Harun Yahya

Sohbetler (21 Ekim 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: İyi günler sevgili izleyiciler. Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Buyurun dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan D8 Zirvesi’nde açıklamalarda bulundu. Rakka’da açılan Öcalan posteriyle ilgili ABD’ye tepki gösteren Erdoğan şunları söyledi: “Rakka’da terörist başının posterini asmışlar. Bunu Amerika nasıl izah edecek? İnanmıyoruz yanımızda değilsiniz. Yanımızda olsanız bunu yapmazsınız. Dürüst değiller. Ondan sonra kalkıp bizden zaman zaman talepte bulunmasınlar.”

ADNAN OKTAR: Olay açık, yani adamlar orada komünist bir Kürt devleti kurmak istiyorlar. Ve bunu da yapıyorlar, aylar önce, yıllar önce adamlar açıkladı. Biz de dört yıldan beri anlatıyoruz “tedbir alınması gerekir” diyoruz. Bir kere ideolojik tedbir alınması gerekiyor. Bakın ideolojik tedbir alınmamasının zararını yine gördüler. Orada Barzani’nin askerleri vardı yani onun öğrencileri diyelim yahut adamları çevresi hepsi kaçtı. Niye? İdeolojik eğitim yok da onun için. PKK geldi PKK kaçmıyor, niye? İdeolojik eğitim aldığı için. Bomboş adamlar, hiçbir eğitim almıyor Barzani’nin adamları. Ne komünizmin geçersizliği, ne PKK’nın yanlışlığı, ne İttihad-ı İslam, ne iman hakikatleri, ne Kuran mucizeleri hiçbir eğitim almıyorlar bomboş insanlar. Bir durum oldu mu hemen kaçıyorlar. Bak, operasyon bir başladı Irak ordusu geldi, sivil elbiselerini giyip hepsi kaçtılar. Ama bölgeye hemen PKK intikal etti. Adamlar sayıca az olmalarına rağmen -çok çok az Irak ordusuna göre- Irak ordusuna meydan okuyor. Niye? Çünkü ideolojik eğitim almış, Darwinist-materyalist komünist eğitim almış. Gerilla savaşı şu bu falan eğitimi almış. Komünist ideolojiye inanmış iman etmiş. Sen de orada o insanları inandırsan eğitsen, komünizmin yanlışlığı, Darwinizm’in yanlışlığı, Allah’ın varlığı birliği adam kaçmaz. İmanı güçlü olunca kaçmaz. İşte imanı zayıf olunca kaçıyor. PKK’da mücadelede ana unsur eğitimdir. Bu, bölge ülkelerince ve Türkiye tarafından da yapılmıyor. PKK’ya karşı karşı eğitim yok. IŞİD’in, El-Kaide’nin, Taliban’ın eğitimleri var. Ama onlar da tabii gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının dehşet ve vahşet anlayışını anlatıyorlar. Dolayısıyla PKK burada avantajlı konuma geçiyor. Normalde Kuran mucizeleri, Kuran hakikatleri ve Kuran’ın yeterliliğiyle eğitilseler kahredici bir başarı kazanırlar. Mecburen Avrupa, dünya da destekler. Ama adamlar IŞİD ideolojisini verdikleri için, o zaman IŞİD mi PKK mı dendiğinde PKK’yı tercih ediyor Avrupa. Halbuki bizim modern İslam anlayışımız anlatılmış olsa orada, Avrupa külliyen bizim görüşümüzü kabul eder. Ve derhal PKK da oradan çekilmek durumunda kalır. Orada fikri mücadelenin kazanılması önemlidir. Silahlı mücadeleyle meselenin hallolmadığını görüyoruz. Çünkü Amerika bütün gücüyle yükleniyor silahlı mücadelede ve PKK’ya destek sağlıyor. Destek sağladığında da netice malum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Cennete dair hiçbir şeyi hayal edemez miyiz?

ADNAN OKTAR: Genel anlamda hayal edebilirsin. Genel bir yeşillik var mesela bunu hayal edebilirsin. Uzaktan bakıldığında yemyeşildir cennetin görünümü, bu olur. Ama şimdi ağacını hayal etmek mümkün değil. Çünkü ağacında Allah altın kullanıyor. Dünya altını gibi de değil o altın, daha göz kamaştırıcı, daha etkileyici. Mesela yakuttan ağaçlar var yakut görünümlü ve akıllı ağaçlar. Toprak alelade bir toprak değil. Bildiğimiz bakterisi olan, çamur bulaşan, insanın üstüne yapışan toprak değil. Cennet toprağı insana yapışmaz, insanda kir meydana getirmez. Mesela cennet çayırına uzandığında saba bir yapışma kirlenme falan olmaz. Mesela cennette çamur yoktur, çamur bulaşması diye bir konu yok. Dolayısıyla maddesi ayrı yani bütün yapı ayrı. Ama genel kafasında insan tasarlayabilir düşünebilir. Meyveler benziyor, onu benzetebilirler. Yani hacmi benzer. Mesela portakalın elmanın armudun hacmi aynı hacimdir aşağı yukarı, bir kısmı daha büyük. Ama tatları ve kokuları çok güçlü, çok mükemmel ve kıvamı çok çok daha mükemmel kıyaslanmayacak şekilde. Bir de meyve koparıldığında koparıldı anda yeniden orada oluyor, anında oluşur. Yani derhal oluşur. Koparıp yediğinde şahıs meyvenin orada hemen oluştuğunu görür. O yönüyle farklı ama bu tarz genel bir hayal meydana gelebilir.

Evet.

VTR: Sevgiyi bize tek kelimede anlatabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Çok güzel kızsın çok, Allah güzelliğini kat kat artırsın. Gözlerindeki anlam çok güzel, yüzün çok temiz, yüz hatların mükemmel güzel. Bayağı düzgün güzel bir inansın. Allah seni cennette bana kardeş etsin. Allah hidayetiyle sarsın, sana zorluk acı yaşatmasın. Sevgiyi en iyi anlatan kelime yine sevgidir, aşktır. Sevgiyi duyduğunda insan zaten ona kodludur. Dünyanın her tarafında sevgi kelimesi geçtiğinde insanlardaki negatif unsur bir anda pozitif unsura dönüşür. Sevgiye beynimiz kodludur. Allah kelimesine, sevgiye mesela şefkate. Yalnız şefkat cennette yoktur cennette sadece sevgi vardır. Çünkü acıma gerektirecek bir şey olmadığı için saf sevgi vardır. Şefkat dünyada vardır çünkü insan aciz olduğu için acırsın koruma hissin olur. Ama sevgi kelimesini Allah çok ihtişamlı yaratmıştır. Aşk kelimesini çok ihtişamlı yaratmıştır, o kelimeyi duyan insanların beyninde, ruhunda derhal olumlu etki meydan gelir. Mehdi kelimesi de kodludur insanlarda, bütün dünyada insanlarda kodludur. O kelimeyi bilen bilmeyen her kim olursa olsun o kelimenin etkisi altında kalır Mehdi’nin. Bütün Anadolu’da da öyledir, o kelimeye insanlar hassastır. Mehdi’yi duyduğunda insanlarda bir sevinç, ferahlık ve ümit meydana gelir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İbadetin kazası var mıdır?

ADNAN OKTAR: Orucun olur, hastalandıysa hastalandığı günler kadar oruç tutar. Ama onun dışında bilinçli olarak oruç tutmadıysa onun kazası olmaz. Yahut işte mecbur kalmış, zoraki de bozdurmuş olabilirler onların kazası olmaz. Ama hastalıktan tutulmayan orucun kazası gerekir. Yani yeniden oruç tutulur.

Dinliyorum.

VTR: Gençler arasında boş konuşmayı nasıl engelleyebiliriz?

ADNAN OKTAR: Muhteşem güzel çok çok kaliteli hoş bir kız. Allah korkusu, Allah sevgisi, derin düşünme, ufuk, ideal verme, insanın büyük ideali olması o zaman olur. Ama onun dışında bir insanın ideali yoksa bitti.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Nazlı. Uzun yazıları okumaktan sıkılır mısınız?

ADNAN OKTAR: Eğer yazı önemliyse sıkılmam. Ama boş yazıysa daha başında daralırım hemen kapatırım. Ama önemliyse hiç. Mesela ben Risale-i Nur’u ilk aldığımda sabaha kadar okumuştum hiç kesintisiz. Önemli bir konuysa tamam.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Yusuf (as) vahiy alıyor muydu?

ADNAN OKTAR: Hz. Yusuf (as) tabii vahiy alan bir Peygamber. Zaten vahiy aldığını da Kuran’da görüyoruz, ayetlerin birçoğunda bu ifade ediliyor Cenab-ı Allah tarafından. Babası Hz. Yakup (as) da vahiy alıyordu, Hz. Yakup (as) yani Hz. İsrail (as). Bak bütün gençler Kuran’la hep bağlantılılar, hepsinde bir Kuran sevgisi var, hepsinde Kuran’a karşı bir muhabbet var. Ve hepsi Kuran’ın yeterliliğini hayatlarıyla gösteriyorlar. Hiçbir yerde bağnaz, Ortodoks gelenekçi İslam anlayışının eylemini göremedik hep geri çekildi onlar, garibanlaştılar, içlerine kapandılar. Aydın, aklı başında olan Türk gençliğinin tamamının Kuran Müslümanı olduğunu görüyoruz. Yani Atatürkçü anlayışla, aydın anlayışla Türk Müslümanlığı tarzında yani Kuran Müslümanlığı her yerde hakim. Ve bunu gençlerin buram buram yaşadığını görüyoruz.  

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yeni makalelerinizden bilgi vermek istiyorum. Sol görüşlü Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune’de “Yalnız kurt gerçekten yalnız mı?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Las Vegas saldırısından ve bu tip saldırılarda yalnız hareket eden saldırganlar için kullanılan ‘yalnız kurt’ teriminden bahsediyorsunuz. Bu kişilerin aslında yalnız hareket etmediğini ve bu tür saldırıları perde arkasından İngiliz derin devletinin yönlendirdiğini anlatıyorsunuz.

Endonezya’nın en büyük İngilizce gazetesi The Jakarta Post’ta “Aşırı sağ Avrupa’nın yeni yüzü mü oluyor?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, sanat, bilim, teknoloji, demokrasi ve insan haklarında çığır açmış Avrupa’nın kendi bünyesinde aşırılıkçı sapkın akımlara çok çabuk kapılmasının oldukça tutarsız bir görünüm verdiğini belirtiyorsunuz. Avrupa toplumu kendi öz değerlerine açıkça ihanet anlamına gelen bu çelişkinin üstesinden gelmezse, Avrupa’nın yakın gelecekte çok tehlikeli ve yıkıcı bir sürece girmesinin mevzubahis olduğunu anlatıyorsunuz.

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça Gazetesi Azzaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Kuzey Irak için şimdi harekete geçme vakti” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, savaşmadan barış, huzur, güven ve istikrarın rahatlıkla tesis edilebileceğini anlatıyorsunuz. Ancak Irak ve Ortadoğu topraklarında baş gösterebilecek yeni felaketlerin kapısını tamamen kapamak için etnik kimlik mezhep ayrımı yapmadan Sünni ve Şii kuvvetlerden oluşan bir ordunun muazzam caydırıcı bir güç olacağını belirtiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel söylemişim. Dünyanın her yerinde elhamdülillah gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda sürekli fikrimiz işa ediliyor, yayılıyor. Bu Allah’ın bir lütfu. Aslında bu çok büyük bir olay ama şu an bu nimetin insanların gözünden saklandığını görüyoruz bir hikmete binaen. Yoksa bu görülmemiş bir şey. 300’ün üzerinde kitap, 30 milyon kitap satışı, yüz binlerce, milyonlarca CD’nin dağıtılması, 100’e yakın televizyon kanalında yayınlarımızın anlatılması işa edilmesi muazzam bir hizmet. Çok güzel, maşaAllah.

Evet.

VTR: Kötülüğe karşı en güzel hareket nedir?

ADNAN OKTAR: Peki bu güzellik ne senin bu kadar güzel olman? MaşaAllah, burun, göz, dudaklar, diş, çene her yerin çok çok güzel. O kadar güzelsin ki insan konuşmaya geçemiyor çok çok güzelsin. Şu burnun güzelliğine bak, dudakların, dişin, çenenin, elmacık kemiklerin ve sesin tatlılığına bak. Şapka da çok yakışmış. Saçın çok güzel, muhteşem güzelsin. Allah güzelliğini kat kat artırsın, seni cennetiyle şereflendirsin, hidayetiyle sarsın. Seni cennette mutlaka kardeşim olarak yanımda istiyorum. Allah seninle cennette dost olmayı nasip etsin. Çünkü normalin üstünde bir güzellik.

Kötülüğe karşı en güzel hareket kötülüğü engellemek. Mesela ben normalde it-kopuk takımına çakallara falan cevap vermem. Ama üç-beş kişilik bir çakal ordusunun kendini adam zannetmesi tabii ki makul bir şey değil. Mutlaka kanunla hukukla bu aşağılık adamların kafasının ezilmesi ve hak ettikleri karşılığı alması gerekiyor. Yoksa ben hoşt bile demem adi insanlara, karaktersiz insanlara, muhatap da olmam. Ama ses çıkartmazsan kendini bir şey zanneder. Ama ölçüyü akılcı tutmak lazım tam gerçekçi, tam doğru olan tarzda hareket etmek ve kanunla hukukla hareket etmek gerekiyor. Yani böyle taşkın hareketler falan olmaz. Veyahut işte gerçek olmayan sözlerle olmaz. Ama en baştan kötülüğün önlenmesi Darwinist-materyalist ideolojiye karşı mücadeleyle olur. İman hakikatleri Kuran mucizelerinin anlatılmasıyla olur. Ama buna rağmen kötü olur, Allah tarafından mutlaka kötü yaratılır. Sen istediğin kadar Kuran mucizesi anlat, istediğin kadar iman hakikatleri anlat, Darwinizm’in geçersizliğini anlat, kötünün yaratılması gerekir zaten. Allah bizim yanımıza mutlaka pislik adamlar gönderiyor, mesela lağım gibi insanlar geliyor ve gidiyorlar da. Mesela içlerinden kendiliğinden giden de var, kendi halinde normal makul bir insan olarak geliyor makul bir insan olarak da gidiyor. Ama aşağılık bir köpek olarak geliyor haberimiz olmuyor, aşağılık bir köpek olarak hırlayarak havlayarak gidiyor. Bu bizim imtihanımız için mutlaka gerekli. Yoksa bir elimiz yağda bir elimiz balda rahat öyle bir imtihan olmaz. Mutlaka bu lazım. Yani kötülüğe karşı iyilikle, İncil’de vardır o “sağ yanağına vurulduğunda sol yanağını çevir.” Şimdi tamam o da bir yöntemdir ama şimdi adam kurulmuş makine gibi bütün insanlığa bela saçan bir mahluk. Buraya geliyor ahlaksız yapıyor ama buradan gidiyor yine ahlaksızlık yapıyor, başka yere gidiyor dolandırıyor, bir başkasına gidiyor mesela farz edelim devletin kurumlarındaki insanları gidip dolandırmaya kalkıyor. Gariban ticaret ehlini kandırmaya kalkıyor, oradan gidiyor bir başkasına başka türlü bir ahlaksızlık yapıyor. Gidiyor bir başka yerde başka üçkağıtçılık yapıyor. Şimdi sen tamam, sağ yanağını çevirirsin adama ses çıkartmazsın çeker gider. Ama bu bir mikrop, mikroba tentürdiyot gerekir. Bu da kanunla hukukla olur, akılla olur. Yoksa mikrobu bırak kime ne yapıyorsa yapsın bu olmaz. Tamam senin yanından gitmiş, bünyenden o pislik gitmiş, yani o kirden o pislikten kurtulmuşsun ama gider başkasının yakasına yapışır pislik. Serseri mayın gibi. O yüzden böyle cemiyet mikroplarını böyle aşağılık adamları ahlaksız adamları hem deşifre etmek, hem ahlaksızlığını nezaketiyle anlatmak, hem de hukuki tedbirler almak hayati bir konu. Genel olarak söylüyorum belirli üç-beş kişi, on kişi için söylemiyorum dünyanın her tarafı için bunu söylüyorum. Bazı insan diyor “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, işte defoldu gitti pislik ne yapacağım” falan diyor. Tamam, gider başkasına yine pislik yapmaya devam edecek. Hukukla kanunla kafasını ezeceksin. Cemiyet mikrobu bir insan cemiyetin içinde olmaz. Buna akılcı yaklaşmak gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam merhaba, ben Amasya’dan Recep Dağlı. Size bir sorum var, hiçbir kadını terk ettiniz mi? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Kadın terk edilmez, kadını terk eden sevgiyi terk etmiş olur. Sevgiyi terk eden hayatı terk etmiş olur. Bir manevi ölümdür bir kadını terk etmek bir manevi ölümdür. Çünkü o sana Allah’ın bir emaneti. Aşkla sevmişsin, tutkuyla başlanmışsın ne gerekçeyle terk edebilirsin? Ne diyebilirsin? Sakatlansa daha çok severim, yaşlansa daha çok severim, hastalansa daha çok severim, yatalak olsa daha daha tutkuyla severim. Niye terk edeyim?

AYLİN KOCAMAN: Sizin en önemli özelliğinizden bir tanesi vefadır.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kadın terk etmek demek bir insanın insanlığını, vicdanını, imanını terk etmesi demektir, aklını her şeyini terk etmesi demektir. Kadın terk edilmez. Kadın mukaddes emanettir, Allah’ın mukaddes emanetidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanların birbirine güven duyduğu bir dönem yaşanacak mı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, o kadar güzelsiniz ki ben hayret ediyorum. Mesela sen de çok çok güzelsin. Baksana şu güzelliğe. Kaş, burun, dudakların çok çok güzel. Piercingi de var çok yakışmış. Saçların çok güzel olmuş, gözlerin çok güzel bayağı anlamlı çok çok hoş bayağı güzel kızsın. Allah sana hidayet versin, sağlık sıhhat versin, uzun ömür versin. Cennette mutlaka seni de görmek istiyorum yanımda dostum olarak, sevdiğim olarak görmek istiyorum. Allah onu nasip etsin. Ben güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: İnsanların birbirine güven duyduğu bir dönem yaşanacak mı?

ADNAN OKTAR: İşte Mehdiyet. Allah’a şükür Mehdiyet var yoksa felaketti. Kim kime dum duma. Bak “dünya beşten büyüktür” deyip duruyor Tayyip Hoca. İşte altıncısı Mehdiyet’tir, hepsinden büyüktür. Beşin beşinden de büyüktür Mehdiyet. Mehdiyet’in dışında da bir çözüm olmadığını ortaya koyan bir durum bu. Bak çünkü “çözüm var” diyor Tayyip Hoca ama “İttihad-ı İslam’la olur bu” diyor. İttihad-ı İslam nedir? Mehdiyet. Tek çözümün Mehdiyet olduğunu Allah gösteriyor. “Yeryüzü emniyetle dolacak” diyor Peygamberimiz (sav) ve “hatta birkaç kadın yanlarında hiç erkek olmaksızın rahatlıkla hacca gidebilecek” diyor. Başka bir rivayette de “başları süslü olarak Şam’a kadar kadınlar tek başına gece vakti de olsa yolculuk yapacaklar, ayaklarına çiçekler dokunacak” diyor. Yani rahat giyineceklerini gösteriyor. Bak “başında süsüyle” diyor.

Şimdi iki tablo yaptım, sabah bir suluboya çalışması yaptım. Bir de yağlıboya çalışmam vardı onu tamamladım. Göreyim.

ASLI HANTAL: Gökyüzüne Bakış tablonuz.

ADNAN OKTAR: Gökyüzüne Bakış. Bana bir hanım arkadaşı çağrıştırıyor ama söyleyemem. Çok güzel. Saç tellerine varıncaya kadar, evet. Suluboya tablomu göreyim. Adı ne?

ASLI HANTAL: Yayla.

ADNAN OKTAR: Yayla. Derinlik ve çok fazla boyut. Tablomun ismi Yayla. Suluboya ve tek bir kurşunkalem çizgisi bulamazsınız üstünde tek bir. Normal suluboya biliyorsunuz kurşunkalem altta ana yapı olarak görülüyor, burada yok. Ve olağanüstü zor bir tekniktir suluboya tekniği çünkü kontrol edemezsin boyayı. Evet, Yayla isimli tablomuz suluboya. Evet, görüyorsunuz herkes ve benim tablolarımdaki karakterler imzasıdır. Sadece bana mahsus bir teknik bu dünyada başka yok. Bu suluboya tekniği dünyada yok, bu yağlıboya tekniği de dünyada yok sadece bana mahsus.

EBRU ALTAN: Başka yapabilecek de yok herhalde böyle bir ustalıkta.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Evinizin en çok hangi bölümünde vakit geçiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, o kadar güzelsin ki, şapkan da çok yakışmış. Bak burun fındık gibi, kaş, göz, gamzeler, kulağın her yerin çok güzel. Allah sana uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin, hidayetiyle sarsın. Akşamları en çok benim vakit geçirdiğim yer yatak odamdır, sabah da salondur. Salonda da tablo yapacağım düzenekler var. Tablo yapmak bende şimdi hastalık haline geldi duramıyorum tablo yapmadan.

Bir daha tablolarımı göreyim bakayım. MaşaAllah, Gökyüzüne Bakış. Bak saç tellerine kadar görüyor musunuz? Muhteşem. Ve Yayla isimli tablom suluboya. Müthiş bir derinlik var.

ASLI HANTAL: Dün yaptığınız tablo var Adnan Bey. Sevgi. İhtişam. Kırda Gelincikler. Canlanan Tohumlar.

ADNAN OKTAR: Canlanan Tohumlar, mesela bu hiç görülmemiş bir yağlıboya tekniği, suluboya kağıdı üzerine yağlıboyayla. Bak o tohumların jelatinimsi kapları hepsi tek tek vurgulanmış.

ASLI HANTAL: Ormanda Şimşekler. Örtü. Ateş Böcekleri. Sevgiliye Özlem. Dördüncü Boyut. Dansa Hazırlık. Suya Sevgi. Denizde Dostluk.

ADNAN OKTAR: Balıkların dostluğunu gösteriyor, evet.

ASLI HANTAL: Yağmurda Kuşlar.

ADNAN OKTAR: Evet, kapalı bir yere gizlenmişler, ağaç dalı gibi bir yerin altına.

ASLI HANTAL: Gizli Bahçe.

ADNAN OKTAR: Gizli Bahçe. Her katı ayrı.

ASLI HANTAL: Zümrüt. Japon Balıkları. Denizdeki Tarih.

ADNAN OKTAR: Denizdeki Tarih.

ASLI HANTAL: İncili Kadın. Amazon’da Akşamüstü. Su.

ADNAN OKTAR: Evet, yeterli bu kadar şimdi. Tablolarımız çoğaldığı için artık. Çok büyük bir sanat merkezinde tablolarımın sergilenmesi gerekir. Hafif bir müzik olacak. Enteller gelmesi gerekiyor. Orada sanat kritiği yapılması lazım. Van Gogh’dan şundan bundan bağlantılar yapabilirler kendi aralarında konuşurken.

Günde en fazla 4 saat uyuyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir kadın daha bakımlı nasıl olur?

ADNAN OKTAR: Kadın eğer özgür bırakılırsa kadınlar çok bakımlı olurlar ama özgür bırakılmıyor. Önce kadınlara özgürlük tanınması gerekiyor. Kadınların üstündeki baskının kalkması gerekiyor. Saç bakımı yapıyor olay çıkıyor, dekolte giyiyor olay çıkıyor. Göz makyajı yapıyor olay çıkıyor, takı takıyor olay çıkıyor. Kıyafet giyiyor olay çıkıyor nasıl baş etsin çocuk? Ortayı bulmaya çalışıyor yahut ortanın altı, bakıyor o da olmuyor en iyisi diyor perişan bir kıyafetle çıkayım da bunlar da rahatlasınlar ben de rahatlayayım diyor. Çocuklar eline geçirirse işte uzunca gömlek gibi bir şey bol bir şey giyiyor, altına da işte bir kot pantolon gibi bir şey giyiyor veyahut bir tişört. Ayağında da lastik ayakkabı sokağa çıkıyor. Çünkü bir anlamı yok ki. Beğenecek adam da yok, takdir edecek adam da yok, giydiğinde onu ezecek adam da çok fazla oluyor, idi. Ama bu zihniyeti tepetakla çevirdik. Allah’a çok şükür şu an genç kızlar alabildiğine özgür olma yolundalar. Sanat, estetik ve güzelliğin kapısı da sonuna kadar açıldı ve açılacak açılmaya da devam edecek.

Evet, şimdi dinliyorum.

VTR: Ölümü düşünmek insana ne kazandırır?

ADNAN OKTAR: Canım benim sesin güzel, yüzün güzel. Hemen bak ses tonundan ahlakının güzelliği de anlaşılıyor. Ve hakikaten nefis bir yüze sahipsin. Çok çok güzel insansın. Allah seni nuruyla sarsın. Bu yeni nesil ne kadar güzel cennetten gelmiş gibiler. Allah bunları cennetten ordu olarak gönderdi. Topluca sevgi ordusu, muhabbet ordusu olarak belli cennetten geldikleri bu kadar güzellik normal değil. Ben güzeller güzelimi bir daha göreyim.

VTR: Ölümü düşünmek insana ne kazandırır?

ADNAN OKTAR: Allah sevgisini, Allah korkusunu ve bundan kaynaklanan coşkun aşkı, deli tutkuyu, delice sevgiyi ve sevmeyi ve sevilmeyi kazandırır. Ve Allah’ın amacı da budur zaten.

Evet, dinliyorum.

VTR: Göz zinası diye bir şey var mıdır?

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle mantıksız şey? Dini kaç bölüme ayırmışlar ilaveler yapmışlar. Allah bir tane zinadan bahsediyor. Klasik cinsel ilişki zinadır. Erkek organı ve kadın cinsel organının birleşmesinden meydana gelen olay. Bu, haram olan budur. Zaten Allah diyor “ferçlerini korurlar” ferç cinsel organ. Cinsel organını korurlar. Göz ne alaka bir de gözü ilave ediyorsun göz zinası diye. Ama şimdi Allah’ın haram kıldığı kadının cinsel organına bakamaz bir insan, haramdır. Göğsüne de bakamaz çıplak göğsüne haramdır. Ama Allah orada liste vermiş ayette. Bunlar bakabilir diyor Nur Suresi’nde. Ama bunun dışındakiler bakamaz diyor. Orada harama girmiş olur. Ama zinayı Allah belirlemiş. Zinanın ne olduğu fiili cinsel ilişkiye denir zina diye. Öbürü klasik haramdır. Göz zinası diye bir şey yok. Haram kadının cinsel organına veyahut göğsüne bakmak. Helaliyse bakar. Ve verilen listedeki kişiler görebilirler. Nur Suresi’nde belirtiyor onlar bakabilir görebilirler. Onun dışındaki haramdır yasaktır.

 Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam böyle güzelleri nereden buluyorsunuz? Hep etrafınızda güzeller var.

ADNAN OKTAR: Sen de aslansın sen de yakışıklısın. Allah kalbini temiz ve hoş yaratmış ki hasut ve sevgisiz bir üslupla değil sevgi üslubuyla ve gıptayla anlatıyorsun. Çünkü bu anlattığın üslup gıpta üslubudur. Bir Müslümana yakışan budur. Haset üslubunda ağzından lağım akar. Kin doludur lafı evirir çevirir, bildiği halde anlamazdan gelir. Adam bir fırsatını bulsa anında zina yapar hatta transseksüellerle, homoseksüellerle ilişkiye giren adam. Ama ulaşmayınca ne diyor? Fıkıh alimi kesiliyor başıma. İşte “dekolte giyemez, başını açamaz.”  Bırak sen şimdi bunları samimiyetsiz konuşma bana ayetle konuş diyorum ben sana. Senin aklına benim ihtiyacım yok ayet veriyor musun? “Yok” diyor “ayette yok” diyor. O zaman sen din mi icat ettin? Yeni din icat ettin. O zaman ben senin icat ettiğin dine niye uyayım? Kuran’dan bana bir ayet getir ben ona hemen tabi olurum. Ama senin uydurduğun dine ben ittiba etmem bağlanmam, tabi olmam.

Kardeşim şimdi bu üç belediye başkanı olayı aslında çok büyük bir olay. Bence genel bir teyakkuzda fayda var. Bu öyle küçük bir olay değildir. Bu adamların soğukkanlılığı, vurdumduymaz bir üslup takınmaları çok vahim bir hazırlığı gösteriyor, çok çok dikkatli olmak lazım. Öyle görünüyor. Ve Tayyip Hoca’yla hiçbir zaman için bunların dost olmadığı da anlaşılmış oldu. En en en ihtimalle en güzel ihtimalle bunlar ayrılıp parti kuracaklar. Bülent Arınç şu bu. Deneyin alın boyunuzun ölçüsünü. Hepinizin toplamı bir araya gelse sıfır virgül sıfır virgül oydan başka bir şey çıkmaz.

EBRU ALTAN: Kime bunu söylediyseniz aynen dediğiniz gibi çıktı.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey çıkmaz bunlardan boş yere uğraşıyorsunuz ve Tayyip Hoca’ya karşı eğer kıskançlık gözüyle bunu yaptıysanız çok yazık. Eğer Tayyip Hoca’ya haset ettiyseniz çok ayıp. Ama inşaAllah böyle değildir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Mustafa Bağıröz. Emekli Kuran Kursu öğretmeniyim. On altı sene oldu. Yurt dışında da görev yaptım ondan sonra bakıyorum seyrediyorum Adnan Bey’i orada güzel bazı konuşmaları beğeniyorum. Ondan sonra da konuşurken arada bir çiftetelli oynamaya kalkıyor. Ben onu yakıştıramıyorum. Bir hocaya yakışır tarzda olsun. Şimdi İslam dini hoşgörü dinidir. Bu niye açık giyinmiş, bu niye kapalı, bu niye namaz kılıyor, bu niye kılmıyor diye bir şey sorulmaz. “La ikrahe fid dini; dinde zorlama yoktur.” Kimse kimseyi namaz kılmaya, oruç tutmaya, açık giyinmeye, kapalı giyin diye zorlayamaz. Adnan Hoca’yı beğeniyorum, hoşuma gidiyor. Güzel konuşmaları var. İşte o kalkıp arada çiftetelli oynaması hoşuma gitmiyor. Biraz şöyle hocaya yakışır olsun. Ben de oğluma kızıma düğün yaptım bir kere olsun elimi kaldırmadım. Oynamak gülmek güzel bir şeydir ama bize yakışmaz. Ama siz oynarsınız seyrederim. Başkaları yapsın çok güzel. Benden selamlarımı söyle. İnşaAllah daha güzel programlar yapar. Sağ olun teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Çok şeker dünya tatlısı. Allah senin ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Şekerliği görüyor musun sen? Bayağı tatlı. Tam Anadolu insanının güzelliği, nezaketi, kibarlığı, zarifliği var maşaAllah. Allah cennette kardeş etsin. Demek istiyor ki Hocam diyor ben de oynamak istiyorum diyor sen de oynamak istiyorsun ama diyor toplum bizi baskı altında tutuyor hocayız diye diyor. Hocalar oynamaz diye bir inanç var. Ama gönlümüz oynamadan yana diyor. Elimi bile kaldıramıyorum diyor ama yoksa ortam olsa diyor yıkarım ortalığı diyor. Helal olsun benim aslan hocama. Ellerinden ayaklarından öpüyorum ben onun. Toplum bakısını yıkarsak benim hocam da rahatça kalkıp oynayacak Allah’ın izniyle. Demek ki esaslı bir baskı var. Esaslı bir gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının düzlemesi var toplumu. Hizaya getirmesi var.  İşte hoca dans etmez, hoca gülmez, hoca yemez hoca içmez. Hoca alasını yapar sen hiç kafanı takma. Ben hocam için demiyorum. Hocamın elini ayağını öperim ben onun, o doğru söylüyor. Genel anlamda bir baskı var diyor. Sen de ben de oynayamıyoruz diyor ama bir ortam olursa hep beraber kalkar oynarız diyor. Güzel bir şey oynamak diyor. Gençler oynuyor seyrediyorum diyor. Ama bize olmaz diyor. Niye? Çünkü toplum baskısı var. Toplum baskısını ben baskı altına alırım ilimle irfanla, kanunla hukukla. O bu sefer basıldığı için aşağı iner o baskı ilimle olur akılla olur. O zaman bir sahihlik temizlik oluşur. Düzgün bir ortam olur. Toplumda bu mahalle baskısı ortadan kalkar, sokak baskısı ortadan kalkar. Toplum bakısı biter ve insanlar da huzur içinde yaşarlar. Bunu geniş çapta sağladık sağlamaya devam ediyoruz ve sağlayacağız. Ama hocam şu an doğru daha tam temizleyemedin bunu diyor temizleyeceğiz evvelAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ekranda gördüklerimiz haricinde başka şehirlerden kız arkadaşınız var mı?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm tam esmer güzeli. Başka şehirlerde bak Almanya’da kız arkadaşlarım var, Fransa’da var, Avusturya’da var, Belçika’da var, İsviçre’de var, Hollanda da var, Amerika’da var, Rusya’da çok fazla var, Azerbaycan’da çok fazla var. Ukrayna’da çok fazla var. Ve Sırbistan’da çok fazla var. Bosna’da var. Ben güzelliğe doymam. Milyonlarca Allah’ın tecellisi olsa güzelliğe doymam. Muhteşem varlıklardır kadınlar. Allah’ın en güzel tecellisidir. Tertemiz şahane sanat eseridir kadınlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam merhabalar. Ben Amasya’dan Emir. İffet nuru ne demektir? Herkeste olur mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı mesela senin yüzün çok çok güzel. Erkekte bu kadar yakışıklılık güzellik nadir olur. Bayağı güzel bir insansın. Kaş, göz her yerin çok güzel maşaAllah. Allah seni hidayetiyle sarsın, nuruyla sarsın. Tabii ki bir hayasız insanın yüzünden anlaşılır köpek gibidir bakışları. Biz bazen kriminal tipleri gösteriyoruz. Değil mi? Hemen bakar bakmaz anlaşılıyor adamın elinden yüzünden pislik akıyor. Aşağılık ahlaksız olduğu hemen anlaşılıyor. Ama genç kızları yayınlıyoruz uzun süreden beri elleri yüzleri nur gibi. Genç delikanlıları yayınlıyoruz. Senin de öyle yüzün tertemiz anlaşılıyor. O bir Allah’ın damgasıdır yüzlere vurulmuş bir damgadır. Ayette de “onların alınlarındaki secde izi” diyor Allah yani o yüzlerindeki o iffet nuru ışık. Mesela benim kız arkadaşlarımın hepsinde var o. Garip bir ışıltı, garip bir temizlik. Şaşırtıcı bir nur. Gayri ihtiyari insanın saygı duyması hissi meydana geliyor o yüze bakınca. İşte ona iffet nuru diyoruz. İffetli olduğu için Allah yüzünü tertemiz kılıyor. Yüzünde bir kir, bir karanlık olmuyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İyi günler Hocam. Kolay gelsin. Bir insana yakıştırmadığınız en büyük tavır nedir?

ADNAN OKTAR: Eğer Müslümansa ayrı diyebilirim, dine inanmıyorsa ayrı diyebilirim. Ama tabii en kötü şey egoistliktir. İnsanı hemen baştan kirleten bir şeydir egoistlik, bencillik. Diğergamsa bir insan mutlaka Allah’a inanır. Mutlaka samimi olur. Mutlaka sever, mutlaka koruyucudur. Çünkü hep egoistlikten çıkıyor bütün ahlaksızlıklar, kötülükler hep egoistlikten çıkar. Egoistliğe karşı tavır almak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Çorum’dan Kenan. Adnan Hocamız’a buradan saygılarımızı sunuyorum. Kendisi çok güzel hayatını yaşıyor. Gençlere tavsiyesi nedir onu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Bu yakışıklılık nedir bu yakışıklılık böyle. Kenan saçlar bir kere çok iyi olmuş, bayağı güzel sakal da yakışmış. Bir de çok nezaketli, saygılı, hürmetli bir delikanlısın. Yüzün de çok temiz. İyi bir insan olduğun belli. Allah seni cennetiyle şereflendirsin, hidayetiyle sarsın seni. Gençlere tavsiyem Allah’ı çok sevsinler. O kadar bu yeter. Allah’ı çok severlerse her şey halloldu demektir. Her şey ama aklına gelen her şey. Allah’la dost olmak, Allah’ı sevmek. Ana amaç bu olması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Biz kadınlar olarak özgürlüğümüzü tam anlamıyla ne zaman alacağız bunu çok merak ediyoruz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bak hepiniz aynı şeyleri söylüyorsunuz. Milyonlarca kadın aynı şeyi söylüyor. Ciddi hayret edilecek bir baskı var ve adamlar çok pervasızlar. Sizi hizaya getirmeye çalışıyorlar. “Yok şunu giyeceksin şunu giymeyeceksin, şöyle yürüyeceksin böyle konuşacaksın, cehennemi siz dolduracaksınız, siz insan değilsiniz hayvansınız” -haşa-. “Siz erkeklere pencereden bakarsınız briketten örmek gerekiyor. Size yazı okutmamak yazı yazmayı öğretmemek gerekiyor. Çünkü dostunuza mektup yazarsınız” diyor. Akla hayale gelmeyecek aşağılamalar. Dinden de uzak tutmak için kadınlar hastayken “sakın” diyor “Kuran’a dokunmayacaksınız.” Lanetli gibi görüyor adeta. Kadın niye dokunmasın? Tevrat’ta var Musevilikte var. Ama putperestlerden kalma bir inanç bu. Kadın adeta lanetli oluyor ay halindeyken bir kulübenin içinde kalıyor. Ona dokunan da lanetli oluyor adeta. Ama bu Sümerlerden, Akatlardan gelen putperest bir inanç. Gayet normal. Kan niye abdesti bozsun? Ay halindeki bir kadın neden Kuran’a dokunamasın? Kuran’a da dokunur okur da. Namazını da kılar Allah’a ibadet de eder. Her şey yapar. Ama bitkinse oruç tutmayabilir bitapsa ama bazı kadınlar sıhhatli oluyor tutabiliyorsa tutar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Samsun’dan Gülsevin Durak. Bugün oğlum bana bir sordu. Dünya ne zaman yok olacak?

ADNAN OKTAR: Oğlun da çok şeker bal sen de çok güzel bir annesin. 2120 diyor Bediüzzaman Said Nursi. Bilimin açıklaması da öyle görünüyor. Bak yüz yıl sonra küresel ısınmadan dolayı zaten insanların yüzde otuzu sıcaklığa dayanamayacak ölecek diyor bilim. Mesela elli beş derece, elli yedi dereceye çıkıyor sıcaklık. O kadar bak yüz yıl sonra. Ve dayanamayarak sıcağa dayanamayacak ölecek insanlar diyor. Yüzde otuzu. Ve arkasından 2120’de dünyaya çarpacak bir gök yıldızından bahsediliyor. Yani bir büyük gök taşından bahsediliyor. Kod numarası da belli. Ama çok büyük. Çarpacak demiyorlar da onlar “çok yakınından geçecek” diyorlar. Teğet geçecek. Bakın söyleyeyim teğet geçmeyecek tam ortasında vuracak 2120’de. Vuracak, delecek ve bir daha vuracak dünyaya ikinci kere vuracak. Ve dünya dönüş istikametini tersine döndürecek bu vuruşun neticesinde. Ben söylüyorum. 2120 diyor Bediüzzaman ama kesindir nettir demiyor Allahualem diyor. Allah bilir böyle diyor. Ama 2121’i gören olursa bana yazsın söylesin. Ahirette bana anlatsın. Dediğin böyle değildi desin.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Arkadaşlarımız Zafer Fırat ve Alkas Çakmak 18 ve 19 Ekim tarihlerinde sizi temsilen A9 Televizyonu adına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı TRT World Forum’a katıldılar. TRT World’un bu yıl ilk kez düzenlediği forumda birçok ülkeden yaklaşık dört yüz siyasetçi, iş adamı, akademisyen, aktivist ve gazeteci yabancı düşmanlığı, İslamofobi, insani yardımlar ve krizleri ele aldılar. Arkadaşlarımızın toplantıdan bazı resimleri var. İspanya eski Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ile arkadaşlarımız. Tunus Ennahdha Partisi kurucularından Raşid Gannuşi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın ile Rusya’dan gelen arkadaşımız Zafer, Rusya bağlantıları hakkında sohbet ettiler. İbrahim Kalın konuşmasında sizin de üzerinde durduğunuz konulara değindi. Müslümanların sadece bir ülkeyi değil tüm Müslümanları kurtarmak için çalışmaları gerektiğini anlattı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Sayın Mehdi Eker ile arkadaşımız Zafer. Birleşmiş Milletler Özel Röportörü Princeton Üniversitesi’nden uluslararası hukuk profesörü Richard Falk. İnsani yardım konusunda dünya çapında çalışmaları olan Manchester Üniversitesi’nden profesör Mukesh Capila. Konuşmasında sizin de hep üzerinde durduğunuz gibi soğuk toplantılarla yardım olamayacağını, insani yardımın ancak fedakarlığın sağlanmasıyla mümkün olacağını, Türk milletinin fedakarlıkta örnek olduğunu belirtmiş. Inter Mediate Direktörü Jonathan Nicholas Powell. Tony Blair’in Başyardımcısı Powell, kuzey İrlanda ve İngiltere barış anlaşmasının mimarı. Arkadaşlarımızla Müslüman kadınların daha fazla görev almasıyla dünyaya barışın daha çabuk geleceğini konuştular. Eski Somali Büyükelçisi AK Parti Milletvekili Sayın Kani Torun. Başbakan Müsteşarı Sayın Fuat Oktay’la arkadaşlarımız. Ünlü insan hakları savunucusu Müslüman Malcolm-X’in kızı İlyasah Al-Shabaz. Nazi döneminde sadece kadınlarının bulunduğu toplama kampı ile ilgili ünlü bir kitabın yazarı İngiliz gazeteci yazar Sarah Helm ile arkadaşlarımız. Japonya İslam Merkezi Başkanı Dr. Akira Matsunaga. Arkadaşımız Alkas, Mukesh Capila’ya “Neden Türk insanı yardımda diğer ülkelerin çok önünde? Türk insanı hangi özelliğinden dolayı daha fedakar?” diye sormuş. Mukesh Capila da “Tüm dünya fedakar olmalı ancak bu şekilde insanlara yardımlar gerçekleştirebilir” diye cevap verdi.  

ADNAN OKTAR: Evet bunlar birike birike, birike birike sonucunda muhteşem bir güzelliğe doğru gidecek. Bir yıl, iki yıl, üç yıl, dört yıl, beş yıl. Ama bu arada Tayyip Hoca’ya bir oyun hazırlandığı anlaşılıyor. Çok dikkatli olmak lazım. Milletçe Tayyip Hocam’a destek. Bu çok önemli. Bir birikim, bir yapılanma kendince o entel kafayla entelektüel görünümle Tayyip Hoca’ya karşı tavır alıp milletimizi peşlerine takacaklarını zannediyorlar. Böyle bir şey olmaz. Yani Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ahmet Davutoğlu şu bu malum ekip ve Caner Taslaman’ların grup, entel evrimci modern İslam anlayışı adı altında evrimci İslam’ı savunan tipler. Kendi aralarında bir birlik oluşturup millete böyle entel bir partiyle çıkıp milletimiz de bunlara kucak açacak ve iktidar olacaklarını zannediyorlar. Bak söyleyeyim böyle bir şey kesinlikle olmaz. Türkiye’de yüzde yetmiş klasik sağ vardır. Her zaman bir noktada toplanırlar. Tayyip Hoca da dürüst delikanlı. Millet Tayyip Hoca’nın peşinden ayrılmaz ben söyleyeyim. Onun emeklerinin üzerine çöreklenmeye kalkmak da çocuksu bir çaba olur. Çok samimiyetsiz olur eğer kendi gücün yetiyorsa kendin bir şeyler yap ortaya çık. Ama Tayyip Hoca’nın imkanlarının üzerine konmaya kalkarsan bu olmaz. Hiç boşa yorulmasınlar ben söyleyeyim. Baştan kaybedilmiş bir dava. Aynı şekilde Abdullah Gül de diğerleri de bu oluşumun içindeler benim gördüğüm. Hiç hiç hiç hiç gereksiz çaba içerisine girmesinler. Milletimiz İngiliz siyasetini kabul eden, İngiliz felsefesini kabul eden bir yapıyı asla ve kesinlikle kabul etmez söyleyeyim. Bu oluşumun tamamında İngiliz etkisi var, İngiliz felsefesi var. Ed Hüseyin’lerin kafasının bir bölümü bir şekli var. Bir başka bölümü bir başka şekli bir başkasında var. Bunu kabul etmiyoruz. Türkiye bundan sonra milli görüşüyle, milli duruşuyla, milli insanlarıyla, milli müesseselerle, milli felsefesiyle ilerleyecek. Bunun dışında her yol Türkiye’yi helak eder. Ve milletimiz de bunu kabul etmez onu söyleyeyim. Tek tek hepsini tarif eder anlatırım hepsini.

Evet, dinliyorum.

VTR: Her gün dua ediyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm çok nurlusun sen maşaAllah bayağı güzel bir insansın. Çok yakışıklısın. Yüzündeki ışık çok güzel, nur çok güzel. Temiz bir insan olduğun belli. Allah seni cennetiyle cemalullahla şereflendirsin. Cennet kuzusuna benziyorsun sen. Evet her gün tabii dua ediyorum. Sabah akşam özellikle gün aralarında da kısa kısa ama sabah akşam daha uzun dua ediyorum. Dua çok önemli. Müminin Allah’la bağlantısıdır güzel bir ibadettir. “Duanız olmasa Allah size değer verir miydi?” diyor Cenab-ı Allah. Duaya Müslüman önem verecek.

Evet, dinliyorum.  

VTR: Yasin Suresi’nin anlamı nedir?

ADNAN OKTAR: Yani yasin kelimesi ne anlama geliyor diyorsun. Bir hitap gibi görünüyor. Ama bir şifre tabii ki. İki harf ya ve sin. Ya bir şeye işaret ediyor sin de bir şeye işaret ediyor. Onu Hızır (as)’a sorma lazım. Kim daha çok kullanıyorsa o şifreyi ona sormak lazım.

Evet.

VTR: Emanet ehli olmak ne demek?

ADNAN OKTAR: Emanet ehli bir şeyde vefa gösteren, sadakat gösteren. Doğru hareket eden. Mesela adam çocuğuna diyor ki “benim çocuğum senin yanında dursun bir saat kadar biraz sonra geleceğim” diyor. Adam çocuğu bırakıp gidiyor. Öyle olmaz, emanet ehli o çocuğu çok iyi koruyup kollar. Gözünü üstünden ayırmaz. Ona zarar gelmesini engeller titiz davranır. Buna emanet ehli deriz. Yahut para verir adama mesela yüz bin lirası vardır bunu sakla der. Bu onun emanet ehli olduğunu gösterir. Yani titizlikle saklarsa. Özen gösterirse. “Ya” diyor “sıkıştım bir ara harcamak mecburiyetinde kaldım ben sana en kısa sürede harcadığımı vereceğim.” Bu çok büyük vicdansızlık. Emanete hıyanet derler buna. Mesela ailesini emanet ediyor ne bakıyor ne maddi yardımda bulunuyor. Bu hıyanettir. Emanete hıyanet olur. Bazen vatan toprakları emanet edersin dersin ki “ben şehit oluyorum galiba vatan sana emanet” dersin. Adam da bu emaneti yerine getirmez. O da hainlik yapmış olur. Bayrak emanet edersin bayrağa ihanet edebilir, devlet sırrı verirsin devlet sırrına ihanet edebilir. Say say bitmez. Emanet ehli demek vicdanının sesini dinleyen, titiz, özenli kişi demektir.

VTR: Merhabalar Adnan Bey ben Çorum’dan Muhammet. Dinler arası diyalog ile alakalı düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Dinler arası diyalog bir kere o sözü ilk ortaya atan İngiliz derin devletiydi. Diyalogdan kasıt da dinlerin hepsini ortadan kaldırmaktır. Yani Hristiyanlığı da Museviliği de bir araya getirerek hepsini nötr haline getirmek. Halbuki her din ayrı ayrı güçlenmesi gerekir. Hristiyanlık gerçek Hristiyanlık, Musevilik gerçek Musevilik, Müslümanlık da gerçek Müslümanlık olarak güçlenmesi lazım. Bunlar ne yapıyor? Müslümanlığı koparıyor yüzde doksanını. Hristiyanlığın yüzde doksanını koparıyor. Museviliğin yüzde doksanını koparıyor. O yüzde onlardan bir yeni din yapıyor yüzde otuzluk bir din. “Hayırlı uğurlu olsun hepiniz bu dini kullanın” diyor. Yeni bir karışım din. Diyalog dedikleri bu. Neyin diyaloğu? Zaten Hristiyanlarla Museviler Müslüman zaten görüşür evleniyor da. Sohbet de ediyor görüşüyor da. Eski köye yeni adet mi getiriyorsunuz? Sanki ilk defa bilinen bir şeymiş gibi. Zaten görüşülüyor. Diyalogdan kasıt bu. Karşılıklı dinin eksiltilmesinde rıza gösterilmesi sistemi. Niye eksiltiyorsun? Hristiyanlık dursun. Musevilik de dursun İslamiyet de dursun. Hurafat ve tahrifat varsa kendi içinde onları düzeltirler. Kuran onu zaten düzeltiyor. Senin onu anlatmana gerek yok. Kuran’a uyduğunda o tahrifat gider. Dolayısıyla o söz biraz kasten yapılmış bir söz gibi görünüyor.

Evet.

VTR: Hangi vitamin ve minarelleri almamızı önerirsiniz?

ADNAN OKTAR: Allah seni nurlandırsın, nuruyla sarsın. Güzel yüzlüm o çok büyük bir sorundur. Genç kızlar, delikanlılar hep bir bitkindirler. Bir türlü kalkamaz on beş saat, on altı saat uyur. Sandviç yiyor “beslenmem de iyi aslında ama nasıl oluyor anlamıyorum” diyor. Kola içiyor hamburger yiyor “daha ne yiyeyim?” diyor ama bir türlü ayağa kalkamıyor. Kalsiyum eksikliği, magnezyum eksikliği, fosfor eksikliği çok yaygın oluyor. Hatta potasyum eksikliği. O yüzden bitkinlik meydana geliyor. Su eksikliği yani bütün temel maddeler eksik oluyor. D vitamini eksikliği. D’yi alıyor mesela K2 vitamini de alması lazım. A vitamini de alması lazım. Bütün vitaminlerde eksiklik oluyor. B kompleks vitaminleri eksik oluyor. Hiç olmazsa bütün vitaminler bulunan bir vitamin kompleksi alsalar, vitamin hapı kullansalar yine bir derece dengelenebilir. Bol su almaları gerekiyor. Daha çok süt, yoğurt, peynir bunu hiç aksatmamaları gerekiyor gençlerin. Süt, yoğurt, peynir özetle oradan bayağı dengelenebilir mineral ihtiyaçları.

Evet, dinliyorum.

VTR: Her insanda aynı nefis mi var?

ADNAN OKTAR: Evet benzer tabii. Aşağı yukarı benzer. Egoist düşünceleri ifade eden sistem. Egoist yapı. Bütün insanlarda vardır. Ama ruh vicdan bunu düzenler egoist yapıya müsaade etmez. Nefsi hizaya gelir. Nefs-i mutmainne derler yani mutmain olmuş demek. “Ey mutmain olmuş nefis” şeytandan Allah’a sığınırım “Sen Allah’tan razı olmuş olarak Allah da senden razı olmuş olarak cennetime gir. Salih kullarımın arasına karış” diye Kuran ayeti var biliyorsunuz. Dolayısıyla nefis mutmain hale geldiğinde dengelendiğinde vicdanın kontrolüne girdi demektir. Ne aşağıya gitmesine müsaade eder vicdan ne yukarı çıkmasına müsaade eder. Sıratı müstakim; dümdüz gitmesini sağlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Her dini anlatan samimi midir?

ADNAN OKTAR: Her dini anlatan samimi niye olsun? Tabii ki olmaz. Mesela münafıklar dini anlatırlar, etrafa rezil olmamak için yaparlar, dinsiz görünmemek için. Hiç âdeti değilken Kuran’ı anlatmaya başlar, dinden, imandan bahsetmeye başlar, Allah'tan bahsetmeye başlar. Yani münafık olduğu anlaşıldığı için onu durdurma gayreti içindedir münafık, onun paniği içindedir. Müthiş öfkelendiği halde, Kuran ayetlerine karşı öfke duyduğu halde Kuran’ı mecburen yazar ve yazar ve hizmet eder. Yani Müslümanlara hizmet eder. Bak karşı olduğu halde, İslam'a karşı olduğu halde, Kuran'a karşı olduğu halde Kuran’ı yazarak mecbur olur. Kuran’daki ayetin de kendini anlattığını bildiği halde anlamazdan gelerek Müslümanlarla mücadele etmek için Kuran ayeti kullanır. Bak, Müslümanlarla mücadele etmek için. Şeytana destek olmak için güya yapar ama Kuran yayınladığı için İslam'a hizmet eder ve karşı olduğu kişilere de hizmet etmiş olur. Dolayısıyla Mehdiyet’e hizmet etmiş olur, yani Allah öyle bir açmaza sokar münafıkları, çok acınacak hallere düşer münafıklar.  Mesela normalde Müslüman münafığı izlemez ama münafık Müslüman’ı izler. Yani mesela o çok büyük bir olay. Münafıktan haberi olmaz Müslüman’ın, kendi işini gücünü yani pislikle, lağımla niye ilgilensin? Ama ayette diyor ki; “Onlar sizin uzaktan haberlerinizi izlerler” diyor. Mesela bizi en çok düzgün izleyenler münafıklardır televizyonda. En disiplinli yani bizimle açıp bizimle kaparlar. Yani aleyhine bir haber var mı, bir şey var mı, Müslümanların aleyhine kullanacakları bir şey var mı, onu izleme kastıyla izlerler. Tabii cehennemleri daha da genişler çünkü tebliğ aldıkları halde dine karşı tavır aldıkları için. Ama tabii onlar hayvan gibi yaratılmış zombilerdir. Yani münafık deyince siz şuurlu, aklı başında bir insan zannedebilirsiniz. Özel ayarlanmış robotlardır bunlar. Dine, İslâm’a karşı mücadele için, Müslümanlarla mücadele için hazırlanmış elektronik robotlar adeta. Bunların ne konuşacağı, nasıl atak yapacağı hepsi bellidir. Tam Allah'ın dediği kadarıyla Müslümanlara karşı muhalefet içinde olurlar. Münafık yani ne ileri gidebilir ne geri gidebilir ama münafık kendi bünyesinde onu özgürce yaptığını zanneder, onu anlamaz. Yani her şeyi kendi kafasına göre yaptığını zanneder. Onun için Allah diyor “Onların dünyada özgürce gezip dolaşması seni aldatmasın” diyor. “Ben onları helake doğru yaklaştırıyorum “diyor Allah, “belaya doğru yaklaştırıyorum” diyor.

Evet dinliyorum. 

ASLI HANTAL: Aydın'da on iki gün önce boğularak öldürüldükten sonra ormanlık alanda cesedi yakılarak terk edilen Eylem Gülçin Kanık cinayeti ile ilgili olarak, baba ve iki oğlu çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Katiller, genç kızı para karşılığı yasadışı yollardan Yunanistan'a geçirmek için anlaşıp parasını aldıktan sonra öldürmüşler. Ancak yeni çıkan bilgilere göre Gülçin Kanık o gün bir arkadaşını arayıp helallik istemiş. Ayrıca Instagram’daki son paylaşımında da; “İyi bir insan olmak karakter meselesidir, iyi bir insana denk gelmek ise tamamen nasip” diye yazmış. Genç kızın fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Ama herhalde evlenme vaadiyle falan kandırmış olabilirler, öyle gibi görünüyor değil mi? Yani korkmuş da aynı zamanda, fakat bir ihtimal de vermiş. Yani iyi çıkması ihtimali de olabilir diye. Hâlbuki öyle şey olur mu, sen bak dinine, imanına Müslüman mı, Allah’tan korkuyor mu? Öyle suya kendini atar gibi atıp, hani belki yüzerim, belki yüzmem şeklinde düşündü herhalde o güzel varlık. Hata yapmış, Allah cenneti ile şereflendirsin. İnşaAllah şehit olmuştur. Allah, annesine babasına uzun ömür, sabr-ı cemil nasip etsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir insan nefsini terbiye etmek istiyorsa ne yapmalı nereden başlamalı?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm çok kolaydır din. Hayat çok kolaydır, yani hayatı çok karmaşık hale getiriyorlar. Allah aslında zorlukta güzellik yaratmıyor, kolaylıkta güzellik yaratıyor. “Din kolaydır” diyor Allah, şifreyi veriyor, insanlar anlamazdan geliyorlar. Bak, “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor, bitti. Yani bu öylesine söylenmiş bir söz değil ki. Yani zorluk dilemiyor, “istemiyorum sizden” diyor Allah, “kolaylık diliyorum.” O zaman bak şifreyi verdiğine göre kolaylığın içinde aramak lazım. Şimdi nefsimizi terbiye için ne yapacağız? Samimi olacağız. Samimi olmak ne? Dünyanın en kolay işi samimi olmaktır. Beynine emir veriyorsun, oh bir anda gevşer, rahatlarsın. Dürüst olacağım diyorsun, samimi, iyi niyetli, her şeye pozitif bakacağım, Allah için bakacağım ve her şeyin Allah'tan geldiğini bileceğim. Yani şirk koşmayacağım. Şirk deyince put akla gelmesin. Şirk en aklı başında adamlara bile musallat olur. Sık sık şirk, yani mesela nasıl söyleyeyim?  Hz. İbrahim (as) ne diyor? “Benim ilahım güneş” diyor önce.  Bu ne?  Şirk bu. Sonra ne diyor? “Ay; bu da benim ilahım” diyor, bu da şirk ama bunları aşıyor. Mümin gün içinde o kadar çok şirk yapısıyla karşılaşıyor ki. Mesela birisi arabayla gidiyor küfür ediyor. Bağırıyor, çağırıyor, heyecanlanıyor. Ya kardeşim o küfrü kim yarattı? Allah yarattı. Ne için? Senin sabrını ölçmek için. Niye kendini kaybediyorsun? Sakin ol, ibadetle cevap ver. Unutuyor, hâlbuki zaman geri getirilse yine olur o, yine getirilse yine olur. Aksilikten oldu zannediyor, rastlantıyla oldu. Rastlantıyla olmuyor, Allah yaratıyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Allah sırf bir insana tövbe ettirmek için hata yaptırabilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki, hatayı yaptıran zaten Allah'tır. Tövbe etmesini sağlar, Kendine yaklaştırmak için. Mesela Hz. Musa (as)'ya yumruk atmasını sağlayan Allah. Yumruk sonucunda adamı öldüren de Allah. Onu sarsmak istiyor, derin bir sarsıntı geçiriyor. Çünkü adam öldürmek çok korkunç bir şey bir mümin için. Yıllarca onun etkisinde kaldı. Yani her gün aklına geldi, imtihanın gereği olarak. Adam niye gelsin o adam? Geliyor. Niye kavga etsin, niye öyle bir olay olsun ve niye ona yumruk vursun veya niye ölsün? Bir yumrukla bir insan ölmez.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar Adnan Bey ben Amasya’dan Orhan size sorum şu olacak; İstişare hakkında bilgi verebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: İnsan her ne olursa olsun bir konuda kanaat geliştirdiğinde bazen hata yapabiliyor. İstişare çok büyük bir nimettir. Yani iki-üç beyni birden kullanıyorsun yahut beş-on beyni birden kullanıyorsun. Tek beyinle yaşamak ayrıdır on beş-yirmi beyinle yaşamak ayrıdır. O daha büyük bir konfor on beş-yirmi beynin imkanlarını kullanmak. Resim yaparken bile insan yakından baktığında kusur göremiyor, gezip uzaktan baktığında kusurları görür. Bir fikirde de insan hatasını göremeyebilir istişarede hata anlaşılır o yüzden Allah Peygamberimiz (sav)’e de istişare et diyor ama istişare sonunda hüküm senindir diyor. İstişare çok hayati bir konu ama ehli gaflet gurur yapar istişare etmek istemez ağırına gider istişare. Adama soru soruyor cevap veriyor adam doğru olduğunu anlıyor çok ağrına gidiyor yok başka türlü yapacağım o zaman diyor. İstişareyi kabul etmeyen doğru olduğu halde kabul etmeyen çok insan vardır hem sorar ama doğruyu onun görmesi ağrına gider halbuki Allah sana göstermemiş olabilir ne var, onda şaşıracak bir şey yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Karşımızdaki insana Allah’ı sevdirmek için ne yapmalıyız Hocam?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm Allah seni cennetle şereflendirsin. Cennetteki yüzünü görsen çok çok sevinirsin. Bir daha seni dinliyeyim ben.

VTR: Karşımızdaki insana Allah’ı sevdirmek için ne yapmalıyız Hocam?

ADNAN OKTAR: Önce kendinizi sevdirin, önce kendinizi sevdirin. Benim mesela kız arkadaşlarım oluyor dinsiz oluyor ateist ben önce kendimi sevdiriyorum. Bana tutkuyla bağlanıyor sonra ben dini anlattığımda ne anlatsam hepsini kabul ediyor. Çünkü insan sevdiğinin inancını kabul etmek ister yani ona karşı direnme gücü kalmaz pozitif bakar. Önce kendinizi sevdirin kolayca Allah’ı sevdirirsiniz mesela Peygamberimiz (sav)’e gelenlere önce Peygamberimiz (sav) kendini sevdiriyordu sonra dini anlatıyordu. Mesela ganimet dağıtılıyor kafir birisi var “Ya Muhammed bana bu kervandan bir deve verebilir misin?” diyor mesela Peygamberimiz (sav) ona yüz deve birden veriyor, yüz deve birden. Adam şok oluyor bu ancak Müslümanlıkla olur çünkü hiçbir çıkarı yok Peygamber (sav)’in. Yüz deve niye versin? Adam şok oluyor “ben Müslüman oldum” diyor. “Bu kadar cömertlik bu yüksek ahlak bu vicdan anlayışı hak dinin dışında olmaz” diyor. Normalde nedir? Kafir adam sen çek git falan der adam birisi olsa değil mi? Ne vereceğim sana deve falan der. Peygamberimiz (sav)’de aksi bayağı güzel davranıyor hep önce kendini sevdiriyor. Bakışları çok güzel Peygamberimiz (sav)’in çok yakışıklı ve gayet temiz giyiniyor, kokusu çok güzel mesela önce kokusunu sevdiriyor Peygamber (sav) kendi kokusunu. Daha elli metreden gül kokusu geliyor mis gibi ama buram buram gül bahçesine girmişsin gibi insan zaten orada bir bitiyor o gül kokusuyla bitiyor. “Bu ne güzel koku” diyor diyorlar ki “bu Hz. Resulullah (sav)’ın kokusu” diyorlar. Bir geliyor pırıl pırıl yeni yıkanmış gibi ayna gibi parlıyor gözler simsiyah, bembeyaz akı bir bakıyor bayılacak aklı gidiyor Peygamber (sav)’e baktığında o kadar çok sevince “Müslüman ol” diyor Peygamberimiz (sav) zaten kabul etmiş oluyor da sadece Peygamber (sav) söylemiş oluyor o kadar görür görmez iman ediyorlar. O çok önemlidir yani güzellikle, temizlikle güzel örnek olarak Müslümanlığı anlatmak. Mesela biz ne yapıyoruz? Güzel evler, güzel insanlar, güzel yemekler, güzel sözler mesela güzel bir tekne, güzel müzik, güzel söz, güzel kıyafet, güzel cömertlik, güzel kardeşlik, güzel koruma her şeyin güzeli. Güzeli gören ne olur? Çok derin etkilenir o zaman o inanca kayıtsız şartsız daha sen söylemeden kabulle yaklaşıyor. Mesela bak benim iki arkadaşım geldi yurt dışından hanım arkadaşım bayağı güzel ikisi de. Hiçbir şey yapmadık. Sadece bu internette ki resimlerimiz buradaki hayat, arkadaşlarımızı gördüler, gittiğimiz yerleri gördüler ben dinden tek kelime bahsetmedim ikisi de koyu dindar oldular biz daha hiç söylemeden bu şekildedir yöntemi budur. Sevdirerek ve güzel örnek olarak. Yoksa sen pejmürdesin üst baş dökülüyor, surat şeş beş, berbat konuşmalar, berbat hareketler, berbat yiyecekler, berbat ortam, berbat bir konuşma üslubu ondan sonra sen diyorsun ki; “gel seni Müslüman ol dine çağırıyorum” olmaz. Adam “din sana etki etmemiş ki bana ne etki edecek?” der adam, o zaman diyebilir. Makul bir şey değil ama diyebilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Roman okumayı sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım roman okumak tabii ki eğlenceli olur ama benim hiç vaktim yok. Tevrat okumak istiyorum, İncil okumak istiyorum her şeyin üzerinde Kuran okumak istiyorum gün ancak yetiyor. Yoksa film seyretmek de çok güzel, roman okumak da güzel ama roman derken tabii kafa ütüleyen ipsiz sapsız materyalist Darwinist roman anlayışı değil. İmanlı roman anlayışı, Allah’tan korkan, Allah’ı seven bir roman anlayışı olabilir. Ama hiç okumamaktansa daha iyidir. Adam hiçbir şey okumuyorsa roman okumuş olsa hiç olmazsa kelime hazinesi genişler, konuşma yeteneği artar iyi olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben İlyas Çorum’dayım hafızım. Kuran’ı Arapça olarak ezberlemekle ilgili ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Hafızım sen nasıl yakışıklı nasıl güzelsin böyle Allah senin nurunu artırsın. Yaklaştır bakayım resmini, nur gibi elin yüzün nur maşaAllah cennet kuzusuna benziyorsun sen. Tabii ki çok güzel çok hoş ama manasını bilmiyorsa çok vahim ve çok acı. Düşün Almanca Kuran olacak baştan sona ezberleyecek “Almanca biliyor musun?” diyorsun “yok” “anlamını biliyor musun?” “bilmiyorum” Neyi öğrendin sen? Tabii ki Kuran’ın manasını bilmek farzdır. Arapça anlamıyorsa onun ibadet olarak bir anlamı olmaz. Çünkü okuyacağın kişi de bilmiyor sen de bilmiyorsun. Yüksek sesle okuyor mesela hafız efendiler geliyor Kuran hafızları derin derin nefes alarak güzel okuyorlar mesela yer gök inliyor. Yaşlılar ağlıyorlar hafif hafif sallanıyorlar “amca ne anladın?” diyoruz “hiçbir şey anlamadım” diyor, okuyana soruyoruz “sen ne anladın?” o da “anlamadım” kimse bir şey anlamamış. Allah anlamamızı söylüyor açıkça “muhkemdir” diyor “anlaşılırdır, anlaşılması kolaydır” diyor.

AYLİN KOCAMAN: “Öğüt ve hatırlatmadır” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii “öğüt ve hatırlatmadır” diyor. “Her örnekten bolca örnek verdik anlayasınız diye” diyor. Olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Tüm hayatım boyunca Allah’ı sevmek için ne yapmalıyım?

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin aslanı, yakışıklısı, güzel yüzlüsü, bir tanesi ağabeyinin etrafına baktığında hep Allah’ın sanatına bak. Çimenlere bak, çiçeklere bak, insanlara bak, kuşlara bak, böceklere bak, gökyüzüne bak, kitaplardaki bilgilere bak. Beyninin içinden geçen bu bilgileri seyret ve Allah’ın sanatına sürekli hayret gözüyle bak ve Allah’ı sürekli takdir et, sürekli sev. Zaten sürekli mecburuz. Mesela yolun kenarındaki otlara, gidiyorum arabada ufacık bir çiçek mavi böyle çok tatlı, açmış. Bütün dünyadaki insanların aklından daha akıllıdır bir çiçek. Bakın bir çiçekteki akıl bütün dünyadaki insanların aklından daha fazladır. O kromozomdaki akıl ve yetenek bütün dünyadaki insanlardan daha üstündür. Ot deyip üstünden geçip gidiyor. “Ot gibi adam” diyor. Halbuki “ot gibi” diyorsun ama çok akıllı o.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ankara Üniversitesi Rektörü Profesör Doktor Erkan İbiş, Deniz Baykal’ın sağlık durumuna ilişkin, “Deniz Bey’in durumu ciddiyetini koruyor. Bilinci yine kapalı. Yaşamsal bulguları normal ve kontrol altında. Nörolojik bulguları dünle aynı yani kötüye bir gidiş yok.” dedi. Baykal’ın tedavi altına alınmasından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hastaneye giderek Baykal’ın başucunda dua etti.

ADNAN OKTAR: Güzel, Müslümana yakışır tavrı koymuş, güzel olmuş. Yalnız Tayyip Hocam’a bir oyun hazırlıyorlar gibi görünüyor bilmiyorum herkes de farkındadır. Aman dikkat, millet olarak çok dikkatli olalım. İngiliz derin devleti bir oyun hazırlıyor ve bayağı rahat adamlar benim gördüğüm, çok pervasız gidiyorlar. Bir şeyler var, aman dikkatli olalım. Bütün mesele millet olarak Tayyip Hoca’ya sahip çıkmada kardeşim. Bunu yaptık mı bitti. Yani yüzde 70-80 sahip çıkıyorsak tamamdır. Yüzde 45 de fark etmez ayrı mesele de yine iş biter ama biz yüzde 70-80’leri hiçbir zaman için aşağı indirmeyelim.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanların sevgisiz olduğunu düşünüyorum. Sizce gerçek sevgi dünyayı kurtarabilecek mi?

ADNAN OKTAR: Benim canlarımın üçü de çok çok güzeller, nur gibiler. Bunlar tam ahir zaman melekleri, ahir zaman güzelleri. Güzel yüzlüm bak kız arkadaşlarınıza bakın, bütün arkadaşlarınıza bakın herkes sevgiyi talep ediyor, konu tamam. Sadece adı konacak yani sadece bir araya gelinip adı konacak. Yoksa bütün gençlik ittifak halinde. Herkes sevgi özlemi içerisinde; barış, kardeşlik, huzur, güven, dostluk, sanat, güzellik, estetik, iyi bir hayat, güzel bir hayat, güzellikle dolu bir hayat, her yerin güzel olması, her şeyin güzel olması. Bak yüzlerinizde güzel sizin, üslubunuzda güzel. Üç arkadaş benim gördüğüm birbirinizi seviyorsunuz. Kendi aranızda bak bir arkadaş, sevgi grubu oluşturmuşsunuz. İşte bu sevgi gruplarının birbiriyle tanışması geriye kaldı. Bayağı da anlayışlısınız. Mesela kiminiz CHP’li kiminiz MHP’li fark etmiyor ama herkes sevgide ittifak halinde. Hatta ateist arkadaşlar var. Bakıyoruz bayağı sevgi dolular, kibar, saygılılar. Hiç fark etmez. Dünyadaki bu kepazeliği, deccaliyetin bu oyununu kaldıracağız, bu rezilliği kaldıracağız. Adamın suratına kafa atmalar, kadına silahla, pompalı tüfekle ateş etmeler, ağzını burnunu kırmalar, bu vahşet, bu kepazelik, bu kin, özellikle bu internetteki nefret dili bunların hepsinin dilini koparacağız. İblis ordusunun bundan sonra dilini birbirine düğümleyeceğiz, kanunla hukukla, ilimle irfanla. Çoğunluk bizde yani Türk gençliğinin ezici çoğunluğu bu yönde. Bak görüyorsunuz, aksi hiç yok. Allah hepinize güzellik versin, hidayet versin. Çok sevdim sizi, üçünüzü de. Nur gibisiniz, elinizden yüzünüzden bak iffet temizliği, dürüstlük alenen akıyor adeta. O yüzden de birbirinizi sevmiş arkadaş olmuşsunuz. Birbirinizi destekleyin, yine böyle birbirini seven arkadaş grupları bulun. Asgari müşterekte ittifakla birbirinizi severek devam edin. Gayet güzel. Allah cennette sizleri kardeş etsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Amasya’da yaşıyorum. İsmim Sevilay, Roman vatandaşlarından birisiyim. Sizi çok seviyoruz. Siz de bizi seviyormuşsunuz duyduk sizi. Biz de size sevgilerimizi, saygılarımızı iletiyoruz. Teşekkür ederiz bizi sevdiğiniz, saydığınız için.

ADNAN OKTAR: Benim dünyalar güzelim, nur yüzlüm. Roman demek sevgi demektir, Roman demek sanat demektir, Roman demek tevazu demektir, mazlumluk demektir, Roman demek dünyayı saran güzellik demektir. İkinci bir anlamı yoktur. Hep sanatçıdır, hep sevgi doludur. Hiç gururlu, kibirli bir Roman gördünüz mü siz? Enaniyetli, azametli bir Roman gördünüz mü? Çok mütevazıdırlar, sevgi doludurlar, sevecendirler ama öyle hafif bir sevgi değil, çok coşkulu bir sevgi. O yüzden Romanları çok seviyoruz. Allah’ın dünyaya bir lütfudur Romanlar, mübarek bir kavimdir, mübarek bir topluluktur. Allah hepsine hidayet, sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Hepsi cennet kuzusu, tertemizler. Onları beğenmeyen aşağılık ırkçılar, o kahpeler, o nursuzlar hiçbir şekilde başarılı olamıyorlar. Onlar her ırka düşman. Arap’a da düşman, Kürt’e de düşman, Türk’e de düşman herkese düşman. Düşman olmadığı hiç kimse yok. Onun için bu iblis ordusuna hiç itibar etmeyin. Bir de çok güzelsin, Allah güzelliğini daha da artırsın. Bir daha göreyim seni.

VTR: Ben Amasya’da yaşıyorum. İsmim Sevilay, Roman vatandaşlarından birisiyim. Sizi çok seviyoruz. Siz de bizi seviyormuşsunuz duyduk sizi. Biz de size sevgilerimizi, saygılarımızı iletiyoruz. Teşekkür ederiz bizi sevdiğiniz, saydığınız için.

ADNAN OKTAR: Canım nur gibisin, nur gibisin. Defalarca, binlerce kere hak ediyorsunuz o sevgiyi, saygıyı, hürmeti. En necip, en temiz insanlardansınız. Allah sizlere, sağlık, sıhhat, uzun ömür versin ve cennette kardeş etsin Allah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir ayda kaç film izlersiniz?

ADNAN OKTAR: Şekerliği görüyor musun sen? Biraz Aslı’yı andırıyor. Güzel yüzlüm kaliteli film pek olmuyor yani özellikle son zamanlarda hemen hemen hiç yok. Ya cin filmleri var, ya uzay filmleri var; asmalı, kesmeli, dövmeli, sövmeli. Bir garip oldu eskisi gibi değil. Doyurucu, düşündürücü, asaleti vurgulayan, insan soyluluğunu vurgulayan, kabadayılığı vurgulayan, diğergamlığı vurgulayan, zarafeti ve aşkı vurgulayan filmler pek yok. Yetenekleri mi yok diyeyim yahut o ruhu öldürdükleri için mi yok idi. Ama şu an sinemada da sanatta da canlanma atağına girileceği anlaşılıyor. Çünkü zemin iyi. Yeni temiz bir gençlik geldi, tertemiz bir gençlik. Bu pırıl pırıl gençlerle sanat da alabildiğine yükselip yücelecek inşaAllah. Ama daha yeni giriş yaptı, yeni bismillah dedi. Bundan sonra güzel olacaktır ama eski filmler çok güzel. Ben onları seyrediyorum. Mesela Casablanca en az yirmi kere seyretmişimdir. Baba filmi, oradaki sahneler, oradaki hayat, insanların zarafeti. Mafya falan kısmı önemli değil, o cinayetler falan onlar tabii çok itici. Onlar bizi ilgilendirmez de ama insanların zarafeti, coğrafyanın güzelliği, mekanların güzelliği nefis. Bu tip filmler olursa tabii çok güzel olur. Ama çok güzelsin, çok beğendim seni. Çok nurlu, afif bir kızsın. Bana diyorlar ki mesela “nur nasıl olur? Yüzünden nasıl anlaşılır?” Bak işte bu iffet nurudur. Yani iffetli temiz bir kız olduğunu Allah yüzüne vurmuş, damgalamış. Yüzünde nur var. Senin yüzüne baktığımızda mesela bu iffetli temiz bir kız mı? Evet, bitti. Işıl ışıl yüzün, nur gibisin. Allah sana hayırlı, bereketli uzun ömür versin, nuruyla sarsın. Cennet kuzusuna benziyorsun sen, Allah cennette kardeş etsin, dost etsin cennette.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Süleyman (as)’ın ölümünün fark edilmemesinde bize anlatılmak istenen nedir?

ADNAN OKTAR: Lider başta olunca kavim güçlü olur. Hani diyorlar ya “lidere ne gerek var, imama ne gerek var, Müslümanlara başa gerek var mı?” Bak, eğer ölümünü hissetselerdi çökerdiler ama hayatta bilmeleri, canlı bilmeleri büyük başarı meydana getiriyor. Osmanlıda da öyle mesela Osmanlı padişahı vefat ediyor. Canlı diyorlar, ölü değil. Hatta arabaya koyuyorlar böyle ölüsünü kıyafetle farz edelim. Canlı zannettikleri için o bir moral oluyor. Hz. Musa (as)’da da öyle. Musa (as) savaş oluyor, yüksek yalçın kayaların üstünde Hz. Musa (as) adamlarıyla beraber. Aşağıda ordusu savaşıyor. Asasını havaya kaldırdığında ordu darmadağın ediyor karşı tarafı ama kolu yorulup da indirdiğinde ordu mağlup oluyor. Yine kolunu kaldırıyor yine darmadağın ediyorlar. Yine kolunu indirdiğinde; bu liderin önemini vurgulamak içindir. Hem Tevrat’ta hem Kuran’da hem İncil’de bu husus, bu şekilde vurgulanır. Lider aktivite sağlar, mutluluk sağlar. O yüzden liderin muhafazası çok önemlidir, liderin desteklenmesi çok önemlidir. Biz de mesela Tayyip Hoca’yı desteklememizin nedeni o. Çok hayati. Çünkü çok dirayetli ve kararlı bir delikanlı. Kabadayı yani tam tipik kabadayı. Ama hadi sen git haşa diyor ya ayette “Rabbin ve sen gidin savaşın” “Bize ne?” denmez. En azından reyinle destekle, oyunla destekle. Bir de ağzını bozma, çirkinleştirme ağzını. Hiçbir yerde ağzını bozma. Özel sohbette de ağzını bozma. Çünkü insanların aklı zayıf, o kadar hizmeti göremez, İttihad-ı İslam’ı gözünde canlandıramaz, İttihad-ı İslam için gayret ettiğini göremez. Hiç görülmemiş bir şey oldu kardeşim. Cumhurbaşkanı çıkıyor gürül gürül Kuran okuyor, Fatiha okuyor gürül gürül. Hiç olmamış bir şey yani cumhuriyet tarihinde yok. Böyle bir nimet, böyle bir imkanı anlamazdan gelmenin alemi yok. Adamlar diyor ki, “Kuran’ı kullanıyor, İslam’ı kullanıyor.” Sen de yap, seni getirelim. Yapamıyorsun bak, usulen dahi yapamıyorsun, sahte olarak bile yapamıyorsun, içine işliyor. Kuran’ı ağzına dahi almak istemiyorsun. O insan sizin bütün tepkilerinize rağmen hapse girdi, şu oldu, bu oldu akıl almaz küfürler ettiniz, vurmaya kalktınız, evini basmaya kalktınız, bürosunu basmaya kalktınız hiç fütur vermedi. Gayet güzel yolunda devam ediyor. Ama uzaktan uzağa ağız açık seyredilmez, destekle. Hatası varsa eleştiririz kardeşim, eleştiriyoruz öyle bir derdi yok zaten düzeltiyor. “Beni niye eleştiriyorsunuz?” falan demiyor ki. “Tamam” diyor “Allah razı olsun.” Er veya geç düzeltiyor. “Ben acz içinde bir insanım, Allah’ın gariban bir kuluyum.” diyor. “İki metre toprak benim yerim.” diyor. “Ben toprağım” diyor. “Benim azamet derdim, halifelik, dünyanın en büyük adamı öyle bir iddiam yok” diyor. “Ben size hizmetçi geldim” diyor. Daha ne desin? Böyle bir insanı ezmeye kalkarlarsa, ezmeye kalkanı ezeriz hem de feci şekilde ezeriz. Kanunla hukukla ezeriz. Kimse oyun oynamaya kalkmasın, rezil kepaze olurlar ben söyleyeyim, kanunla hukula.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Afganistan’da son 24 saat içinde üç büyük saldırı gerçekleşti. Ülkede dün iki camiye saldırı yapıldı ve 73 kişi hayatını kaybetti. Kabil’de bir Şii camisine giren saldırgan önce içeridekileri taramış ardından da üstündeki bombayı patlatarak kendini havaya uçurmuştu. Bugün de Kabil’de patlayıcı yüklü bir bomba infilak ettirildi ve 15 asker yaşamını yitirdi ayrıca Salı ve Perşembe günü yapılan saldırılarda da yine Afganistan’da yüzden fazla insan öldürülmüştü.

ADNAN OKTAR: Bak bu İngiliz derin devletinin kahpeliği işte. İngiliz Şiiliğinde Sünniler kafirdir ve katledilmesi gerekir. İngiliz Sünniliğinde de Şiiliğinde de her ikisinde de her iki grup da kafir hükmündedir. Yani Sünniler de kafirdir, Şiiler de kafirdir ve katli vaciptir İngiliz sisteminde. İngiliz Sünniliğine göre her Şii’nin katli vacip. İngiliz Şiiliğinde de her Sünni’nin katli yine vaciptir. Bu ahmak kafa bazı ahmaklarca ahmakça kabul ediliyor ve uygulanıyor. Şii nur gibi Müslüman sen onu şehit ediyorsun Müslümana. Sen deli misin? Namazında niyazında, ehli kıble, ‘La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah’ diyor. Adama niye saldırıyorsun? Mümin kardeşin, sen deli misin? Birleş, ittifak et. Zaten bir avuçsun serseri. Niye ezmeye kalkıyorsun? Müthiş bir ahmaklık, deccalın ordusuna uyacağım diye bu ahmaklar işi gücü bırakıp deccalın emriyle Müslümanları katlediyorlar. Bir an önce Şii-Sünni birleşmesi şart. Sünni ve Şiilerin birleşmesi şart. Bu konuda İran’la bir görüşmemiz olsun. İran’dan heyetler her yere gitsin. Sünni heyetler de Türkiye’den gitsin. Başka ülkelerden gitsin. Bir arada birlikte namaz kılsınlar, her yere örnek olalım. Bu pislik bitsin, bu rezalet bitsin. Bunu durduralım.

Tayyip Hocam Sırbistan’a gitti, gürül gürül Kuran okudu. İnim inim inledi ortalık maşaAllah. Bak Deniz Baykal’ın başucuna gidiyor orada da dua okuyor, mazlum bir insan, Allah’a güveniyor kimseye de güvendiği yok onun için bazı züppeler ağızlarını bozuyorlar çok çirkin şekilde bu çok büyük bir ahlaksızlık ve çok büyük bir terbiyesizlik. Hem onun yaptığının binde birini yapmıyor, hem de küstahlık yapıyor olmaz böyle şey bazı züppeler için söylüyorum.

İran düşmanlığı özetle çok tehlikeli bir şey bunu ortadan kaldıralım. İran’a heyet gönderelim, Türkiye’ye heyet gelsin kökünden bitirelim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar Adnan Hocam. Çorum’dan Utku. Tarzınızı beğeniyorum. Bu şekilde devam ederseniz herkes mutlu olur.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Utku, güzel Utku Allah seni hidayetiyle sarsın. Nurlu, yakışıklı, efendi bir delikanlısın, vicdanlısın, ahir zaman güzellerindensin, ahir zamanın iyi insanlarındansın belli. Allah seni cennetine alsın, cennetinden geldiğin gibi cennetine gidersin inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kestane seviyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Sen ne güzel insansın böyle maşaAllah. İşte Anadolu’nun güzelliği budur insanı çok samimidir, çok şekerdir. Mesela git bir köy evine acayip mutlu olursun, bir dedeyle konuş çok hoşuna gider, bir anneanneyle konuş çok hoşuna gider. Hiç bozulmadı Anadolu böyle tertemiz kaldı elhamdülillah. Ne yaptılarsa İblis etkili olamadı, deccaliyet etkili olamadı. Kestane şahane bir şey, şimdi her çeşidi tatlısı bir kere süper bir şey ama insan kontrolü kaybediyor onda fazla yiyebiliyor. Onun için bu kebap tarzı yapılan ve hani tek tek elle açmalar, o yavaş yavaş yemeği sağladığı için bence daha kontrollü bir de kokusu da güzel onun yani vahşiyane yeme isteği meydana geliyor kestanede, çok besleyici, güzel bir yiyecek. Allah’ın bir lütfu, nimeti tertemiz hayret kabuğuyla paketlenmiş olarak Allah gönderiyor. Sert ve temiz bir kabuk içerisinde aşağı yukarı her türlü protein cinsi var, bütün mineraller var, vitamin cinslerinin büyük bölümü var muazzam besleyici çok güzel bir gıda. Ağaçta zibil gibi. Allah süslü kabuk içerisinde onu muhafaza ediyor, bir kabuk daha var biliyorsunuz onun ana kabuğu var onun içinden çıkıyor şahane bir yiyecek. Hemen kestane işine girelim. Muşmulanın da vakti. Mesela bazı yiyecekler, bazı meyve pek unutuluyor mesela iğde güzel bir şeydir unutulur hiç hak etmediği halde, çok şeker bir şeydir iğde. Mesela ayva da öyle biraz unutulur o kadar gerilerdedir ayva. Mesela hurma da öyle bu Trabzon hurması şahane bir şeydir ama onun iyice bekletilmesi lazım muazzam bir tatlı, dehşetli bir yiyecek şahane. Yiyeceklerin hepsi güzel ama işte cennet gerekiyor kardeşim şimdi iki meyve yese bile insan kilo alabilir yani günde her sofrada iki tane meyve yese, cennette inşaAllah.

Evet.

 VTR: Adnan Hocam Merhabalar, ben Burak. Avukatım. Adnan Hocam size şunu sormak istiyorum. Ben dua ederken çok samimi olmaya çalışıyorum. Ama bazen sanki o kadar samimi olamadığımı düşünüyorum. Bununla ilgili ne yapabilirim?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm genellikle Müslümanlar bu yanlışlığın içine çok giriyorlar işte ‘namazda samimi olamadım’ hiçbir şey olmaz, siz doğal olarak, tabii olarak duanızı edin. Dua ederken zaten kafanıza birçok şey gelir gider, beyin her türlü bilgiye açıktır böyle karayolu gibidir adeta. Otobüsler gelir, kamyonlar gelir geçer o sürekli hareket eder sen onu durduramazsın beyin açıktır. Sen duaya devam et, normal duanı et tabii ki aklına bir şey gelir. O halisliğini bozmaz, samimiyetini de bozmaz hiçbir şey olmaz ama mümkünse yalnız dua et, ondan sonra kendi duyabileceğin gibi o yeterli, kısa kısa, ara ara dualar da olabilir yahut uzun isteyen dua da edebilir ama Kuran’da gördüğümüz kısa dualar şeklindedir ama isteyen de uzunca dua edebilir. Fakat ne duadan, ne namazdan, ne ibadetten hiçbir şeyden vesveseye kapılmayın şeytanın bir oyunu bu insanları yıldırmak için yapar. Duadan yıldırmaya çalışır, namazdan, abdestten yıldırmaya çalışır. Abdesti çok kolay alın hemen çıkın üç-beş dakika en fazla üç dakikanızı alsın abdest. Namaz en fazla üç-dört dakikadır en fazla dört dakika. Şeytanın oyununa gelip kendinizi yıldırtmayın. Dua da öyle derli, toplu kısaca duanızı yapın bitsin. Allah’ın sizden istediği Allah’a karşı dua etmeniz ve o kulluğunuzu kabul etmeniz o olmuş oluyor, artık ondan sonra vesvese etmeyin.

Ben yakışıklımı bir daha göreyim.     

VTR: Adnan Hocam Merhabalar, ben Burak. Avukatım. Adnan Hocam size şunu sormak istiyorum. Ben dua ederken çok samimi olmaya çalışıyorum. Ama bazen sanki o kadar samimi olamadığımı düşünüyorum. Bununla ilgili ne yapabilirim?

ADNAN OKTAR: Bir kere güzel yüzlüm bunu söylemen senin çok samimi olduğunu gösteriyor. Bir mümin bunu söylüyorsa, faş edip açıklıyorsa zaten samimidir o yüzden gönlün çok rahat olsun. Elin, yüzün de nurlu, temiz bir insansın. Allah sana işinde başarı versin, sağlığında başarı versin, sıhhatinde güzellik versin, iyilik versin, seni cennetle ödüllendirsin, hiç kafanı takma. Gayet güzel, temiz bir Müslümansın ben öyle görüyorum inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında şunları söyledi Adnan Bey. “İslam medeniyetine göre bir şehrin medeniyetinin ölçüsü dış kapıyı kilitlemeden dışarı çıkılması, sokak hayvanlarına şefkatle davranılması demektir fakat bu tuzağın içine kırk katlı binalar yaparak düştük. Kırk kat, yüz kat bina yapmak sizi medeni yapmıyor. Hayra çağırmak, kötülüğü yasaklamak olarak ifade edebileceğimiz İslam dininin ölçüleri dünyada hakim olsaydı yaşanan birçok şey olmazdı.” 

ADNAN OKTAR: Bu anlattığı ne biliyor musunuz? Net Mehdiyet. Çünkü Mehdi (as) devrinde olacaktır bu. Kilit kalkıyor, anahtar kalkıyor Mehdi (as) devrinin özelliğidir bu. Masonlukta da anahtarla sembolize edilir ve düğümle sembolize edilir bu. Düğüm çözüyor ve anahtar yani kaldırıyor anahtarı, anahtarı yok etmesi. Ahir zamanın özellikleri kırk kat, yüz kat binalar tabii yine olabilir o bina ama binanın ruhu yok oldu onu kastediyor binanın ruhunu anlatıyor Tayyip Hocam. Kıymetli bir insan gece gündüz Allah’tan, dinden, Mehdiyet’ten, ahir zamandan ve Mehdiyet’e de çok ustaca, usturuplu bir şekilde anlatabiliyor, bu da çok zor. Gelenekçi Ortodoks Müslümanları dengede tutuyor, modern Müslüman anlayışını da savunuyor fakat din karşıtlarını da güzel bir koruma ruhuyla, şefkatle muhafaza etmeye gayret ediyor. Ve İngiliz derin devletine karşı da muazzam bir mücadele veriyor bir avuç aslanla bunu yapıyor etrafında bir avuç aslanla ve yanında otuz milyon aslan var ayrıca destekleyen onu, o görüyordur, görmüyordur o ayrı mesele. En az otuz milyonluk bir aslan ordusu var ve seksen üç milyon Türkiye de kalben onu destekliyor seçimlerde bunu göstereceğiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’da Hz. Nuh (as)’un dokuz yüz elli sene yaşadığı söyleniyor bu mümkün mü?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım yakın zamanda Şireli Müslümov vardı başka bir insan mesela yüz altmış beş sene yaşıyor çok normal karşılanıyordu, yüz altmış beş sene daha önce iki yüz sene, üç yüz sene normal karşılanıyordu. Üç yüz kırk beş yaşında vefat ediyor çok normal karşılanıyor üç yüz kırk beş yani doksan yaş gibi falan geliyordu insanlara. Sonra altı yüz yaşında olanlar var o devirlerde bu mümkündü çünkü meyve yemiyorlardı, tatlı hiç yenmiyordu, şeker hiç yoktu belki Allah onu vesile etti. Sentetik yiyecek yoktu sadece et ve doğal yiyecekler yiyorlardı ama tabii Allah onu vesile ediyordu yoksa o olacağından değil. Hücre yapısı bozulmamıştı insanın ve yaşıyordu dokuz yüz eli sene de yaşayabilir hiçbir şey olmaz. Kaplumbağa yaşıyor, adam ferah ferah yaşıyor buluyorlar gayet sakin böyle bakınıyor şaşkın şaşkın. Yeni nesil mesela Abdülhamit devri geçmiş, Fatih Sultan Mehmet devrini yaşamış adam umurunda bile değil o orada yaşıyorsa o da orada çok rahat yaşar niye yaşamasın?

Evet, dinliyorum.

VTR: Kemal Sunal mı, Şener Şen mi?

ADNAN OKTAR: Zor bir soru tabii ama tabii Kemal Sunal her halükarda çok komik bir insan ama Şener Şen’in de detayları mükemmel yani mimik kontrolü, gözüne verdiği ifade, yüzüne verdiği ifade, o muazzam detaylar veriyor. Kemal Sunal’ın doğal komikliği var yani yüzüne baktı mı insan gülüyor zaten. Anadolu’da öyle ani büyüyen delikanlılar var, biz kendi içimizdeki insanları gördüğümüz için oradan o kadar etkileniyoruz. Öyle olur hakikaten ceket alıyorlar onlara ceket sonra ta kolunun burasında kalıyor ani büyüdüğü için. Hatta deve dilaver falan derler böyle abartılı büyür onları taklit ediyor Kemal Sunal ve biraz da kültürü o kadar gelişemiyor ani geliştiği için yani görgü ve kültür de biraz kendi halinde kalıyor, çocuksu kalıyor üslubuna da yansıyor dolayısıyla çok komik oluyor. Ama Şener Şen de sanatçıdır,  Şener Şen klasik sanatçıdır. Kemal Sunal’ın da tabii o yönleri var işin doğrusu detay sanatını, sanat derinliğini gösterdiği filmleri var zor aslında ayrım yapmak işin gerçeği bu. Bakayım filmlerini göster bakayım. Şu koşma şekli hakikaten Güneydoğu’da ve Anadolu’daki delikanlıların koşma şeklidir o, kafa dik, şapka tepede o sitil aynısı inanılır gibi değil nasıl tespit ettin onu? Çünkü ben köyde kaldığım için biliyorum gördüm. Yüzündeki üslup falan aslında tam klasik sanatçı, böyle sanatçı yok tabii şu an o çok vahim sanatçı kalmaması, çok sarsıcı bir şey büyük bir olay bu. Ses sanatçısı da pek kalmadı, film sanatçısı da pek kalmadı. İşte deccaliyetin tahribatının Türkiye’ye vuruş şekli bu, Amerika’da da yok, Avrupa’da da yok sanatçı yok, ses sanatçısı da yok, film sanatçısı da yok. Resim sanatçısı da yok, heykel sanatçısı da yok dehşet bir bela yaşıyor dünya, dehşetli bir bela deccaliyetin etkisiyle ama Mehdi (as) devrinde tabii sanat en yüksek seviyeye çıkacak kısa bir süre içerisinde. Deccaliyet baskısının insanlığı nasıl mahvettiğini insanlar görecekler. Çünkü deccal müsaade etmemiş ki sanat yükselsin. Mehdiyet devrinde sanatın önü açılıyor sanat dağlar gibi yükselecek. En güzel ses sanatçıları, en güzel ressamlar, heykeltıraşlar hepsi çıkacak muazzam bir medeniyet yaşanacak ama yeniden dinsizliğin sanatı ve güzelliği nasıl kahrettiğini insanlar görecekler, sanata ait hiçbir şey bırakmayacaklar. Heykelleri yakacaklar, yıkacaklar, tablolar, şunlar bunlar, güzel evler hepsini darmadağın edecekler. Vahşet ve zulümat her yeri kaplayacak inşaAllah o devri görmeyiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bağnazların uydurduğu hadisleri tespit ettiniz mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bak şöyle anlaşılır; “Kuran’a uyuyor mu uymuyor mu?” Uyuyorsa doğrudur, uymuyorsa yanlıştır bu kadar. İkincisi; mesela hiç olmayan bir şeyi söylüyor Kuran’da yok yeni bir şey çıkartmış. Mesela “karides haramdır” diyor. Kuran’da var mı? Yok. Belli ki uydurma. “Midye haramdır” diyor. Neye göre? Kafasına göre. Canın istemiyorsa sen yeme, sen ne karışıyorsun? Kuran haram etmemiş, bırak insanlar yesin. Bak Allah diyor ki ayette; şeytandan Allah’a sığınırım. “Diliniz yalana alıştığı için” bak “diliniz yalana alıştığı için şu helaldir, bu haramdır demeyin” diyor “Allah adına yalan söylemeyin” diyor. Adam utanmıyor söylüyor. Kuran’ın ana amaçlarından biri böyle uydurma ve hurafeleri ortadan kaldırmak için gelmesi. Adamlarda ar damarı çatlamış bir kısmının Kuran’ı tam tersine çevirdi. Kuran’ın amacı hurafeyi kaldırmakken hurafeyi Kuran’a getirdi. Ama şu an bu oyunu bozduk. Tepelerine geçirdik bak gıkları çıkmıyor. Eskiden bayağı dilleri uzuyordu sonra filmlerle anlatımlarla bu televizyon programlarıyla anlatınca halk içinde itibarları kalmadı. Tamamen gitti itibarları acınacak hale geldiler. Ve konu da bitti. Bundan sonra Kuran Müslümanlığı esas oldu. İki; nasıl olur? “Ahir zamanda” diyor ki Peygamberimiz (sav) “iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak” çıktı mı? Çıktı. Tamam demek ki doğruymuş. Böyle anlayacağız. İki türlü anlaşılır bir Kuran’a uymasından bir de tahakkuk edip netleşmesinden. Yoksa Peygamber (sav) tabii ki konuşur hiçbir şey konuşmuyor diye bir şey yok. Giydiği nalını duruyor, ayakkabısı duruyor, hırkası duruyor terütaze. Kılıcı duruyor, saçını boyadığı kap duruyor. Her şey duruyor tabii ki sözü de durur. Ama Kuran’a uyuyorsa oradan anlarız. Uymuyorsa yalandır.

Evet şimdi ne yapıyoruz? Dinliyorum.

ASLI HANTAL: Amerika Başkanı Donald Trump ülkenin eski başkanlarından John Kennedy’ye yapılan suikasta ilişkin on binlerce gizli belgenin kamuyla paylaşılması için izin vereceğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Süper süper. Yani İngiliz derin devleti buna müsaade ederse helal olsun. Ama bunlar öyle cinayet işler ki İngiliz derin devleti bu kahpeler delil bulmak adeta imkansız gibi. Ama biz buna rağmen bunlar için delili bulup göstereceğiz. İngiliz derin devleti çok kahpe bir sistemdir, çok kalleş bir sistemdir. Nerede sinsi, alçak, katiller varsa, it kopuk varsa onları kullanır.

Ben her zaman anlatırım derim ki Amerika’da, Avrupa’da evlerde kilit yok. Bahçe duvarları yüksek değil. Dümdüz açık. Evler yüksek değil bahçeli evler. Bak Tayyip Hocam güzel insan aynısını anlattı. Yıllardan beri anlattığımın aynısını anlattı. Hiçbir anlatılan boşa gitmez.

Tayyip Hoca onurlu delikanlı ‘bana yardım edin’ falan demez, ‘beni destekleyin’ demez onu biz dememiz lazım. Bak bütün AK Partili gençler MHP’li gençler atağa geçelim Tayyip Hoca’ya çok sıkı sahip çıkalım. Büyük Birlik Partisi’ni sakın kimse oyuna getirmesin. Tayyip Hoca’yı destekleyelim. İngiliz derin devletiyle savaşmak öyle kolay bir şey değil. Çok büyük bir olaydır deccalla savaşmak, çok müthiş bir olaydır. 2021’e kadar desteklesinler. Büyük Birlik Partisi, MHP zaten Allah razı olsun. Meral Akşener oyuna gelmesin. Oyuna gelmesin bak Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’i düşünüyorlar bu seferde onlar için, o ekip için. Aman ha bunların hepsi boş. Hepsi boş herkes dökülür orada hiçbir netice alamazsınız. 2021’e kadar Tayyip Hocam’a destek olalım. Ondan sonra zaten destek olsak da olmasak o götürür Allah’ın izniyle. Bu çok önemli. Deccalı hele bir tepeleyelim. İngiliz sistemini, Abdülhamit döneminden beri uygulanan hatta Abdülaziz döneminde başlattılar şehit ettiler mübareği hemen ondan sonra başlattılar. İngiliz siyaset anlayışını Türk bürokrasisinden tamamen kazıyacağız. Milli unsurlar her yerde göreve geçti şu an geçiyorlar, milli unsurların dışında hiç kimseye görev yok. Müsaade de yok. Etmeyeceğiz müsaade. Milli devlet olacak. Her yerde insanlar milli değerlere önem veren, milli politikaları izleyen, milli olan şahıslarla görüşecek, konuşacak, bağlantı kuracak emaneti onlara devredeceğiz. Onun dışında müsaade yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey, gerçekten Madonna ile görüştünüz mü merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım evet görüştük. Zaten Madonna ile görüşmemizi sağlayan kişi Madonna’nın hocası. Onun öğretmeni olan kişi Kabalisttir, Kabalacıdır. Ben onunla zaten dostum görüşüyorum, konuşuyorum. Başka ünlü sanatçılarla da görüştürecekti ben kabul etmedim. Ama Madonna’yla görüşeyim dedim. Cumartesi günü biliyorsunuz Musevilerin kutsal günüdür o gün görüştük ben bizim eve de davet ettim Madonna’yı, çocuğu da vardı o da gelip sarıldı. Eşi de vardı orada Tevrat’tan bölümler okuduk okundu daha Türkçesi. Hatta bana Musevilerin kippasını girdirdiler. Musevilerin üstlerine aldıkları o bir örtü var Musevilerin örtüsü o benim üstüme getirdiler omuzuma aldım o örtüyü de. Sonra benden Tevrat’ı almamı rica ettiler orada en sevdikleri en değerli buldukları kişiye Tevrat’ı aldırtıyorlar. Çok kalabalıktı beni sevdikleri için bana aldırttılar Tevrat’ı. Ben de Tevrat’ı aldım oradaki hocaya götürdüm teslim ettim onlar Tevrat’ı kaidesiyle okumaya başladılar. Kuran gibi okuyorlar Tevrat’ı. Bayağı güzel okudular bilmiyorum gören olmuş mudur? Çok hoş bir sesle okuyorlar evet. Okudular dualar oldu resim de çekecektik ama cumartesi günü olduğu için o gün biliyorsunuz hiçbir teknik alet kullanılmıyor, hiçbir şey kullanılmıyor. Biz de o ibadetlerine saygılı davrandık tabi ayrı bir şey yapmamız mümkün olmaz. Adaba edebe uygun olmaz. O yüzden resim çektirmedik. Onları dinen koruyup kolladığımız için saygı gösterdiğimiz için biz de o ibadete katılmış olduk. Yani saygı gösterdik. Dolayısıyla iyi oldu uzunca bir konuşmuşluğumuz oldu. Başında siyah bir şapka vardı, gözünde gözlüğü vardı ilk geldiğinde sonra gözlüğünü çıkarttı. Küçük çocuğu orada yanında oturuyordu birden geldi sarıldı bana bayağı yapıştı sarıldı sonra gitti. Ummadık bir hareket çok şeker.

EBRU ALTAN: Yehuda Berg de gelmişti size defalarca.

ADNAN OKTAR: Yehuda Berg zaten evet gelip gidiyor onunla konuşuyoruz. Hocası odur zaten Yehuda Berg. Evet. Bu Madonna’yla okunan Tevrat bölümü 9 Haziran 2012’de oldu. 2012 onların özellikle seçtikleri bir yıl. 9 Haziran’ı da özellikle seçtiler cumartesi. Şabat günüydü. Harun’un işlerinin anlatıldığı bölümü okudular. Açtı adam oradaki haham hemen o bölüm çıktı. Onlar da şaşırdılar. Harun’un Meseleleri çıktı. Benim “Harun müstear isminden ötürü bu bölümü senin okuman Allah’tan özel bir tevafuk” olduğunu söylediler, bunun şaşırtıcı olduğunu. Bir de “bu aralar” dediler “İstanbul’da muazzam bir maneviyat bir şey var” dediler “muazzam bir manevi elektriklenme hissettik, gördük” dediler.

AYŞE KOÇ: Madonna’nın o tarihte Çırağan’da çekilmiş resimleri de var.

ADNAN OKTAR: Evet. Yok canım zaten geldi konsere gelmişti. Bilinen bir şey.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. İsa (as) deccalı nasıl öldürecek?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bunlar tabii bir moral savaşıdır. Deccaliyetle Mehdiyet savaşı. Tamamen şu anda da bir moral savaşı oluyor. Mesela İngiliz derin devleti bir moral savaşı veriyor. Mesela farz edelim diyor ki ‘Tayyip Hoca’ya darbe yapacağız’ moralini bozmaya çalışıyorlar. Morallerin mücadelesi var. İsa Mesih’le de Kudüs’te karşılaşınca deccal morali bozulmuş oluyor. Psikolojik olarak bozuluyor adam. Yani bunalıma giriyor daha Türkçesi. Bunalıma giriyor adamların yanında rezil oluyor. Kendi çevrelerinde çünkü kendini büyük göstermişken, Allah gibi göstermişken, çok yetenekli göstermişken rezil rüsva oluyor. O yüzden de mağlup olmuş oluyor morali yıkıldığı için. Liderlerinin de rezil olduğunu anlayınca deccaliyet kökten vazgeçiyor oyundan konu bu. İngiliz derin devletini çöküşü o o gün. İngiliz derin devletinin başı oraya geliyor ve bütün ideolojisinden düşüncesinden vazgeçmiş oluyor. Yenildiğini kabul ediyor. Bir moral savaşının son karşılaşması. Bu, olay budur.

EBRU ALTAN: Deccal olduğunu orada mı anlıyor?

ADNAN OKTAR: Evet. Bediüzzaman diyor “bidayeten kendisinin deccal olduğunu bilmez” diyor orada yenildiğinde anlıyor deccal olduğunu. Yoksa son ana kadar kendinin Mesih olduğu kanaatinde. Ve Allah olduğuna inanıyor kendisinin. ‘Kainatı ben yarattım’ diyor manyak gibi kafayı yemiş vaziyette. Ama orada rezil olunca İsa Mesih’in varlığını gördüğünde, onun İsa Mesih’in öyle bir özelliği var yalnız duası kabul oluyor. Allah’ın hikmeti dua ettiğinde -Kuran’da ona dikkat çekilir ayette görüyorsunuz- mesela diyor ki “Ya Rabbi bize gökten bir sofra indir” Allah hemen indiriyor. “Ya Rabbi bu ölüyü dirilt” diyor diriltiyor. Ne derse oluyor. Allah kalbine vahyediyor ona has bir şeydir bu yalnız. Bir tek ona hastır. Bu insanların gözünden kaçan bir hakikattir. Ne derse oluyor. Ahir zamanda da “Ya Rabbi” mesela “şurada bir olay var orayı sars” diyor Allah’a. “O bölgeyi sars.” Orası sarsılıyor o anda Allah’ın emriyle. “Ya Rabbi” diyor mesela “şurada bir olay var” diyor “bir kötülük yapıyorlar orayı sars” diyor orayı sarsıyor Allah. “Ya Rabbi” mesela “şurada müthiş bir kasırga çıkart” diyor Allah kasırga çıkartıyor dua ettiğinde. Orada da deccalı Allah’ın rezil etmesini istiyor ve Allah rezil ediyor. Vasfını bilmiyorum ama benim anladığım deccalın akli melekeleri kayboluyor yani mahvoluyor cinnet geçirme hali meydana geliyor. Kendini toparlayamıyor. “Tuzun” diyor Peygamberimiz (sav) “suda erimesi gibi” diyor yani aklı eriyor aklı falan gidiyor. Zırvalamaya başlıyor kendi adamlarının yanında rezil kepaze oluyor. Allah aklını alıyor halbuki normalde çok zeki bir insan, çok kültürlü, konuşmayı bilen ikna kabiliyeti yüksek muazzam birisi böyle hipnoz kabiliyeti var. İspiritzma kabiliyeti var, medyumluk yönü var. Çok sarsıcı bir kişiliği var. Ama orada rezil kepaze oluyor klasik ahmağa dönüyor adam. Adamları da hayret ediyorlar onun ahmaklığına. Rezalet çıkıyor o derece rezil oluyor İsa Mesih’in yanında. Karşılaştıklarında. Duasının kabulüdür o. Şimdi Mehdi (as)’ye de o duayla destek oluyor. Öyle anlayın. Ara ara dua eder ve duası kabul olur. Ama duayı Allah ona vahyediyor kalbine. Dua etmesini söylüyor Allah dua ettiğinde de oluyor konu bu. Mesela sofra; oturuyor talebeleriyle diyorlar “Bize Allah gökten sofra indirse senin peygamberliğine iyice kanaatimiz gelecek” diyorlar. “İnanmıyor musunuz?” diyor “inanıyoruz” diyorlar. “Ama kanaatimiz tam gelsin.” Anlıyor imanları zayıf olduğunu. “Ya Rabbi” diyor “bize bir sofra indir” diyor “öncemiz ve sonramız için bir hayır olsun, güzellik olsun.” İçeri odaya geçtiklerinde sofra hazır ama klasik sofra yalnız. O devrin kapları, o devrin yiyecekleri. Böyle bir olağanüstü yiyecek değil. O devrin ekmekleri. Aklın ihtiyarını almaz çünkü penceresi açık, kapısı var. Biri gelmiş yapmış da olabilir. Ama aslında mucize tabii. Bütün sofralar mucizedir bak bütün sofralar mucizedir o sofra da mucize. Ve onu görüyorlar yine hiç tabii kanaatleri gelmiyor niye? “Biri geldi yaptı” diyorlar. Yahut “içerde zaten sofra hazırdı” diyorlar. “Bizi yemeğe çağıracaktı onu bahane etti dua etti içeri girince sofraya oturduk” diyorlar. Halbuki dua ediyor yok normalde sofra içerde. İsa Mesih’in de aklının ihtiyarını almaz bu sebepten dolayı. Hiçbir şekilde aklın ihtiyarını almaz. Duası kabul olan bir peygamberdir. Mesela Bel’am Baura vardı onun da duası kabul oluyordu. Ara ara duaları kabul olan bir insandı Bel’am Baura. Ama sonra sapıttı o. Belamcılık denir ona yani sapıtmış. İsa Mesih de ona mahsus olarak duası kabul olur. Bir kere dua ettiğinde oluyor. Normalde Müslüman dua ettiğinde öyle ani karşılık görmez. Çok nadir olur. Ama o dua ettiğinde mutlaka oluyor, o şekilde yani.

Tevrat okunurken yüksek sesle Adonay Adonay diye çok güzel okuyorlardı böyle. Keşke videoya alabilseydik. Madonna sürekli kendi de elindeki kitapla takip etti. Ona altın kaplama bir ibrik hediye ettim kova çağını ifade ettiğini söyledim. Bir de el işi altın kaplama bir tepsi hediye ettim. Bu da insanlığa hizmet etmeyi sembolize ediyor dedim. O şekilde söyledim. İki tane de altın kaplama fincan hediye ettim bunlarda Madonna Türk kahvesi içeceğini söyledi. Bir de üzerinde on iki tane burcun işlendiği ipek bir halı hediye ettim buna çok sevindi kendi elleriyle sarmaya başladı halıyı. Biz katlayacaktık aldı elimizden hemen kendi katlamaya başladı. Zaten görür görmez bunu istiyorum dedi. O burçlar çok hoşuna gitti.

ASLI HANTAL: Tevrat okuma videosu gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Adoni, Adonay. Masonlar da Adonay’ı bekliyorlar biliyorsunuz. Museviler güzel insanlar neden sevmiyorlar ben anlamıyorum. Hakikaten, gerçekten dindarlar ve Allah’ı çok seviyorlar. Gerçekten çok iman ediyorlar. Doksan yaşında adam yerin bilmem kaç metre altında kayalıkta oluşmuş sinagogda ayakta mum ışığında ayakta Tevrat okuyor saatlerce üç saat, beş saat. İman etmeyen bir insan bunu yapar mı? Çok müthiş dindarlar. Çok dindar Allah’ı çok seven insanlar. Çok ayıp yapıyorlar o nefret şeytandan, çok çirkin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hangi spor dalını takip ediyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım benim kanaatim gençler için en iyisi badidir. Çok abartılı olmadan badi. Çünkü sakatlanma falan da olmaz hem kuvvet gelişir hem kas gelişmesi iyi oluyor. Ama fiili spor dalı olarak istiyorsa pehlivanlık iyidir. Güreşçilik. Serbest stil grekoromen. Bir kere o sporla alakası yok grekoromenin ben onu söyleyeyim. Grekoromen ne alaka üstten o onu itiyor o onu itiyor. Kaptın mı kaldıracaksın aldın mı vuracaksın ne demek öyle güreş mi olur? 

ASLI HANTAL: Güreş filmimiz vardı Adnan Bey. Güreşçimiz Mahmut Demir Rus güreşçi Medvedev’i yendiği film. Daha doğrusu müsabaka.

ADNAN OKTAR: İşte olay bu. Bak görüyor musun pehlivanı? Pehlivan böyle olur. Vehbi Akdağ vardı Tokatlı, hemşerim. Felaket maç çıkarıyordu. İkinci olmuştu ama bence birinciliği hak etmişti. Şahin soyadlı bir pehlivan vardı. Ya Mehmet Şahin yahut Ali Şahin; tam hatırlayamıyorum. Mehmet Şahin olması gerekiyor.

ASLI HANTAL: Bir güreş videosu daha var.

ADNAN OKTAR: Evet. Kardeşim, olay bu. Hiç unutmam, Günaydın Gazetesi’nde yazmıştı. “Rakibini kırbaç gibi vurdu” diyor. Çok biçimsiz yakalamış. Buna rağmen kırbaç gibi vurmuştu. Gıyasettin Yılmaz, mübarek yaşıyor bildiğim kadarıyla. Dedi; “Benim yaşlılığım geldi. Dünya şampiyonu olarak jübilemi yapacağım.” Yapma, etme zaten bütün müsabakaları kaybetmişsin. Ne alaka? Geldi müsabakaya, pazuları sıvazlamaya başladı. Kırk yaşında falan yakın. Doğu Alman güreşçi geldi. Adam zımba gibi. Adam hayret etti zaten bir mana veremedi. Bunu bir daldı, kaldırmasıyla derhal vurdu sırtının üstüne. Acayip öfkelendi tabii çok ağrına gitti.

ASLI HANTAL: Bir video daha var Adnan Bey. Güreşçimiz Oğuzhan Yalçın.

ADNAN OKTAR: Pehlivanlığın iyi yönü, eklem kırılması falan hiçbir şey olmaz pehlivana. Pehlivan düşse de bir şey olmaz. Üstünden kamyon geçse de… Yani hakikaten hafif bir şey geçse hiçbir şey olmaz. Darbeye falan çok acayip dayanıklı oluyorlar. İnsanların normalde bir şey oluyor, kolu çıkıyor. Bilmem ne oluyor, bacağı çıkıyor. Öyle bir konu yok pehlivanda yani. O yüzden küçük yaştan ama küçük yaştan pehlivan olursa bayağı kuvvetli olur, çok iyi olur. Yalnız kulakları olsun. Kulaklar iptal ben söyleyeyim. Ramazan pidesi gibi oluyor kulakları böyle. Kıkırdak kırılması oluyor. Sadece kulak deliği kalıyor. Löp et yani. Artık idare edecek yani.

Bu Şener Şen’in dansöz izleme videosu var mı?

GÜLEN BATURALP: Hazır, evet.

ADNAN OKTAR: O yüzündeki zavallı ifade böyle, çaktırmadan bakıyor. Bir de o kız onun bulunduğu yere geliyor. Kız bayılma hareketleri falan yapıyor. Ama herhalde kıza karşı böyle bir şeyi de var gibi yapmışlar. Sonra adam ona koz olarak kullanıyor. Varsa onu da bulabiliriz. Mesela bu nefis filmlerden bir tanesi, çok şahane, bayağı güzel. Değirmen filmi. Ama böyle filmler kalmadı şu an. Hiç yok. Bir kere derinlik yok oldu. Yani derinlik tamamen kaybedilmiş oldu.

“Hocam sevgiler Bitlis’ten. Öğrenci arkadaşlarla sizi severek izliyoruz. Kitaplar için çok teşekkürler. Arkadaşların yolları düşerse misafir etmek isteriz” diyor. Benim yakışıklımı bir göster. Ağabeyinin aslanı, inşaAllah. Kardeşlerimiz gelirse yine kitap getirirler. Hepsine selam gençlerin.

Evet, dinliyorum. Sorular devam edebilir.

VTR: Cennet ve cehennemdekiler sürekli diyalog halinde mi olurlar?

ADNAN OKTAR: Yok, sürekli değil. Yani ara ara. Orada işte nefret ettiği kişileri görmüş oluyor cehennemdeki hallerini. Onları kızdırıyor mümin. Mesela münafıklar cehennemde. Burada densizlik yapan, şımarıklık yapan, çok rahat olduğunu düşünen ahmaklar, cehennemde köpek gibi kıstırılıyorlar. “Müminler de koltuklarında onlarla alay ederler” diyor Allah, “eğlenirler onların haline.” Çünkü cehennemde onlar kaçmaya çalışıyorlar. Kendilerini yine kurnaz zannediyorlar orada, uyanık zannediyorlar. Orada da üçkâğıtçılık yapabileceklerini zannediyorlar. Her seferinde rezil kepaze oluyorlar. Ya oradaki bir deliğe sıkışıyor ya oradan bir yerden düşüyor. Yahut mesela oradaki bir çamurun içine düşüyor. Yani o rezilliklerini Allah gösteriyor. Fakat bir türlü o azgınlıkları dinmiyor tabii. Ama müminin de kalbi ferahlıyor tabii o aşağılık adamları orada görünce. Ve cennetin kıymetini mümin daha çok anlamış oluyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. İbrahim (as) ateşe atıldığı zaman nasıl yanmıyor?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bildiğimiz odun ateşine falan atılma değil. Muhtemelen mancınık tabir edilen aletle onu ateşin içine atmak istediler. Büyük bir ateş yakmışlar. O devirde işkence yapmak, insanları işkenceyle öldürmek halk için eğlence oluyordu. Yani onları çağırıyorlardı. Fakat aynı zamanda o ateşin yandığı yerin ileri kısmında bir göl olduğu anlaşılıyor. Su olan bir göl olduğu anlaşılıyor. Mancınıkla atıldığında -yani şu tarz biliyorsunuz mancınık bir savurmayla atar- attığında alevlerin üstünden aşırıp, suya düştüğü anlaşılıyor Hz. İbrahim (as)’in. Oradan da muhtemelen olay yerinden uzaklaştığı anlaşılıyor. Yani onlar ateşe düştüğünü zannederken yani karanlıkta olmuş gibi görünüyor olay. Karanlıkta muhtemelen o da suya düşmüştür. Yoksa öyle ateşe düşecek, kor ateşler olacak, Hz. İbrahim (as) alevler içinde duracak; herkesin aklının ihtiyari kalkar, herkes iman eder. Öyle bir şey olmaz. Orada en azından halk var, insanlar var. O şekilde değil. O Kuran’ın çarpıcı anlatımıdır. Kuran hep böyle bu tarz çarpıcı anlatımla anlatır. “Ateşe atıldı ama Allah serinlik ve selamet verdi” diyor. Serinlik suyun serinliğidir. Yani suya düştü Hz. İbrahim (as). Sudan da çıkıp oradan uzaklaştı ve kurtuldu. Yani bu tarzdır. Yoksa mümkün değil. Ateş yani içine girecek, kor ateşin içinde duracak, oturacak, insanlarla konuşacak. Yani her insanın aklının ihtiyari kalkar. Öyle bir şey olmaz.

Şimdilik bu kadar olsun. Evet, inşaAllah.

ASLI HANTAL: Yayınımız burada sona eriyor. Yarın görüşmek üzere inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü