Harun Yahya

Sohbetler (26 Ekim 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Ne güzel. Güzel bir gündeyiz, hava yağmurlu ve serin güzel, maşaAllah. Buyurun dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye geldi Adnan Bey. 20 yıl aradan sonra Özbekistan’dan Cumhurbaşkanı düzeyinde Türkiye’ye yapılan bu ilk ziyarette 22 anlaşma imzalandı. Ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Orta Asya Cumhuriyetleri arasındaki işbirliğinin gelişmesini can-ı gönülden arzu ediyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi dirlik olmanın ve güçlü olmanın anahtarı birlik olmaktır. Bu yönde atılan her adım kıymetlidir, değerlidir.” Cumhurbaşkanı Mirziyoyev ise, bu “20 senelik ara gözlerimizden de görülüyordur. Birbirimizi ne kadar özlediğimizi gösteriyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok önemli güzel bir gelişme olmuş. Süper olmuş. Tayyip Hocam’ın Türk devletlerine açılımı muhteşem. Hatta Türk birliğini ön plana alabilirler, alabiliriz. Önce Türk Birliği sonra İslam Birliği de olabilir. Çünkü Türk Birliği çok daha kolay. Türk Birliği’ni bir an önce yapalım. İslam Birliği de hemen arkasından gelebilir, gelecek gibi görünüyor. Fakat yeni oluşumlarla falan dikkati dağıtmaya gerek yok. Yeni oluşumlar olsun fakat yeni oluşumlar Tayyip Hoca’yı desteklesin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Haydar İbadi’yi Külliye’de kabul etti. Sayın Erdoğan şunları söyledi: “Başından itibaren Irak’ta toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu hep ifade ettik. Referandumu kabullenmemiz mümkün değildi. Durumu fırsat bilen PKK terör örgütünün Irak’ta bir yapılanmasının olduğunu biliyoruz. Kandil, Sincar gibi bölgelerde PKK’nın varlığı söz konusu. Buralarda da her türlü dayanışma içinde ortak mücadeleyi sürdürmeye varız” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Türkiye’nin yeni politikasında Allah’a çok şükür çok etkimiz oldu vesile olduk. Bir kere Suriye’nin, Irak’ın toprak bütünlüğü son derece hayati. Çünkü İngiliz derin devletine bu muazzam bir tokat. Onların 150 yıllık planı küçük küçük parçalara ayırmak, bir türlü yapamadılar. Bilakis daha da bütünleşelim bütün olalım, sakın hiçbir yerde bölünme olmasın hiçbir yerde. Kardeşçe güzel yaşayalım. Kürt kardeşlerimiz bizim canımız. Suriye de Kürt kardeşlerimizi bağrına bassın, Irak da bağırlarına bassın. Suriye onların Kürt kardeşlerimizin, Irak da Kürt kardeşlerimizin, Türkiye de Kürt kardeşlerimizin. Yani bağımsızlığa şuna buna gerek yok, zaten sizin her yer sizin. Kürt kardeşlerimiz geliyor İstanbul’da en güzel yerlerde ev alıyorlar, müteahhitlik yapıyorlar, devletin en kilit noktalarına geliyorlar, başbakan oluyorlar, cumhurbaşkanı oluyorlar, MİT müsteşarı oluyorlar. MİT Müsteşarı halen şu an Kürt asıllıdır Hakan Fidan. Çok efendi dindar bir delikanlı. Genelkurmay Başkanı kaç defa öyle hep Kürt’tü. Devletin en kilit noktalarında hep Kürtler görev alır, mübarek temiz insanlardır. Dolayısıyla “biz ayrılalım” ne yapacaksın ayrılıp? Türkiye senin bütünü senin, niye Türkiye’den toprak koparmaya çalışıyorsun? Her yer senin. Irak’ın her yeri senin, Suriye’nin her yeri senin ne derdine düşüyorsun? Ha densizlik, münasebetsizlik yapan oluyor, o her yerde oluyor. Sen komünist olunca kurtulacağını mı zannediyorsun? Bela o zaman başlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Samsun’dan katılıyorum. Arakan’a çok üzülüyorum. İslam aleminin birleşmesini istiyorum.

ADNAN OKTAR: Aferin benim güzelime, aferin benim canıma, bir tanem benim aferin çok güzel konuştun. Allah nuruyla sarsın seni. Bak görüyor musun tam bir Mehdi talebesi, tam bir Kuran talebesi, modern, dışa dönük, makyajı çok güzel, kıyafeti çok güzel tam bir Türk kızı filinta gibi tertemiz, iffetli temiz nurlu, aklı başında bir insan olduğu hemen yüzünden anlaşılıyor. Ve bak talebi çok güzel, çok asil, “İslam alemi birleşsin acılar kalksın, İttihad-ı İslam olsun” yani Mehdiyet. Çok güzel. Allah senin ömrünü uzun etsin, Allah sana hayır bereket versin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Allah için sevdiğimizi nasıl anlarız?

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım sen nasıl güzelsin böyle, maşaAllah. Hayret edecek şekilde güzel. Allah sana uzun ömür versin, hayır bereket versin, nuruyla seni sarsın. Tebrik ediyorum tesettürün için de aferin benim bir tanem yakışmış. Yüz görünümün zaten çok çok güzel, Allah güzelliğini daha da artırsın. Yüzünde müthiş bir nur var ve tertemizsin iffetli, afif, temiz bir mümin kız olduğun hemen anlaşılıyor. Allah seni cennetiyle ödüllendirsin, cennette de bana dost etsin, kardeş etsin inşaAllah. Seni ben bir daha dinleyeyim.

VTR: Allah için sevdiğimizi nasıl anlarız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, insanın içi Allah sevgisiyle doluysa her yere Allah’ın görüntüsü olarak bakıyorsa, Allah’ın ruhunu taşıyorsa zaten Allah için sevdiğini de hemen anlar. Çünkü Allah’ın ruhunu taşıyor, şuuru var bilinçli ve karşısında da Allah’ın tecellileri var, Allah’ın tecellilerine baktığını biliyor. O zaman Allah için sevdiğini açıkça bilir. Kendinin Allah’ın tecellisi olduğunu bilirse, karşısındakilerin Allah’ın tecellisi olduğunu bilirse, her şeyi Allah’ın yarattığını bilirse Allah ona o güzelliği zaten sunmuş demektir.  

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam, cennet nasıl bir yer bana anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını, yakışıklılığını. Aslansın sen ve kıyafet şahane, tip mükemmel. Süper yakışıklı delikanlısın. Senin gibi orada minik böyle tatlı kuzular var onlara vildan deniyor çok güzel çocuklar. Bir de güzel kadınlar var onlara huri deniyor. Bir de yakışıklı delikanlılar var onlara da gılman deniyor çok çok yakışıklı güzel giyinen. Her biri ayrı kıyafet giyerler. Her biri birbirinden güzel bir tavır içinde olur ahlakları mükemmeldir. Çocukların da ahlakı çok mükemmeldir cennette. Cennetin vasfı her yerin canlı olmasıdır. Burada da her şey canlı ama tabii adetullah gereği Allah onu hareket ettirmiyor. Mesela cennet özelliği olarak, Hz. Musa (as)’ın asası canlıydı her şeyin canlı olduğu gibi, canlı olduğu için mesela Allah “at asayı” diyor, attığında hemen yılana dönüşüyor canlı olduğu için. Bir anda insana da dönüşür o asa. Atar, hemen bir insan oradan ayağa kalkar. O insandan mesela bir anda 20-30 tane insan daha oluşabilir. Mühim olan Allah’ın ruhunu taşıyor olduğunu bilmektir her yerin, her şeyin. Cennette de her yerde Allah’ın ruhu olduğu için her şey canlıdır. Sandalyeler, bardaklar, kuşlar, meyveler hepsi canlıdır. İsterse insan onlarla da konuşabilir hepsi şuur sahibidir, bilinçlidir her yerde Allah’ın ruhu vardır. Ama insanın hoşuna giden ne varsa o an aklından geçtiğinde o an oluşur. Tabii görüntüdür cennet görüntüden oluşuyor ama insan bunun farkına varamaz netlikten dolayı görüntü netliğinden. Rüya gibidir, rüyanın aynısıdır. Şu anda da biz bir rüya görüyoruz, cennet de bir rüya gibidir ama farkına varmayız netlik daha keskin olduğu için.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey. Bir bayan kardeşimiz annesiyle birlikte 14 ve 15 Ekim günlerinde Esenyalı’da çeşitli eserlerinizden 105 adet dağıtmış. Eskişehir’den kardeşlerimiz Kırmızıtoprak ve Büyükdere Mahallelerinde 1200 adet broşür dağıtımı gerçekleştirmişler. Kardeşlerimiz Sakarya’nın TRT’de yayınlanan Yalaza dizisinin çekimlerinin yapıldığı Taraklı İlçesi’ndeki esnafa ve çekim ekibine 150 eserinizi hediye etmişler. Ayrıca aralıksız olarak haftada iki gün ev sohbetleri yapıp Sakarya’nın Karasu, Ferizli, Adapazarı, Serdivan, Erenler İlçeleri’nde çeşitli zamanlarda toplam 2 bin 250 kitabınızı ve 3 bin A9 broşürü dağıtmışlar.

ASLI HANTAL: Bursa’dan kardeşlerimiz çeşitli kereler evde sohbet için bir araya gelmişler. Ayrıca geçtiğimiz günlerde MHP İl Başkanı Tevfik Topçu’yu ziyaret edip sohbet etmişler ve sizin kitaplarınızdan armağan etmişler kendisine. Bandırma’da sizin kitaplarınızdan 55 adet dağıtılmış. İzmir’de geçtiğimiz günlerde Kordon, Alsancak Sahili, İzmir Bisikletli Süslü Kadınlar Festivali, Gündoğdu Meydanı ve Manisa Magnesia Alışveriş Merkezi’nde sizin çok sayıda kitabınızı halkımıza armağan etmiş İzmirli kardeşlerimiz. Kardeşlerimiz 15 Ekim’de Malatya’da “Müşrikler İstemese de Mehdi” isimli eserinizi 110 adet dağıtımını yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Herkes birbirinden güzel ve çok faydalı, çok hayırlı bir çalışma olmuş. Bir kitabın binlerce kişiye etkisi olur. Zincirleme etkisi olur. Bir kişinin okuması birçok kişiye anlatması demektir. Birçok kişiye anlattığında da o da birçok kişiye anlatıyor. Onlar da gidip başka kişilere anlatıyor. Zincirleme müthiş etkisi olur. Allah hayırlı bereketli güzel bir çalışma nasip etmiş, sevabını çokça onlara nasip etsin, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Terör örgütü PYD-YPG’nın kontrolünde bulunan İdlib-Afrin arasındaki hattı ele geçirip kontrol altına alan Türk Silahlı Kuvvetleri Simon Kalesi’ne yerleşti. Türk askeri bölgede karakol noktası da kurarak güvenliği artırıyor.

ADNAN OKTAR: Bunlar şahane haberler bayağı güzel hayırla, uğurla, bereketle ilerliyorlar. Allah yardımcıları olsun. Allah onları kahpe kurşunlardan korusun, muzaffer etsin yollarını açsın, daima zafere kavuştursun Cenab-ı Allah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, benim adım Emre. Ben tiyatro ve oyunculuk bölümü okumak istiyorum. Tavsiye ve önerilerinizi alabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım tip tam uygun bayağı güzel delikanlısın yakışıklısın. Tiyatro da güzel bir sanat dalı, oyunculuk da güzel bir bölüm. Tiyatro ve oyunculuk bölümünde okuman faydalı olur diye düşünüyorum. Çünkü isteyerek yapacağın için başarılı olursun. Eskiden beri istediğin bir bölümse severek okursun. Hep severek istenen meslekler iyi olur. Zoraki mesleklerden bir şey çıkmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’da adı geçen peygamberlerden başka peygamber var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Ayette de zaten o şekilde geçiyor. “Biz bir kısmını zikrettik” diyor Allah. Çok daha fazla peygamber sayısı var. Ama ders alacağımız eğitileceğimiz kadar kısmını Allah nakletmiştir kıssalarıyla. Ondan gerisine gerek görmemiştir. Ama bilinmeyen tabii çok fazla peygamber var.

Evet, dinliyorum.

VTR: Namazın insanlara faydası nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, namaz kıldığında Allah’a sevgini ifade etmiş oluyorsun. Yani Allah’a sarılmak gibidir, Allah’a yakın olmaktır, Allah’a dostluğunu tevazuunu, boyun eğiciliğini en güzel şekilde ifade etmektir. Namaz kılan insan Allah’a sevgisini ifade ettiği için vicdanen rahat eder hoşuna gider. Ahirette de onun mutluluğunu yaşar. Yoksa Allah’ın bizim namazımıza hiç ihtiyacı olmadığı aşikar belli, onu çocuk olsa bilir. Ama biz sevgi ifade etmek istiyoruz, sevgimizi nasıl ifade edeceğiz? Ancak namazla ifade ediyoruz. Mesela ahirette nasıl oluyor? Allah insan şeklinde tecelli ediyor “Ya Rabbi biz Seni çok seviyoruz” diyoruz. “Seni çok seviyorum Ya Rabbi” diyorsun ifade ediyorsun. Çünkü sevgide ifade etme isteği çok önemlidir. Çünkü insan sevip de sevgisini ifade edemiyorsa çok bunalır, çok zorlanır. Allah nimet olarak sevgimizi ifade etme imkanı veriyor duayla ve namazla. Namazla da sevgimizi ifade ederiz, duada da sevgimizi ifade ederiz en yüksek şekilde. Çünkü müthiş bir teslimiyetle, müthiş bir saygıyla Allah’a sevgimizi namazla ifade etmiş oluruz. Onun için cennette sonsuza kadar o sevgiyi hissederek yaşayacağız. O sevgiyi ifade etmiş olmanın huzuruyla yaşayacağız, inşaAllah.

VTR: Merhabalar, ismim Fatma Ulviye Topdemir. Allah için uzaklık yakınlık var mıdır?

ADNAN OKTAR: Ne güzel insanlar, maşaAllah. Eşi de dindar, kendi de dindar, maşaAllah. Allah ikinize de uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin, ikinize de cennet nasip etsin. Ne güzel Anadolu insanı hep böyledir. Hacılardır muhtemelen. Allah kalplerine ferahlık inşirah nasip etsin, hidayetiyle nuruyla sarsın. Tabii ki Allah için uzaklık yakınlık olmaz. Mekan yok çünkü. Mekan bize verilmiş bir algı şeklidir, zaman da bize verilmiş bir algı şeklidir. Allah için mekan zaman olmayınca tabii uzak yakın da olmaz. Mesela cennet bize sonsuz yakındır ama biz farkına varmayız. Cehennem de insana sonsuz yakındır insanlar farkına varmaz.

VTR: Bir insanın duygusallıktan kurtulması bencil olmamakla mı alakalı?

ADNAN OKTAR: Nasıl güzel, değil mi? Canımın içi çok çok güzelsin ama çok çok çok güzelsin. Allah seni nuruyla sarsın, hidayetiyle sarsın. Çok modern görünüşün bir de çok kaliteli, temiz, efendi, iffetli, nezih bir kız oldun hemen anlaşılıyor. Hatların da muhteşem. Allah seni güzel yaratmış. Allah seni cennetiyle şereflendirsin, cennette de bana arkadaş dost etsin, inşaAllah. Ben güzelimi bir daha dinleyeyim.

VTR: Bir insanın duygusallıktan kurtulması bencil olmamakla mı alakalı?

ADNAN OKTAR: Tabii, bencillik egoistlik insanı insan olmaktan çıkarır, başka boyuta geçer insan. Cahiliyenin kendine has bir boyutu vardır o boyuta geçer, istese de çıkamaz o boyuttan bencil egoist bir insan. Aklına geniş çapta Allah tarafından ket vurulur. İradesi dışında, istediği kadar azmetsin ne yaparsa yapsın aklı esaslı şekilde mas edilir alınır elinden. Onun zavallılığını yaşar ve duygusallık da onun yan etkilerinden biridir. Egoist bencil olan insan da hemen duygusallık gelişir. Duygusallık da saldırganlık, ağlama krizleri, kavgacılık, akılsızca eylemler yapmak hatta Allah esirgesin kendine zarar vermek ve daha da fecisi intihara kadar sürükleyebilir çok çok tehlikelidir. Bütün hak dinler egoistliği birinci düşman olarak insanlara gösterir. Allah öyle gösteriyor. Egoist ve bencillikten kurtulmayı çok hayati olarak dinlerde Allah bize açıklar. Mesela Hristiyanlıkta çok önemlidir bencillik ve egoistlikten kurtulmak. Yehova Şahitleri mesela en önemli konu olarak onu alırlar, egoistlik bencillik ilk anlatımlarına ona dikkat ederler. Müslümanlar Kuran’da egoistliğin bencilliğin kötülüğünü açık açık görürler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir hatamıza istemeden devam ediyorsak sorumlu olur muyuz?

ADNAN OKTAR: Sen bir kere niye bu kadar güzelsin onu bana söyle bakayım. Bayağı güzelsin, maşaAllah. Bir de harikulade yakışıklısın. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat içinde yaşatsın. Yüzündeki ifade çok temiz, dürüst, efendi olduğu, iyi niyetli, temiz bir insan olduğu açık görülüyor. Güzel yüzlüm, hangi hatanda devam edebilirsin ki istemeden? İstemeden olan bir şey zaten insanı bağlamaz. Yani ondan sorumlu olmaz. İstemeden ne olabilir? Unutkanlık olabilir, şaşırıyor olabilir, belki ani fevri çıkışlar yapıyor olabilir boş bulunup, ani sinirleniyor olabilir belki boş bulunup. Onlardan inşaAllah sorumlu olmaz. Çünkü boş bulunma önemlidir, refleks olarak gelişen olaylardan insan sorumlu olmaz. Allah çok Gafur ve Rahim’dir, sonsuz akıldır. Zaten yaratan kendisi, insanın aczini göstermek için özel olarak Allah yaratır. Ama pişmanlık duygusunu da yaratır ki Kendini yüceltebilsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dinde özgürlük nereye kadar sınırlı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, en özgür olacağımız sistem dindir. Öbür türlü dinin dışında toplumun kuralları vardır, örfler vardır, gelenekler vardır, adap vardır edep vardır, nezaket kuralları vardır. Her bölgeye göre de değişir, nezaketin örfün ve geleneğin, adap ve edebin uygulamaları ülkelere göre bölgelere göre şehirlere göre, hatta mahallelere göre bile değişir. Ama Kuran’da tek bir hüküm vardır, tek bir anlam vardır. İnsanın kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmaması ve alabildiğine özgür olması. Sadece helal ve haramlara dikkat etmesi esastır. Onun dışında Müslüman zaten akıllıdır, moderndir, kalitelidir ve klastır, dünyanın en kaliteli en modern insanına biz Müslüman diyoruz. En dürüst en candan, en samimi davranan, en temiz olan, en isabetli konuşan, insanlara en iyi davranan, insanları koruyup-kollayan varlığın adı Müslümandır. Dolayısıyla Müslümanlıkta alabildiğine özgürlük vardır. Dünyanın hiçbir yeri özgür değil şu an Amerika dahil hiç kimse özgür değildir. Özgürlük ancak İslam’la olur, alabildiğine özgürlük. Genç kızlar, genç delikanlılar da dahil herkes Kuran’ın uçsuz bucaksız sınırları içerisinde rahat ve özgür yaşar. Ama kimseye zarar vermemek esastır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Samsun’dan Burcu Eroğlu, 18 yaşındayım. Kış geliyor, hayvanlara sokak aralarında, mahalle aralarında barınak yapsak çok güzel olur. Çünkü onlar savunmasızlar konuşamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Hayret, ne kadar güzel ahlaklı insanlar çoğaldı. Allah ne güzel insanlar yarattı melek gibiler. Yüzündeki temizliğe bak, üslubundaki güzelliğe bak, efendiliğine bak ne kadar temiz ve nurlu, ne kadar değerli bir insan. Aferin benim canıma. Görüyor musun vicdanının yüksekliğini merhametini, nasıl güzel benim canım aferin. Doğru söylüyorsun, kışın özellikle çok zor durumda kalıyor hayvanlar. Yalnız barınakları çok ilkel oluyor. Halbuki alttan sıcak su ısıtmalı olsa, nihayet bir boru geçecek altından sıcak su borusu, şöyle iki kere dönecek o kadar başka bir şey yok. Ahşaptan yapılacak, yıkanır bir konumda olacak tazyikli suyla yıkanacak gibi olacak. Sıcak olması onlar için muhteşem bir şey. Hepsi içine doluşurlar bayağı da güzel olur. İçi de dezenfekte edilebilir sık sık belediye tarafından, dezenfektan bir maddeyle dezenfekte edilebilir. Yazık-günah, benim canımın sözü doğru, ifade edemiyor kendini. Ne desin acıktım mı desin ne yapsın? Susadım mı desin? Hiçbir şey diyemiyor. O yüzden Allah bizim merhametimizi görmek istiyor, şefkatimizi görmek istiyor, korumamızı görmek istiyor. Biz Allah’a şefkatimizi merhametimizi gösterelim Rabbimiz’e. Benim canımın dediği doğru, içimize Allah acıma hissi veriyor merhamet hissi veriyor. Bunu tam doyuracak tarzda canlıları koruyalım kedileri, köpekleri özellikle. Bunlar şu havada bile çok zorda kalabilirler ama bazen de felaket soğuk oluyor, nereye kaçacaklarını bilemiyorlar. Öyle barınaklar olursa alttan sıcak su borusuyla ısıtmalı muhteşem olur, içine doluşurlar rahat geçirebilirler kışı. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Dünyada hiç görmediğimiz biriyle cennette yaşamamız mümkün mü?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım bir kere çok Avrupai ve bayağı güzel bir insan. Benim yakışıklım herhalde şunu kastediyor, evli olarak demek istiyor. Çünkü herkesle zaten cennette beraber olacağız. Hiç görmedik mesela biz Hz. Musa (as)’ı, Hz. İshak (as)’ı, Hz. Yakup (as)’ı ve onların talebelerinin hiçbirini görmedik ama kırk yıllık ahbap gibi olacağız, cennete girer girmez dost olacağız. Ama hiç görmediği bir kadınla evlenip orada kalabilir mi anlamında diyor. Zaten cennette seni huriler karşılayacaklar, hiç görmediğin kadınlar onlar zaten ama onlar seni tanıyor. Onların seni tanıması yeterli. Onlar gerekli dostluğu arkadaşlığı zaten gösteriyorlar. Dünyadaki hanıma da sen oraya gittiğinde eğer Allah seninle beraber olmasını uygun gördüyse hemen bir yakınlık ve ülfet meydana geliyor. Hemen sen geçmişin onun hafızasına verilir ve o seni tanır. Yani kısa sürede tanır kim olduğunu bilir. Ama müminse zaten dünyada onun arkadaşları ehibbası, dostları, arkadaşları ona sevdiriliyor. Yani birbirilerini tanıyorlar ve tanıyarak gidiyorlar. Tanımayanlar, mesela Hz. İsa (as)’ın, Hz. Mehdi (as)’ın tanımayanları olacaktır. Ahirete gittiklerinde deli olacaklar onu çok sevecekler. Delice bir sevgi olacak. Allah’ın beğeniyor olması, seviyor olması yeterlidir bir mümin için başka mümini seviyor olması. Allah diyor ki mesela “Ben bu kulumdan razıyım, Ben onu seviyorum” diyor. Mümin ne olur? Deli olur öyle bir insana çok sevgi duyar. Erkekler de öyle tanıtılacak, kadınlar da öyle tanıtılacak. Erkekler öyle tanıtılan, mesela Hz. Musa (as)’ın yardımcıları tanıtılacak bize biz tanımıyoruz, herkes onları çok sevecek çok değer verecek. Kadınlar tanıtılacak, herkes onlara çok saygı duyacak çok sevecekler. Ama yiğitlikleri, kahramanlıkları anlatılacak destan gibi. Nasıl böyle burada Köroğlu destanı var, Malkoçoğlu destanı var, değil mi? Destan, mesela millet neden çok hoşuna gidiyor o destanlarda yiğitliği, kahramanlığı, cesareti, sabrından dolayı biz destan kahramanlarını seviyoruz. Cennette de destan kahramanı gibi anlatılacaklar. Bütün özellikleri gösterilecek bize, mesela nerede cesaret göstermiş, nerede sabır göstermiş hepsini göreceğiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Ayşe. Hz. Mehdi (as) peygamber midir?

ADNAN OKTAR: Ayşe aslanım benim aferin sana, tesettürün için seni de tebrik ediyorum. Güzel bir ibadeti cesurca yaptığın için Allah seni cennetle şereflendirsin, inşaAllah. İsmin de güzel kendin de güzelsin. Allah seni cennetle, Cemalullah ile hidayetle süslesin. Bir daha.

VTR: İsmim Ayşe. Hz. Mehdi (as) peygamber midir?

ADNAN OKTAR: Yok, Allah’ın herhangi bir kulu, Allah’ın seçtiği bir kul. Kullarından bir kuldur. Yani vahiy alan bir peygamber değil. Ama bir tebliğci tabii mübelliğ. Kuran’da geçer tebliğciler mübelliğler. O tebliğcilerden, o mübelliğlerden birisi ama peygamber olmadığı kesin. Peygambere uyandır ama bütün peygamberlerin özeti Peygamberimiz (sav)’in ifadesine göre Hz. Mehdi (as) bütün peygamberlerin bir özetidir. Bütün peygamberlerin özelliği bulunur üzerinde. Onu çok kapsamlı Peygamberimiz (sav) hadislerinde belirtmiş. Bütün ünlü peygamberleri sayıyor Peygamberimiz (sav), “Musa’ya şundan benzer, İsa’ya şundan benzer, İbrahim’e şundan benzer” yani bütün peygamberlerin özeti anlamını vurgulayacak şekilde çok fazla hadis var. En sona bırakılmıştır, Hateme Veli’dir yani gelmiş geçmiş en büyük velidir Hateme Veli. Hatem çekiyor artık velayete son velidir, son en büyük veli Hz. Mehdi (as). Allah’ın, kıyamete yakın onu görevlendirmiş olması ve Hz. İsa Mesih (as)’ı da onun veziri olarak görevlendirmesi olayın fevkaladeliğini gösteriyor. Peygamberimiz (sav) “Bazı peygamberlerden bile büyüktür” diyor “yücedir” diyor. Musevilere göre Hz. Musa (as)’dan daha büyük Hz. Mehdi (as). Yani daha yüce ve daha büyük. Onun gerekçesi olarak da kızdığında Tevrat’ın tabletlerini elinden atmasını gösteriyorlar. “Orada o dereceyi kaybetti” diyorlar. Hz. Mehdi (as)’nin gelmiş geçmiş bütün velilerin üstünde olduğunu Bediüzzaman da söylüyor. “Hem en büyük bir müceddid hem en büyük bir müçtehit hem hakim hem Mehdi hem mürşit hem kutb-u azam olarak” diyor “bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da, Ehli Beyt-i Nebevi’den olacak” diyor. Peygamberimiz (sav)’e soruyorlar “Hz. Ebu Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra) ona üstün olabilir mi?” diyorlar. Peygamberimiz (sav) “daha üstündür Mehdi” diyor. “Hatta bazı peygamberlerden de daha üstündür” diyor. Çok mühim bir şahıstır Hz. Mehdi (as). Tarihe son yüzyıllara bakıyoruz, her şeyin Hz. Mehdi (as)’a göre dizayn edildiği görülüyor. İstanbul’un fethedilmesinin nedeni Hz. Mehdi (as)’dır. İstanbul’un süslenmesinin nedeni Hz. Mehdi (as)’dır. Ta Kalu Bela’da İstanbul hazırlanmıştır Hz. Mehdi (as) için. Olaylar, mesela deccalın çıkma nedeni Hz. Mehdi (as)’dır. 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi’nin çıkmasının nedeni yine Hz. Mehdi (as)’ın çıkışıdır. Suriye, Irak’ın işgali, iki uçlu kuyruklu yıldız, Lulin’in çıkışı, bütün büyük göksel olaylar, depremlerin çoğalmasının nedeni yine Hz. Mehdi (as)’dır. Çok mühim bir şahsiyettir.

Evet.

VTR: Selam ben Samsun’dan katılıyorum. Makyaj malzemeleri neden bu kadar pahalı?

ADNAN OKTAR: Kurban olayım ben seni yaratan Allah’a, o güzelliğini yaratan Allah’a kurban olayım ben senin, yaklaştır da bir göreyim bakayım güzelliğini. Bir daha konuşsun.

VTR: Selam ben Samsun’dan katılıyorum. Makyaj malzemeleri neden bu kadar pahalı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere çok güzelsin ve çok estetikten anlayan bir kızsın, saçın muhteşem olmuş çok güzel renk vermişsin, neşen çok güzel, dışa dönüklüğün çok güzel, samimiyetin çok güzel. Allah seni nuruyla sarsın, o gözündeki neşe, gözündeki sevinç muhteşem görünüyor ve kuzuya benziyorsun daha Türkçesi kocaman bir kuzuya. Allah seni cennetle cemalullahla şereflendirsin, hidayetiyle sarsın, cennette mutlaka seni istiyorum arkadaş olarak, dost olarak çok şekersin çünkü. Doğru, kadınların makyaj malzemelerinin pahalı olması çok anormal bir durum yani ilaç gibi aynı ilaçtaki pahalılığı andırıyor ama bunu tabii hükümetin halletmesi gerekiyor. Çünkü nedir nihayet malzemesi ne var ki? Çok sıradan malzemeler kullanılıyor, yazık genç kızlara zaten o çocukların harçlığı çok az oluyor ve içleri yanıyor o parayı oraya verirken çok acı çekiyorlar. Süslenecekleri her şey çok pahalı, nedir ya neden yapıyorsun zaten sıradan kimyasallar, boya malzemeleri bunlar çok ucuz malzemeler pahalı olması için bir neden yok. Marka olan malzemeler kaliteli yapılıyorsa marka olmadan da aynı kalitede yapılan malzemeler olması lazım aynı kalitede mesela kadınların kullandığı her türlü malzemeyi devletin üretmesi gerekir. O zaman yüzde bir fiyatına falan düşer benim kanaatim, yüzde bire çünkü çok alelade maddelerden yapılıyor. Yazık günah değil mi çocuklara, genç kızlara? Benim tatlım nerden bulsun? Zaten az bir şey harçlık alıyor annesinden, babasından ve onu da götürüp markaya yatıracak, onun kazanması önemli değil. Genç kızların güzel, bakımlı, hoş gezmesi çok önemli, bizim onları teşvik etmemiz, kolaylık sağlamamız lazım. Kıyafetini pahalı yapıyorsun hayır şöyle olabilir mesela kıyafette olur, kaliteli bir kıyafet satılır ama marka istiyordur marka pahalı olabilir ben ona bir şey dediğim yok. Markanın pahalı olması niye pahalı oluyor demiyorum olsun onda şaşıracak bir şey yok ama aynı kalitede, aynı güçte, aynı doğallıkta makyaj malzemeleri ve diğer malzemelerin de üretilmesi gerekir. Ama adam der ki “ben marka alacağım ben bununla sükse yapacağım” der ben ona bir sözüm yok. Marka olmayan ama aynı kalitede olan bir malzeme olursa çocuklar onu kullanırlar ve gayet de süslü ve güzel gezerler. Ona artık hükümet politikası olarak el atılması gerekiyor bilmiyorum Tayyip Hocam ne der? Bence olur çok çok güzel olur. Başka kim yapabilir? Kültür ve sanat bakanlığı yapabilir. Kadınlara bir jest olarak, bir güzellik olarak, kadın destekçisi olarak, kadınlara güzel hayat programı içerisinde bir kampanya başlatılabilir. ‘Kadınlara güzel hayat sunalım’ kampanyası içerisinde bakanlık kültür ve sanat bakanlığı veyahut bakanlığın herhangi bir kolu da olabilir böyle bir çalışma yaparsak kadınlara büyük bir jest olur, büyük bir iyilik, güzellik olur özellikle genç kızlara bir sevinç vesilesi olur.

Mesela İsa Mesih’in göğe alınmasının nedeni Mehdi (as) zamanında ona yardımcı olması için alındı göğe yoksa Allah onu kaçırırdı bir yerde saklanırdı bu kadar basit hiçbir şey olmazdı. Niye göğe alsın ki? Kaçması da kolay, “askerler geliyor” dersin oradan. Peygamberimiz (sav)’e de mesela saldırı vardı Peygamberimiz (sav) gizlendi. Hz. İsa Mesih de gizlenebilirdi veya çok gizli de yaşayabilirdi ama Allah onu göğe almasının nedeni Mehdi (as) zamanına yetişmesi içindir yani iki bin yıl bir fark var o iki bin yılını doldurması için göğe aldı Mehdi (as)’a yardımcı olması için. Mehdiyet’in ne kadar mühim olduğu da buradan anlaşılıyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’e diyorlar ki; “Mehdi, Ebubekir ve Ömer’den de mi üstün olacak ya Resulullah?” Diyorlar. Resulullah diyor ki; “Mehdi, bazı peygamberlerden bile üstün olacaktır” diyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanların hamiyet hissi nasıl olacak ve ileride insanları nasıl olaylar bekliyor?

ADNAN OKTAR: Benim aslanım çok güzel, yakışıklı bir delikanlı Allah onun nurunu daha da arttırsın, hidayetle sarsın onu, Allah cennet nasip etsin. Allah hamiyet hissini ahir zamanda kalplere veriyor insanlar bunu fark etmez. Bakın bütün gençler çok halim selim, hamiyetli, şefkatli, kaliteli ve kibar olmuşlar dikkat ediyor musunuz? Yüz binin üstünde gençle röportaj yaptık tamamında bunu gördük. Bunu 12 Eylül döneminde yapsaydık bu röportajı dehşet ifadelerle dönerdik. Bakın 12 Eylül döneminde 1980’lerde sorsaydık dehşet verici cevaplar alırdık ama şu an büyük bir oranda tamamen değil ama büyük bir oranda öyle olurdu ama şu an yüzde 99,99 mükemmel gençlerin verdiği cevap. Hepsi Mehdiyet üslubuyla konuşuyor. Kalplere Allah Hadi ismiyle tecelli ettiği için oluyor, mucize oldu bu. Bakın bir mucize meydana geldi, Allah bütün insanların kalbine Hadi ismiyle şu an tecelli ediyor özellikle gençlerin. Bakın gençlere hepsi halim, hepsi selim, hepsi güzel huylu, hepsi insancıl, hepsi merhametli, hepsi egoistliğin bencilliğin üstüne giden, egoistliğe bencilliğe aman vermeyen güzel insanlar. Mesela bu Mehdiyet devrinin bir mucizesidir. Allah Hadi ismiyle tecelli etmez bak uzun yıllardan beri Hadi ismiyle tecelli ediyor. Gençlerin hepsinin yüzüne nur hakim oldu. Allah hem Nur ismiyle tecelli ediyor, hem Hadi ismiyle tecelli ediyor. İnsanlar da farkına varmadan bu etkinin içine giriyorlar şu an.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yavru bir Sibirya kurdu var.

ADNAN OKTAR: Şimdi bunların ağzı var dili yok. Bak demin benim bir tanem ne dedi? “Kışa hazırlanalım, koruyalım.” Çok kolay. Barınak yapıyorlar leş gibi, berbat, tahtadan, aralıkları var tahtanın. Hayvan onun üstünde nasıl yatsın buz gibi soğukta. Rüzgar her yerden giriyor. Altından -çok ucuza mal olur- boruyla bir ısıtma sistemi. Mesela elli metrelik bir boru bir kere gidecek, bir kere gelecek U biçiminde, sıcak su sistemine bağlı. Bir termosifonla falan da yapılabilir bu rahatça ve hayvanlar o sıcak ortamda yatacak, bu kadar. Yoksa bir anlamı yok ki. O zaten yatacak yer bulur o anlamda. Açıklık yere yapıyorlar, bir kere rüzgar almayan yere yapacaksın. Yani rüzgarı boğan bir sistem olması lazım. Rüzgara tamamen açık, caddenin ortasına koymuş, kenarına dizmiş. Olur mu? Rüzgar her yerden girer, hayvanları perişan eder.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar küçükken yaptığı hatalardan sorumlu mudur?

ADNAN OKTAR: Sen niye böyle çok şekersin bakayım onu bana önce bir söyle? Çok güzel olmuş saçların, gözlüğün de çok güzel olmuş. Bir daha dinleyeyim seni.                      

VTR: İnsanlar küçükken yaptığı hatalardan sorumlu mudur?

ADNAN OKTAR: Yok bir tanem niçin sorumlu olsun? Küçük yaşta sabi olmuş oluyor, masum olmuş oluyor hiçbir şekilde çocuk sorumlu olmaz. İleride akıl baliğ olduktan sonra bilerek ve isteyerek yaptığı günahlarından sorumlu olur tövbe etmezse eğer. Yoksa çocuk adı üstünde sabi, masum. Onlarda sorumluluk olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden ilgi çekmeyi sever?

ADNAN OKTAR: Şimdi sen bu kadar güzel olacaksın ve ilgi çekmeyeceksin bu nasıl olsun? Bu kadar tatlı olacaksın ve bu kadar insancıl bir ifade olacak, bu kadar hayat dolu olacaksın ve yüzünde tertemiz, çok efendi, kibar bir kız olduğun belli oluyor. Bir daha dinleyeyim.

VTR: İnsanlar neden ilgi çekmeyi sever?

ADNAN OKTAR: Canımın içi insan sevilmek ister ve sevmek ister. İlgi çekmekten gayesi ne? ‘Beni sev’ diyor. ‘Sevilmek istiyorum’ diyor ve ‘ben de sevmek istiyorum’ diyor çünkü sevmeden sevilmeyi istemez bir insan, sevdiğinin sevmesini ister. Sevdiğinin sevmesini istemesi de onun yüceliğini gösterir, güzelliğini gösterir. Tabii ki kadın bakımlı olarak, gösterişli olarak, cazibeli olarak sevilecek halde yaşamayı arzular bu da onun üstün güzel bir özelliğidir, çiçekler de öyledir. Çiçeklerin tek derdi ilgi çekmektir, akşama kadar güzel kokusuyla, güzel görünümüyle, sürekli sallanarak hatta dikkat çekmeye çalışır rüzgarda, şeker şeker bakar. Sen onu koklarsan o çok memnun olur, sen onu seversen çok memnun olur. Köpekler, kediler de öyle ne kadar ilgi çekmek istiyorlar görüyorsunuz. Durduk yere hiç alakasız bir şeye kafayı takıyor, taklalar atıyor akıl almaz şirinlikler yapıyor. Tırmanıyor geri iniyor ama bunu insan gördüğünde yapıyor yalnızken yapmıyor. İnsan gördüğünde her türlü çılgınlığı, deliliği yapmaya başlıyor tek amacı ne? Sevilmek. Tutacaksın seveceksin o da tır diye sesler çıkaracak mutlu olacak. Allah onu onun için yaratmış, sevilmek için yaratmış o da sevmeyi ve sevilmeyi amaçlıyor. Bu Allah’ın bize verdiği bir lütuf, güzellik.

ASLI HANTAL: Yayınımıza Hocamız’ın Münafığın Derin Karanlığı kitabından okuyup sohbet edeceğiz arkadaşlarımızla. Hocamız daha sonra bizimle birlikte olacak inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Selam.

ASLI HANTAL: Aleykümselam.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ilim meclisini kurmuşsunuz.

ASLI HANTAL: MaşaAllah sayenizde.

ADNAN OKTAR: Herkes çok güzel.

Evet, bir şeyler konuşalım.

VTR: Sabah programlarına çıkan hocalar gibi programlara çıkmak ister miydiniz?

ADNAN OKTAR: Benim delikanlım bir kere bayağı güzel bir delikanlı ve çok yakışıklı. Allah kalbine huzur versin, iman nasip etsin, hidayet nasip etsin. Derin iman tabii imanlıdır ama daha derin iman nasip etsin hidayetiyle sarsın. Hiç yoktan iyidir onlar yine de hocalar. Hiç olmamasındansa yine Allah'tan, dinden bahsediyorlar. Mehdi (as)’ye karşı olsalar bile, Mehdiyet’e karşı olsalar bile insanlar merak edip “Mehdi nedir?” diye bakıp Mehdi (as)'nin geldiğini anlıyorlar. İyidir yani zarar vermez.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çok saf olan insanlara karşı nasıl davranmamız gerekir?

ADNAN OKTAR: Nasıl güzelliği?

EBRU ALTAN: Bayağı güzel.

ADNAN OKTAR: Bir de yüzlerinde bir zenginlik, ahenk oluyor o çok şaşırtıcı onun tarifi yok. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Çok saf olan insanlara karşı nasıl davranmamız gerekir?

ADNAN OKTAR: Çok güzel ağzı, dişleri, yüzü, gözü, burnu çok çok güzel, alnı çok güzel. Saf; gerçekten saf olanlar var ama nadir oluyor. Genellikle insanlar insanlardan korktukları için kendilerini saf gösteriyorlar ve o konuda bir film artistinden, tiyatrocudan çok daha yetenekli oluyorlar. Yıllarca babasına, annesine, ağabeyine, çevresine, kendini çok saf gösteren kızlar oluyor. Uzun konuşulunca çok iyi ikna edilince onlar tam kendileri olup o saflık maskesini kaldırıyorlar. Genç kızlarda da genç delikanlılarda da olabiliyor. Ama gerçekten safsa tabii riskli olur her şeyi tehlikeli olur bence uzak durmak lazım. Çünkü bir akıl hastalığı gibi bir şey o gibi değil akıl hastası demektir. Acıyıp, şefkat duyup korumak ama mümkün mertebe uzak olmak lazım. Yani yardımcı olunabilir, korunabilir ama riskten dolayı da uzak durmak gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sosyal medyayı çok iyi kullanıyorsunuz bir ekibiniz mi var?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bu nedir bu tip böyle ya film artisti gibi. Avrupa'da görseler hemen kameraların karşısına. “Sosyal medyayı çok iyi kullanıyorsunuz bir ekibiniz mi var?” Arkadaş çevrem var tabii. Ama ekipten kasıt profesyonel ekibi kastediyor değil mi? Parayla tutulmuş özel bir ekip. Yok, öyle bir şey yok ama arkadaşlarım var yani çevrem var. Geniş, genel kültürleri yüksek, kültürlü, araştırmacı insanlar ve sayıları da az değil tabii.

EBRU ALTAN: Sizin fikirleriniz çok etkili oluyor. Ondan dolayı aslında çok sosyal medyada da etkili oluyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Cezaevlerinin dolulukları ve suç oranları nasıl azaltılabilir?

ADNAN OKTAR: Suç oranının azalması, Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur. Bunun dışında hiçbir yol yoktur. Dünyanın yaratıldığından beri Allah'ın gösterdiği tek bir yol vardır budur. Devletler, hükümetler her şeyi denemişlerdir. Hak dinin dışında suçu önleyen hiçbir sistem bulunamamıştır. Sadece hak dinler, İslam dinleri suçu ortadan kaldırmıştır. O da dinlerin hak olduğunun, gerçek olduğunun, gerekli olduğunun ispatı. Doluluk için yine hapishane yapsınlar. Yani dolu diye alınacak bir tedbir olmaz. Yeni hapishane yani eski binalar düzeltilip hapishaneye çevrilebilir. Ama öbür türlü tedbirler pek akılcı değil. Yeni hapishane en iyi çözüm. Ama en güzel çözüm kökten halledilmesi Darwinist, materyalist eğitimin durdurulması, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına karşı Kuran'ın yeterliliğinin anlatılması budur dünyadaki facianın, acıların, belaların çözümü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Siz star mısınız?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım bayağı güzel çok çok güzel maşaAllah. Saçı da çok iyi tarz olmuş süper yakışmış. Gözlük de zaten tam, muhteşem olmuş. Bir daha dinleyeyim ben yakışıklımı.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Siz star mısınız?

ADNAN OKTAR: Yıldız, imani konuda, İslami konuda faydalı olmaya çalışan halktan bir insanım ama bütün müminler yıldızdır tabii bir aydınlıktır. Karanlığı delen yıldızdırlar Kuran’daki tabiriyle. Ben de karanlığı delmeye çalıştığıma göre o hükme inşaAllah dahil olurum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Samsun'dan Beyza. Dünyamızda kadına şiddet oldukça yaygınlaşmaya başladı ve bunun nedenini gerçekten çok merak ediyorum. Biz kadın olarak sokakta gezemiyoruz. Bu konuda bize yardımcı olmanızı istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bu aslında bir devlet meselesi olmuş benim gördüğüm. Polise geniş yetki verilmesi lazım. Sırf bu konuyla ilgilenen bir polis teşkilatı olması lazım ayrı bir birim olması lazım. Bu rezalet, bu kepazeliğin son bulması gerekiyor. Bir de gençlerin de bu yönde eğitilmesi lazım. Halkın bu yönde eğitilmesi gerekiyor. Bu kamu spotu falan diyorlar ya o tarzda eğitilmesi gerekiyor. Yazık günah bak birçok genç kız bundan mustarib ve çok rahatsızlar muazzam yaygın bu.

Evet buyurun dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Berke Acar. Duada derinleşebilir mi?

ADNAN OKTAR: Berke sen akıllı, güzel bir insansın bunu hissetmiş olman da çok güzel. Tabii bir sathi dua vardır. “Allah’ım” işte bana “şu şu nimetlerini ver” diyebilir kul. Bir de derinleşerek dua eder yani çok içten, çok akıllı bir dua eder. O çok makbuldür duada derinleşmeyi tavsiye ederim, doğru olan odur. Derinleşilen dua Allah için daha ayrıdır. Yani yüzeysel dua ile derinleşilen dua çok ayrıdır. Tabii derinleşilen dua filmlerdeki gibi böyle duygusal bir görüntü vermek değil haşa böyle Allah'ı kandırır gibi çocuksu hareketler değil. Çok samimi olarak Allah'ı severek, candan bir akılla Allah'la bağlantı kurmaktır. Derin ve yüksek bir akılla Allah'la bağlantı kurmaktır. Yoksa şimdi detaylı tarif etmek istemiyorum da zavallı taklidi yaparak olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar Ahmet Saygı ben. Samimi bir sadakat nasıl anlaşılır onu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Allah bizi dener “Samimi saygımız var mı? Samimi imanımız var mı?” Nasıl yapar? Mesela Allah için cihada çıkmak yani kıtal savaş normal, askerimiz gidiyor. Bir kısmı cepheden kaçan insanlar olur. Bu nedir? Kaybetmiş. Ama bir kısmı da büyük bir coşkuyla, cesaretle canını Allah için feda eder. Bu açık bir ifade. Sevgi ifadesidir veyahut yaralanır. Bu sevgi ifadesidir. Veya sevdiğinin garip tavırları vardır, yanlış tavırları vardır sabredersin. Bu bir sevgi gösterisidir. Ve o kişinin o sabır özelliğini, güvenilirliğini ortaya çıkaran bir yönü olur. Dolayısıyla birçok deneme metodu vardır. Allah bizi dener kul da insanları böyle deneyebilir. Gösterilen istikrardan anlaşılır bir insanın iyi olup olmadığı. Ben yakışıklımı bir daha dinleyeyim.

VTR: Merhabalar Ahmet Saygı ben. Samimi bir sadakat nasıl anlaşılır onu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Mesela annelerde sadakat müthiştir. Annelerde delicesine sadakat olur. Mesela geçenlerde de söylemiştim birkaç kere söyledim. Yanan evin içine giriyor çocuğu yangındaysa bildiğin kapıdan ateş çıkıyor belli yanacağı ama cinnet geçiriyor çocuk sevgisinden. Dalıyor hakikaten de çıkarıyor çocuğu ama yanıyor mesela ağır yanıklarla çıkıyor. Hatta geçenlerde -tabii bu tavsiye edilip, istenecek bir şey değil de anne sevgisinin nasıl çılgınca bir sevgi olduğunu göstermek için- çocuk balkondan düşmüş üçüncü kattan annesi de peşinden kendini atıyor. Onu yakalamak için güya o tatlılığa bak annedeki o hırsa. Tabii iyi şeyler olmadı. Allah sevabını çokça versin. Ama sadakat, sevdiği için her şeyi yapabilme gücüdür. Mesela senin sevdiğin kadını Allah esirgesin öldürmeye kalkarlar önüne geçersin kendin hedef olursun bu bir sadakattir, yiğitliktir, kabadayılıktır. Önü sonu olmaz bu örneklerin birçok irili ufaklı örneklerle bu anlaşılabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sert mizaçlı bir insanı mülayim hale getirmek mümkün mü?

ADNAN OKTAR: Allah sana bereketli, hayırlı uzun ömür versin. Allah seni kutsasın. Seni kutsal ruhla desteklesin. Kalbine ferahlık versin. Cennet nasip etsin sana. Cennette de bana dost arkadaş etsin. Şimdi ben güzelimi bir daha dinleyeyim.

VTR: Sert mizaçlı bir insanı mülayim hale getirmek mümkün mü?

ADNAN OKTAR: Tabii olur yani üslupla, anlatım tarzıyla, güven vererek çünkü sert mizaç korkudan olur. Gerilim meydana gelir şahıs kendini koruma içgüdüsüyle sertleşir ve saldırganlaşır. Ama kendini korumasına gerek olmadığını anlarsa güvende olduğunu hissederse o teyakkuz hali kalkar ve sakinleşir dolayısıyla o sertlik de gider. Saldırgan bir insanı yatıştırmak bir Müslüman için kolaydır yeter ki hayvan olmasın. Eğer ruhsuz bir hayvansa, ölüyse Allah’ın ruhunu taşımıyorsa o zaman tabii o hayvanın kontrolü mümkün olmaz. Deli bir hayvanı nasıl kontrol edemiyorsan öyle birini kontrol edemezsin ama ruh sahibiyse gerilmiş bir insanı kontrol etmek, yatıştırmak, ikna etmek mümkün.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsan Allah’ın kendisini sevdiğini anlayabilir mi?

ADNAN OKTAR: Anlar da emin olmaması lazım. Yoksa anlaşılır tabii Allah’ın verdiği hayırdan bereketten, iyiliklerden güzelliklerden, sürekli yolunun açılmasından, sürekli her işinin hayra dönmesinden, içindeki huzurdan ve Allah’a olan sevgisinden, Allah’a karşı dürüstlüğünden, samimiyetinden anlar. Anlar ama yüzde yüz eminim dememesi lazım. Ama yeteri kadar hisseder.

Evet, dinliyorum.

VTR: Elçiye itaat kavramı bu devirse nasıl uygulanır?

ADNAN OKTAR: Elçiye itaat kavramı, bir kere senin bu yakışıklılığını teyit edelim bu mühim. Çünkü güzel bir insana güzelsin demek önemli. Allah seni güzel ve yakışıklı yaratmış. Hayırla bereketle, huzurla seni Allah yaşatsın. Sana cennet nasip etsin. Bir daha dinleyeyim seni.

VTR: Elçiye itaat kavramı bu devirse nasıl uygulanır?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as)’ye itaat kavramı oluşabilir bizde. Mehdi (as) zahir olacağı için, İsa Mesih’e itaat kavramı oluşabilir. Onun dışında devlete sadık olunur devlete, kendi milletine sadık olursun. En başta Allah’a, Kitap’a, Kuran’a sadık olunur. Devlete yani milli devlete sadık olunur. Bunlar bir ahlaktır. Ama bir lider olarak düşünecek olursak İsa Mesih ve İmam Mehdi (as). Her ikisine elçiye itaat eder gibi itaat ederiz ve saygılı oluruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce bekar bireylere evlatlık verilmeli mi?

ADNAN OKTAR: Eğer aklı başındaysa… Tek başına yaşayan bir insan çocuğa nasıl bakacak? Çok zor olur. Bekar bir kadına verilebilir evlatlık da erkek nasıl bakacak? Bakamaz. Evli olması ideal. En doğrusu çünkü bir bozukluk olur orada illaki bir eksiklik olur. İki kişinin bakması ayrı tek kişinin bakması ayrı. Karı koca çok makul görünür. Mutlaka bence evli olmaları gerekir diye düşünüyorum. Öyle sıhhatli bir eğitim olabilir. Bir de evlatlık verilen çocukların tabii sık sık kontrol edilmesi lazım. Hem doktor hem psikiyatrist eve gelerek, onların yanına gelerek biraz çocukla konuşarak, evin şartlarına bakarak. İlk başta haftada bir sonra on beş günde bir sonra ayda bir kontrol ederek bakabilirler. Bir de evlatlık verilen kişilerin akli dengesinin kontrol edilmesi lazım. Tıbbi rapor alınması lazım hem kadın hem erkek için. Psikiyatrik durumları çok önemli. Nevrotik olmamaları lazım. Sinirli asabi olmamaları lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Arkadaşlarınız yaşlanınca yine onları sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Çok yakışıklı ve güzelsin maşaAllah. Allah sana uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Allah seni korusun. Şerirlerden muhafaza etsin. Hayırla yaşatsın seni. İmanla uzun ömürle cennete vasıl olmanı Allah nasip etsin sana. Benim kız arkadaşlarımdan elli yaşında, elli beş yaşında, altmış yaşında kız arkadaşlarım var. Otuz yıllık kız arkadaşlarım var yaşlı onlar bayağı yaşlılar. Altmış yaşında bir kadın nasıl olur? Bayağı sadığım canım gibi de çok seviyorum. Çok fazla elli yaşında çok fazla kız arkadaşım var. İlk başlangıçtaki arkadaşlarım çoğu elli yaşında. Elli beş ve altmış yaşında hatta altmış yedi yaşında bile var kız arkadaşım. Ve hepsine sadığım, hepsine saygılıyım ve geçen yıllar daha da sevgimi artırıyor, daha katlamalı sevgim saygım artıyor. Aksini yapmak ahlaksızlık, şerefsizlik, namussuzluk, haysiyetsizliktir, psikopatlıktır, cehennem ehlinin özelliğidir. En yüksek derecede ahlaksızlıktır bir kadın yaşlandı diye ona sevgide saygıda kusur etmek çok büyük bir şerefsizliktir. Ve büyük bir günah, büyük bir haramdır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Allah cinlere ruh vermiş midir?

ADNAN OKTAR: Mümin olan cinlerde Allah’ın ruhu var. Mümin olmayanlar da yokluk onlar zaten boşluk. Görüntü olarak yaratılırlar. Onların varlığı diye bir konu olmaz. Ama cehennemde görüntü olarak Allah onları gösterir o kadar. Bir anlamları yoktur kendinin de farkında değildir onlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Cennette dünyadaki halimizi görecek miyiz?

ADNAN OKTAR: Tabii o çok önemli husus. Ama tabii hoş olmayan nahoş bir görüntüyle görünmezsiniz ama bütün çektiğiniz sıkıntılar zorluklar görülür ama biçimli ve hoş olarak. Yani göze hoş gelmeyecek şekilde görüntü diye bir olay olmaz. Zaten ahiretin en önemli özelliği bu konuların gündeme gelmesi, herkesin konularının dinlenmesi. Bu, trilyonlarca sene vakit ayırsan yetmeyecek bir sohbet vesilesidir. Hoştur tekrar tekrar gündeme gelir. Tekrar tekrar dinler müminler hoşuna giden önemli bir kalp eğlencesidir bu. Kalbin zevkidir, ruhun bir zevkidir. Gösterilen yiğitlikler, cesaretler, güzel ahlak örnekleri. Çünkü cennette sevgi daha da artıyor bu sefer. Katlamalı artar sürekli gördükçe, düşündükçe ve konuştukça sevgi insanda katlamalı artar.  

Evet, dinliyorum.

VTR: Duruma göre batılın yanında olabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm şöyle olabilir mesela bir Müslümanı batıl öldürmeye kalkıyordur sen adama dersin ki ‘Ben burada görevliyim.’ Görevli olmadığında görevliyim dersin. Yani yalan söylersin daha Türkçesi. Onu engelleyecek bir plan yaparsın. Orada memur gibi gösterirsin kendini yahut görevli gibi gösterirsin. Buna benzer yöntemlerle Müslümanları korumak mümkün. Mesela Hızır (as) kıssasında bunu görüyoruz. Yusuf Suresi’nde de Hz. Yusuf (as)’un hayatında da bunu görüyoruz. Adamlar ters adamlar ama onlarla gayet iyi geçiniyor. Onlarla taktik yapıyor yöntem geliştiriyor. Mühim olan Allah’ın dinine hizmet etmek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gaflette olan kişilere en önemli tavsiyeniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Çocukların, ahir zamandaki gençlerin hepsinin yüzü nurlu bu büyük bir mucize. Ve hepsi çok efendi, çok iffetli, kibar, sevgi dolu, egoistliğe bencilliğe tavır almış cennet kızı gibi şu güzelliğe bak. Nasıl temiz yüzü maşaAllah. Canımın içi. Bir daha dinliyorum.

VTR: Gaflette olan kişilere en önemli tavsiyeniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Gaflette olan kişi, gaflet bir kere çok boğucu ve sıkıcıdır. Nefsi açısında da beladır. Ağırlık yapar, sıkıntı yapar, korku hissi getirir insana. Gerilim meydana gelir. Sinirleri bozulur. Gafletten çıktığında, Allah’ı andığında hemen gaflet dağılmaya başlar. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Felah ne demek? Kurtulma, ferahlık, neşe, sevinç, sıhhat, sağlamlık. Neyle diyor Allah? Allah’ın zikriyle. Samimi Allah zikredildiğinde kalp hemen ferahlar. Üzerindeki insanın gerilim gider kafası salim olur. Benim güzelim de zaten nur gibi eli yüzü çok çok güzel. Allah kutsal ruhla onu bezesin ona yardım etsin, kalbini ferahlandırsın. Cennet kuzusuna benziyor cennette de bana inşaAllah dost olur kardeş olur. Çok mükemmel bir insana benziyor. MaşaAllah.

Evet, bir şeyler söyleyelim.

VTR: Münafık kafir midir?

ADNAN OKTAR: Münafık kafirden farklı oluyor. Kafir küfrünü dürüstçe ifade eden insan demektir. Samimiyet yönü vardır kafirin. Yani açıktır gizlemiyor “ben küfür içindeyim” diyor Allah esirgesin. Söylüyor yani. Münafık öyle değil o küfrünü gizliyor Allahsız, dinsiz olduğu halde Müslümanlar içinde konum alıyor, mevzi alıyor sonra kendince kahpe aklınca Müslümanların zayıf gördüğü bir anında atağa geçerek küfürle ittifak ederek Müslümanları vurmaya kalkar. Müslümanlar can havliyle İslam’ı hakim etmeye çalışırken o kahpeler de yandan Müslümanlara saldırarak Müslümanların gücünü tamamen veyahut yarı yarıya kırmak için azmeder. Münafığın özelliği budur. Ama küfür de kendisini açıkça belli ettiği için Müslüman önceden tedbirini alır. Bir risk olmaz bilirsin ne yapacağını. Nasıl atak yapacağını bilirisin ona kendini ayarlarsın. Ama münafıkta kendini ayarlama imkanın yoktur. Senin içine gelmiş her türlü bilgiyi almış eğer sırrı varsa Müslümanların o sırlarına da vakıf olmuştur. Ve ilk fırsatı bulduğunda bünyeyi zayıf gördüğü zannettiği anda kahpece ve alçakça Müslümanlara saldırmaya başlar. Ve saldırırken de Allah adına saldırıyor gösterir bu kahpeliğinin katmerli olmasını sağlar. Kuran ayetleriyle dürüstlük adına, akıl vererek bazen felsefede bazen mantıktan, bazen iş bitiricilikle bazen böyle sahtekar bir üçkağıtçı üslubuyla, bazen yine sahtekar bazı esnaflarda olduğu gibi kafalama üslubuyla kendi fikrini empoze edeceğini düşünür. Asıl derdi keyiftir, rahatlıktır. Müslümanlık sorumluluğundan kurtulmaktır. Bunun için kendince o pis aklınca mantıklar üretir. Felsefe üretir. Ama bunu da hep dürüstlük adı altında yapar. Yani gören duyan da bunun dürüst olduğunu, aklı başında olduğunu düşünsün diye ona göre hareket eder. Ama tabii bunu yapmasını Allah ona ilham eder. Kaderdeki üslubunu kullanabilir. Kaderin dışında münafığın ağzından tek bir kelime çıkmaz. Tek bir eylem de çıkmaz. Tek bir tuzak da çıkmaz. Ama onların bütün yaptığı tuzaklar bozulmuş yaratılır. Mesela bak bize münafıklar yine atak yaptılar Allah rezil kepaze etti. Daha önce de yapmışlardı yine Allah rezil kepaze etmişti. Daha önce de yapmışlardı yine rezil kepaze etmişti. Ne zaman rezillik yapsalar Allah onu bozmuş olarak yaratıyor. Yani başarılı olarak yaratmaz. Dünyanın tarihinde hiç yoktur münafıkların başarısı.

Evet dinliyorum.

VTR: Erkekler kızları neden aldatıyor?

ADNAN OKTAR: Arkadaşı da güzel kendi de güzel. Canımın içi erkek diyorsun da adamın adı erkek, adam Allah’ı aldatıyor, kızı da aldatır. Babasını anasını da aldatıyor. Şirketi de aldatıyor, çalıştığı yeri de aldatıyor. Ama en başta Allah’ı aldatmaya kalkıyor kendi ahmak kafasınca. Seni aldatması gayet doğal. Önce ona bakacaksın “Bu Allah’ı aldatmaya kalkıyor mu? Allah’a oyun oynamaya kalkıyor mu? Münafık mı? Müslüman mı? Dürüst mü?” Ona bakacaksın. Ama genellikle kızlar bazı hanım kızlar “Münafık mı, dinsiz mi, imansız mı?” Hiç önem vermiyorlar. “Zengin mi? Genç mi?” İşte “parası var mı? Arabası var mı? Evi var mı?” Ona bakıyorlar. O zaman sıhhatli bir teşhis olmaz. Dolayısıyla bela kol gibi geliyor. Bela yol bulup geliyor. Allah esirgesin kızları ya ağlatıyorlar ya üzüyorlar ya dövüyor ya sövüyor yahut öldürüyor. Ya yaralıyor veya tehdit ediyor. Yani kızın hayatı cehenneme dönmüş oluyor. Bu da Allah’tan tabii bir bela olarak gelmiş oluyor. Çünkü bir mümin kızın yapacağı şey ‘benim karşımdaki insan Allah’tan korkan biri mi yoksa azılı bir münafık mı? Dinsiz, imansız bir İslam düşmanı mı?’ Buna bakması gerekir. Hiç önem vermiyorlar. Vermeyince de Allah’ı aldatan ondan sonra geliyor Allah’ın kulunu aldatıyor. Kul da şaşırıyor ‘beni niye aldatıyor?’ Peki Allah’ı niye aldatıyor kendi kafasına göre? Aldattığını zannediyor. Onun için Allah’ı aldattığını zanneden ahmakları önceden teşhis ederse hanım kızlar başları hiç derde girmez. Başları da ağarmaz. Çok rahat ederler.

“Ankara, canlı yayında sizleri izliyoruz” diyor gençler. Göster bakayım.

ASLI HANTAL: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Allah hepsine hidayet versin.

Evet dinliyorum.

VTR: Hiç ateist arkadaşınız oldu mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, güzel yüzlüm benim çok ateist arkadaşım var. Bayağı da efendi çocuklar. Çok terbiyeli saygılılar. Ateistlerden Kuran’da bahsedilmez. Ateist ayrıdır kafirden farklıdır. Kafir İslam’a saldıran İslam’la kafasını bozan, İslam’ı yıkmak için ne yapacağını şaşıran takımdır. Münafık da bunu gizlice yapmaya kalkandır takımdır. Ateist inanmak için delil arayan insandır. Yani Allah’a inanmak istiyor ama ‘inanamıyorum’ diyor. ‘Delil arıyorum’ diyor. ‘Beni ikna eden olursa inanacağım’ diyor.  Baya kibar, saygılı, efendi çocuklar. Çok arkadaşım var. Komünist arkadaşlarım da var. Maocu arkadaşlarım da var. Bayağı efendi çocuklar ama terörist komünist değil. Demokratik komünist. Fikirle, siyasetle hakim olmak istiyor ona bir sözümüz yok. Fikrini söylesin ondan bir şey çıkmaz.

Rahmetli Erbakan Hocamız’ın güzel bir sözü vardı. “Ne zaman bir toplantıda eğer bir gazeteci topluluğu olduğunda birinin flaşı çakmıyorsa” yani fotoğraf makinesi çakmıyorsa “bil ki Milli Selamet Partisi, Milli Gazete’nin elemanıdır” diyordu.

Şu hanımları göreyim ben toplantı halindeyken, muhabbet sohbet halindeyken. Güzellikleri ile yemekleri ile temizlikleri ile bir görelim bakalım. Allah Allah şu güzelliğe bak şu. Kardeşim bir delikanlı böyle maşaAllah. Herkes birbirinden güzel cennet kızı gibi. Saliha Sultan Kadın Efendi. Görkem Sultan Kadın Efendi. Ayşe Sultan Kadın Efendi. Pınar ve Sibel Sultan Kadın Efendiler. Malkoçoğlu musun mübarek bu nedir ya bu nedir? MaşaAllah. Tuğba Sultan Kadın Efendi. Bir lakabı daha var Hürrem Sultan Kadın Efendi. Dilem ve Gizem Sultan Kadın Efendiler. MaşaAllah. Bulgaristan’dan geldi. Burada Müslüman oldu. Elhamdülillah. Ortodoks bir kardeşimizdi. Daniella Kadın Efendi Hazretleri. Evet, Nadia Sultan Kadın Efendi evet.

GÜLEN BATURALP: O da sizin vesileniz ile Hristiyan iken Müslüman oldu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mehtap Sultan Kadın Efendi. Aslı Sultan Kadın Efendi. Dünyalar tatlısı o. Vay vay ızgara ocağı da faal halde. Kadın efendiler istirahat ediyorlar. Ne güzel.

ASLI HANTAL: Sofradan da çok güzel detaylar var. Çok zevkli maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabakların güzelliğine bak sen. Her şey birbirinden güzel. Bunlar işte cennet nimeti. Bu nimetleri yaratan, bu sofrayı yaratan cennet benzeri bu görüntüyü yaratan Allah cennette de bunun daha güzelini, aslını yaratıyor. Allah aslını nasip etsin. Bu yaratılışı meydana getiren de Allah’tır. Buradaki her detay Allah’a ayettir. Kul gibi yapıyor gibi görünür ama Allah yaratır.

GÜLEN BATURALP: Müslümanlara nasip eden de Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii, müminlere imanlarının karşılığı olarak bir güzellik olarak cenneti tefekkür etmeleri için bir vesile. Ve Müslümanların aklını, güzelliğini, sanat anlayışını, kalitesini insanlara sunmak için de güzel bir sunum, güzel bir anlatım.

GÜLEN BATURALP: Otuz yıldan fazla zamandır yanınızda bulunan erkek arkadaşlarınız ve iki yılla yakın süredir sizinle birlikte olan yine kardeşlerimizin de çok görkemli bir sofrası ve sizin de bulunduğunuz bir ortam yine muhteşem maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şu delikanlıya bak. Hay mübarek kapı gibi delikanlı. Yanımızda Tarkan Beyefendi ve Oktar Beyefendi Hazretleri. Sofranın ihtişama bak. Güzelliğe bak.

ASLI HANTAL: Hepsi çok neşeli maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yaptığımız espriler. Gayet ciddi duruyorlardı.

GÜLEN BATURALP: Yine aynı günden sofra resimleri görebiliriz. Osmanlı detayları ile bezenmiş, süslenmiş bir sofra. Kaftan peçetelikler, yine birçok Osmanlı sanatını gösteren süslemeler. Safranlı pilavlı bıldırcın.

ADNAN OKTAR: Hayvan su gibiydi maşaAllah. Etler erimiş. Yoğun bir kebap kokusu hakimdi. Meyveler taze taze böyle kütür kütür. Osmanlı şerbetleri, yastıklar her şey Osmanlı. MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump mülteci yasağını kaldırdı. Ülkeye yüz yirmi günlüğüne mültecilerin alımını durduran kararın süresinin dolması üzerine yeni bir başkanlık kararnamesi imzalandı. Buna göre gelecek üç ay boyunca on bir ülkeden ABD’ye iltica etmek isteyenler doksan günlük bir gözetim sürecine tabi tutulacak. Kararnamede on bir ülkenin ismi belirtilmedi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Tabii Amerika’nın iyi özelliği özgürler. Özgürlük daha yaygın. Demokrasi biraz daha zeminde revaç bulmuş gibi görünüyor. Ama asıl dikkat çeken özgürlükler. Özellikle fikir özgürlüğü yaygın ama İngiliz derin devleti de orada dök salmış durumda. Halkı bir zapturapt altına almış vaziyetteler sezdirmeden.

Evet dinliyorum.

VTR: Kendinizi hangi mezhebe yakın buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Sünni Hanefi’yim ben ama tabii Sünni Hanife’ye göre hareket etmiyorum. Yani çünkü Kuran’ın hükmü açık mesela diyor ki ‘kan abdesti bozar’ diyor. Şimdi benim elim kanadı farz edelim namaz vakti de geçmek üzere. Şimdi elin kanadığına göre namaz kılamıyorsun. Abdest gitmiş. Kuran’a göre bozulmuş mu abdestin? Kuran’a göre bozulmamış. Abdest tamam. O zaman ben namazımı kılarım. Hanefi’nin kavline icabet etmem. Çünkü Kuran’a zıt. Kuran’a zıt bir hükme niye uyayım? Mesela bana karides mis gibi hazırlanmış gelmiş. ‘Ben bunu yemem’ diyeceğim. Niye yemeyeyim? Haram değil ki helal. Kuran’da haram olduğuna dair bir ifare yok. Helal o zaman yerim. Ebu Hanefi’nin kavline ittiba etmem bunun gibi.

Evet dinliyorum.

VTR: Hz. Hızır (as) zamanda nasıl yolculuk yapar?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım zaten zaman diye bir şey yok. Zaman bir inanç biçimi biliyorsun. Beynimizde geliştirdiğimiz bir inanç. Yani bir şeyi bir şey ile kıyaslama ile beynimizde geliştiriyoruz. Normalde dışarda bir mekân ve zaman diye bir şey yok.  Tamamen algılayana göre değişen bir durum var. Kimine göre Hz. Adem (as)’in çamuru daha yeni karılıyor Hz. Adem (as) daha yeni yeni balcıktan bir şekil alıyor. Ama kimine göre çoktan kıyamet kopmuş durumda. Kimine göre biz daha zer alemindeyiz. Kimine göre de sonsuz hayatımızın yüz katrilyonuncu senesinde hayatımızı devam ettiriyoruz. Algıya bağlı. Zaman tamamen şuurlu bir varlığa ihtiyaç duyar. Şuurlu bir varlığın algısına göredir. Şuur olmadığında zaman algısı da olmaz. Zaman da olmaz. Mesela yüz trilyon seneyi insan bir saniye olarak alabilir algı olarak bir saniye. Zaman olmadığında. Dolayısıyla zamanda yolculuk da Allah için son derece kolaydır. İleri geri her türlü hareket edebilir insan. Ama Allah’ın istemesi gerekir.

Evet dinliyorum.

VTR: Kusursuzluk neden imkansızdır?

ADNAN OKTAR: Çok nurlu bayağı güzel bir kızsın. Elinden yüzünden nur akıyor. Işıklı güzel temiz bir yüzün var. Tesettürün için de seni tebrik ediyorum. Aferin benim canıma. İçtihadınla kapanmışsın. Güzel, ibadet sevabı alıyorsun. Bir daha seni izleyeyim dinleyeyim.

VTR: Kusursuzluk neden imkansızdır?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm kusursuzluk olduğunda zaten imtihan bitmiş olur. Kusur gerekiyor imtihanın olması için. Her yerde her şeyde kusur olması gerekir. Az veya çok. Sürekli hatalar olması lazım ki imtihan ortamı olsun. Cennete mahsus bir şeydir kusursuzluk.  Her şey mükemmel son derece düzgündür. En ufak bir hata olmaz. Atomun yapısı gibi elektronun protonun mükemmelliği gibi mükemmeldir cennet. Ama bu dünyada hemen hemen her insan kusurludur, hatalıdır. Özellikle insana da çok acz verilmiştir ki imtihanının gerekleri tam yerine gelsin diye.

Evet.

VTR: Pembe yalanlar günah mıdır?

ADNAN OKTAR: Hayret ya Allah’a hamd olsun. Çok çok güzel gençler. Bayağı güzel benim canım. Tertemiz eli yüzü, saçları, eli yüzü nur gibi. Güvenilir tertemiz bir insan olduğun anlaşılıyor. Allah nuru ile seni sarsın. Sana bereketli uzun ömür versin hayırlı. Ve cennetle şereflendirsin. Cennette de seni dost arkadaş etsin Allah bana inşaAllah. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Pembe yalanlar günah mıdır?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm şöyle olabilir yalan, daha önce de örnek vermiştim. Adam mesela kanser hastası oluyor. Adama ‘sen kanser hastasının’ dersen adam bir haftanın içerisinde çöker ölür. Eğer tevekkülü zayıf ise sinirleri zayıf ise çok riskli olur öyle bir şey. Adama dersin ki “bir tümör cinsi var ama zararlı değil Allah’a şükür temiz çıktı” dersin. “Biz bunu tedavi edeceğiz ilaç ile tamamen kurutacağız sen bize bırak çok da rahat ol.” Doktorlar da ittifak ederler. Hepsi birden bu şekilde konuşulur. Bu kadar hatta raporunda bile öyle gösterilebilir. Tümör cinsi hapis değil diye yazarsın. O ona moral, güç olur. Manevi güç olur. Ama öbür türlü dersen indiferansiye karsinom cinsi vardır. Çok hızlı. Derhal öldüren kanser cinsi. Adama onu söylersen allak bullak olur. Çok tehlikeli. Öyle dersen o direnci çok güçlü olur. İlaca da güzel cevap verir. Rahat tedavi edebilirsin. Hakikaten de kurtuluyorlar sonra. Adamı korkutup direncini kırmanın alemi ne? Bu açıdan yalan değil de buna maslahat diyebiliriz. Zaten bu farz olur. Öbürü yalan olur. Doğruyu söylemek yalan olur. Yalan günah olur. Eğer doğruyu söylersen ona yalan günahını almış olursun. Hatta yalanın on misli, yüz misli günaha girmiş olabilirsin. Yalandan çok çok daha beter bir şey olur. Mesela bir adam katil elinde bıçakla bir hanım kızı arıyor. İçeri girmiş ‘nerede o?’ diyor. Ne diyeceksin ‘ben onu geçen gün Samsun’da gördüm’ dersin, ‘burada değil.  Sen ne yapıyorsun burada arıyorsun. Bu şehirde yok o’ dersin ‘Samsun’da’ inşaAllah. Bu kadar. Arkadaşı da ‘evet biz Samsun’da biliyoruz. Biz daha yeni geldik Samsun’dan. Oradaydık’ dersin. Bunu söylemek farz olur o anda. Aksi çok şiddetli haram olur. Dürüstlük olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir kişinin ahlakı veya kişiliği düzeltilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Çok güzel kızsın. Allah sana selamet versin, ferahlık, iyilik, güzellik versin. Düzeliyor bir tanem, ben çok gördüm yani çok zıt, ters bir insan düzeliyor. Ama ruh sahibi olması çok önemli. Eğer ruh sahibi değilse mesela münafıklar ruh sahibi olmuyor. Onun için onlara laf söz kesin etkili olmaz. Züppe, çakal, manyak gibi olurlar. Cemiyet mikrobu yani köprü altı çakalı olurlar. Onlarla uğraşılmaz. Allah “onlardan uzak durun” diyor. Çünkü ayette de söylüyor bak, “sözü anlayacaklarsa, Allah’tan korkacaklarsa söyleyin” diyor. Allah’tan korkmada açık belli. Söyle söyle söyle, çok büyük hata olur. Peygamberimiz (sav)’i de Cenab-ı Allah uyarıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, “neredeyse kendini helak edeceksin, çok üzüyorsun” diyor. “Onlar iman etmiyorlar” diye. Halbuki ölü, anlattığı ölü. Ölü nasıl dinlesin? Morgdaki ölünün karşısına geçmiş bir insan düşünün, her şeyi anlatıyorsun. Gözü de açık, ölmüş. Dinlemez. Onun için münafık da, kafir de eğer ruhsuzsa yani kutsal ruh yoksa o dinlemez. Dolayısıyla dinlemeyince ısrar etmeye gerek yok ama ruh sahibi olan çok rahat değişir, mükemmel değişir. Bambaşka bir insan olur, hiçbir şey olmaz. Ama sabırlı olmak lazım. Akıllı, müşfik, şefkatli, sinirlenmeden naif bir üslupla meseleleri anlatıp samimiyetle ikna etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim sorum şu olacak. Az önce sözlü bir taciz yaşadım ve kadınların bu toplumda yaşadığı sözlü tacizler, psikolojik şiddetler ve fiziksel şiddetler nasıl çözülecek? Dışarıda tacize uğradığımızda bunu hemen nasıl çözebiliriz? Ben bunu sormak istiyorum. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzel yüzlüm, o genel bir bela olduğu anlaşılıyor. Çünkü yüz binin üstünde insanla görüştük, genç kızlardan on binlerce genç kız. Aynı konuda ittifak halinde,  çok rahatsızlar. Telefonlara bir acil butonu oluşturmak lazım. Genç kız o düğmeye bastığında oraya telefonunda hemen yer belirlenerek telefondaki cihazla yer belirlenerek polisin en yakın noktadaki polisin oraya intikal etmesi gerekiyor. Ve bir de polisin böyle olayda meseleyi biraz inisiyatifini kullanarak halletmesi lazım. Polise de inisiyatif hakkı vermek gerekiyor. Polis ne bileyim onu götürüp karakolda böyle densizlik yapan kişiyi ikna edebilmesi lazım. Uzun bir gözaltı süresi verilebilir, 15 günlük bir gözaltı süresi. Alırsın nezarethaneye, indirirsin aşağı kata. Neden hanımları böyle rahatsız etmek istiyor, zoru nedir, psikolojik bir sorunu mu var, derdi mi var, neden üzmekten haz alıyor, çirkin laftan neden haz alıyor? Her gün sorgularsın. Polisler değişir mesela sabah gelen olur, bir daha gelen olur. Nöbet değiştiren gelir bir daha sorgular. Biraz tabiri caizse yıldırma gerekiyor. Yıldırılırsa mesele kalmaz. Yahut mesela genç kıza canını yakacak şekilde bir şey yapıyor sokakta. Polisin orada inisiyatifini kullanması konusunda devletin imkan vermesi lazım. Bunu tabii kanunla, hukukla yapmak lazım. Tam hakkını vermek lazım. Bir daha yapıyorsa bir göreyim. Bir ferahlık ortamı buldular. Adamlar gevşedi, arsızlaştı, şımardılar. Şımaran adama ne yapılacağı bellidir. Hukuk, kanun bunu çok güzel belirler. Gayet de güzel ikna edilebilir. Genç kızları özellikle ölümle tehdit çok yaygın. Yeni moda oldu bu son senelerde özellikle yaygın oldu. Ölümle tehdit ettiğinde adam facia bu. Bakın diyor ki, “Seni öldüreceğim. Anneni, babanı da öldüreceğim.” diyor. Bir genç kız için bu dehşetli bir kabus. “Arkasından kendimi de vuracağım.” diyor. “Hapiste yatmayacağım ben” diyor. “Vuracağım, hepinizi helak edeceğim” diyor. “Ben zaten bittim, sizi de bitireceğim.” diyor. Kardeşim sen manyak olabilirsin, sen dinsiz olabilirsin, sen deli olabilirsin, sen ruhsuz bir köprü altı çakalı olabilirsin. Tertemiz insanlardan sen ne istiyorsun? Allah’tan korkan, Allah’ı seven, Allah’ın ruhunu taşıyan nur gibi insanlara sen musallat olduğunda sana dünyayı dar etmek lazım. Böyle olmaz. Her zaman anlatıyorum bunu kanunla düzenlesinler. Mesela genç kız cep telefonundan savcılığa hatta bir düğmeyle bile şikayet düğmesi olsun. Adresini yazsın. ‘Ben rahatsız edildim’ diyecek, bu kadar. Veyahut beni ölümle tehdit etti. Çeşitlerden hazır da olabilir mesela ‘şikayetiniz ne?’ diye bölümler olur. Bir; sözlü tehdit etti. İki; öldürmekle itham etti. Üç; yaralamakla. Dört; cinsel yönden çirkin sözler söyledi. Tamam, bunlardan birine basarsın. Böyle bir düzenleme yapsınlar. Kolaylık olsun ve genç kızın ifadesi de karakolda alınmasın. Devletin birçok dairesi var. Vergi dairesinde de alınabilir. Vergi dairesine bir odayı kadın polise ayırırsın. Orada gider kısaca çocuk orada şahit huzurunda ifadesini verir, konu biter. Bu nedir? Genç kızlara nefes aldırmıyorlar. Bu kepazelik bitsin artık.

Evet, dinliyorum.

VTR: İngiliz derin devleti nasıl bu kadar güç sahibi oldu?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bak, İngiliz derin devletinin güç sahibi olması ta Adem (as) devrine dayanır. Hep negatif gücün bir organizasyonu olmuştur. Habil-Kabil kıssasında bile bir kardeş deccaldır, bir kardeş de Mehdiyet’i temsil eder. Hz. Nuh (as) devrinde de deccaliyet vardı. İbrahim (as) devrinde de vardı deccaliyet. Deccaliyet her devirde olmuştur. Mesela Hz. İbrahim (as)’in karısı uysal bir insan ama Lut (as)’un hanımı deccal komitesine bağlı, deccaliyete bağlı ve homoseksüeller. Bakın Allah karşıtı, homoseksüel ve insanların Allah tarafından yaratılmadığına inanıyorlardı o devirde de. Tesadüfler sonucu olduğuna inanıyorlardı, aynısı. Hep organize olarak deccaliyet büyük veya küçük olarak dünya tarihinde hep yer almıştır. Ve elden ele geçmiştir bu. Silsile olarak geçer, deccaldan deccala. Nakşibendilik nasıl? Şeyhten şeyhe, şeyhten şeyhe silsile olarak geçiyor. Deccaliyet de silsile olarak geçer. Mesela Hülagü’ye verildi deccaliyet, sonra Roma’ya geçti bu. Hz. İsa (as) döneminde Roma deccaliyeti temsil ediyordu. Silsile olarak bu elden ele geçti, en son olarak İngiliz derin devletine Anglosaksonlardan oluşan bir ekibe verildi bu görev, deccaliyet görevi. Ve onlar bu görevi şu an yerine getiriyorlar. 150 yıllık aktif atakları var ama 300, 400, 500 yıllık kökeni vardır. En az 500 yıllık bir kökeni vardır. Ama en aktif görevlerini son 150 yılda görüyoruz, 150-170 yıllık dönem içerisinde görüyoruz. Aslında bakın Osmanlı içinde oluşturdukları derin devlet yapılanmasın da yine bak kendi ifadeleri de 150 yıllık. Yani İngiliz derin devletine bağlı yapılanmadan bahsediyor aslında onlar. Bir deccal yapılanması var. Derin devlet ifadesi alındığında adamlar ne dedi?  ‘Bizim yapılanmamız 150-170 yıllık bir kökene dayanıyor’ dediler. Normalde 170 yıl öncesi yani Abdülaziz dönemine dayanıyor. Ta o devre dayanıyor. Ve “biz yeraltında yönetiliyoruz” diyor. “Şambala” diyor, yeraltında. “Bizim liderlerimiz yeraltında” diyor. Yani iblis demek istiyor, şeytan. İngiliz derin devleti de deccaliyeti temsil ediyor. İmtihan için deccaliyet gerekiyor. Bakın şimdi şaşıracaksınız ama deccaliyeti yaratan da Allah’tır, deccala başarı veren de Allah’tır. Deccallar görevini yapmadan öldürülemiyor mesela bir mucize olarak. Her deccal görevini yaptıktan sonra ölmüştür. Daha önce yapılan bütün suikastlarda hiçbir deccal öldürülemez, Mehdiler de öldürülemez. Suikastla Mehdi (as)’yi öldüremezsin, kaderinde yoktur. Deccallarda da yoktur. Yani Allah onları özel yarattığı için Allah onları koruyor. Negatif ve pozitif güçler olarak özel yaratılır. Mehdiyet de öyle silsile olarak elden ele geçer. Son Bediüzzaman’daydı Mehdiyet kendi asrının bir nevi Mehdisidir. Silsile olarak ondan sonra Mehdi (as)’ye geçiyor. Son, büyük Mehdi (as)’ye geçmiş oluyor. Onun da bir topluluğu olmuş oluyor ama küçük bir topluluk. Deccalın da aslında topluluğu küçük oluyor, o kadar büyük olmuyor. Ama bak Bediüzzaman diyor ki, “Az bir kuvvetle koskoca İslam alemini esaret altına alır” diyor deccal. “Çok az bir kuvvetle” diyor. “Müslümanların hırs ve şikakından istifade ederek” diyor bak. Şikak; birbiriyle kavga etme ve muhalif olma gücünden istifade ederek “kısa sürede diyor koskoca İslam alemini esaret altına alır” diyor. “Şu anda da öyle oldu” diyor bak. Bu başarıyı veren de Allah’tır deccala. Bu imtihan için, Mehdi (as) için yaratılır deccal. Çok şaşırtıcı ama sırf Mehdi (as)’nin tanınması ve bilinmesi için deccal özel yaratılır. İngiliz derin devleti de özel olarak yaratılıyor deccalla mücadele etmesi için Mehdi (as)’nin özel yaratılan bir deccaliyet sistemidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Atatürk’ün kılık kıyafet devrimini nasıl yorumluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm Allah güzelliğini kat kat artırsın. Bayağı güzel kızsın, nur gibisin, ışık gibisin. Gözlüğün de çok yakışmış. Yüzün harikulade güzel. Çok cazibeli, hoş kızsın. Allah sana cennet nasip etsin, cennette de bana kardeş etsin, dost etsin. Atatürk çok janti delikanlıydı, çok şahane delikanlı. Kibar, yakışıklı ve klas delikanlı. Yobaz takımının gücü yetmez Atatürk’e. Hiç densizlik, münasebetsizlik yapmasınlar. Atatürk Allah tarafından gönderilmiş bir Mehdi’dir, Mehdi mukaddemesidir. Mehdiyet’e zemin hazırlamış mübarek bir insandır. Hızır (as)’la birlikte hareket etmiştir. Metafiziktir mesela Atatürk’ün gözüne insanlar bakamıyordu. Bu çok önemli bir şey. “Bakabiliyordum” diyen varsa çıksın. Bakamıyor, gözünü çekiyor. Bizim Türkçe hocamız vardı. O Atatürk’le karşılaşmış. “Bakılamıyordu gözüne” diyor Türkçe hocamız. Ama nutku tutulmuştu anlatırken bir acayip oldu. “Bakılamıyordu” diyor. Müthiş bir tesir gücü vardı gözünde. Metafizik bir insan olduğu çok aşikar belli. Kılık kıyafet devriminde de muhteşem bir atak yaptı. Sanat, estetik, güzellik her şey 200 yıl sonra gelecekken derhal gelmiş oldu. Bak 200 yıl sonra gelecek bir şey derhal gelmiş oldu. Suudi Arabistan’a daha yeni yeni geliyor. Atatürk rahmetli yıldırım hızıyla getirttirdi. Bu da Allah’ın bir lütfu çünkü Mehdiyet’in bekleyecek vakti yoktu. Mehdiyet’e yardımcı olması için Allah Atatürk’ü görevlendirdi. Abdülhamit diyor ki, “Ben” diyor “istesem hareket ordusunu durdurabilirdim.” Selanik’ten gelen hareket ordusunu. Çünkü burada Osmanlı ordusu hazırdı. Kat kat güçlü ve silahlı müsellah talimli askerler. “Darmaduman ederdim istesem” diyor. “Ama” diyor “Hareket Ordusu’nun en önünde Hızır (as)’ı gördüm” diyor. “Onu görünce vazgeçtim müdahaleden” diyor. Tanıdığı için çünkü daha önceki toplantılarda gördüğü için. İlk defa gördüğünde nereden tanıyacak? Bilemez. Bilinecek bir şey mi? Toplantıda tanıtılmadıktan sonra tanıyamaz. “En önde onu görünce” diyor “hiçbir şekilde müdahale etmeyeceksiniz dedim” diyor Hareket Ordusu’na. Geldiler cayır cayır burada istediklerini yaptılar. Her şey halloldu bitti. Atatürk tabii ki bir neyse onu söylemeyeyim şimdi onu kaldıramaz insanlar da fakat çevresinde çok mason vardı Atatürk’ün. Öyle söyleyeyim. Tek tek, isim isim hepsini sayarım. Hemen hemen büyük bölümü Hareket Ordusu’nun zaten elemanlarının çok çok büyük bir bölümü hepsi masondu. “Oradan nereye geleceksin?” diyorsun. Gelmeyeceğim bir yere duracağım orada ben dururum, durulması gereken yerde dururum. Hareket Ordusu’nun bütün kumanda kademesi hemen hemen tamamına yakını masondu. Önlerinde de Hızır (as) var. Artık bu Abdülhamit’in kendi ifadesi, bizzat kendi ifadesi. Özetle Atatürk mükemmel bir delikanlıydı ve Atatürk aynı zamanda bir Osmanlı kabadayısıdır bak onu hiç vurgulamıyorlar. Çok iyi bir kabadayıdır. Bir tek Allah’tan korkar. Yaman kabadayıdır. Etrafında da vardı kabadayılar üç-beş ünlü kabadayı vardı ama Atatürk en has kabadayıdır onu söyleyeyim, yiğit delikanlıdır ve süper cesurdur. Allah tarafından özel yaratılmış bir insandır. Bütün hayatı 19’la kodludur. Benim tespit ettiğim yetmişin üstünde 19 var hayatında. Yetmişin üzerinde 19, nereye dönsen hep 19’larla kodlanmıştır. Kavim, ırk olarak halis Oğuz Türk’üdür. Zaten genetik görünümü, genetik yapısı da bunu gösteriyor. Tip olarak da çekik gözlü, sarışın, mavi gözlü, klasik Orta Asya Türk’üdür. Bazıları itlik yapıyor ya falan işte şuradan buradan öyle bir şey yok. Hayır fark etmez başka bir ırktan da olabilirdi de. Ama halis kan Türk’tür. Babası da öyle halis kan Türk’tür. Ama yani ben ırkçılık anlamında demiyorum teknik soy açısından diyorum.

Bu derin devlet yapılanmasında yeraltı mağarasında toplantı yapıyorlar onun için böyle söylüyorlar ‘yeraltı’ karanlık derin mağaralarda yapılıyor toplantı. Şambala dedikleri şeytanın ekibi anlamına geliyor, şeytanın taraftarları anlamına geliyor. Şambala mensuplarının halüsinasyon gösterme yeteneği oluyor. Mısır kabartmalarında falan görüyorsunuzdur bütün kabartmalarda vardır. Kertenkele gibi adamlar, kafası kuş şahin kafası gibi adamlar görüyorsunuz değil mi? Halüsinasyonla gösterdikleri görüntüleri gösteriyorlar orada. İşte o tip görüntüde adamlar gelip konuşuyorlar ve onlar da ona ne diyorsa onu yerine getiriyorlar olay bu.

Mesela bak Atatürk 1881’de 19.yüzyılın bitimine 19 yıl kala doğdu. 1881 19’un tam katı 1881. 19 yaşında Harbiye’ye girdi. 19 Aralık’ta albay olduktan sonra 19 gün sonra Çanakkale Savaşı’nda 19. tümeni kurdu. 19 Mayıs 1915’te albay oldu. 19 Mart’ta tuğgeneral oldu. Mareşallik ve Gazi unvanı alması 29 Eylül’de. Atatürk 19’un tam katı olan 1938 yılında ve yine 19’un tam katı olan 57 yaşında 10 Kasım günü saat 09.00’da yani 10+9 vefat etti. 10 Kasım’da bak, 10 Kasım 10+9 19 yine. Cenazesi 19 Kasım’da kaldırıldı. Atatürk ölmeden bir gün önce duvarda asılı duran Kuran sayfasında belirteç ipinin 19. sayfada olduğu görüldü, Kuran’ın 19.sayfasında. Atatürk’ün nüfus cüzdan numarası 19’un katı, Atatürk Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk kütüğündeki sıra numarası 19, nüfus kütüğündeki sıra numarası 19, hayatı boyunca Atatürk’e verilen madalyaların toplamı 19, İstanbul Akaratler’de kaldığı evin numarası 19, adı ve soyadı Mustafa Kemal Atatürk 19 harf. Atatürk İstanbul’da 9.Ordu Müfettişliği’ne atandıktan 19 gün sonra 19 Mayıs 1919 tarihinde 19 yolcusu bulunan Bandırma vapuruna biniyor. Samsun’da 19 gün kaldı. 4 Temmuz 1919’da Erzurum’a gitti. 19 gün sonra bakın Erzurum Kongresi toplanıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasına 19 Mart tarihinde karar verildi 19 Mart 1920. Mustafa Kemal’in komuta ettiği bütün orduların numarası 19’un tam katı. Mesela Çanakkale Savaşı’nda komuta ettiği tümen numarası 19. Çanakkale’de 57. Alay Komutanı’ydı o da 19’un katı. Komutanı olduğu başka bir alay numarası da 57 yine 19’un üç katı. Nutuk’un sonundaki Atatürk’ün gençliğe hitabesi de başlangıç cümlesi ile beraber 19 cümle. “Ne mutlu Türk’üm diyene” 19 harf “İstikbal göklerdedir” sözü de 19 harf. Daha var, çok fazla var da ben akşam fazla şey yapmak istemiyorum. Bütün hayatı 19’la kodludur Atatürk’ün.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kibirli birisi dışarıdan bakıldığında anlaşılır mı?

ADNAN OKTAR: Tabii manyak gibi oluyorlar böyle. Yüzünde meymenet olmaz onların. Ashab-ı Meymene, meymenetsizler yani, onlardan Allah beri olmamız için onların yüzünü damgalar. Hemen anlaşılır öyle uğursuz tipler.  Sürekli seri dangalaklık yaparlar, münasebetsizlik yapar. Sevgisiz ve çok kinci olurlar. Fazla dikkat vermeye dahi gerek yoktur hemen anlaşılırlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey, Samsun’dan Serhat. Size bir sorum olacak. Türkiye’de nasıl herkes zengin olabilir, daha rahat yaşam nasıl olabilir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, güzelim Mehdiyet döneminin dışında mümkün değil. İkiniz de güzel yüzlüsünüz, ikiniz de çok yakışıklısınız. Allah sizlere cennet nasip etsin. Ama hiçbir dönemde insanlar zengin olmamıştır. Ancak Süleyman (as) zamanında ve Zülkarneyn zamanında bir zenginlik olmuştur. Ama ahir zamanda Allah kesin söz veriyor Peygamberimiz (as)’in vesilesiyle. Ahir zamanda muazzam bir zenginlik olacak, mal taşacak ilk defa ve son kere. Çünkü nelen? Deccal komitesinin ekonomik kriz meydana getiren taifesinin görevine son verilmiş olacak. Mesela İbrahim (as) döneminde deccal Nemrut, derin devlet sahibiydi Asurlular. Mesela derin devlet merkezi Babil’di. Babil Kulesi, onun için deccaliyet taraftarları Babil’i çok önemli, kutsal mesela biz Mekke’yi nasıl kutsal biliyorsak derin devlet sahipleri de, deccal taraftarları da Babil’i kutsal bilirler. Onların kutsal kuleleri vardır, kutsal binaları vardır. Babil de onların unutamadıkları kutsal binalardır. Mesela bizim için Hz. Süleyman (as) mescidi nasıl kutsal değil mi onu yeniden yapmak istiyoruz. Onlar da Nemrut’un o Babil Kulesi’ni yeniden yapmak için hararet ve heyecanla bekliyorlar. Ama tabii o kuleyi tepelerine geçireceğiz hukukla kanunla, ilimle irfanla. Mesela Hz. Musa (as) devrinde deccal Firavun, o zaman derin devlet, 18. Firavun hanedanı derin devletin merkezi, Firavun sarayı o zamanlar. Mesela Yahya (as) devrinde deccal Yahudi Kral Herod Antipas. Derin devlet Roma derin devleti.  Münafık Herod’u cinayete sürükleyen eşi Salome. O zamanın çiyanı o Salome. Çiyan demek yani Müslümanların yanına yaklaşıp alçaklık yapan kadın kahpelere denir çiyan diye. Salome de o devrin çiyanı. Herod’u cinayete sürüklemiştir biliyorsunuz Hz. Yahya (as)’yı şehit ettirmiştir. Hz. İsa (as) devrinde deccal Roma Valisi Pilatus. Derin devlet Roma İmparatorluğu. Münafıklar Juda ve Yahudi liderler ve dönemin Sanhedrin mahkemesinin bazı elemanları. Mesela Hz. Süleyman (as)’ın tapınağının ilk yıkılması sırasında deccal ikinci Nebukadnezar derin devlet o zaman Babil İmparatorluğu. Dönemin münafıkları Yahudi Kral Sıdkiya yönetimi ve Yeremya. Peygamberin tüm itirazlarına rağmen Mısır Firavunuyla ittifak yapıp Babil’e karşı ayaklanmışlardır. Bu ayaklanma tapınağın yıkılmasıyla sonuçlanmıştır. Tarih MÖ 597. Mesela Anadolu Selçuklu Devleti’ni yıkan deccal Hülagü. Hülagü öyle cahil zalim görünüyor ama adam bir kurulun da üyesi.  Bayağı kültürlü Hülagü. Mesela Konya’ya fikir yönüyle çok büyük etki ediyor o zaman Selçuklulara. Mevlana Celalettin ona hayran kalıyor Hülagü’ye. Ve tam onun çizgisine giriyor Hülagü’nün. Hülagü de onun tam çizgisine giriyor aynı kafadalar. Bize gelen nakle göre anlattığımız tarihi bilgilere göre öyle görünüyor. Homoseksüelliğin desteklenmesi, Allah’ın inkar edilmesi, İslam’a karşı tavır alınması. Ne diyor adam kitabında? “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. Deccal ne diyor Hülagü? “Benim yolumda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. Adam ne diyor? Homoseksüelliği göklere çıkarıyor Hülagü de homoseksüelliği göklere çıkarıyor. Aynı kafadalar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Farklı görüşlere ne kadar saygılısınız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi farklı görüşleri zaten Allah yaratıyor. Biz zaten saygılı olmakla mükellefiz. Peygamber (sav) zamanında her görüşten insan vardı. Masonlar vardı, Tapınakçılar vardı Peygamberimiz (sav) zamanında. Hristiyanlar, Museviler, Budistler vardı, ateşe tapanlar vardı her çeşit insan vardı. Hepsine saygılıydı Peygamberimiz (sav). Gayet nezaketli konuşuyordu. Hiçbir zaman için kırıcı kaba ters bir konuşması olmadı. Hep hürmetliydi ve herkesle de saygı sınırları içerisinde arkadaşlık, dostluk kuruyordu. Fakat fikirlere saygı Peygamberimiz (sav)’in vazgeçilmez düsturuydu. Asla ters bir tavır göstermiyordu sadece kendi doğru bildiğini anlatıyordu ama. İnsanların fikrine müdahale etmiyordu, saygılıydı.

Hz. Muhammed (sav) devrinde Bizans derin devleti Pers Sasani Devleti de ikinci deccaldı. Ama yine ortak hareket eden bir deccal yapılanması vardı ikinci Hüsrev. Deccal kendi ordularıyla çatışıyordu o arada. Yani Sasanilerle aynı şekilde Bizans çatışıyor. Müslümanları Allah o aralarda onlara göstermedi. Birbirlerini kırdı geçirdiler.

Hülagü Mevlana’yı bütün Anadolu’nun şeyhi ilan etti ve ‘herkes Rumi olacak’ dedi. Ta Hülagü devrinde verilmiş bir emirdir bu. Bak şimdide İngiliz derin devleti ‘bütün dünya Rumi’ olacak diyor. Homoseksüellik serbest, şahıs kendini Allah olarak ilan ediyor. İslam kabul edilmiyor Peygamberimiz (sav)’e de işte Mustafa diye “intihar etmeye kalkardı Mustafa” diyor “malı mülkü görünce vazgeçerdi” diyor. Saygı dışı çirkin bir üslup. Bilmiyoruz kendisi mi yazdı, başkası mı yazdı, Hülagü mü yazdırdı onu bilmiyoruz ama üç yüz yıllık kitaplara baktığımızda bunları görüyoruz.

Evet.

VTR: Merhabalar ismim Aslı. Çocuklarımız için şu an içinde bulunduğumuz durum, ortam hiç güvenli değil, cezalar caydırıcı değil. Ben çocuğumu sokağa, kapımın önüne bile salmaya korkuyorum. Okullarda, parklarda bir sürü sapık dolaşıyor. Devletten ricamız, lütfen cezalar caydırıcı olsun. Bizim için güvenlik tedbirleri alınsın, çocuklarımız korunsun, çok rica ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun büyük bir bela ki bu artık bir devlet meselesi haline gelmiş. Devlet politikası olması gerektiği anlaşılıyor. Vahim bir durum, bu konuşmaların tamamının özetini isim vermeden gönderelim Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığına. Aslında cezalar artırılsın diyor ama hanımefendi bu olmaz. Bir eğitim gerekiyor bir; çünkü ceza suç olduktan sonra veriliyor. Suç olduktan sonra ben ne anladım? Çocuğu mahvediyor, genç kızı vuruyor diyor “hücre cezası daha da...” Ceza versen ne olur ona? Adam umurunda değil ki zaten cezaevinde asıyor kendini adam manyak. O güzelim genç kıza yazık. Onu baştan engellemek lazım. Tehdit ettiği aşamada hizaya getirilmesi çok önemli. Şımarmasının ortadan kaldırılması çok önemli. Onun için de polise yetki, imkan tanınması gerekiyor. Yıldırıcı tedbir alınması gerekiyor başka çözüm olmaz gibi görüyorum ben.

Evet şimdi devam edelim dinliyorum.

VTR: Kuran’da mezhep yoksa mezheplere uyanlar ne olacak?

ADNAN OKTAR: Allah affeder inşaAllah. Çünkü şu an başka türlü dini öğrenme imkanı yok ama mezhepte dört mezhep de birbirini yalanlıyor. Yalanlıyor demeyeyim de yanlış diyor dördü de birbirine yanlış diyor. “Anlattıkları yanlış” diyor. Öbürü de “o yanlış” diyor. Fakat bunların dördü de müceddid, müçtehit, en büyük alim ve hepsi de mezhep imamı. Ve hadis imamı bak hadis uzmanı. Hadis uzmanı olduğu halde diyor ki bak “senin anlattığın hadislerin hiçbiri doğru değil” diyor. O da “bilakis seninki doğru değil” diyor. Dördü de birbirinin doğru söylemediğini iddia ediyor dördü de. Üçü birleşiyor birinin doğru olmadığını söylüyor yine üçü birleşiyor diğerinin doğru olmadığını söylüyor. Bu vahim çok dehşet verici bir şey. Bir oyun bu, şeytanın bir oyunu. İnsanlar bilmeden bu oyuna düştüler. Böyle şey olur mu? Kuran’a uysan bitecek. Niye Kuran’a uymuyorsun? Kuran’a uyulur mu? “Niye?” diyoruz. “O zaman din küçülüyor çok sade oluyor her şey kolay oluyor” diyor. “Öyle din olur mu?” diyor. “Namaz kolay oluyor” diyor “abdest kolay oluyor, hayat kolay.” Belanı mı arıyorsun Allah senin için kolaylık istiyor daha ne istiyorsun işte? Ben o kadar çok duydum ki isterse sorsunlar. “Kuran’a dayalı din nasıl olur?” diye sorsak ilk dedikleri “çok kolay öyle din olmaz” diyor. “Her şey çok kolay” diyor. “Onu babam da yapar, öyle bir dini yaşar” diyor “ne var ki onda” diyor. Böyle çok münasebetsiz bir üslupla “herkes yapar.” Herkes yaparsa işte Allah herkesin yapacağı gibi bir din yaratmış. Daha ne istiyorsun? “Yok” diyor “beğenmedim ben ilave olması gerekiyor” diyor. “Mesela Kuran’da şu var mı?” diyor. Böyle bir münasebetsizlik olur mu? Yoksa yok. “Olması lazım” diyor. Sen deli misin? Kuran’da yoksa yoktur. Adam kafasından bir şey çıkarıyor onu Kuran’da arıyor bulamayınca da dengesi bozuluyor adamın.” Olmaz” diyor “o zaman bir hurafe getir bize onunla ilave edelim” diyor. Peygamber (sav)’e de söylüyorlar o devirde “sen kendinden bir şeyler uydur” diyorlar peygambere. Aynı bu yöntemler aynısı.

 EBRU ALTAN: Şeytandan Allah’a sığınırım “Ruhbanlığıysa biz onlara yazmadık kendileri türettiler ancak buna da gereği gibi uymadılar.” Diyor Allah.

ADNAN OKTAR: “Ruhbanlığı” yani uydurmacılığı “kendileri meydana getirdiler Biz söylemedik” diyor ama ona da gereği gibi uymuyor. Şeytandan Allah’a sığınırım Bakara Suresi, 185’te Allah diyor ki “Allah size kolaylık diler zorluk dilemez.” Adam diyor ki “Çok kolay din. Olur mu? Müzik oluyor o zaman eğlence oluyor. Dans oluyor öyle din mi olur?” diyor. “Din dediğin sürüneceksin” diyor “sürüneceksin cehenneme dönecek ortalık ki o zaman ben din olduğunu anlayayım” diyor. Bu şeytanın bir oyunu. İslam dininin özelliği zaten böyle dini cehenneme çevirmeyi ortadan kaldıran bir din. Peygamberimiz (sav)’in geliş amacı cehenneme döndürülmüş din anlayışını ortadan kaldırıp insanlara Allah’ın kolay dinini göstermek. Allah bizim kolay yaşamamızı, huzurlu, sevinçli, neşeli yaşamamızı istiyor. Acı çekmemizi istemiyor dünyada. Bize zorlu bir din istemiyor. Sadece çok kaliteli, çok değerli, çok dürüst, çok samimi, her yönden mükemmel olmamızı istiyor başka bir konu yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsan kaliteyi ruhunda nasıl tutar?

ADNAN OKTAR: Allah sana sağlıklı sıhhatli, hidayetli uzun ömür versin. Cennette mutlaka yanımda olman lazım seni görmem lazım. Allah seni bana kardeş etsin, dost etsin cennette görüşelim inşaAllah. Güzel yüzlüm o zaten Allah’ın ruhunu taşıyanlara verilen bir özelliktir. Allah’ın ruhunu taşıyan yani kutsal ruh verilmiş, kutsal ruh bedenine inmiş her insan doğal olarak Allah tarafından kaliteyi isteyecek şekilde yaratılıyor. O yüzden cenneti istiyor zaten. Kalite eğiliminin en yükseği cennettir biliyorsunuz. En yüksek kalite cennette vardır. Her müminde ama ruh sahibi her müminde muazzam bir kalite isteği vardır. Ama müşriklerde ruh sahibi olmuyor birçoğu o yüzden kalite isteği yoktur. Rezalet, acı ve kepazelik ister. Onlarda cehennem özlemi vardır yani cehennem olana istek vardır. Müminde de cennete olan özlem ve istek vardır.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsan yaşlanmaktan neden korkar?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bir kere egoist bencil insanların olduğu bir toplumda yaşlı çok zor durumda kalıyor. Çünkü yürüme zorluğu çekiyor, yemek yeme zorluğu çekiyor her konuda zorluk çekiyor ama sevgi toplumu olsa, velayet toplumu olsa her yaşlıya bakmak farz oluyor. Allah Kuran’da “annenize öf bile demeyin” diyor ya “Yaşlandığında” bak diyor “onları biz çocukluğuna çeviririz” bunama alametleri olur, kemikleri tutmaz, kasları tutmaz. Güçsüz hale gelir, o anda onlarla sözlü veyahut fiili veyahut ima yollu bıkkınlık alameti yapmayın diyor Allah, haram. Haram ne demek? Cehennemle karşılık veririm diyor. Ona güzel bir sabırla sabredeceksiniz. Sabır ne demek? Mutlu bir anlayışla mutlulukla o ibadeti yerine getireceksiniz. İstikrarlı devam anlamına gelir sabır, istikrarlı devam. O anneye o babaya kimse yahut yaşlı dedeye saygıyla yardımcı olmak gerekiyor. Şimdi din iman zayıflayınca, şeytan devreye girince, deccaliyet zayıf bünyeden insanlara yaklaşınca yaşlılar için dünya cehenneme dönüyor bu sefer. Adam kendini de koruyamıyor bu sefer torunu başına bela oluyor, çocuğu başına bela olur. Gelini saldırganlaşıyor, çirkefleşiyor dövmeye kalkıyorlar yazık hatta bazı kadınları. En sonunda onları kaldırıp atıyorlar bir yerlere. Gönderiyorlar. Bakmak istemiyorlar onlar da korkuyor tabii bundan. Dinsizliğin verdiği bir korku yoksa başka bir şey yok. İslam tam hakim olsa yaşlı niye korksun? Cennet gibi yaşar yaşlı. Hiçbir şey olmaz. Ama tabii Mehdiyet devrinde bu bela süratle kalkacağı için üç-beş yıla kadar bu fitnelerden, bu belalardan da kurtulmuş olacağız inşaAllah.

Bak Allah diyor ki Hac Suresi 78’te “O (Allah), sizleri seçmiş ve din konusunda” İslam konusunda “size bir güçlük” zorluk “yüklememiştir” Niye inanmıyorsun? Allah ‘yüklemedim’ diyor sen ‘illaki yükleyeceğim’ diyorsun. Bırak Müslümanlar rahat yaşasın.  Cehenneme çevirme, dini cehennem dinine çevirme. İslam dini cennet dinidir, cehennem dini değil. Adamlar cehennem dinine çevirmeye çalışıyor.

ASLI HANTAL: Yayınımız sona erdi yarın görüşmek üzere inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü