek onu rahatlatıyor demek ki. Dolayısıyla böyle bir tehdidi yapana dünyayı dar etmek lazım. Kanunla hukukla bu yapılır. Yüz kere söyledim. Mesela polise kadın telefon ediyor “efendim bu adam beni öldüreceğini söyledi kendimi öldürürüm anneni de öldürürüm” diyor. Kardeşim polis eksikse tamam iki bin, on bin polis kadrosu daha alalım. İbret meydana getirmek lazım ibret. Konuyu çok uzatıyorlar. Onun için bak hanım kızlara ben söylüyorum tehdit eden olursa ölüm tehdidi bunun şakası olmaz. Özellikle intihar iddiasıyla birlikteyse. “Anneni babanı da vuracağım” diyorsa bak Allah rızası için rica ediyorum bir polise, iki savcıya, başbakana ve cumhurbaşkanına bildirsinler. Savcılığa kendi savcılıklarına neredeyse mesela Üsküdar’da olan Üsküdar’a, en yakın bir savcılığa. Fark etmez herhangi bir savcılık da olur. Hemen öbür savcılığa haber verir internetten haber verecek. Bir de bak rica ediyorum bana söylesinler ben de hukuki süreci takip edeyim. Çekiniyor olabilirler ben takip edeceğim. Bizzat takip edeceğim hukuki süreci. Bak sonra haberi geldiğinde bu beni çok rahatsız ediyor. Bak son benim güzel yüzlüm de çok çok rahatsız oldum. İki satır yazsan ne olur? İnternete vermiş, ben nereden göreyim internette o yazıyı? Keşke görseydim. Ama kapalı da işte “sapık var, tehlikeli”. Desene “ölüm tehdidi var” diye. “Ölüm tehdidi var” de. “Adamın şantaj yapmasından çekiniyorum” de. Bazen de bu çakallar kızları, çocukları bir şekilde soyuyor resmi ellerinde oluyor o çocuk da korkuyor polise haber vermeye. Bir kere kardeşim bunun cezası da çok ağır olması lazım. Öyle bir genç kızın resmini çekip adam şantaj yaptığında burnundan getirmek lazım. Mesela kaç yıl? On yıl ceza ver. Bir daha kimse yapamasın. “İnternette yayınlarım” diyor çocuk da korkuyor genç kız. On altı, on yedi yaşında kız. “İnternette yayınlarım.” Bir de buna önem vermenin, genç kızlar da önem veriyor delikanlı kızsın yayınlarsa yayınlasın ne olur? Niye korkuyorsun? Niye kendini vurduruyorsun bu itlere? Yayınlarsa yayınla dersin ne yapıyorsan yap. Hayır, zaten gereken yapılır ayrı mesele. Bir de böyle bir şeyde onları da burnundan getirmek mümkün kanunla hukukla.

VTR: İyi akşamlar. Hz. İsa (as) Kuran’da nasıl ölüleri diriltiyordu?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm yakışıklım hiçbir zaman için iman etmeye mecbur olacağımız bir olay olmaz. Halk zannediyor ki adam mezarda kemik olmuş işte “ölü kalk” diyor mezarı açıyorlar kemikler birbirine yapışıyor adama et giydiriyorlar adam kalkıp diriliyor. Öyle bir şey olmaz. Hiçbir zaman için, bak hiçbir mucizede bunu iyice akıllarına koysunlar insanların iman etmesine mecbur olacak bir olay asla ve asla olmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Hep makul bir görünüm olur. Mesela üç gün önce ölmüş ölü o devirde mağaraya koyuyorlardı ölüleri, taşı oyuyorlar kapağını da büyük bir taşla kapatıyorlar adam orada duruyor ölü. Toprağa falan gömmüyorlar. Mağara kapatılıyor o kadar taşla. Hz. İsa (as) Cenab-ı Allah’a dua ediyor “Ya Rabbi” diyor “bana güç kuvvet ver, imkan ver” diyor Cenab-ı Allah ona vahyediyor ölüyü kaldırabileceğini. Orada bir ses Cebrail (as)’den duyuyor. Veya Cebrail (as) ona söylüyor. Mesela “Ey” diyor “La mart Allah’ın izniyle kalk mezardan” diyor. Üç gün önce ölmüş. Adam üzerindeki kefenle elleriyle yüzünü yırtıp o şeyleri açıp taşları da itip devirip çıkıyor. Aklın ihtiyarını kaldırır mı? Kaldırmaz. Çünkü ikinci bir ihtimal akla gelir. Adam herhalde bayılmıştı dersin adamı öldü zannettiler o da yüksek bir ses duyunca bağırınca ayılmış ismini duyunca çıkmıştır. O yüzden zaten Hz. İsa (as)’nın talebeleri de iman etmiyorlardı imanları çok zayıftı. Allah ayette diyor “Onların inkarını sezince” diyor ayette açıklıyor inkarını sezdiğini söylüyor. Dolayısıyla böyle bir olay yok yani o tarz da değil. Birkaç kare ölü diriltti İsa Mesih bir kere de değil. Ama yeni ölmüş. Mesela diyorlar ki “falancanın kızı öldü” kız ölmüş annesi babası bağırıyor ailesi kız bildiğin ölü morarmış yatmış böyle kalp durmuş. Bakıyorlar kalbine hakikaten durmuş kalbi. İsa Mesih diyor ki annesine “o ölmedi” diyor “korkma” diyor “uyuyor” diyor. “Kalk kızım” diyor başına elini sürüyor silkelenip kalkıyor. Aslında ölmüş. Ama yeni ölü. Ama İsa Mesih’in ifadesine dikkat edin aklın ihtiyarını almamak için  “o ölmedi, uyuyor” diyor. Normalde bilinmez uyuyor mu öldü mü diye. Yeni gelmiş, muayene de etmiş değil. Muayene etse tamam, bütün halk öldüğüne kani. Doktor getirmişler “öldü” diyor kalp çalışmıyor nefes de almıyor yatıyor. “Üzülme” diyor “anne” diyor kadına. “O ölmedi, uyuyor” diyor. “Kalk evladım” diyor kalkıyor. Kalkıp sarılıyor İsa Mesih’e. Bu tarzda. Bu nasıl aklın ihtiyarını kaldırır mı? Hiçbir şekilde kaldırmaz. Mesela adamın yüzünde baraz hastalığı cildi bozuk İsa Mesih eliyle yüzüne sürüyor “Allah şifa versin” diyor birkaç gün içinde yüzü tamamen düzeliyor. Yahut birkaç saatin içinde düzeliyor. Değer değmez düzelmez. Yani dokunur dokunmaz düzelmez. İlaç kullanmış bir insan gibi mesela adamın yüzünde sivilce falan oluyor kızarma oluyor kortizon iğnesi yapılıyor geçiyor. Ama bir yarım saat alıyor en azından. Yarım saat, bir saat alıyor yavaş yavaş onun gibi. Aklın ihtiyarını kaldıracak gibi olmaz. Hiçbir zaman için olmaz.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Adnan Bey dün yine bir kadın cinayeti oldu. Gaziantep’te kendisinden ayrılmak isteyen kadını otomobilde tabancayla başına iki el ateş edip öldürdü eşi. Yanındaki cesetle birlikte otomobille yaklaşık beş saat kentte dolaştı. Görgü tanıklarının trafikteki aracın kırık camını ve kan izlerini görmesi üzerine ihbarının ardından polislerin iki saatlik çalışmasıyla yakalandı. Annesi sürekli tehdit ettiği “anneni, babanı, kardeşlerini, çocuklarını yaşatmam” dediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: İşte bak dediğini yapar. Önce tehdit ediyor diyorum. Tehdit varsa ölüm yüzde doksan dokuzdur. Öldürecek demektir. Rica ediyorum artık daha nasıl söyleyeyim ben? Polise, savcılığa internette bildirsinler. Yahut iki satır. Kardeşim kesekağıdına yazsa bile olur. “Beni öldürecekler adım şu soyadı şu.” Götürsün versin karakola 155’e de verebilir. 155’e telefon etsin yazılı versin bu kadar. Ama lütfen bana da söylesinler ki ben hukuki sürecini takip edeyim. Yani Allah’ın izniyle dünyayı dar ederiz öyle bir şey olmaz yapamaz yani. Kanun hukuk devleti burası. Bütün mesele hukukun işletilmesinde.

Evet, dinliyorum.

VTR: Allah Kendisi’ni nasıl cennette gösterecek?

ADNAN OKTAR: Şekerliğe bak sen tatlılığa bak sen. Acayip sevimli. Saçlar, eli yüzü çok süper tatlı maşaAllah. Boyut değişikliğine insan çabuk uyum sağlar. Öldüğünde boyut değiştiriyor çabuk uyum sağlıyor. Bir boyut değişikliği daha olacak o boyut değişikliğinde zamansız ve mekansız olarak Allah’ı göreceğiz. Genç bir delikanlı görünümünde.  Güzel bir delikanlı görünümde ve çok çok büyük bir haz alacağız. Dünyadaki en yüksek haz odur. Ahirette alınacak bunun üstüne bir haz yok. En yüksek zevki Allah ona vermiş. Yani o aşk Allah aşkı zevki. Allah’ın aşkı en yüksek aşktır.

AYLİN KOCAMAN: İstediğimiz her zaman görebilecek miyiz?

ADNAN OKTAR: Tabii ki o şekilde. Konuşuluyor, konuşuyorsun. “Ya Rabbi teşekkür ederim verdiğin nimetlere” diyorsun. “Hak ettin” diyor Allah. “Ahlakın güzel” diyor. “Tavrın güzel. Ben seni hep sevdim. Her zaman sevdim” diyor. Ta mesela şu yaşından itibaren. Konuşuyor ama zatı değil o. Tecellisidir. Zatını sonsuza kadar göremeyiz bilemeyiz. Çünkü Allah’ı bilmek için Allah olmak lazım. O da imkansız olduğu için bilemeyiz.

DANIELA ZEYNEP BALAMAN: Her zaman aynı tecelli mi oluyor yoksa farklı surette mi?

ADNAN OKTAR: Değişir tabii yani bir yakışıklı delikanlı suretinde.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sadece topluluğa tecelli etmiyor mu o zaman?

ADNAN OKTAR: Topluluk içinde şahıslarla da konuşuyor. Yani o zor olan bir konu değil. Allah onda bir kural meydana getirdiğini söylemiyor. “Müminlere Allah’tan bir selam vardır” diyor. Yani o konuşma demektir. Ben yakışıklımı bir daha dinleyeyim.

VTR: Allah Kendisi’ni nasıl cennette gösterecek?

ADNAN OKTAR: İnsanların hep aklında vardır ya Allah’ı görmek, Allah’ı görmek. Sırf o rahatlasınlar diye yapıyor Allah. Çünkü Hz. Musa (as) da aklında hep o. “Ya Rabbi Kendini göster” diyor. O kadar ısrar ediyor ki Allah’a arttık, Allah mecburen onu susturacak bir yöntem uyguluyor. Durup durup aynı şeyi söylüyor çünkü. Allah cevap veriyor yine söylüyor. Musa (as)’da öyle bir özellik var. Çocuksu bir tatlılığı var. Mesela gideceksin diyor Firavun’a, “yok gitmeyeyim” diyor. “Ben” diyor “seni görüyorum, duyuyorum onu da yaratan Benim” diyor. “Hadi git” diyor, “yok gitmeyeceğim” diyor. “Kardeşim de gelsin” diyor. Yani o korkuyu aşamıyor. Ama korkmasının nedeni tabii adam çok korkunç azgın. Öldürme şekli facia. Önce çapraz el ayak doğruyor sonra işte dehşetli işkence metotları var. Onları da gördüğü bildiği için öyle bir şey yapacak zannettiği için bir türlü onu elde edemiyor. En sonunda Allah “tamam kardeşini de götür” diyor. “Ona da vahyedeceğim” diyor, ona da peygamberlik verildi. “İkiniz beraber gidin o zaman” diyor. O zaman rahatlıyor. O bir de konuşamamaktan korkuyor. Herhalde benim anladığım tansiyon yükselmesine bağlı taşikardi var. Hem de tansiyon yükselmesi rahatsız ediyor olabilir. Bir de herhalde ekstrasistolü de var. Kalbi hep ani vurumlar yapıyorsa ondan çok tedirgin olmuş. Onu sürekli vurguluyor çünkü. “Kalbim sıkışıyor” diyor. “Göğüsüm sıkışıyor, dilim tutuluyor” diyor. Dilinin tutulma nedeni de bilimsel açıdan eğer değerlendirecek olursak tabii imtihan olarak veriliyor. Yoksa normalde insanlarda pek olmaz o. Nadir rastlanır. Çok heyecanlandığı, sıkıldığı için beyin damarları kasılır, beyin damarları kasılınca insan konuşma yetisini kaybeder. Bayılacak gibi olur. Konuşma güçlüğü çekmeye başlar. Zor cümleler kurmaya başlar. O da onun görüleceğini bildiği için halkın önünde çok mahcup olacağını düşünüyor. Allah’ı koruyamayacağını düşünüyor o yüzden. Ve çok acayip bir konum olacağını. Allah diyor ki “Yaratan Benim, Ben görüyorum git” diyor. Orada işte imtihan dünyası olduğu için bir türlü kanaati gelmiyor. Hatta diyor ki Allah o özelliğine dikkat çekmek için. Asayı onlar atıyor adamlar iplerini falan büyü aletlerini atıyorlar. “Onlar oynamaya başlayınca içinde bir korku hissetti” diyor Allah ayette. Niye korkuyor? Çünkü attığında tak diye düşerse diye çekiniyor, elindeki asa, çünkü herkes güler. Ve Allah’a karşı da mahcup olacağını düşünüyor. İnsanlara karşı da mahcup olacağını ve arkasından da öldürüleceğini yani şehit edileceğini düşünüyor. O yüzden içinde yani bayağı şiddetli bir korku duyduğu anlaşılıyor. Ayet mühim bir konu olmasa söylemez onu. Ama asasını attığında atar atmaz şırak diye yere koskoca bir yılan düşüyor. O zaman tabii içi rahatlıyor. Bir de bayağı maharetli hepsini tek tek yutuyor. Allah’ın ona lütfu o. Normalde hepsini yutmaya bilirdi. Sırf onunki de kalabilirdi. Ama Allah’ın lütfu olarak çok büyük bir nimet. Hepsini yutuyor tek tek. Tabii çok şanlı bir şey. Normalde bu aklın ihtiyarını tabii çok zorlayacak bir şey. Ama yine büyü çok yaygın olduğu için o devirde zaten diyor. Mısır yazıtlarında da “büyücü” diye geçiyor zaten ismi Hz. Musa (as)’nın. Firavun ona öyle hitap ediyor “büyücü” diyor. “Fakat asıl büyük başınız bu” diyor. “En büyük büyücü bu” diyor. Yani yılanları yutunca onun daha büyük büyü yaptığına inanıyor yani. Daha usta olduğu kanaatinde. Bir kademe daha ilerlediğini düşünüyor. Ama öbür büyücüler onun tabii öyle bir şey olmadığını anlıyorlar. Fevkaladelik olduğunu anlıyorlar. Çok güçlü iman ediyorlar. Firavun diyor ki “doğrarım hepinizi” diyor. “Ne yaparsan yap” diyorlar. “Asarım hepinizi, o hurma dallarından sallandırırım” diyor. “Yap” diyorlar yani “öldürürsen öldür” diyorlar.

AYLİN KOCAMAN: “Rabbimize döndürüleceğiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii “hiçbir şey fark etmez” diyorlar. Müthiş bir iman. İşte o çok önemli. Allah’ın istediği bu. Bunun tespit edilmesini istiyor. Adamların kendini görmesini istiyor. Bu imanlarını görmesini istiyor. Öbür türlü nasıl gitsin cennete ne yapacak, ne yapsın? Gitti saraya oturdu, cennet sarayında oturuyor ne olacak? Hiçbir şey olmaz. Bunlar çok önemli. Dünyanın on dakikası ahiretin on bin yılından kıymetlidir. On dakikası çok çok kıymetlidir. Buradaki her zorluklar, işte başı ağrıyor, dişi ağrıyor, ayağı takılıyor, eklemi ağrır. Biri küfreder, biri hakaret eder, biri iftira eder münafıklar olmadık oyunlar yapar. Organize olurlar kahpelik yaparlar. Bunlar çok kıymetli oluyor toplamında.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Yemek yiyen bir tavşan var. 

ADNAN OKTAR: Bir adam bu kadar tatlı olur. Hayret edecek şey. Her şeyi komik. Kulaklar, göz, ağız, burun, yeme şekli maşaAllah.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

ASLI HANTAL: Biz Hocamızın münafığın derin karanlığı kitabından okuyacağız. Hocamız birazdan bizim ile birlikte olacak inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Selam.

ASLI HANTAL: Aleykümselam.

ADNAN OKTAR: Muhabbet artmış ne güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Waldemar Erich, Berlin Spandau’da yaşıyorum ve sorum şu: İşte veya meslekte insanların neden yeteneklerine göre değil de, notlarına göre seçiyorlar? Çünkü yeteneği olan ama okulda sorunlarından dolayı kötü olan çok insan var. Bu çok önemli bir soru.

ADNAN OKTAR: İkisi de birbirinden sevimli. Tertemizler mesela bak Hristiyan diye bunlara adamlar öfkeleniyor. Halbuki nur gibi insanlar. Kuzu gibiler bayağı şekerler ikisi de. Nasıl öfke duyuyorlar ben hayret ediyorum. Bu yakışıklı özetle ne diyor?

AYLİN KOCAMAN: “İnsanları yeteneklerine göre seçmiyorlar notlarına göre seçiyorlar. Halbuki yetenekli olup notu kötü olabilen çocuklar olabilir” diyor.

ADNAN OKTAR: Aferin benim yakışıklıma yeteneği de tabii ön plana almak lazım doğru söylüyor. Ama ikisi de çok şekerler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Fotoğrafçı olsaydınız İstanbul’da en çok nereyi çekmek isterdiniz?

ADNAN OKTAR: Senin tatlılığın biraz fazla yalnız. Sevimlilik tavan yapmış. Allah güzelliğini, tatlılığını daha da artırsın. Sana hidayet versin, sağlık sıhhat versin. Cennet nasip etsin. Cennet kuzusuna benziyorsun sen. İstanbul’un en güzel nereleridir o anlamda soruyor. Üsküdar güzel bence çok. İstanbul havasını çok iyi veriyor Üsküdar.  Sarıyer iyi, bebek iyi, bebeğin aşağı kısımları. Tarabya yani İstanbul’un hakkını veren yerler oralar bence.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yeni resim çalışmanız var Adnan Bey, tablonuz.

ADNAN OKTAR: Yeni tablom adı Sevgi. Bir evvelki resmimi göster.

GÜLEN BATURALP: İhtişam.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Firavun Tevrat okudu mu ve bu Tevrat’a iman etti mi?

ADNAN OKTAR: Tabii, Tevrat o devirde yaygındı role şeklinde. Ve tabii ki o da çok detaylı okudu, bildi. Ve anlatıldı. Sözlü Tevrat’ı da biliyordu. Anlatıldığı halde iman etmedi. Bir daha benim yakışıklımı dinleyeyim.

VTR: Firavun Tevrat okudu mu ve bu Tevrat’a iman etti mi?

ADNAN OKTAR: İşte sorun o, iman etmedi. Tevrat’ın orijinali vardı o zaman bütün Müslümanlar okuyordu o da okudu. Ona anlatıldığı halde, sözlü Tevrat’ta anlatıldığı halde müthiş diretti. Uzun uzundur Hz. Musa (as) ile onların konuşması kısa değildir, kısa bir anlatım değil. Anlatımlarından kısa bölümler veriliyor Kuran’da yoksa çok uzun zaten sarayda kalıyor Hz. Musa (as), tanıdığı birisi buna rağmen iman etmedi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir anda insanın tüm karakteri değişebilir mi?

ADNAN OKTAR: Bir an derken mesela birkaç saat içinde değişebilir. Etkileyici bir insanla konuşursa bir insan iki-üç saatte değişebilir kişi kökten ama akıllı ve samimiyse. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında oluyordu o. Adam geliyor çok vahşi. Putperest, Peygamberimiz (sav)’in sohbetine geliyor on dakika, on beş dakika konuşuyor. Sahabe oluyor akıl almaz akıllı, çok tutarlı, mantıklı, halis, candan bir insan olarak oradan çıkıyor.

Evet.

VTR: Her insan eşit davranılmayı hak ediyor mudur?

ADNAN OKTAR: Ne diyorsunuz?

ASLI HANTAL: Çok tatlı, çok güzel.

ADNAN OKTAR: Birde çok akıllı canımın içi. Nur gibi nur. Çok temiz yüzü. Çok efendi. Tablo gibi yüzü çok güzel. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Her insan eşit davranılmayı hak ediyor mudur?

ADNAN OKTAR: Her insan olmaz tabii yani. Mesela PKK’sı var iti kopuğu var. Onlar olmaz. Ama iyi insanlar tabii eşit davranılmayı hak ediyorlar. Eşit derken sevgiyle, muhabbetle, dostlukla, kardeşlikle, koruyup kollayarak merhametin hakim olduğu güzel bir iklimde yaşamayı hepsi hak ediyor.

Evet.

VTR: Toplumumuzdaki insanlar niye saç rengi farklı olan insanlara daha ön yargılı davranıyorlar?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bir kere çok çok güzel kızsın saçın da çok yakışmış. Çok ciddi bir üstünlük sağlamış. Daha cazibeli olmuşsun. Kaş, göz, burun, dudakların, elmacık kemiklerin, çenen falan genel olarak çok güzel kızsın. Öyle vahşi, akılsız, sanattan, güzellikten, estetikten anlamayan kadın düşmanı tipler var. Bunların bir kısmı homoseksüel oluyor, bir kısmı transseksüellerle falan ilişkiye giren tipler oluyor. Bir kısmı güçsüz iktidarsız tipler. Bir kısmı pis, akılsız, ahmak sana asla ulaşamayacağına emin olduğu için o sende bir kusur arar. Saçın farz edelim boyalı olmasa başka bir şey bulur.  Sokağa çıkman bile onun için yeterli olur. Başını açman yeterli olur. Başını kapasan ona da laf eder. Çarşaf giysen ona da laf eder. Ahlaksız insanlar tükenmez. En iyisi etrafta nasıl böyle, böcekler, hayvanlar görüyorsun onlarla ilgilenmiyorsun bunlar da taife-i hayvanat cinsindendir. Hiç kaale alma. Onlar senin üstünlüğüne, kalitene, nezihliğine, ihtişamına hiçbir şekilde zarar veremezler. Ayette de ona işaret var zaten. “Siz güçlü olun, imanlı olun” diyor Allah “inanmayanlar size zarar veremezler” diyor. Onun için böyle ahlaksızların sözüne itibar etmeniz onlara güç kazandırır. Ahlaksız aşağılık adamları hiç kaale almamak lazım.

Bir daha göreyim.

VTR: Toplumumuzdaki insanlar niye saç rengi farklı olan insanlara daha ön yargılı davranıyorlar?

ADNAN OKTAR: İşte görgüsüzlüğünden, hayvanlığından, karaktersizliğinden. Hayvan gibi yani ne sanattan anlar, ne estetikten, ne güzellikten, ne temizlikten anlar. Bir kadın oldu mu o hemen tahrip edilmesini ister. Kadının yıkılması gereken, tahrip edilmesi gereken bir varlık olarak onların yerinde, kafasında bir imajı var. Onun için onları hiç kaale almayın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Nasıl bu kadar cool görünebiliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ama benim yakışıklım da gerçekten çok yakışıklı. Saçlar muhteşem olmuş, tıraş çok iyi. Hafif favori bırakmışsın ama yüz muhteşem çok çok yakışıklısın. Bayağı güzelsin maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin sana. Allah seni cennetle ödüllendirsin. Nasıl bu kadar? İşte kaderde Allah bizleri çeşit çeşit, renk renk gösteriyor, çeşitli biçimlerde gösteriyor. Görüntü kaderden akışla geliyor. Üç boyutlu görüntü olarak bir mekanizmayla Allah bunu devam ettiriyor. Tabii bu Allah’ın sırrı. Bunu Allah nasıl yapıyor bunu bilmiyoruz. Gölgeyi, ışığı yaratıyor, rengi yaratıyor. Gölge ayrı yaratılıyor, ışık ayrı yaratılıyor, biçim ayrı yaratılıyor. Hepsi birbiriyle uyumlu ve simetri var. Ve perspektif var, perspektif çok zordur. Yani adam mesela ileri gidiyor şu kadarcık oluyor biraz ileri gidince sonra adam geliyor kocaman oluyor. Perspektif Allah’ın sanatıdır bu. Halbuki hepsi aynı yerde. Aynı insanı Allah şu kadar hale getiriyor insanlar şaşırmıyor buna. Beyninin içinde parmak adam oluyor ya adam küçücük. Koskoca dev adam parmak adam oluyor beyninin içinde. Sonra yanına geliyor koskocaman adam oluyor. Bir anda beyninin içinde Allah onu büyütüyor görüntüde. Bak hepsi aynı ekranda ama insanlar hiç şaşırmıyor buna. Yanında bir yetmişlik insan da var, iki buçuk santimlik insan da var. İki buçuk santimlik insanlar yürüyorlar karşıda. Halbuki normalde iki buçuk santimlik insan görse aklını atar. Ama beyninin içinde görüntü olarak olduğu için onu normal karşılıyor. Halbuki bu mucizedir. Allah’ın koskoca insanı iki buçuk santime çevirmesi bir anda. İki buçuk santimlik adamı bir anda bir yetmiş yapması çok büyük bir olaydır. Gölge ayrı yaratılıyor. Işığa göre gölgenin ayarlanması o kadar zor bir şey ki. Tam uyumlu yaratıyor Allah.

Bir bakayım kimler varmış yatta. Beril Hanım’dan başla. Ebru Hocam muhteşem fiziğiyle dikkat çekiyor maşaAllah. Denizin ortasında kamp kurduk yani maşaAllah. Yemek yedik, sohbet ettik. Bu resme ve resimlere haset oranı o kadar yüksek ki ben bu kadar haset eden adam görmedim. Kurdeşen çıkaranlar, mide krampı geçirenler, kalp enfarktüsü geçirenler. Bu kadar kıskançlığa ne gerek var? Kıskançlık kötü bir şey yapmayın, etmeyin. Bir de “tavşan zıplar gemi gider” demiş. Yani “kim takar” efendim, değil mi? “Yalova’daki kamyonların üzerindeki” efendim “portakalları” demiş.

EBRU ALTAN: Gerçekten her yönden çok gıpta edilecek bir insansınız. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, şimdi adamlar enfarktüs geçirir. Bilmem ne falan, nemize lazım? Fazla da adamları hasetten delirtmeyelim. 19 yaşında 19 kız arkadaşım var. Allah’ın hikmeti şu an. 20’ye tamamlanır inşaAllah. Bak 19 yaşında 19 kız arkadaşım var. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Sihir var mıdır?

ADNAN OKTAR: Sihir; canım var da hiçbir şey olmaz sihirden. Boşa millet para yatırıyor. Onun yerine gidip kebap alıp fakire fukaraya dağıtsınlar. Bazen öyle tipler oluyor. İşte “yok sihir, büyü yaptırdık sana. Sihir yaptırdık” falan. Kardeşim sihir yaptırıyorsunuz daha gençleşip daha dinçleşiyorum. Büyü yaptırıyorsun kudretimiz artıyor. Ters etki yapıyor bana yapmayın, etmeyin. Her büyü yapıldığında daha da ehli kudret oluyoruz. MaşaAllah. 2, 4, 8, 16 gelişiyor. Yani ters etki yapar büyü. Müminde ters etki yapar. Daha dinçleşir daha gençleşir. Daha bereketli olur. Büyüye boş yere para yatırmasınlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erkekte kolye veya bileklik gibi takılar olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım olabilir ama yani zaman kötü. Şu an o yanlış anlaşılır. Yoksa bir şey değil yani. Haram olmaz. Kolye de olur hepsi olur ama yanlış anlaşılır. Zaman berbat. Şu zamanı bir aşalım. Şu homoseksüel propagandasını tamamen bir kıralım. Ortalık bir temizlensin. Yoksa Osmanlı leventlerinde falan hepsinde vardı. Kabadayılığın şanındandır. Kolye de olur hiçbir şey olmaz. Ama ortam bozuk.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Çember çevirmek isteyen bir köpek var.

ADNAN OKTAR: Yazık hayvana. Eğittiklerinde ben rahatsız oluyorum. Onu yapmak doğru değil. Uğraşmasınlar hayvanlarla. Kendi normal halinde olsun.

Bizim ufaklıkların resimleri yok mu? Yeni resimleri. Yani ayı gibi olmuş. Tomasin, yani normal bildiğin kedi.

EBRU ALTAN: Bayağı yakışıklı oldu büyünce.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben kediciklerin nerede yaşadığını çok merak ediyorum mesela?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, güzel yüzlüm onlar uzayda yaşıyorlar. Gece olunca uzay gemileri geliyor ve gemilerle onlar uzaya gidiyorlar. Onların hepsinin birbirinden güzel evleri var. Evlerinde muhteşem bir güzellik, muhteşem bir temizlik, muhteşem bir kalite var. Birçoğu annesinin, babasının evinde kalıyor. Bir kısmı evli kendi evinde kalıyor. Bir kısmı iki-üç kız arkadaş bir arada kalıyorlar. Dolayısıyla güzel yaşantıları ama kız arkadaşlarımdan mesela bazılarının evlerine gittiğimde şaşırıyorum. Mesela alt kata büyük yüzme havuzu yapmışlar. Evin içinde. Evin içinde sıcak sulu yüzme havuzu. Muhteşem ve içinde genç kızlar. Havuzda yüzüyorlar. Yani palmiye ağaçları falan. Yani insan tabii nefesi kesiliyor. Cennet bahçesi gibi çok güzel. Seviniyorum öyle güzel yaşadıklarını görünce. Genel kültürleri muhteşem. Kimya yüksek mühendisi, makine mühendisi, çok fazla doktor kız arkadaşımız var. Çok fazla doktor. Efendim iç mimarlar var. Tasarımcı hanımlar var. Efendim ithalat-ihracat yapanlar var. Tıbbi malzemeler ihracat ve ithalatı yapıyorlar. Gayet güzel ve hep zaten bizim kız arkadaşlarımızın çoğu zengin ailelere mensuplar. Seçkin ailelere mensuplar. Yani İstanbul’un köklü ailelerine mensuplar. Hayatları hepsinin çok çok güzel. Zaten temizliklerinden, kalitelerinden anlıyorsunuzdur. Hepsi üniversite mezunu. Yabancı dil bilmeyen yoktur. En az 2 yabancı dil, birçoğunda öyle. 3-4 yabancı dil bilen kız arkadaşlarımız var. Burada konuşma imkanları olmuyor da onun için. Yoksa paleontoloji, tarih, biyoloji, felsefe her konuda yani akıl almaz kültürlüler. Tarif edilecek gibi değil.

AYŞE KOÇ: Tüm bunlar sizin teşvikinizle oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii ki teşvik ediyoruz.

AYŞE KOÇ: Evet ve size sevgimiz de bizim, sizin samimiyetinizden, ahlakınızdan, İslam’ı yayma şevkinizden kaynaklanıyor. Allah aşkınızdan.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yalan makinası yapılabilir mi?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, olur da o yani mantıksız bir şey. Adama diyor ki işte “falanca söyleyince hoplayacak mı bakalım? Oradan anlayacağız” diyor. Mesela adama diyor ki cinayetten adamı götürüyorlar. “Sarıyer” diyor adam hopluyor tabii ki Sarıyer’de mesela amcası Sarıyerli falan oluyor. Acaba oradan mı falan? Adam heyecanlanıyor üzerine iftira atarlar diye. “Hah yakaladık” diyor “seni gidi seni” diyorlar. “Bak heyecanlandın. Seni hapse atacağız.” Olmaz öyle şey. Yani çok mantıksız bir yöntem. Olur mu? Sarih açık delillerle olması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Flört dinen uygun mudur?

ADNAN OKTAR: Flört dinen tabii ki uygun. Ama şartları önemli. Flört yani bir genç kızla bir erkeğin arkadaş olması. Çok çok güzel. Hatta geniş çaplı olması gerekiyor. Nasıl olacak? Şöyle bir; o genç kızın dinine, imanına, haysiyetine, şerefine, namusuna, dinine, imanına -dinine, imanına bak çok önemli bu- sağlığına, sıhhatine, mutluluğuna, sevincine sahip çıkmak şartıyla ve ona bir pislik yapmaya kalkan olduğunda canını feda etmek şartını kabul ederek. Kaçarsa oradan olmaz. Canını feda etmeyi kabul etmek şartıyla o mukaddes varlığı emanet alabilir. Bunu kabul ediyorsa böyle flört, tamam. Onun dışında yok. Yani kirletmeye, aşağılamaya, fotoğrafını çekip internete koyup anasına, babasına, arkadaşlarına mahcup ederek, küçük düşürerek güya kendi kafasınca pis ve alçak yöntemlerle kendine ram etmeye kalkarsa o zaman kanunla, hukukla tepelerine bineriz. Bu olmaz. Çünkü böyle bak burada yazıyor. Diyor ki “genç kızların tehdit altında olduğunda hemen karakola haber versin diye paylaşım yapmışsınız. Şimdi tehdit işi sosyal medyada da gündemde. Çoğu kız internette kandırılıp, tuzağa düşürülüp özel görüntüleri yayınlanmak suretiyle şantaj yapıyorlar” diyor. Mesela bu çok büyük bir ahlaksızlık. Çok büyük bir namussuzluk. Genç kızı bir şekilde herhalde soyuyor internette. Bilmiyor çocuk, cahil mesela bilgisiz o anda boş oluyor. Onu videoya alıyor. Diyor “bunu annene, babana gösteririm.” Ne olması gerekiyor? “Daha fazlasını yapacaksın” diyor. Bu sefer telefonla da resmini çekiyor. Bu sefer çocuktan para istiyor. Başka kötü şeyler istiyor. Yani mahvedinceye kadar. Bu sefer “seni öldürürüm”e  başlıyor. Bu sefer “kendimi de öldürürüm, aileni de öldürürüm” diyor. Kardeşim her aşamasında genç kızlar hiç korkmasınlar onların namusuna, şerefine hiçbir şekilde halel gelmez. Hiçbir şey olmaz bundan. Yani onların şerefi daima yüksektir. Altını çamura at, yere at hep altındır. Hiçbir şey olmaz. Hiç korkmasınlar. Böyle oyuna getirilmekten de korkmasınlar. Yaptıysa adam gereğini yaparız kanunla, hukukla. Hiçbir aşamasında “artık çok geç” demesinler. Hiçbir şey olmaz. Resim çekmişse söke söke elinden alırız. Kanunla, hukukla. Hiçbir şey olmaz. Onlardan çekinme; öyle bir konu olmaz ve ayrıca bu genç kızları küçük de düşürmez. Olabilir, cahillik yapmıştır. Hiçbir şey olmaz. Allah esirgesin, mesela zorla tecavüz de etmiş olabilir. Yahut cahillik yapmış olabilir. Onun onurunu, şerefini o yok etmez. Hiçbir şey olmaz. Çünkü pişman o, istemiyor. O onurlu ve yüksektir. Kesinlikle böyle şeylerden korkmasınlar. Moralleri de bozulmasınlar. Hemen o noktadan itibaren olayı düzeltelim. Hemen karakola, savcılığa müracaat ayrıca mümkünse bana da söylesinler ki hukuki süreci takip edelim. Hiçbir aşamasında moralleri sakın bozulmasın. Hiçbir zaman için korkuya kapılmasınlar. Genellikle korkuyorlar bu çakallardan. Neyinden korkuyorsunuz? Onlar devletten korksun, milletten korksun alçaklar yani niye çekiniyorsunuz onlardan? Mesela bak benim canım anlaşılıyor çekindiği konuşmalarından. Bir şekilde herhalde ona bir açık verdi bilmeden. Yahut işte konuştu, görüştü falan. O anda demiştir işte “bak benimle görüştün, konuştun telefonla. Fotoğrafını çektim. Annene, babana söylerim.” Çocuk korkmuştur. Şimdi karakola falan gitse orada da azarlanacağından korkmuştur. Bir kere karakollarda genç kızlara çok iyi davranılsın. Kadın polis görevlendirilsin. Kadın polis ve karakollarda onlar ayrı bir yerden alınsınlar. Onlar için ayrı bir bölüm olsun. Yani suçluların falan alındığı yere alınmasınlar. Ve hiç mahcup etmeden öyle o alçaklarla da direkt yüzleştirme olmasın. Aynalı odada yüzleştirme olsun. Aynadan baksınlar. Aynalı cam var ya adam onu göremiyor ama o adamı görüyor. “Bu mu?” diye teşhis olur. Göstersinler, “bu” derse bitti. Çocuğu onunla muhatap etmesinler. Ve hiçbir aşamasında hiçbir şekilde korkmasınlar. Bak bu oyunun en tehlikeli yönü bu oluyor. Herhangi bir aşamasında korkmaları. Kesinlikle korkmasınlar. Hiçbir şekilde onurlarına, şereflerine hiçbir zaman için zarar gelmez. Pişman olmuş bir genç kız tertemizdir. Bak pişman olmuş bir genç kız tertemizdir. Olabilir bak gençlik hatası yapmış olabilir. Çocuksu şey yapmış olabilir. Hiçbir aşamada zarar görmesi, kirlenmesi mevzubahis değil. Korkmasınlar, tertemiz insanlar. Toplumda da böyle bazen öyle aptalca teşhisler oluyor. Böyle şey olmaz. Genç kız altın gibidir. Hiçbir zaman için kirlenmez. Değil mi? Çamura atsan da kirlenmez. Batağa atsan da kirlenmez. İnsanlık hali boş bulunup hata da yapmış olabilir. Moral bozulması diye bir konu yok. Her aşamasında savcılığa, polise şikayet edebilirler. Ama lütfen rica ediyorum. Bana da söylesinler ki takip edeyim. Yani hızlandırabiliriz o zaman. Bak eninde sonunda vuruyorlar çünkü. Bak ben bu haberlerden artık çok çok rahatsızım ve çok yoruluyorum. Çok yoruluyorum. Öyle diyeyim de anlayın yani. Çok rahatsızım. Zor bir şey değil. Bak kanun, hukuk bunlara yerleri öptürür. Mermerleri kazıttırır bu adamlara. Böyle bir şey olmaz. Bunların böyle çakallık yapmasının nedeni genç kızları sahipsiz görmeleri. Bazı genç kızların mesela annesi olmuyor yahut babası olmuyor. Veyahut babası, annesi olsa da çekingen oluyor. Onlar da laf gelmesin diye çekiniyor. Çekinecek bir şey yok. Adam çekinsin. Siz niye çekiniyorsunuz? Çekiniyorsanız bana söyleyin ben muhatap olayım. Hukuki yönüyle ben ilgileneceğim. Bana söyleyin. Yani vuruncaya kadar beklemeyin. Sokağa görüşmeye çağırıyor. Belli ki vuracak. Niye gidiyorsun? Sokağa, tenha bir yere çağırıyorsa adam niye çağırır? Vuracak işte. Diyor “gidip, konuşup ikna.” İkna olmaz. Manyak adam ne ikna olacak? Onun ikna olacağı şekli ben bilirim, ben. Onları biz ikna etmeyi çok iyi biliriz. Kanunla, hukukla çok güzel ikna ederiz ve bayağı da hizaya gelirler. Sakın genç kızlar kendileri muhatap olmasınlar, sakın ha. “Gel diyor, şu açıklık bir yere gel” bilmem ne caddesi, bilmem ne, tenha bir yere. Ekmek bıçağı ile çocuğu orada bıçaklıyor. Niye gidiyorsun, nasıl güveniyorsun da gidiyorsun? Adam manyak işte belli. Gece gündüz seni tehdit ediyor, ne yapacak, belli ki öldürecek yani. Aman ha aman, sakın ha sakın ve anne baba duyacak diye hiçbir şey olmaz. Biz onları da ikna ederiz korkmayın. Annen baban yapmamış mıdır yani? Her erkek olabilir, bir kız arkadaşı, kızlar da erkek arkadaşı oluyor, konuşmuş oluyor merak etmiş olabilir, nedir ne değildir. İnsanlık hali bunu bu kadar büyütecek bir şey yok. Bunu bir suç gibi görüp dehşete kapılmanın bir âlemi yok ve dolayısıyla o çakallara malzeme çıkartmayın. Polise, polis alanı değilse jandarmaya, savcılığa iki satır. İnternetten, internet yoksa bak söylüyorum gazete kâğıdı, kese kâğıdına bile olur. Yazın adını, soyadını varsa telefonu, “telefonu şu, adresi bu. Bu adam beni öldürmekle tehdit ediyor” bitti, bu kadar. Mümkünse Cumhurbaşkanına, Başbakana da bildirin ama lütfen bana da söyleyin ki hukuki süreci takip edeyim. Bak her gün ölüm haberi alıyoruz, bu çok rahatsız edici.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Azeri’yim. Bir millet iki devletiz. Biz kardeşiz. Bizi hiç kimse ayıramaz.

ADNAN OKTAR: Aslansın sen aslan, evvelAllah evvelAllah. Nur gibi iki millet ve çok yakın bir zamanda inşaAllah birleşeceğiz inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Kuran mucizeleri insanların dini seçmesinde yeterli midir?

ADNAN OKTAR: Yok, yani sırf onla etkilenmez insanlar ama inanmak isteyene tabii güzel bir manevi destek, kalbini açar, ferahlandırır. Aslında Kuran'a, Allah'a inanmak, vicdandaki özel bir duygudur. İnsanlar iman edecek şekilde özel yaratılır. O vicdanda olan bir insan, normal sokakta yürürken hemen Allah'a iman eder yani ikinci bir yolu olmaz. İman etmediğinde de cinnet geçirir, çıldırır, ölür yani, olduğu yerde ölür. Yani imansız hiçbir şekilde şuuru açık bir mümin yaşayamaz. Bak cinnet geçirerek ölür orada yani çırpınarak ölür, ikinci bir ihtimal olmaz. İman ettiği için de hemen Allah'ın onunla mutlaka bağlantı içinde olacağını bilir. Yani çünkü Allah var, Allah’ın kuluyla bağlantısız olması mümkün değil. Hemen dini bulur, hemen İslam dinini bulur, bulur bulmaz da dine inanır ve her şeyine inanır, hükmüne inanır. Kuran'ı zaten Cenab-ı Allah göndermekle büyük bir lütuf yapmış, nimet bu. Dolayısıyla Kuran'a baktı mı, Kuran'ın dürüst üslubundan, her ayetinden etkilenir. Her ayeti çok dürüsttür, Kuran’daki dürüstlükten dolayı iman eder, Allah'ın kitabı olduğunu oradan anlar. Doğruluk, dürüstlük, gereklilik ve tam anlatılan ruhu açıklaması. Hayatı tam mükemmelleştirmesi, hemen anlaşılır. Öbür ayetler ona destek olur yani Kuran mucizeleri destek olur, o kadar.

Evet dinliyorum.

VTR: Size hiç silah çektiler mi?

ADNAN OKTAR: Bir hançerli saldırı oldu bana, bir kere o yanlış komşuya girdiler. Bir ilk geldiğimde, İstanbul'a ilk geldiğimde yedi kurşun sıktılar, peş peşe çok süratli oldu. Yakından bir yerden ateş ettiler ama ben göremedim yani kurşunu sıkanı göremedim, kaçtı herhalde veyahut gizlenmiş olabilir kendini. Tam yönünü tespit edemedim ama o bizim evin yönüne doğru sıktılar. Orada da ben vardım zaten ama korkutma amaçlı sıktılar benim kanaatim. Ama o hançerli saldırı da direkt öldürme amaçlıydı yaptıkları. Evin önünde bir tuzak kurdular, silahlı tuzak kurmuşlardı. Anlatmıştım size, orada köpekler dönmeye başladı evin girişinde. Mahallenin köpekleri tur atıyorlar daire şeklinde. Hiç gördünüz mü siz böyle bir şey, değil mi? “Bir olağanüstülük var” dedim ben, “içeri girmeyelim” dedim, “bir şey var” dedim. Arabayla yukarıya doğru gittik. “Siz gidin yukarı doğru” dedim, oradan geri ağaçların oradan geri döndük. Geri dönerken polis eskortu çıktı, o da Allah'ın hikmeti. Polis eskortu çıkınca dedim “Şimdi bu polis eskortu varken bir şey olmaz” dedim. “Biz hemen inelim” dedim. O zaman tek geziyordum, hiç bayağı rahattım. Evin kapısını da kilitlemiyordum. İçeri girdim Tytels denen bir adam vardı, Tytels. O aradı dedi “Sen” dedi, “iyi ki, dua et ki yukarı çıktın polis geçerken” dedi, “polis eskortu  olmasaydı” dedi “o polis arabası olmasaydı, biz seni çayırların içinde çimenlerin içinde yatmıştık” dedi. Çalılık vardı, “onların içinde yatmış seni bekliyorduk” dedi  “silahla vuracaktık ama o sayede kurtuldun” dedi. İşte ben de tabii cevap verdim o zaman, burada uygun olmaz. Yine öyle, bir kaç kere daha öyle. Evin kapısına dayandı bir tanesi yine. Gelmiş evin kapısına tekme atıyor, güm güm böyle bütün ayağıyla vuruyor. “Yavrum” dedim, “bak çok sinirlisin” dedim.  “Sen bu durumda kapıyı açsam belli” dedim, “kötü bir şeyler olur” dedim, “kendinde değilsin” dedim. “Hayır, açacaksın” diyor,  bütün gücüyle, mahalle ayağa kalkıyor, güm güm vuruyor. Baktım olacak gibi değil, polisi aradım, Ortaköy karakolunu aradım. “Böyle biri var” dedim, “olay çıkartıyor” dedim. “Hemen geliyoruz” dediler. Bir ses geldi; “Davranma” diye böyle, ondan sonra bütün gürültü kesildi. Polis kapıya vurdu tık diye ben kapıyı açtım baktım çökmüş aşağı. Ellerini ensesine koymuş, duvara yaslanmış, sonra bunu tabii polis içeriye girdi silahın ağzına mermiyi vermiş, bir olay olacak gibisinden. O mermiyi çıkarttı yani normal hale getirdi silahını, şarjöre yeniden taktı. Ondan sonra bunu alıp götürdüler. Komiser “Ben ikna ettim” dedi, “bir daha gelmez” dedi, “şikâyetçi olma istersen” dedi. “Yok, olmayacağım” dedim. Nasıl ikna ettiler bilmiyorum ama “kanaati geldi.” Dedi. “Kesin güvence veriyorum” dedi,” gelmez bir daha” dedi. Doyurucu güzel bir konuşma her zaman için faydalı olur yani. Ben bunu anlatıyorum yani polis veciz bir konuşma yaparsa ikna olur adam, niye ikna olmasın?

Bir kere yine yolda arabaya doluşmuşlar peşimizden arabayla ben gidiyordum. Arabaya böyle vurmaya çalışıyorlar falan,  köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar var ya yöntemi. Baktık olacak gibi değil “Ya” dedim, “sen şu karakola doğru git de” dedim. Oraya gittik, pervasızlar karakolun önüne kadar geldiler. Ben çekinirler zannettim, biz karakola indik. Dedik ki; “Aşağı doğru gittiler” dedik, plakasını verdik. Polis hazırlandı, bu sefer yukarı doğru, polis aşağı indiler ya, geri yukarıya doğru gelmeye başladılar “bak geçiyorlar şu an” dedik. Polisler hemen anons yaptılar. İşte “şu plakalı araba kaçıyor” diye. Polis de durması için söyledi ama durmadılar. Arkasından kovaladılar, biz de arabayla takip ettik bunları. O işte yukarıda, caddenin kesişme noktasında bunları durdurdular. Polis her yerden kesmişti, biz yukarı çıktığımızda her yerde o arabaların şeyleri yanıp sönüyordu, ışıkları yanıp sönüyordu, o polis arabalarının. Hemen hemen bütün yolları kapamışlardı. Polis de maşaAllah refleksi çok iyi. Baktım hepsi çökmüş, eller ensede, ben de elim cebimde geldim. Niye böyle yapıyorsunuz, ayıp falan gibisinden. Bu tip olaylarımız oldu, kanun hukukla çok rahat hallediliyor. Polis bu konularda çok titiz. Bence gereksiz çekingen davranıyor bazı vatandaşlar.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Sayın Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı terörle mücadele konusunda kesinlikle yalnız bırakmayacaklarını açıkladı. “Biz de Suriye ve Irak adımlarını destekliyoruz. Şu an için Sayın Cumhurbaşkanı’nı MHP yalnız bırakmaz.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın sonuna kadar yanındayız, sonuna kadar. Evet.

GÜLEN BATURALP: Bahçeli sözlerinin devamında, “Terörle mücadelenin sonunun alınıncaya Irak ve Suriye’de korsan devletçilikler kurulması kökten engelleninceye kadar Cumhurbaşkanı’nın parti olarak yanındayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah razı olsun Sayın Bahçeli’den. O zaman PKK bir azıp kudurmuştu değil mi? “Sayın Bahçeli bir kükreyin” dedim o zaman bir başladı dümdüz gitti bunlara o zaman maşaAllah. “Bir de Allah rızası için Tayyip Hoca’yı desteklerseniz çok çok güzel olur” dedim hatırlıyorsunuz o zamanları. “Olay parti olayı gibi değil İngiliz derin devleti üstüne çökmek istiyor. Şu an deccal var karşımızda” dedim. Mübarek insan acayip yiğitçe delikanlıca hiç görülmemiş bir şeydir bu. Muhalefet partisi iktidar partisini böyle destekleyecek olacak iş değil. İlk defa oluyor bu cumhuriyet tarihinde yok böyle bir şey. Cumhuriyet tarihinde olmayan bir şey bu. Ama bu gerçek devlet adamı işte. Parti gözüyle bakmıyor vatan, millet, bayrak, Allah, Kitap, Kuran. Bu gözle bakıyor. Parti gözüyle baksa bambaşka olur. Partiyi gözden çıkartmış. Sadece Allah, Kitap, vatan, millet başka bir şey yok. Çok güzel. Doğrusu da budur. Güzel sahip çıkıyor Allah razı olsun. 15 Temmuz’da da sahip çıkmıştı. Doğru yolda. Meral Hanım da çok büyük hata yapıyor. MHP bütün olarak hatta Büyük Birlik Partisi de MHP’ye katılması lazım bir an önce. Bütün gücüyle AK Parti’yi demiyorum Tayyip Hoca’yı desteklemeleri lazım. Şahsını milletçe desteklememiz gerekiyor. Aksi çok büyük günah olur. Çok çok büyük günah olur. Farz, benim kanaatim farz-ı ayındır çünkü Müslüman milletimizin şu an milli lideri. Biz seçtik elimizle. Dürüst efendi bir delikanlı. Oyunları görüyorsunuz peş peşe. Daha hala seri oyunlar İngiliz derin devletinin oyunları. Aman sakın sıkı sıkıya destekleyelim. Bir de Tayyip Hocamı polis çok iyi korusun. Yemesine içmesine çok dikkat edelim. Her şeyine ve yurt dışına gittiğinde parti liderleri önüne gelen her yiyeceği yemesin. Türkiye’den yiyecek götürülsün. Yine orada yesin, Türkiye’den gelen yiyeceği yesin. Güvenme meselesi değil kardeşim bu tedbir. Biz mecbur değiliz orada verilen yemeği yemeye. Veyahut otuz tane meyve suyu var birini polis seçsin heyet mesela beş kişilik polis koruma heyeti seçsin bir bardağı alsın onu götürsün. Mesela on tabak yemek var hiç alakasız adamlara yemek koymuşlar al onu götür. Seçmece olması lazım. Mutfaktan güdümlü yemek olmaz. Mutfaktan üzerinde yazısı olan yemek olmaz. Etiketli yemek olmaz. Su Türkiye’den gelen su. Bunun ayıbı yok. Mühim şahsiyetlerde, kilit şahsiyetlerde buna dikkat edelim. Bakın hiç istisnasız İngiliz derin devleti çok kahpedir, çok çakaldır ve cinayete alışıktır bunlar. Sakın ha müsaade etmeyelim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam merhabalar benim şöyle bir sorum var, Ben hayatımı Kuran ile devam ettirmeye çalışan bir insanım. Rabbimiz Kuran’ın Hud Suresi’nin birinci ve ikinci ayetinde “Bu Kuran’ı Ben tefsir ettim, Ben detaylandırdım, Ben açıkladım” derken “Ya Rabbi neden Sen açıkladın?” “Başkalarına kulluk etmeyesiniz diye.” Size ve başka hocalara neden gerek duymalıyız? Benim sorum bu teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlümün Kuran talebesi olması büyük bir nimet. Allah mübarek etsin Allah kalbini daha da açsın, kalbini ferahlandırsın. Hud Suresi, 1-2 “Elif, Lam, Ra” şeytandan Allah’a sığınırım. “Bu ayetler muhkem kılınmış…” yani açık sarih “…sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından…” Bak “ sonra hüküm ve hikmet sahibi” Allah hüküm veriyor ayette o hükme uyacağız. Ve anlattıkları hikmetli kısa ve özlü “.. ve her şeyden haberdar..” yani gelmişten, gelecekten, bilimden her olaydan haberdar. “…olan Allah tarafından birer birer bölüm bölüm açıklanmış sarih bir kitaptır ki öyle ki Allah’tan başkasına ibadet etmeyin.” Yani müşriklerin inancına uymayın. Kuran’ın dışında uydurma, hurafe zırvalara uymayın. Sadece Kuran’a göre hareket edin. Adam alim de olsa hoca da olsa Kuran’ın dışında put inançlar getiriyorsa inanmayın diyor. “Gerçekten Ben sizi onun tarafından uyaran ve müjdeleyenim.” diyor Cenab-ı Allah ayette. Şimdi Peygamber (sav)’in diliyle Cenab-ı Allah ona bu şekilde ayet indirmiş. Yakışıklım ben mesela sana gerek duyuyorum şu an mesela bizi aydınlattın. Sen bir hocasın şu an. Binlerce insana hitap ediyorsun. Eğer sen bunu insanlara anlatmazsan bundan kimsenin haberi olmaz. Sen nasıl şu an bunu insanlara anlatmakla mükellefsen ve sen bunu bize anlattıysan biz de bunu insanlara anlatmakla mükellefiz. Ama tabii sen burada bunu yanlış anlamışsın. Kuran’a ilave yapan, Kuran’ı değiştiren şirk inancı Kuran burada anlatıyor. Yoksa Kuran’ı anlatmayın emr-i bi'l ma'rûf yapmayın nehy-i anil münker yapmayın demiyor Allah. Bilakis Allah Kuran’ı her yerde insanlara anlatın bilmeyenlere öğretin diyor. Buna emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker denir. Yani Allah’ın yasaklarından insanları sakındırmak nehyetmek ve emr-i bi'l ma'rûf, maruf olanı da Allah’ın Kuran’da bildirdiği maruf olanları bildirmek. Bu Allah’ın emri. Sen ayetin bir tanesini almışsın öbürünü almamışsın. Eksiklik burada. Aldığını da yanlış anlamışsın. Nasıl yanlış anlamışsın? Kuran’a şirk ilave edilmemesi ile ilgili bir ayet bu yoksa Kuran’ı birbirinize anlatmayın, Kuran’ı birbirinize öğretmeyin diye bir ayet değil. Kuran’ı müminler birbirine öğretecek, birlikte okuyacak anlatacaklar. Bilen bilmeyenlere anlatacak hatta Allah ayette diyor ki “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” şeytandan Allah’a sığınırım. “Bilenlerden sorunuz” diyor Allah. Dolayısıyla iyi niyetlisin güzel bir Kuran talebeliğin var ama bence sen beni takip et. Faydası olacak sana. Çünkü bak güzel şeyler öğrendin bilmiyordun güzel şeyler öğrendin.

EBRU ALTAN: “Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun” diye bildiriyor Allah ayette.

ADNAN OKTAR: Evet. Ve ben seni Kuran’a davet ettim kendime davet etmedim bak bu çok önemli. Bana uy demedim. Kuran’ı bilmiyorsun bak sana anlatıyorum diyorum. Kuran’a davet ediyorum. Dolayısıyla ben Kuran davetçisiyim kendime davet etmediğime göre Kuran’a davet ettiğime göre, Kuran’a davet etmem de farz olduğuna göre Allah’ın emri olduğuna göre sen bu hususu öğrenmiş olmakla güzel bir bilgi sahibi olmuş oldun. Dolayısıyla hayır oldu o konuşman.

BERİL KONCAGÜL: Allah ayette “İyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki. İyiliği emredip işte maruf olanı emredip münkerden nehyeden bir topluluk olsun. Hatta diyor Allah “hepiniz toptan savaşa çıkmanız olmaz. Bir kısmınız geride kalsın ilim öğrensin diğerlerine onu öğretsin” diyor anlatsın. Bak Kuran’ı bilmiyorsun gördün mü bilene nasıl ihtiyacın olduğunu gördük. Ben anlatmasam bilmeyeceksin. Demek ki Müslümanların birbirine ihtiyacı var. Kuran’a davet etmek şartıyla. Ama ben sana demedim ki bana benze. Değil mi? Öyle bir şey demedim. Kuran’a benzeyelim, Kuran’da peygamberlere benzeyelim diyorum. Beni örmek alın demiyorum. Kuran’ı örnek alalım, Kurandaki peygamberleri örnek alalım.

Evet.

VTR: Peygamberimiz (sav) Hz Mehdi (as)’nin ismini verdi mi?

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (as)’nin ismini Hz. Ali (kv)’ye söyledi ama “hiç kimseye söyleme” dedi. Hz. Ali (kv) biliyordu ismini. Ama kapalı bir şekilde Hz. Ali (kv) bence anlatmış gibi görünüyor. Kapalı bir üslupla. Nasıl? Onu söyleyemem ama Hz. Ali (kv)’nin konuşmalarına bakın bence bayağı açık söylüyor. Bizim konuşmalarımızı dikkatlice inceleyen Hz. Ali (kv)’nin nasıl anlattığını görür ama kapalı üslubu şudur. Peygamberimiz (sav) diyor ki: “Adı adıma benzer, babasının adı da babamın adına benzer” yani “benim soyadıma benzer” diyor. “Adı adıma benzer, babası da babamın adına benzer. Benim soyadım neyse o addadır” diyor daha ne desin? “Benim soyadım neyse adı o” diyor bu kadar. “Adı adıma benzer babasının adı babamın adına benzer.” Babasının adı ne? Soyadı ile anılıyor. Zaten Araplarda bu şekildedir, baba adıyla açıklanır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hoca’ya soracağım bir soru var. Evrimle ilgili yazıları, konuşmaları farklı ülkelerde evrimi yerden yere vurması çok güzel de, bayanların programda oynaması ya da açıklıkları aklıma yatmadı, bu İslam ile ne kadar uyuşuyor? Bu pek aklıma yatmadığı için böyle bir soru sormak istedim. Cevaplarsa seviniriz. 

ADNAN OKTAR: Ah benim efendi, güzel yüzlü, nezaketli delikanlım benim. Bir daha seni dinleyeyim ben bakayım.

VTR: Adnan Hoca’ya soracağım bir soru var. Evrimle ilgili yazıları, konuşmaları farklı ülkelerde evrimi yerden yere vurması çok güzel de, bayanların programda oynaması ya da açıklıkları aklıma yatmadı, bu İslam ile ne kadar uyuşuyor? Bu pek aklıma yatmadığı için böyle bir soru sormak istedim. Cevaplarsa seviniriz. 

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, nur yüzlüm tabii öyle eğitildiğiniz için, biz de çocukluğumuzda öyle eğitilmiştik, yüz yıllardan beri de öyle bir eğitim olduğu için bu İslam’a zıt, Kuran’a zıt bir hareket gibi görünür. İlk bakışta, gelenekçi Ortodoks eğitim alan bir insan için bu çok şaşırtıcıdır yani kabulü mümkün olmayan bir görüş olarak düşünülür. Ama Peygamberimiz (sav) zamanına baktığımızda kadınların erkeklerin beraber olduğunu görüyoruz ve kadınların dekolte olduğunu görüyoruz. Nitekim Ahzab Suresi zaten dekolteyi sokakta kontrol altına almak içindir yani dekoltenin zararını, dekolteden zarar görmemesi için kadınların, dekolteden meydana gelecek acıları ortadan kaldırmak için müminlere Allah’ın bir tavsiye görünümündeki emridir. Allah diyor ki; “Siz dekoltesiniz hanımlar dekolte giyiniyorsunuz.” Allah ona bir şey demiyor “ama” diyor bak “siz dışarıya çıktığınızda sizi yanlış anlarlar, size zarar vermeye kalkarlar, canınızı yakmaya kalkarlar o yüzden dışarı çıktığınızda, müşriklerle karşılaştığınızda size zarar vereceğini tahmin ederseniz, bunları düşünürseniz kendi içtihadınızla tamamen kapanın, dekoltenizi görmesinler ki size kötülük etmesinler” diyor. Buradan zaten Müslüman kadınların dekolte giyindiğini açık görüyoruz çok net lamı, cimi yok. Ayrıca Nur Suresi’ne baktığımızda kadınların sadece cinsel organlarını ve göğüslerinin örtülmesi gerektiğini görüyoruz çok sarih. O başörtüsüyle ilgili iddianın delili yok, zaten onu ben gece gündüz anlatıyorum tamamen sesleri kesildi. Bak bir kişi bile başörtüsü vardır demiyor artık, bunu internetten takip edebilirsiniz, internete bakın bir kişi bile İslam’da başörtüsü vardır demiyor bitti o konu, kökünden bitti.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hiç kimse itiraz edemedi.

ADNAN OKTAR: Yok itiraz edemedi çok net açıkladım ve bir oyuna getirildiklerini de onlara gösterdim ama çok büyük bir oyuna getirilmişler, o oyundan dolayı da utanca düştüler yani o oyunu nasıl fark edemediklerine şaşırdılar. Bin yıl bir oyunu fark edememişler, büyük bir oyunu fark edememişler bin yıl. Kadınların başörtüsünü teşvik ederek, gelenekçi Ortodoks İslam’a teşvik ederek İslam’ı içine doğru büzüp, kavurup, çökertip rahatça öldürülüp yok edecek hale getirdiler. Mesela binlik çaptaki İslam’ı altmışlık bir çapa getirdiler binden altmışlık. Altmışlığın içinde de buldular, büzdüler, içine çökerttiler ve rahatça yok edecek hale getirdiler. Tam çöküp İslam’ı yok edeceklerken biz devreye girdik çünkü bak Suriye, Irak, Libya bir anda biçtiler, çok kolay oldu. Mısır; hepsini biçtiler. Afganistan; hemen biçtiler. Eğer Türkiye’de de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı olsaydı Türkiye’yi de biçeceklerdi. Ama modern İslam anlayışı, Kuran İslam anlayışını gümbür gümbür gençliğin içine yayıp oturttuğumuz için burada çakıldı kaldılar. Ne ileri gidebiliyorlar, ne geri gidebiliyorlar. Bir de İngiliz derin devletini bütün açıklığıyla faş edip rezil kepaze edince Türkiye’de kollarını, kanatlarını kırmış olduk. Adamlar şu an felç vaziyetteler. Aramıza ajanlar soktular, it, kopuk böyle köprü altı çakallarını gönderdiler, sokağın itlerini gönderdiler, kendi kafalarına göre oyun oynayacaklarını zannettiler hepsi çakal ordusu gibi dağıldı gitti yok oldu, hiçbir zarar da veremediler veremezler de zaten. Çünkü Allah’ın inayet ve kontrolündeyiz. Bak İngiliz derin devleti ve Avrupa diyor ki; “Bunlarda, bu insanlarda müzik yok, resim yok, güzellik yok, bilim yok, estetik yok, kadınlara saygı yok, kadın dekoltesi yok, kadınların hür giyinmesi yok, kadın özgürlüğü yok, kadın sevinci yok, kadının beğenilmesi olayı yok, yok yok yok ayrıca” diyor “ölüm kol geziyor” diyor. Bak sakalını keseni öldürüyorlar, gülmek yasak, zekat vermeyen öldürülüyor, namazını kılmayan öldürülüyor, içki içen öldürülüyor her şeyin cezası ölüm. Ya dövülüyor, ya öldürülüyor. “Dehşet kol geziyor” diyor ve “güzel olan her şey yasak” diyor. “Bu dini kabul ediyor musunuz?” Diyor. Çığ gibi ateizm yayılıyordu Allah’ın izniyle yerle bir ettik bu oyunu. Şu an sesleri kesildi sadece bir inleme sesi geliyor, dümdüz ettik bu oyunu da bozduk. İslam’ı gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı içinde büzüp, yok edip, burup yok edeceklerdi, kırıp yok edeceklerdi buna müsaade etmedik. Çok korkunç bir İslam anlayışı insanlara gösterdiler bak yayınlıyoruz insanların kanı, iliği çekiliyor gösterdiğimiz binde biri bile değil yani o dehşetin binde biri bile değildir gösterdiğimiz. Gerçek gelenekçi Ortodoks sistemi halk bir anlasa dehşete kapılır yani felaket kol geziyor. Asla kılınamayacak bir namaz tarif ediliyor bakın asla kılınamayacak bir namaz, ispat ederim. Üç yüz sayfa anlatıyor adam üç yüz sayfa. Asla alınamayacak bir abdest. Asla yaşanamayacak bir İslam hayatı. İnsanın her yönünü öldüren bir hayattan bahsediyor. Ölmeyeni de kendileri öldürecek bir sistem kurmuşlar, hepsi değil ama bir kısmı bu şekilde, bu oyunu yerle bir ettik. Bak gıkları çıkmıyor en ağa babaları gelsin konuşalım, niye konuşmuyorlar? “Ya” desin “arkadaş sen aklını başına al, nasıl konuyorsun?” Desin. Allah için beni uyarsın, ben Müslümanım, Kuran’dan anlayan bir insanım ve nasihate açığım, ben katı değilim, ben her türlü eleştiriye açığım, bayağı da nezaketli bir insanım, şefkatliyim, çok tutarlı bir insanım. Buyursun gelsin anlatsınlar bana doğru yolu ama bak rezil kepaze olacaklarını bildikleri için, yalancı olduklarının ortaya çıkacağını bildikleri için bir kısmı yanaşamıyor çünkü büyük bir oyun oynanmış Müslüman alemine. Böyle bir Müslümanlık yok, mahvettiler Müslümanları ve bak milyonlarca Müslüman şehit edildi son yıllarda, daha hala devam ediyor. Hayvandan daha aşağı görüyorlar haşa ve birbirlerini de birçok Müslüman hayvandan aşağı görüyor. Ve cehalet, görgüsüzlük, kalitesizlik, perişanlık, kabalık İslam aleminde epey bir bölümünde kol geziyor ve İslam aleminin kendisi bu durumdan utanç duyuyor. Herkes akın akın Avrupa’ya gitmeye çalışıyor, bu rezaleti durdurduk elhamdülillah, deccalın bu oyununu durdurduk. İslam’ı kendi içinde sefalete düşürüp çökertip, yok edeceklerdi bu oyunu durdurduk. Darwinizm’i de yıktık. Materyalizmi de yıktık. PKK zihniyetini de yıktık. İngiliz derin devletini de rezil, kepaze ettik. Münafık zihniyeti de rezil, kepaze ettik kitaplarla. Homoseksüelliğin gelişmesini de durdurduk. Her türlü kepazeliği durdurduk elhamdülillah. Gönlüm son derece müsterih ve devam edeceğiz inşaAllah.

ASLI HANTAL: Adnan Bey, bu ülkelerden bazı resimler görebiliriz. İslam aleminin kalitesizliği ile ilgili.

ADNAN OKTAR: Bütün İslam alemi bu şekilde aşağı yukarı, büyük bölümü.

ASLI HANTAL: Müzik aletini kırmaya çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Müzik aletini kırıyorlar.

ASLI HANTAL: Arabistan’dan bir görüntü. Lübnan.

ADNAN OKTAR: Müzik aletlerini yakıyorlar Lübnan’da haram diye.

ASLI HANTAL: Irak.

ADNAN OKTAR: Hadi orası savaş bölgesi.

ASLI HANTAL: Arabistan.

ADNAN OKTAR: Bak yemek yiyorlar görüyor musun? Kalite anlayışına bak?

ASLI HANTAL: Mısır’ın yukarıdan görünüşü.

ADNAN OKTAR: Kahire.

ASLI HANTAL: Afganistan’dan yine bir görüntü, burası da Afganistan. Mısır.

ADNAN OKTAR: Bak işte gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının Müslüman alemine sunduğu düşünce bu, şeytan oyun oynadı İslam alemine, tuzağa düşürdü, bu tuzağı bozduk biz. Bu sefer de kaliteyi güzelliği görünce adam şok oluyor hayretler içinde kalıyor, “bu nedir?” diyor. Ne oldu, ne oldu? “Ancak küfürde böyle ihtişam olabilir, Müslümanlıkta böyle bir ihtişam olmaz” diyor. “Müslümanlıkta böyle bir kalite olmaz” diyor “küfürde olur” diyor. “Nasıl olur?” Diyor. “Müzik var, resim var, güzellik var, estetik var, hayat var, sevinç var, kadınlar özgür cehenneme me düştük?” Diyor. Görüyor musun? Bak deccal, hadiste diyor ki; “Cehennemi cennet gibi gösterir, cenneti de cehennem gibi gösterir.” Cennet gibi olan hayatı, gösterdiğimiz cennet gibi olan hayatı deccaliyet cehennem gibi gösteriyor, dikkat ediyor musunuz? Bakın propaganda şekillerine bakın, ne diyor? Müslüman güzel giyiniyor “ya” diyor “bu ahir zaman alameti” diyor “deccallık bu” diyor. Müslüman gülüyor “bu tam” diyor “deccaliyet bu” diyor. Müzik dinliyor “bu da deccaliyet,” resim “bu da deccaliyet” diyor. Müslümanın evi tertemiz, kaliteli, gösterişli “mahvolduk” diyor “tam ahir zaman” diyor. Küfürde olunca hayranlıklar içinde bakıyor “ne kadar güzel ya” diyor. Bu kahpe oyunu yerle bir ettik bundan sonra buna müsaade etmeyiz. “El mi yaman bey mi yaman?” Demiş. Bey hepsinden yaman. Müslümanların gücünü, İslam’ın gücünü, Kuran’ın gücünü bütün dünyaya gösterdik ve gösteremeye devam edeceğiz inşaAllah.    

Kısa bir ara verelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü