Harun Yahya

Sohbetler (23 Kasım 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: İyi akşamlar değerli izleyiciler. Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, başlayalım.

ASLI HANTAL: Soçi’de gerçekleşen Sayın Erdoğan, Putin ve Ruhani’nin katıldığı üçlü zirvenin ardından yayınlanan ortak bildiride, “Suriye’nin toprak bütünlüğüne kasteden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özellikle altını çizdiği YPG terör örgütü üstü kapalı bir şekilde yer aldı. Bildiride, devlet başkanları Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütleri teyit etmiş, bahsi geçen gerginliği azaltma bölgelerinin tesis edilmesinin ve Suriye ihtilafının çözümüne yönelik hiçbir siyasi girişimin Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne hiçbir surette halel getirmeyeceğini vurgulamışlardır.”

ADNAN OKTAR: Konuyu uzatmaya gerek yok. Suriye devleti diye bir devlet göstersinler legal meşru, millet de o hükümete uysun, o devlete uysun lafı uzatmaya gerek yok. Orada PKK falan hiçbir şey bırakmasınlar ayrıca. Silindir gibi ezsinler hepsi tutuklansın. Konu bu kadar sürüncemede kalacak gibi bir şey değil. Bütün Suriyeliler de geri dönsünler oraları da imar edelim, işte Türk müteahhitler falan herkes girsin devreye kısa sürede bitsin bu iş. Bu kadar uzatılacak bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Beyin mi üretkendir yoksa ruh mu?

ADNAN OKTAR: Delikanlım, çok özür dilerim bir şey diyeceğim de beyin diye bir şey yok ben size söyleyeyim. Sadece gölge bir varlık olarak gösterilir. Ruhtan beyin oluşur ruhtan, beyinden ruh oluşmaz. Beyin, gidin sakatatçıya bakın lop yağlı bir ettir. Hiçbir şey çıkmaz ondan, ruhtan beyin çıkar. Her şey ruhtur yani Allah’ın ruhu başka bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yaşadığımız her olayda Allah bizi dener mi?

ADNAN OKTAR: Bizi denemediği hiçbir an yoktur. Yere topluiğne düşer onu adam almak istemez mesela üşenir sonra düşünür der “Bu dik düşmüştür birinin ayağına batar alayım” der geri döner gider alır. Almazsa vicdanı rahatsız olur. Her an vicdan hareket halindedir. Yemek yer mesela doyduğu halde yemek yemeye devam etmek ister der “belli ki bu vücuduma zarar verecek israf haram olur ben bunu yapmayayım” der. Mesela kalkar, “İslam’a, Kuran’a nasıl hizmet edebilirim, en fazla nasıl hizmet edebilirim?” hep onu düşünür. Onun sonucunda da ruh kemale eriyor, olgunlaşıyor, güzelleşir ve cennetten zevk alacak hale gelir yoksa ruh boş olur. Yani sadece gören, duyan, işiten bir varlık haline gelir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sürekli öfkeli olan bir insanı nasıl sakinleştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: O çok tehlikeli onun şakası olmaz. Sinirleri bozuk demektir, tevekkülsüzdür, en başta Allah’a inanmıyordur büyük bir ihtimalle. İnanıyorsa da imanı çok zayıf olabilir ve şirk batağına düşmüştür her şeyi putlaştırmıştır. İnsanları, olayları, eşyaları, o da onu çok gerilime sokar, çok gerilime sokar. Dolayısıyla sinirin kökeni tevekkülsüzlüktür, Allah’ı unutmaktır, başka hiçbir sebebi olmaz. Yoksa insan sıfır sinir olur hiçbir şekilde yani tam tevekkül etse, her şeyi Allah’ın yarattığına kani olsa, Allah’a kendini tam bıraksa ne gerginlik ne rahatsızlık. Bütün hastalıkların kökeni, rahatsızlıkların kökeni, huzursuzluğun kökeni Allah’a tevekkül edememektir. Tek nedeni budur başka hiçbir nedeni yoktur. Bak, bilimsel tek nedeni budur. Bütün hastalıkların, bütün rahatsızlıkların psikolojik, hepsinin kökeninde Allah’a tevekkül edememek vardır.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Kara Harp Okulu Mezuniyet Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamaları yaptı: “Bu ordu darbecilerin ordusu değildir, bu ordu FETÖ’cülerin ordusu hiç değildir. Bu ordu şu veya bu yabancı kurumun ordusu hiç değildir. Sadece ve sadece Türkiye’nin, Türk milletinin ordusudur. Bu sancak tıpkı bayrağımız gibi, ezanlarımız gibi gerektiğinde canımız pahasına korumamız gereken namusumuzdur. Bu ordunun başkomutanı olarak her bir subayımızın, askerimizin şerefini korumak şahsımın en başta gelen görevidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapılmış her saldırı şahsıma yapılmış demektir. Ordumuzun içine sızmış darbeci ve cuntacı hainlerle mücadele etmek başkadır. Ordumuzu zayıflatacak davranışlar içine girmek bambaşkadır. Gençlerimizin moralini yükseltmenin ülkemize, milletimize, devletimize bağlılıklarını daha da güçlendirmenin yollarını aramalıyız. Türkiye’nin dünü zordu, bugünü meşakkatli, yarını daha da sıkıntılı olabilir.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam tabii hadislere bakarak konuşuyor biraz, olayları biliyor. Sıkıntı demeyelim de zorluk, sıkıntı yok, sıkıntı olmaz. Sıkıntı yanlış kullanılan bir kelimedir. Sıkıntıda tevekkül edememekten insanların kalbinde meydana gelen kasılma hissi, azap hissidir. “Sıkılıyorum” der vücudunda huzursuzluk, acı duyar, gerilim duyar. Sadece büyük olaylar olacak o kadar. Ve sonunda İttihad-ı İslam olacak, Hz. Mehdi (as) çıkacak, Hz. İsa Mesih (as)’ı göreceğiz, deccal tepelenecek konu bu. Ama bu konunun daha geniş kapsamlı gündeme getirilmesi gerekiyor. Tabii Cumhurbaşkanı bunu bu kadar anlatabilir. Tayyip Hocam güzel, şahane bir konuşma yapmış, mükemmel. Türk ordusuna sahip çıkan konuşması tarihi bir konuşma. Hakikaten ordunun başkomutanı olduğu için ordusuna sahip çıkan, ordusuna sevgi gösteren, ordusuna bağlılığını gösteren bir kumandan olarak güzel konuşmuş. Tayyip Hocam’ın konuşmasının son kısmını bir daha okusana.

GÜLEN BATURALP: Tabii. “Bu ordunun başkomutanı olarak her bir subayımızın, askerimizin şerefini korumak şahsımın en başta gelen görevidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapılmış her saldırı şahsıma yapılmış demektir. Ordumuzun içine sızmış darbeci ve cuntacı hainlerle mücadele etmek başkadır. Ordumuzu zayıflatacak davranışlar içine girmek bambaşkadır. Gençlerimizin moralini yükseltmenin ülkemize, milletimize, devletimize bağlılıklarını daha da güçlendirmenin yollarını aramalıyız. Türkiye’nin dünü zordu, bugünü meşakkatli, yarını daha da sıkıntılı olabilir.”

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah benim aslanıma bak şahane konuşmuş. Ne yapsın? Şimdi Cumhurbaşkanı olarak gidip vakıfların, derneklerin yapacağını o mu yapsın, ne yapsın gençlere yani? İşareti veriyor, “Sivil Toplum Kuruluşları, vakıflar, Müslümanlar hareketlenin, canlanın, gençleri şevklendirin, deccal atağa geçecek, muazzam bir manevi kalkınma yapalım, muazzam bir manevi hazırlık yapalım deccalın kafasını koparalım” diyor. İlimle irfanla, kanunla hukukla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Şeytan kılık değiştirebilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii, insan şeklinde değişir. Mesela bazen insanlar arasında gezer insanlar farkına varmaz. Münafıklar öyledir, şeytan olarak Müslümanların yanına gelir 15-20 yıl şeytan olarak hizmet eder. Ama sonra şeytan kisvesine, asıl benliğine birden bürünür. Mesela Hz. Süleyman (as) çok iyi kontrol edebiliyor Allah ona güç vermiş. Allah isterse onlar kontrol altına alınabilir. Mesela Hz. Mehdi (as) devrinde de münafıklar başını kaldıramıyor. Yani hakimiyetin, Hz. Mehdi (as)’ın devrinde hakimiyette başını kaldıramıyor. Ama münafıklık ne zaman yapabiliyor? Mehdiyet’in ilk aşamasında yapabiliyor, hadislere göre yapabiliyor. Ama sonraki aşamada yapamıyorlar ondan sonra kesiliyor. Münafık Müslümanlar arasına girer ama tabii hissedilir o şeytan, pek insan görünümü olmaz onlarda anlaşılır, böyle şaki karakteriyle gelir. Ama sonra o şeytan benliğini ortaya çıkartır, azılı şeytan karakterini vurgulamaya başlar. Ama kaderinin dışında bir şey yapamaz şeytan. Yani kaderindeki kadar bir atak yapabiliyor. Münafıklar da mesela kaderinin dışında bir şey yaptığını zanneder münafık, özgür hareket ettiğini zanneder, bütün münafıklar öyle zannederler yani uçsuz bucaksız özgür yaşadığını zanneder. Hiçbir münafık kaderindeki gibi münafıklık yaptığını düşünmez. Özgürce İslam’a, Müslümanlara saldırabildiğini düşünür. Halbuki o saldırma müminlerin birbirine bağlılığını acayip pekiştirir, çok canlandırır, şevklendirir, heyecanlandırır, neşelendirir ayrıca. Çünkü Müslümanlar karşı atak yaptıkları için Kuran’la, İslam’la, akılla, imanla o atak onları canlandırır şevklendirir, yeni bir heyecan, yeni bir ufuk meydana getirir. Peygamberimiz (sav) zamanında öyleydi, münafıklar olmasa Müslümanlar böyle biraz daha içine kapalıydılar. Ama münafıkları görünce acayip şevklendiler. Hem Peygamberimiz (sav)’e bağlılıkları arttı, hem mücadele azimleri arttı, hem tedbir yönleri çok gelişti. Mesela daha rahatken çok daha akılcı, daha atak, daha yaman mücadele eder hale geldiler. Mesela Allah diyor ki münafıklarla ilgili Tevbe Suresi 14’te: “Onlarla mücadele edin. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın” yani aşağılık olduklarını onlara vurgulayın ki kalplerinde, ciğerlerinde acı meydana gelsin, azap meydana gelsin “hor ve aşağılık kılsın” onları horlayıp aşağılayın diyor Allah.  “..ve onlara karşı size zafer versin” mümin mutlaka zafer kazanıyor sonunda bak bu da çok manidar. Allah garanti veriyor “zafer vereceğim” diyor “müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.” “Müminlere de şifadır bu” diyor, yani “münafıkların aşağılanması, horlanması müminlere maddi ve manevi şifadır” diyor Allah. Mesela daha sağlıklı, daha zinde ve daha güçlü oluyorlar. Ama münafık horlanıp aşağılandığında ayetin işaretiyle maddi manevi çökmüş oluyor. Bedenen de çöküyor, aklen de çöküyor, maddeten de çöküyor her yönden çöküyor, Kuran’ın işareti bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dünyadan geçmek ne demektir?

ADNAN OKTAR: Dünyadan geçmek, olmayan bir dünyayı fark edip ahirete gönlünü yönlendirmek. Olmayan ama gölge olarak görünen dünyanın boş olduğunu görmek, nimetlerin her şeyin eksik olduğunu görmek ve asıl hayatın cennette olduğunu bilmek ve en zevkli şeyin Allah korkusu, Allah sevgisi, Allah aşkı ve Allah’ın yarattıklarına olan sevgi olduğunu bilmek. Egoistlikten bencillikten kurtulmak, kendi nefsinin derdinde olmamak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sağlıkçılara karşı çok şiddet uyguluyorlar. Bunun önüne nasıl geçebiliriz?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm, benim canımın içi de herhalde sağlıkçı çok güzel kız, çok hanım kız. Allah onu çok güzel yaratmış. Allah güzelliğini daha da artırsın, sağlık sıhhat içinde yaşatsın, cennetle şereflendirsin. Sağlıkçıların konumu çok önemli ben defalarca söyledim. Onlara acil servislerde özellikle acil servisler çok stresli bir yerdir, en tehlikeli yer acil servislerdir. Acil servislerde doktorlar için sığınma odaları yapılsın yani sığınak. Nasıl mesela? 4 metreye 4 metre yahut 3 metreye 3 metre bir sığınak. Kurşun geçirmez, bomba işlemez, sökülmez çelik kapı, içeri girdiklerinde penceresi-camı olmayacak dışarıdan oksijen gelecek hava gelecek ve geçit de olacak başka bir yere yani güvenli bir yere geçit olacak başka. Mesela sokağa doğru bir açılım da olabilir, isterse oradan çıkıp-gidebileceği gibi. İkincisi, mutlaka özel hareket polisi bulunsun 2 tane acilin kapısında. Kardeşim mafyası geliyor, iti-kopuğu geliyor hepsi geliyor. İyi insan geliyor, kötü insan geliyor, dürüst insan geliyor, hırsızı geliyor, soyguncusu geliyor. Çatışmaya girmiş mesela hırsız, arkadaşı da geliyor onun yanında. Mesela terörist çatışmaya girmiş, onun yanında onun avanesi de geliyor. Bu çok tehlikeli bir şey doktor için, onlarla mı uğraşacak doktor? Bir kere acil serviste doktorlara ayrıca silah da verilsin beylik silah, sadece orada kullanmaları için. Doktorlara mahsus beylik silah, belinde üstünde taşısın bunda bir şey yok. Sığınma odası da son derece önemli, bir olay olduğunda hemen oraya geçerler kapıyı da kilitlerler. Ve özel harekat polisi, 2 polis de bulunsun. Çünkü güvenlik memurları olay yerinde etkili olmuyorlar benim gördüğüm. Gelenler onlara da saldırıyor bu nasıl iştir ben anlamadım. Çok çekingen davranıyorlar.

Kedilere zulüm, köpeklere zulüm insanlara yapılan zulüm gibi görülsün. Kasten ve bilerek yapıyorsa ağır hapis cezası verilsin. Köpeğe kediye, bu çok kızdırıcı. İnsanın aklı kalıyor, adam deli olabilir. Hayvan kaçamaz da yazık garibim dili de yok kimseye de şikayet edemez. Cezası ağır olsun ve bu adamları bütün dünyaya tanıtalım bunlar nesiller boyu tanınsın. Bir tek bu zamanda değil nesiller boyu tanınsın bunlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Başarılı olmuş münafık var mıdır?

ADNAN OKTAR: Başarılı olmuş münafık, şeytanın avanesinin bir başarısı vardır ama bu şöyle bir başarıdır; cehennemin dibini bulur onu başarmış olur. Belasını bulur, huzursuzluk içinde yaşar onu başarmış olur, bereketi kaybolur, tipi kayar, hastalanır her türlü bela olur, korku içinde yaşar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Peygamber Efendimiz (sav) kıyamet tarihini biliyor muydu?

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav) kıyamet tarihini şöyle biliyor, diyor ki “Dünyanın ömrü 7 bin yıldır, bunun 5600 yılı geçti” diyor. Ne demek? 7 binden 5600’ü çıkarırsak 1400 kalıyor. O nedir? 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek. 1500’den sonra da 1600’e varmadan kıyamet kopacak anlamı bu. Hicri 1545 de zaten en uç noktasıdır. Çünkü 46 olduğunda artık geçmiş oluyor. Hicri 1545, çok net tarih vermiş Peygamberimiz (sav) “Allahualem” diyerek.

Dinliyorum.

VTR: Düşünce ufkunu ne açar?

ADNAN OKTAR: Düşünce ufkunu hiçbir şey açmaz Allah açar. Sadece samimi olacağız Allah’a bırakacağız. Hayret edecek şekilde bilgi size gelmeye başlar. Mesela münafıklarla nasıl mücadele edilir? Allah onun bilgisini verir. Mesela bak Allah her türlü rezilliklerine ait bilgiyi veriyor. Adamın kendi el yazısı bu. Biz bunu nerden bileceğiz? Bilemeyiz ki, adamlar pislik adamlar bunlar cemiyet mikrobu. Belki mahallelerine gitsek çok üstelesek ama anlattığımızda “evet doğru” diyorlar mahallelerinde “evet doğru” diyorlar. Bütün bilgi Allah’a aittir. Kendimizi rahat bıraktığımızda Allah onu meydana getirir. Mesela ben resim yaparken her seferinde bak yemin ediyorum şaşırıyorum nasıl yaptım diye. Hayret edecek şekilde resim ortaya çıkıyor. Bak arkadaşlarım seyrediyorlar görüyorlar ve sürat çok şaşırtıcı. Mesela bak o yaptığım resimdeki hanımın üstündeki tülü çok süratle yaptım. Ben de şaşırdım mükemmel oldu. Mesela yüzünü yaptığımda şaşırdım kendime. Üzerindeki tül kıyafet çok süratle yaptım. Yağlı boyayla bunun yapılması akıl almaz zor.

EBRU ALTAN: Aylarca uğraşıyorlar.

ADNAN OKTAR: Mesela suluboya tablolarımı da akıl almaz süratle yapıyorum ve her seferinde şaşırıyor kız arkadaşlarım, onların yanında yapıyorum. Adı ne?

ASLI HANTAL: Penceredeki Sarmaşıklar.

ADNAN OKTAR: Camın içi ayrı, dışı ayrı dikkat ederseniz, değil mi? Ne güzel. Suluboya 1 saat sürmemiştir. Yağlı boya da en fazla 2,5 saat falan sürüyor. Önce hanımın vücudunun resmini yaptım, sonra tülü bir üzerine giydirdim resim beş dakikanın içinde bambaşka şekil aldı hemen. Öyle de çok güzel ama tülle daha da güzel oldu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Evrende kaos mu düzen mi hakim?

ADNAN OKTAR: Evrende kaos gibi görünen düzen hakimdir. Kaos gibi göstermesinin nedeni Allah korkutmak için yapar onu. Gücünü göstermesi için ona ihtiyaç var. Öyle makine parçası gibi düzgün olmuş olsa o korkutuculuğu olmaz. Allah orada tehdit de meydana getiriyor, göktaşlarını başıboş gibi gösteriyor, taşları diğer yıldızları başıboş gibi gösteriyor. İnsanların güvende olmadığını vurgulayıp Allah’a dönmelerini sağlamak içindir bu. Ama bakın göktaşları vızırcık gibi yanımızdan geçiyorlar hiçbiri dokunmaz. Her gün yüzlerce binlerce göktaşı geçer, hiçbiri dokunmuyor. Geçer de geçer, geçer de geçer, geçer de geçer. En fazla atmosferin üstüne geliyorlar bazen, onun etrafına yayılıyorlar tavan gibi duruyor. Hiçbir şekilde dünyaya dokunmuyor. Ama her yer magmalar kaynıyor, güneşte patlamalar oluyor, her yer karmakarışık gibi ama görüyorsunuz burada defle, darbukayla eğleniyoruz. Altta magma kaynıyor tepemize taşlar yapıyor ama teğet geçerek geçiyor. Biz de burada namazımızı kılıyoruz, Allah’a hamd ediyoruz, spor yapıyoruz, darbukayla eğleniyoruz işimizde gücümüzdeyiz. Biraz düşünülürse çok açık olan bu gerçek hemen görülür.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Önümüzdeki günlerde Yunanistan’a ziyaret gerçekleştirecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan 65 yılın ardından Yunanistan’a giden ilk Türk Cumhurbaşkanı olacak.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, ne nurlu insansın, ne hayırlı insansın. Yunanistan, Yunanlılar, Rumlar bizim özbeöz evladımızdır. Yunanistan bizim parçamızdır, canımızdır, kardeşimizdir. Bizi suni ayırdılar. Aynı benzeriz biz müziğimiz, yememiz içmemiz, tipimiz, kişiliğimiz her şeyimiz benzer bunlarla. Onlar bizim canımız. Tayyip Hocam gitsin konusun “sınırları açalım” desin. “Pasaportu, vizeyi kaldıralım” desin. Dünya tatlısıdır Rumlar onlara sahip çıkalım. Allah razı olsun Tayip Hocam’dan çok iyi yapmış. Onurla, şerefle gitsin onurla, şerefle gelsin. Zafer bekliyoruz. Nasıl zafer? Sınırları kaldırma zaferi. O delikanlı zaten genç o biraz kafa delikanlı, ona desin, “Pasaporta gerek var mı? Yok. Vizeye gerek var mı? Yok. Açalım karşılıklı herkes gelsin gitsin” dersin.

Akşama yine klarnet bekliyoruz. Çünkü geceler olmasın bu akşam, bu akşam akşamcıyız geceler olmasın diyoruz. Klarnet, trompet, küp darbuka istiyorum bu sefer küp, vahşi darbuka yani böyle ayı derisinden. Veyahut küçük eski darbukamız var onunla olsun küçük darbuka, boğmasın olayı ve zil. 5000 yıllık tarihi vardır zilin çok tarihi bir sazdır zil, Tevrat’ta da sık sık geçer. “Zille, santurla” diyor Hz. Davut (as) dedem canım benim “büyük bir coşkuyla oynuyordu” diyor. Karısı diyor ki “sana yakışıyor mu sen kralsın” diyor. “Ben Rabbim’in önünde oynuyorum Allah’ın önünde oynuyorum” diyor. Ve karısına Allah dert veriyor sonra.

Evet, dinliyorum.

VTR: Zekat ve infak aynı şey midir?

ADNAN OKTAR: Zekat ve infak aynısıdır. Geçende de sormuşlardı, aynısı.

Evet.

VTR: Münafık kimi beğenir?

ADNAN OKTAR: Münafık kendi gibi münafıkları çirkin beğenmeyle beğenir. Mesela münafık ne yapıyor sırtlan? Çıyanı beğeniyor ama iğrenerek tiksinerek. Yani pislik böceğinin pislikten hoşlanması gibi tiksinerek beğenir. Yani ölüden hoşlanan kurtlar vardır ya, leş kurtları vardır bunlar da leş kurdu gibidir, o şekilde hoşlanırlar. İğrenç, midem bulandı aklıma gelince. Onların birbirinden hoşlanması çok çok iğrenç bir hoşlanmadır. Mesela adamların suratlarını düşünün her biri birbirinden dehşet verici, pislik ve hepsi homoseksüel ve bunlar tabii pislik. Ama bunları niye gösteriyor Allah? Şeytanın ne kadar iğrenç olduğunu göstermek için gösteriyor Allah. Ve münafıklarla şeytanın aynı varlık olduğunu göstermek için Allah anlatıyor. Biz bunu görmesek şeytanın karakterini anlayamayız. Allah “onları hor ve aşağılık kılın” diyor. Allah onları hor ve aşağılık kılıyor.

“Gerçekten münafıklar ateşin en alçak tabakasındadırlar, onlara bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa Suresi, 145) diyor Allah. Orada öyle münasebetsizlik yapamıyor artık. “Orada diller susmuştur” diyor. “Sadece kemik çatırtısı duyarsın” diyor Allah ayette. Artık orada şımarıklık yapamıyor münafıklar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Ayşe (ra) evlendiğinde gerçekten 10 yaşında mıydı?

ADNAN OKTAR: Bayağı güzelsin Allah güzelliğini artırsın. Çok duru, temiz yüzün ve güvenilir bir kız olduğun, efendi bir kız olduğun da anlaşılıyor. Hz. Ayşe (ra)’ın evlenmesi şöyle; Peygamberimiz (sav) Hz. Ayşe (ra)’ı görünce ileride onunla evlenmek istediğini söylüyor, dolayısıyla adını koyuyor, yani “o benim hanımım olacak” diyor adını koyuyor. O vardır gelenektir o, adını koyuyor. 10 yaşındaki çocukla zaten evlenilmez, ne yapabilir ki çocuk? 10 yaşında çocuğun ne adale kuvveti olur, ne bedeni olur. Dolayısıyla 18 yaşına kadar Peygamberimiz (sav)’in eşi olacağı bilinerek yaşadı. 18 yaşına gelince de Peygamberimiz (sav) onu nikahına aldı. Olayın doğrusu budur. Ama o devre kadar Peygamberimiz (sav)’in hanımı gibi bilindi. Kendi babasının evinde Peygamber (sav)’le evlenecek kadın olarak bilindi. Peygamber (sav)’le evlenecek genç kız olarak bilindi. O şekilde doğrusu budur.

Evet.

VTR: Dış dünya olmadan da algılar dünyası meydana gelebilir mi?

ADNAN OKTAR: Benim canım çok akıllı bir kız, derin düşünen bir kız. Dış dünya olmadan algılar tabii ki olur. Bunun böyle olduğu da açık. Dış dünya sadece usulen Allah tarafından yaratılıyor gölge varlık olarak. Dünya bir illüzyondur görüntüdür yani gölge varlıktır vardır gerçeği ama gölge varlık olarak vardır. Bunu zaten baktığımızda hemen anlıyoruz. Bilimsel de bir gerçek bu, izafi fizik modern fizik zaten buna dayanır. Modern fiziğin açıklaması da budur, dışarıda vardır fakat gölge varlık olarak vardır. Rüyamızda mesela ne oluyor? Yolda gidiyoruz, arabaya bindik gidiyoruz, arabayı kullanıyoruz süratle yol ilerliyor. Evlerden geçiyoruz, bahçelerden geçiyoruz hiç görmediğimiz yerlerden geçiyoruz. Mesela 100 kilometre yol alıyoruz yolda. Tarlalar, bağlar, bahçeler, insanlar, yolda koyunlar, tavuklar görüyoruz seri olarak. “Cennet nasıl yaratılıyor?” diyor, işte bu tarz yaratılıyor. Rüyanda nasıl rahatça yaratıyor Allah? Aynısıdır. Nasıl seri olarak yaratılma var? Aynısı.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyoruz.

GÜLEN BATURALP: Malezya’nın ulusal haber ajansı Bernama’nın hem İngilizce hem Malezyaca yayınında “Kadınlar özgür olmalı” ve “21. Yüzyıl” başlıklı makaleniz yayınlandı. Kadınların yaşamak zorunda kaldığı baskı dolu hayata değindiğiniz yazınızda, kadınların artık 21. Yüzyılda inşaAllah toplumun gözbebeği olacağını belirtiyorsunuz. Bu makaleniz aynı zamanda Malezya’dan yayın yapan haber portalı Free Malaysia Today’de Malezyaca ve Malezya’dan yayın yapan haber portalı The Malaysian Times’te de yayınlandı.

Amerika’dan yayın yapan bağımsız yayın organı ve aynı zamanda düşünce kuruluşu Eurasia Review’de “İran ve Türkiye arasındaki kopmaz bağlar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Ortadoğu’da sadece kargaşa ve terör haberleri duymaya alışılan bir zamanda bu iki ülkenin güçlenen yakın ilişkileriyle ilgili haberler duymanın son derece önemli olduğunu anlatıyorsunuz. Allah’ın izniyle bu iki ülkenin Rusya’nın da desteğiyle bölgede zulüm gören Müslümanların güvenliğini sağlamada önemli roller üstleneceklerini belirtiyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision’da “Avrupa yeni bir faşizm dalgasının eğişinde mi?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Avrupa aydınların toplumlarının sinsice gelişen bu tehdide karşı acilen uyarmaları ve bunun sonucunda gelişmesi muhtemel tehlikeyi bilimsel ve sosyolojik olarak açıklamalarının öneminden bahsediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Dünyanın her tarafında Allah tebliğ yapma imkanı veriyor, İslam’ı anlatma imkanı veriyor. Tek bir yerde bile bir insanın yazısının çıkması çok önemliyken benim yüzlerce yerde yazımın çıkması Allah’ın bana bir lütfu, bizlere bir lütfu. Bayağı güzel.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Manisa'da bir açılış törenine katılan Sayın Devlet Bahçeli, 2019 seçimlerinde AK Parti ile ittifak edeceklerini şu sözlerle dile getirdi: "Önümüzdeki siyasal süreçte bloklaşma sertleşir, cepheleşme keskinleşirse CHP yanına HDP’yi de alıp 16 Nisan'ın rövanşını almak için çalışmalarına hız verirse, MHP buna tepkisiz kalmayacaktır. Partimiz, 7 Ağustos Yenikapı ruhu ve 16 Nisan gereği olarak AK Parti ile Cumhurbaşkanlığı hükümet etme sistemini 2019'a tam manasıyla tesis etme maksadıyla birlikte ve yan yana mücadelesini sürdürecektir."

ADNAN OKTAR: İşte devlet adamı böyle olur, dürüst insan böyle olur. Particilik kafasıyla değil vatan, millet, bayrak, Allah, Kitap işte gerçek dava adamı böyle olur. Helal olsun Sayın Bahçeli'ye, tebrik ediyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi kurulduğundan bu yana hep vatanın, milletin, bayrağın, dinin, imanın lehine aslan gibi bir mücadele vermiştir. Şerefli, asil bir mücadele vermiştir. Tebrik ediyoruz, Allah şaşırtmasın, Allah devamını getirsin inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Dünyayı sevmek iyi bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Dünyayı Allah için severiz yani mesela burada kadınlar var Allah'ın tecellisi, Allah'ın tecellisi olarak severiz. Kediler var, Allah'ın tecellisi severiz. Yazık onlar hep çöplüklerdeler ya, çok şeker tepesinde bekliyorlar. Onlara her yere kedi lokantası yapalım. Tabii ya alenen yazsın üzerinde kedi lokantası diye. Efendim bitkiler, çiçekler Allah için severiz, Allah'ı hatırlattıkları için, Allah'ın sanatını taşıdıkları için severiz tabii ki.

Evet dinliyorum.

VTR: Birçok ilahiyatçı kendini neden bu kadar çok beğenmiş havasında?

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor benim canım. Hakikaten adamlar yani peygamberden de üstün görüyorlar kendilerini. Peygamberi eleştiriyor zaten, Allah'ı eleştiriyor, Kuran’ı eleştiriyor ve akıl almaz bir büyüklük, hırs içinde. Yani böyle bir azamet ve büyüklük inanılır gibi değil. “Enesi kavi” diyor Bediüzzaman. Bak; “İmanı zayıf bir kısım hocalar” diyor, “inkâr cihetine gitmişlerdir” diyor, Mehdi konusunu anlatırken. Bak enesi kavi, enaniyeti kavi yani büyüklük hissi içinde olan adamlar. Bu bir bela.

Evet dinliyorum.

VTR: Canım Hocam seni çok seviyorum. Sen herkesi mutlu ediyorsun. Kendin de mutlusun. Seni çok seviyorum.

ADNAN OKTAR: Sen bir elime geçsen, o burnunu nasıl ısırırım senin biliyor musun sen?

GÜLEN BATURALP: İsmi Sara.

ADNAN OKTAR: Tatlılığa bak ya, bu şapır şupur öpülür acayip şeker. Bir de keyfi müthiş yerinde.

Evet dinliyorum.

VTR: Futbol İngiltere'de kuruldu. Futbol deccali bir sistem midir? Bunu size sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: İngiltere'nin faydalı olan, güzel olan birçok yönü vardır. İngiliz sanatı, İngiliz centilmenliği, İngiliz nezaketi, İngiliz sanatı bunların hepsi çok güzeldir. İngiliz futbolu, futbol İngiltere'de çıktıysa bu İngiltere için bir güzellik ve futbol insan için bir renk, bir hoşluk. İnsanlara  zarar veren bir yönü yok. İngilizlerin çıkarttığı başka spor dalları da var, onlar da bir fayda. İngiltere'nin İngiliz derin devleti beladır. İngiliz halkı, İngiliz devleti, İngilizlerin sanatı değil. Mesela tekstilde çok iyidir İngilizler, çok güzel kıyafet yaparlar, çok güzel kumaşlar dokurlar. Arabaları tabii çok şahane, İngiliz malı olan arabalar. Her şeyde çok titiz, kibar, nezih insanlardır. Bu değerli insanları mahvetmek için deccal oraya kamp kurmuş. İngiliz derin devleti orada kamp kurmuş, sorun o. İngiliz derin devleti sorundur, halkı değil, devleti değil.

Peygamberimiz (sav) diyor ki: “Erkek çocuklarını seviniz.” “Ya Resulullah” diyorlar, “kız çocuklarını sevmeyelim mi?” diyorlar.  “Onlar çok sevimlidir, tabii olarak zaten onlar kendini sevdirir” diyor. Yani insanın iradesi dışında insanlar onları sever diyor, kız çocuğunu. Yani onu sevmek için bir gayrete gerek yoktur diyor. Ama erkek çocuğunu severken azmetmek gerekir diyor, azmederek seversin diyor. İrade kullanarak sevmek lazım diyor. Kız çocuğu, fıtraten zaten insan sever diyor.  Şimdi tatlılıklarına baktım da bayağı şekerler, çok güzeller. Temizlikleri, güzellikleri, cazibeleri, her şeyleri çok güzel.

Evet dinliyorum.

VTR: Peygamber Efendimiz (sav)’den önce Hz. İsa Peygamber (as) vardı. Tabii biz Müslüman olarak inanıyoruz Hz. İsa (as)'ya. Hz. İsa (as)'nın da tekrar dünyaya ineceğini biliyoruz Yaratan tarafından. Peki, indiğinde bir kimliği olacak mı Hz. İsa Peygamber (as)’in? Sade bir vatandaş olarak mı gelecek, bir Peygamber olarak mı gelecek? Bununla ilgili neler söylersiniz, açıkçası aydınlanmak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ne  güzel bizim insanlarımız ya, ne kadar renkli, güzel insanlar. İsa Mesih tabii geldiğinde “ben risaletle geldim, kitap getirdim, ben peygamberim” demeyecek. Muhtemelen geçici bir isim verecekler yani Hristiyan âleminin kullandığı herhangi bir isim verebilirler ama İsa (as) olduğu bilinecek. Yani kalben bilecekler ama kimliği olmayacak yani resmi kimliği yok. Çünkü sahte kimlik de kullanmayacaklarına göre. Yok, annesi babası yok, ailesi yok, nasıl kimlik verilsin? Yani bir yerde kütükte kaydı yok. İsa Mesih'in gelişi doğru. Neden doğru? Eğer gelişiyle ilgili alametler olmasaydı, İsa Mesih’le ilgili ayetler olmasaydı, hadisler olmasaydı tamamdı. Yani bir sözümüz olmazdı ama ayetler ve Kuran'ın reddetmemesi ve üç ayet olması, yüzlerce hadis olması ve bakın dikkat edin, ön alametlerin, ön alametlerin hayati delil olan, mucize olan alâmetlerin çıkması, İsa Mesih’in çıkması kadar harikadır, aynıdır. Ha İsa Mesih çıkmış, mesela diyor ki; “İki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak” diyor Peygamber (sav). Kardeşim bak yüz bin yıllık tarihte böyle bir şey yok. Hiç kimse bunu bilmiyor, hiçbir bilim adamı bilmiyor, hiçbir yerde yazmıyor. Peygamber (sav) diyor ki bakın; “İki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak” bir. İki; “Bu kuyruklu yıldız, diğer kuyruklu yıldızlardan daha parlak olacak” diyor. Ya nereden bilsin bunu? Ya insanların kafası örtüldü birçok insanın, göremiyor bak. “Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gelecek” diyor. Böyle bir kuyruklu yıldız olmaz kardeşim. Bak kuyruklu yıldızlar herkes bilir, tek yönde gider. Yani yüz bin yıl, iki yüz bin yıl geriye git, bütün yıldızlar hep tek yönde gider. Mümkün değildir. Yani ırmak mesela Fırat Irmağı bir yönde akıyor, sürekli akar yani. Kuyruklu yıldız da bir yönde gelir. Kardeşim bak bu kuyruklu yıldız, diğer kuyruklu yıldızların aksi istikameti gidiyor, tam tersine gidiyor. Bak görülmemiş bir şey, adamların kafası açılmıyor, bir mucize. Bak İsa Mesih'in inişi kadar harikadır bu. Hatta bak daha söyleyeyim, ondan daha harikadır. Çünkü İsa Mesih'in ispati yok, yakışıklı bir delikanlı olarak geliyor yani onun ispati yok. Nasıl diyeceğiz? Diyeceğiz ki işte, elbisesi var, oradan harikadır, iki bin yıllık elbise var üzerinde o harika, kimliği yok, o harika ama onun dışında ispat edebileceğimiz bir yön yok yani. Yani İsa Mesih olduğunu ispat edeceğimiz bir şey yok elimizde. Elbisesinin dışında yani başka akrabalarının olmamasının dışında bir delilimiz yok. Ama bu olay gökyüzünde yıldız terse gidiyor ya ve bak diğer kuyruklu yıldızlardan daha parlak diyor, daha parlak ve bak iki uçlu olacak diyor, iki uçlu. İki uçlu kuyruklu yıldız olur mu? Bir kere mantığı yok kardeşim, iki uçlu, yani bilimsel olarak mantığı yok. Bilimsel mantığı yok ama alenen iki uçlu, boynuz gibi. Peygamberimiz (sav) diyor “boynuz gibidir" diyor görünüşü, aynısı iki uçlu. Bak bununla da bırakmıyor Peygamber (sav) diyor ki; “Çıkışından önce yağmurlar azalacak ve kuraklık başlayacak” diyor, “kriz başlayacak” diyor. Ya kardeşim bu aynısıyla oldu “ve çıktıktan sonra yağmur o kadar fazlalaşacak ki seller basacak etrafı, insanlar da bundan şikâyetçi olacak” diyor bu da oldu. Şimdi İsa Mesih gelecek mi? Kardeşim bu İsa Mesih’in geliş alameti bu, bir. Peygamber (sav) diyor ki bak; "Bundan önce" diyor, “bir kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, Halley, çıktı. Bak bundan evvel bir kuyruklu yıldız çıkacak, çıktı. Onun arkasından da diyor ki; “Bethlehem çıkacak” diyor, iki bin yıl sonra, üç tane delil. Kardeşim İsa Mesih’in gelişinden daha büyük alamettir bu. Daha büyük, elle tutulur bir delildir bu. Gökte oluyor ya gökte, Bethlehem, iki bin yıl sonra bu çıkıyor. Bununla bitiyor mu? Bitmiyor. “On beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor, “Ramazan ayında.” Oldu mu? Bak, Ramazan ayında, on beş gün arayla, Ramazan ayında, on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları. Hiç görülmemiş bir şey oldu. “Kâbe’de baskın olacak” diyor. Kâbe’nin tarihinde bu yok, yani hac engellenmemiş, bak “hac engellenecek” diyor. Daha önce baskınlar olmuş ama hac engellenmemiş. İlk defa hac engellendi, hac. Buna rağmen hac devam etmiş o zamanlar. Bak hac engellendi ilk defa ve “yüzyıl başında” diyor. “Kâbe’de kan akıtılacak, yüzyılın başında.” Hicri 1400'ün başında Kâbe’de kan akıtıldı ve hac engellenecek, bu da oldu. “Fırat'ın suyu kesilecek” diyor. Fırat kardeşim geldi geleli tarihinden beri asla hiç kesilmemiştir suyu. Bir kere kesildi, gazeteler yazdı, “Fırat'ın suyu kesildi” dedi. Bak bununla da kalmıyor, diyor ki; “Irak ve Şam işgal olacak, parçalara ayrılacak” bu da oldu ama sonra düzelteceğiz tabii, ayrı mesele. Ya kardeşim şimdi saysam ucu bucağı yok. Şimdi, İsa Mesih'in inişi mi harika yani ispat açısından ama ispat açısından bu mu? Bu daha harika. Kaç kere? Binlerce kere daha harika. Bu oluyorsa, İsa Mesih'in inmemesi imkânsız o zaman. Peygamber (sav)’in bütün dedikleri doğru çıkmış mı? Yalan söylemiş mi Peygamber (sav)? Söylememiş. Hepsi doğru çıkmış mı, muhbiri sadık mı? Arkasından diyor ki; “İsa da gelecek” diyor. Kardeşim bu kadar doğru varsa, bin doğru varsa, bin birinci de doğrudur. Bin doğru varsa, bin birincisi de doğrudur. Dolayısıyla İsa Mesih'in inişi doğru ama ispatı olmaz. Mehdi? Mehdi (as) de doğru. Hayret edecek şekilde doğru. Mehdi (as)’yi de göreceğiz, onun için telaş ediyorlar, yani akıl almaz. Bakın İslam tarihinde böyle Mehdi (as) çıkacak telaşı, bu çapta hiçbir zaman için olmamış. Yani bu yüz bin misli tarihteki görülenin. En az yüz bin misli hiç görülmemiş böyle bir şey. Bu kadar geniş çaplı “Mehdi gelmeyecek” muhabbeti. Sempozyumlar, konferanslar, toplantılar, hutbeler okunuyor her yer. Yer yerinden oynuyor “Mehdi gelmeyecek” diye.” Bağırıyor adam “Mehdi gelmeyecek, gelmeyecek” diyor. Gelmeyecekse mesela biz “misafir gelmeyecek” diyorlar “tamam” diyoruz biz rahat oturuyoruz. Ama kimse gelip buraya bağırmıyor “misafir gelmeyecek, misafir gelmeyecek.” Heyecanlanmıyoruz bir şey olmuyor yani. Gelmeyecekse git evinde huzur içinde uyu, yat. “Uyuyamıyorum” diyor. O zaman gelecek. Uyuyamıyorsan gelecek niye telaş ediyorsun?

Mehdi (as) gerçek, bütün dinler anlatıyor ve bütün batıl dinlerde de var. Bütün kaya yazmalarında da var bu doğru. Sakin sakin beklerlerse göreceğiz. Küfür musallat olacak, şeytanlar musallat olacak, münafıklar musallat olacak. Her çeşit münafık ahir zamanda Mehdi cemaatine saldıracak. Bakın dünya tarihinde bilinen bütün münafık çeşitleri saldıracaklar Mehdi (as)ye. Bir çeşit değil. Bak her devirde bir veya iki çeşit münafık vardır. Ahir zamanda bütün münafık çeşitleri saldıracaklar. Çünkü bütün peygamberlerin bir özetidir Mehdi (as). Bütün peygamberlerin karşılaştığı olaylarla karşılaşıyor. Bütün dünyada görülen münafıklara da benzerleri zahir olacak ahir zamanda. Ve bütün şeytanlar şu an Mehdiyet’e saldırır vaziyetteler. Şeytanda dünya çapında alarm var şu an. Mehdi (as) çıkacak diye. Dünya çapında bütün alemdeki şeytan alemi şu an ayaklanmış durumda Mehdi (as) çıkacak diye. Ama yüz binlerce melek; Cebrail (as), Mikail (as), İsrafil (as) tarafından Mehdi (as) korunduğu için hiçbir şey yapamıyorlar. Yoksa fiili saldırı da var. Bak fiili saldırı olmasına rağmen melekleri aşamıyorlar. Melekleri aşamadıklarından bir şey yapamıyorlar. Tabii, Peygamberimiz (sav) söylüyor. Yüzbinlerce melek görevlidir. Bir tane, iki tane değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dağınık insanlar için ne önerirsiniz?

ADNAN OKTAR: Yardımcı tutmaları lazım parayı verip. İşi gücü var da ondan dolayı dağınıklığa devam ediyorsa, vakti olmuyorsa, çok sıkışık durumdaysa bir hizmet eden bir hanım görevli tutabilir. Yahut beyse bey görevlendirir. O yardımcı olur. Ama normalde dağınıklık bir faciadır. Vakti varken yapmıyorsa zaten bir ruh hastalığıdır, bir kafada bozukluk vardır. Kasten yapmıyorsa ahlakında, kişiliğinde, vicdanında bir bozukluk var demektir, facia. Ama vakti çok dar da gücü yetmiyorsa birisini ona yardımcı olması için imkanlarını zorlayabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir işten ne kadar sürede sıkılırsınız?

ADNAN OKTAR: Benim canım bayağı neşeli bir tip. Boş konuşmadan çok daralıyorum ben. Geveze adam acayip sıkıcı oluyor. Böyle muhabbetçi tipler var ağzını şapırdatarak falan. Benim de bayağı o konuda meraklı falan olduğumu düşünüyor herhalde. Bana iyilik yapmak için gevezeliğe başlıyor. Karar aldım gevezeye aman yok bundan sonra. Hemen kısa kes meges. Gevezelik çok kötü bir şey.

Tayyip Hocam şu Yunanistan'ı fethedip gelsin Allah aşkına. Hakikaten Yunanistan’ı fethetsin. Bak Yunanistan bizimdir, bizim parçamızdır, bizim evlatlarımızdır, bizim çocuklarımızdır. Müziğiyle, güzelliğiyle, yemekleriyle, örfüyle, adetiyle, efendiliğiyle Rumlar bizimdir, canımızdır onlar bizim. Pasaportu kaldırsın, vizeyi kaldırsın açalım yolları. Sadece pasaport gösterilsin o kadar yahut kimlik nüfus cüzdanı o kadar. Yunanistan'a tam anlamıyla sahip çıkalım. Ekonomisini şahlandıralım. Kardeşim şuradan şuraya 3-5 saat arabayla git. Selanik'te falan bir kafamızı dinleyelim. İstedikleri gibi gelsinler Rumlar. Köylerine de gelsinler buraya. Biz iftihar ederiz canlarımız.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Arkadaşlarımız Sedat Altan ve Seral Köprülü Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırma Merkezi Derneği’nin düzenlediği birinci uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi’ne sizi temsilen katıldılar. Kongreye Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Bülent Tüfenkçi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve ASSAM Onursal Başkanı Sayın Adnan Tanrıverdi Paşa, AK Parti İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk, Dünya İslam Alimleri Birliği Genel Sekreteri Sayın Ali Karadaği, Üsküdar Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Doktor Nevzat Tarhan, İlim Yayma Cemiyeti ve Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı Sayın Hamza Akbulut, Yeni Akit Televizyonu program sunucularından ve ASSAM Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Sabri Balaman. Ve Gazeteci-Yazar Sayın Sami Özey gibi isimler katıldı. Bu resimlerde arkadaşlarımız Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve ASSAM Onursal Başkanı Sayın Adnan Tanrıverdi Paşa ile birlikte. Paşamız konuşmasında ayet ve hadislerle birlik ve beraberliğin önemini anlattı. “İslam ülkeleri konfederasyonu kurulmalı” dedi.

ASLI HANTAL: Resimde Seral ve Sedat dünya İslam alimleri Birliği Genel Sekreteri Sayın Ali Karadaği ile birlikte görülüyorlar. Kendisi aynı zamanda Dünya Alimler Birliği Başkanı Yusuf ElKardavi’nin yardımcısı. Sizin selamınızı duyunca çok sevindi. O da selamını iletmemizi istedi.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam ve rahmetullahü ve berekatühü.

ASLI HANTAL: Ekrandaki resimde İlim Yayma Cemiyeti ve Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı Sayın Hamza Akbulut arkadaşlarımızla birlikte görülüyor. AK Parti Milletvekili Sayın Metin Külünk ile birlikte arkadaşlarımız “Erdoğan giderse Türkiye değil ümmet kaybeder” dedi. Arkadaşlarımız Profesör Doktor Nevzat Tarhan ile birlikte görülüyor. Kendisi kongrede yaptığı konuşmada, İslam dininin barışçıl bir din olmasına rağmen bağnaz zihniyet vesilesiyle savaşçı bir din gibi görüldüğünü vurgulayan bir konuşma yaptı. “Peygamberimiz (sav)’in hayatına baktığımızda savaşların kısa bir zaman sürdüğü şu anda da bir İngiliz gelip fitne sokup bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor” dedi. Bu resimde Seral ve Sedat Gazeteci Yazar Sayın Sami Özey ile görüşürken. Bu konferanslar yedi yıl boyunca yapılacak. Son konferansın tarihi 2023 inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok manidar.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sizin takipçilerinizden bir mesaj var Adnan Bey. “Selam canım Hocamız. Bugün Ankara'daki kardeşlerimizle beraber ahir zaman alametlerinden, münafıklardan ve sizin eski sohbetleriniz üzerine konuştuk. Kardeşlerimiz Cihan, Yasin, Ömer, Kadir, Gökhan, Eren ve Hüseyin.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine hayır bereket versin, güzellik versin. O evi nurlandırmışlar. Allah cennet bahçelerinde, cennet sokaklarında, cennet sofralarında da birlikte olmayı nasip etsin, nuruyla sarsın, hidayetiyle sarsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hastalıkların amacı nedir?

ADNAN OKTAR: Hastalıkların amacı, yaşlanmanın amacı, sakatlanmaların amacı Allah'tan uzak olan aklın, Allah'tan uzak olmaya çalışan ruhun Allah'a mecburi yakınlaşmasıdır. Allah'ın bir zorlamasıdır yani. Çünkü insanın aklı zayıf olduğu için zorlamaya ihtiyacı vardır. Hastalıklarla zorlanır, hastalıklarda derhal Allah'a yaklaşır derhal. Sakatlıklarda derhal yaklaşır. Yaşlılıkta derhal yaklaşır ve hiç sorun çıkartmaz. O olmasa Allah'tan uzak olma istekleri oluyor. Halbuki Allah'tan uzak olduğunda zaten her şey kaybediliyor. Sevgi, güzellik, estetik, hayat, cennet, cehennem her şey kaybedilir. Mahvolur insan. Onun için sakatlıklar, hastalıklar Allah'a insanları yaklaştıran müthiş derin nimetlerdir. O Allah’ın batın ilmidir. Zahirinde bela gibi ama batınında nimet ve hayır olan batıni güzel bir nimet, güzellik.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hata yaptığımızda bunu nasıl çözmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin aslanı, ağabeyinin koçyiğidi, ağabeyinin canı. Allah sana uzun ömür, sağlık, sıhhat versin. Allah seni nuruyla sarsın. Hata yaptığımızda sakin olacağız. Üzülme olmaz, çünkü o zaman şirk olur. Akıl kullanarak, nezaketiyle en kestirme yoldan olay nasıl telafi edilir, nasıl düzeltilir ona bakacağız. En kestirme, en kolay yoldan telafi ettiğimizde de o bir başarı ve güzelliktir. Yeni bir kademe ve ilerleme olmuş demektir. Güzelliğine, güzellik katılmış demektir müminin. Kalbine ferahlık gelir, doğru yolda devam eder yoluna.

Sevmenin bir açıklaması yok mesela, Allah sevdiriyor. Bakıyorum, bir gücü var yani tarif edemediğim bir gücü var. Çok beğeniyorum o gücü, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Şüphesiz bir imanın şartı nedir?

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım nasıl güzelsin maşaAllah. Muhteşem, çok duru bir güzellik. Saçlar, kaş, göz, burun, dudaklar, çenesi, boynu posu her şeyi çok güzel maşaAllah. Nefis güzel, muhteşem. Allah seni nuruyla aydınlatsın, hidayetiyle sarsın. Cennetiyle şereflendirsin. Cennetinde de seni bana dost etsin, arkadaş etsin. Benim güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: Şüphesiz bir imanın şartı nedir?

ADNAN OKTAR: İmanda şüphe olur yani insanların yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzunda imanında şüphe olur. Yani şöyle şüphe, kuşkular gelir, vesveseler gelir. Yani “Allah neden böyle yaptı?” Hatta Peygamberimiz (sav)’in yanında olan mücadelede de orada insanlar sıkıştıklarında üslupları değişiyor dikkat ederseniz. “Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz.”  (Ahzab Suresi, 10) “Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” (Ahzab Suresi, 12) diyor Peygamber (sav) için. “Bizi aldattı” diyorlar “Peygamber.” “İki yana sıkıştık bak, demek ki Allah yokmuş” diyor. Sonra o açılıyor o. Sonra pişman oluyor tabii. Onun için iman sarsıntısı olabilir ama makul bir insanda, akıllı bir insanda, bu ekranı gören bir insanda yani dünyadaki bütün olayların bir milyonu olsa, bir milyon misli olsa sarsıntı olması mümkün değildir. Yani bu ekranı görenin, kardeşim, şimdi tablet görüyorsun. Tesbih var, mikrofon var, bitti yani bunun ikinci bir ihtimali hiç yoktur, sıfırdır. Yani tableti nasıl diyeceksin “tesadüfen oldu?” Diyemezsin. Onun için her görülenin tamamı Allah’a ait sanat olacağı için bunu fark edemeyen sadece bitki ve hayvanlardan Allah’a iman eder. Ama bu ekranın sırrını anlayan bu sefer bir televizyon, bilgisayar, araba, hepsinden iman eder. Televizyon kumandası, her şey. Onun için maddenin hakikatini anlayan bir insan için ikinci bir yol asla olmaz. Yani imtihanın ne türlüsü olursa olsun, bütün şeytanlar tepesine dikilse, vücudu paramparça olsa asla imanında sarsıntı olmaz, asla. Ama bunu fark etmeyen insanlarda büyük bir bölümünde iman şüphesi, kuşkusu olur. O yüzden zaten böyle gevşek ve lakayt oluyor insanlar. O yüzden tersleşirler. Mesela dövüyor, sövüyor insanları veyahut malından vermiyor. Dünyaya kendini kaptırıyor, yalan söylüyor, oyun oynuyor, her şey yani. Yapılan dünyada gördüğümüz her türlü anormalliğin kökeninde Allah’a imanda olan zaaf vardır. Yani tersleşmeler, vicdansızlıklar, vefasızlıklar, oyun oynamalar, bunların hepsinin kökeninde iman zafiyeti vardır. İmanda bunların hiçbiri olmaz.

Darbe gecesi ilk darbeye karşı mücadele eden ben oldum. Bu darbenin emir komuta zincirinde bir darbe olmadığını ve geçersiz olduğunu, aslının olmadığını, TSK’nın internet sitesinde yayınlanmasının da yine oyun olduğunu, korsan bir açıklama olduğunu, TRT’de spikerin bildiri okumasının yeterli olmadığını, bunun da zorla söyletildiğini ilk ben söyledim. Hiçbir yerde, hiçbir kimse, hiçbir açıklama yapmadan saatler öncesinde bütün açıklamaları yapan ben oldum, ortalığı yatıştıran, darbenin geçersiz olduğunu ve darbecilerin mağlup olacağını açıklayan da ben oldum.

EBRU ALTAN: Bir de evden çıkmayabilirdiniz. Buraya canlı yayına gelip açık hedef haline geldiniz. Her şeyi göze alarak bu açıklamaları yaptınız.

ADNAN OKTAR: Darbeci askerlerin gözünün önünden geçtim. Darbeci askerlerin önünden arabamla gözlerinin önünden geçtim. Tüfeklerle, tabancalarla adamlar orada duruyorlardı, ona rağmen geçtik. Askerlere megafonla duyuru yapılmasını, emir komuta zinciri içinde darbe olmadığını, bir oyun olduğunu söylesinler dedim. Bunu söyleyen benim. Milletvekillerinin hemen meclise gitmesini söyledim, meclisin açık tutulması gerektiğini söyledim, sonra meclise milletvekilleri gitti. Sayın İsmail Kahraman da gittiler, meclis açıldı. Kuvvet komutanlarının açıklama yapmasını ilk söyleyen benim. Hava, Kara, Deniz, ayrı ayrı hepsine söyledim ve muhalefette bulunan liderler ve Tayyip Hoca’nın da açıklama yapmasını söyledim, Başbakan’ın açıklama yapmasını söyledim. 1. Ordu Komutanı ve Deniz Kuvvetleri Komutanı benden sonra açıklama yaptı, ben söyledikten sonra “Ordumuz işin içinde değildir” diye. Daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da olaya el koymasını söyledim, Başsavcı’nın tutuklama kararı vermesini söyledim, Cumhuriyet Başsavcılığı bir süre sonra tutuklama kararı çıkardı, yakalama kararı çıkardı darbecilere karşı. Halkın meydanları bırakmamasını söyledim, HÜDAPAR, Saadet gençliği, Alperenler, Ülkücüler, CHP gençliği hepsini ayrı ayrı tek tek çağırdım meydanlara.

AYLİN KOCAMAN: “Birlik olsunlar” dediniz.

ADNAN OKTAR: Hepsinin birlikte meydanlarda olması gerektiğini söyledim. Halka itidalli olmalarını söyledim. Askere sadece “asker kışlaya” diyerek sevecenlikle yaklaşmalarını söyledim ve “sadece sarılın, alın karakola teslim edin” dedim “yahut birliğine teslim edin ama silahını ayırın, silahlarını karakola verin” dedin.

AYLİN KOCAMAN: “Kandırılmış olabilirler” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, sürekli mehter marşı yayınladım. Ve yerim mekanım belli A9 yayınlanan yer, isteseler bombalayabilirlerdi. Sabaha kadar yayın yaptım, açık hedef haline getirdim kendimi ve arkadaşlarımı da. Ve bak, sırf benim yayınımı durdurmak için TÜRKSAT’ı bombalamaya kalktılar, benim konuşmamı durdurmak için. Çünkü benim dışımda hiç kimse yayın yapmıyordu o anda. Yani uydudan benim dışımda yayın yapan kimse yoktu.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Ve izlenme sayısı çok çok yüksekti.

ADNAN OKTAR: Yani akıl almaz bir yükseklik ama akıl almaz yani yüz misli falandı, normalin yüz misli falandı. Akıl almaz bir izleme oldu. Bak, konuşma yapılan yer belli, FETÖ nereden yapıldığını biliyor, bina belli ama hiçbir şey yapamadılar elhamdülillah.

EBRU ALTAN: Birçok kişinin tedirgin ve paniğe kapılmaya müsait olduğu bir ortamda siz müthiş sakin ve tevekküllüydünüz. Herkese halinizle çok güzel örnek olduğunuz.

ADNAN OKTAR: İnsanların eli ayağı boşalmıştı, panik haldeydiler. Tabii, akıl almaz panik haldeydiler.

AYLİN KOCAMAN: Darbecilerin de acayip morali bozuldu siz çıktıktan sonra.

ADNAN OKTAR: Evet, bizim açıklamamızdan sonra darbecilerde moral falan bir şey kalmadı.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: WhatsApp yazışmalarını okudunuz, orada çok belliydi.

ADNAN OKTAR: Tabii yani moral çöküşü ondan sonra başladı. Çünkü bütün Türkiye’de, dünyada duyuldu geçersiz olduğu, her yerde dinlendi. İlk durduran biz olduk. Ve apar topar uydu yayınımızı durdurmaya kalktılar, yayından rahatsız oldukları için internetten devam ettim ve durduramadılar. Gittiler TÜRKSAT’ın alakasız uydusunu vurdular, alakasız antenini sırf benim konuşmamı durdurmak için. Bak, TÜRKSAT’ta çünkü hiçbir yeri ellemediler. Durdurmak istedikleri tek bir yer var, burası. Burayı durdurmak için de TÜRKSAT’ı gidip vurdular, çıkaramadılar olay yerini.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Gezi olaylarında da tam siz yayına başlayacağınız zaman yayını durdurmuşlardı.

EBRU ALTAN: Siz ona rağmen yine yayın yapmıştınız internetten.

AYLİN KOCAMAN: O gece de çok yüksekti giriş.

ADNAN OKTAR: Biz burada açıkça kendimizi, yerimizi göstererek, bir numaralı hedef haline getirterek kendimizi meydan okuduk FETÖ’ye.

EBRU ALTAN: Hatta siz bayanları bir kenara ayırdınız, herhangi bir çatışma olursa diye.

ADNAN OKTAR: Tabii, ben kurşun gelmesin diye kız arkadaşları kenara çektim yani müsademeye göre bir şey olabilir diye, durum olabilir diye kız arkadaşlarımızı kurşun gelmeyecek yere çektim. Ama biz burada delikanlıca aslan gibi direkt hedef olacak şekilde faaliyetlerimizi devam ettirdik, elhamdülillah. Yağmur gibi kurşun yağdırıyorlardı hemen bitişiğimizde.

Didem Ürer Hocam çok aklı başında, mümine muttaki bir insandır, çok değerli bir insandır. İbrahim Tuncer yüz binlerce kitap dağıtılmasına vesile olmuş, her yerde İslam’ı, Kuran’ı anlatmış bir İslam mücahididir. Didem Ürer Hocam ilk geldiğinde ben acayip şaşırmıştım. İstanbul’un en güzel kızı, çok alim, bilgili bir insandır, çok kültürlü bir insandır. Şeytan bazı insanları müminlerin üzerine teşvik ediyor. En başarılı kimse onlara yapar şeytan atağını. Şeytana uymayacak hiç kimse. Hz. Ebubekir (ra)’le uğraşılardı o zamanlar, Ömer (ra)’le, Osman (ra)’la, Ali (kv)’yle, Hz. Ayşe ile uğraştılar biliyorsunuz. Aynısı işte, zaman dönüyor, devran dönüyor aynı üsluplar. O zaman Hz. Ayşe’ye karşı olanlar şimdi de müminlerin önde gelen hanımlarına kafayı takıyor. Mümin, muttaki, tertemiz sahabe gibi güzel insanlara, mesela İbrahim Tuncer gibi mümin, mübarek insanlara kafa takıyorlar. Çok yanlış yapıyorlar çok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Unutkanlık zamanımızın hastalığı, buna nasıl önlem alabiliriz?

ADNAN OKTAR: Sen niye bu kadar tatlısın bir kere onu bir önce anlat bakayım. Çok şeker, bayağı güzel, çok güzel saçları. Görünüşü de çok güzel, dünyalar tatlısı. Evet, bir daha dinleyeyim.

VTR: Unutkanlık zamanımızın hastalığı, buna nasıl önlem alabiliriz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, o beynini rahatlatır yani gereksiz, önemsiz şeyleri beynin unutması zekayı geliştirir, zeka daha güçlü olur. Mesela bütün bilim adamları, Einstein falan hepsi unutkandır yani abartılı şekilde unutkandır. Mesela kalemini unutuyor, saatini unutuyor falan ama çok zeki oluyorlar. O beynin zeka merkezini güçlü kılar. Çünkü sürekli kafanda bir şey tutmaya kalkarsan beyin şişer adeta. Unutarak beyin kendini savunmaya almış oluyor. Gereksiz her şeyi unut. Hiçbir önemi yok. Sadece önemli şeyleri aklında tut. Gereksiz şeyleri kafada tutmanın bir anlamı yok. Ama hayati konular zaten unutulmaması gerekir, onda Allah’a dua edersin. “Ya Rabbi bana unutturma” dersin. “…Unuttuğun zaman Rabbini zikret…” (Kehf Suresi, 24) diyor Allah Kuran’da ona işaret ediyor. Dolayısıyla Allah’ı anarsan hiçbir şey olmaz.

Didem Hocam’ın resimleri var mı bana ilk geldiğindeki bak işte bu şekilde gelmişti.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: O zaman bütün dergilerin en ünlü ismiydi.

ADNAN OKTAR: “İstanbul’un en güzel kızı” demişlerdi, ben de “hakikaten doğru” demiştim. Didem Hocam veli tıynetlidir ama Hz. Ayşe’ye nasıl iftira atıyorlardı. Niye? Çünkü samimi mümine. Şimdi de ahir zaman münafıkları kafayı Hocamıza ve diğer mümine tertemiz insanlara kafayı takıyorlar. Yanlış yoldasınız. Müminin bereketi artar, sevinci artar, şevki artar, gayreti artar. Yanlış yoldan kaçınmak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kitap okumakta neden zorlanıyoruz?

ADNAN OKTAR: Peki senin bu güzelliğine, bu tatlılığına, bu duru güzelliğine ne demek lazım? Harika üstü harika güzelsin. Allah seni nuruyla, hidayetiyle sarsın. Seni sağlık sıhhat içerisinde yaşatsın. Kitap okumak niye sıkar? Çünkü kitabın içindeki bilgi sıkıcı olduğu için. Kitabın içindeki bilgi sürükleyici olursa uyuyamazsın nefesin kesilir. Büyük bir heyecanla okursun. Demek ki kitaplar nasıl olacak? Sıkıcı olmayacak. Heyecan verici olacak. Heyecan verici kitaplar okursan heyecan verici bilgilere gidersen sıkıntı çekmezsin. Sıkılman ne demektir? Allah “o kitabı okuma” diyor sana. Anlamı odur. O kitaptaki bilgi sana sıkıntı verecek demektir. Müminler mesela Kuran’ı büyük bir heyecanla okuyorlar. Niye sıkılmıyor? Sıkılmaz. Çünkü her okuduğunu hayretle okuyor. Her biri bir sır. Her biri bir âlem ama adam kafa ütülüyor tabii ki sıkılırsın.

DAMLA PAMİR: Sizin kitaplarınızı okurken de çok büyük bir heyecanla okuyor insan hemen bitiriyor o kitabı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Evet dinliyorum.

VTR: Neden insanlar bu kadar egoist?

ADNAN OKTAR: Hafif Semra’yı andırıyor ama çok güzel bayağı şeker çok tatlı. Allah insanların büyük bölümünü egoist yaratıyor, bencil yaratıyor ki imtihan olunabilmesi ancak böyle mümkün oluyor. Eğer insanlar egoist bencil olmasa, insanların hepsi güzel ahlaklı, diğergam, fedakâr olursa imtihan olmayız olamayız. Yani iyiler kaybolur onların içerisinde. Egoist ve bencillerin içerisinde insan mükemmelliği gelişir. Sabır ve kalite, akıl orada gelişir. Egoistlik bencillik olmadan, deccallar olmadan, firavunlar olmadan, kötülükler olmadan iyilerin kıymeti ortaya çıkmaz ve anlaşılmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Meclisteki bayanların sayısı nasıl arttırılabilir?

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel maşaAllah, evet çok güzel kız hem de bayağı güzel, çok kişilikli. Kanun koyacaklar. Meclis yani mecbur partiler kanununda değişiklik yapıp “milletvekillerinin yarısının en az yarısının kadın olması mecburidir” diye kanun koyuldu mu olur biter. Kanunla hallolur yoksa kadınların bilek gücüyle olacak bir şey değil bu. Ne yapsın kadın orda? Para erkeklerde, güç onlarda oluyor başı bir kere öyle başlamış. Sistem öyle gidiyor. O yüzden kanun koydun mu olur biter. Meclisin yarısının kadın olması muazzam bir şey.

Evet dinliyorum.

VTR: İhtiyaçtan arta kalanı neye göre belirlemeliyiz?

ADNAN OKTAR: O Allah bizim vicdanımıza bırakmış onu. Ne anlıyorsak. Yani birçok şeyi bizim vicdanımıza bırakmıştır. Mesela başımızı mesh ediyoruz vicdanımıza bırakıyor. Ne kadar anlıyorsak. Bu makyajlıyken abdest alanlarda da öyle şimdi elini yüzünü sabunla yıkadın mı tamam yani oturup onu tek tek tek yani öyle bir şey çıkmaz zaten yani o derece, o illaki kalır o. Ne yaparsan yap kalır. O zaman toplu iğnenin ucu kadar kaldı ne yapacaksın? Onun altına su… Abdestin gitti öyle mi? Böyle bir mantık olmaz. Genel yıkama kastediliyor Allah orda yani. “Yüzünüzü yıkayın” diyor. Yüz yıkamadan neyi anlıyorsak o. Yani özel bir yıkamadan bahsetmiyor Allah. Her zamanki gibi makul bir yıkama. Abartmaya gerek yok o zaman din içinden çıkılmaz bir hale gelir. Hiçbir konuyu böyle içinden çıkılmaz bir hale getirmek doğru değil çünkü Allah’ın kastettiği o değil. Açık belli oluyor yani orda kolaylık söylüyor Allah yani çok sade söylemiş “elinizi yüzünüzü yıkayın.” Ne yapsın Allah senin orada oturup u tek tek çıkartmanı? Yani niçin öyle bir şey düşünüyorsun? Sen üşenmiyorsun ki yüzünü yıkıyorsun zaten sabunla yıkamışsın. Yüz yıkama olmuş mu? Olmuş. Bitti.

Evet dinliyorum.

VTR: Dünyayı Yahudiler mi yönetiyor?

ADNAN OKTAR: Yani eğer tam doğrusunu söyleyecek olursak doğrusu öyle. Yani Musevi’dir yönetenler. Yani gerçek bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Milyarlarca insanın olduğu şu dünyada insanlar neden birbiriyle tanışmaya çekiniyor?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim güzel yüzlüm benim. Bak hepsi deccaliyetin meydana getirdiği anormalliği hayretle karşılıyorlar. Milyonlarca insan hepsi birbirine muhalif, konuşmuyor, görüşmüyor. Hayvanların hepsi gidip koklaşıyor sarmaş dolaşlar tanışıyorlar hayvanların tamamı böcekler kediler köpekler. İnsanlar birbirini gördüğünde kaçıyor. Dünyanın her yerinde, internete bakıyoruz o ona o ona, o ona o ona yani sevilen insan göremiyoruz. Geniş çaplı sevilen insan göremiyoruz. Hep bir topluluk belirli bir insanı seviyor ama diğer bir bölüm karşı, böyle olmaz. Herkesin herkesi sevmesi lazım ama tabii adam teröristtir bilmem sapıktır o ayrı mesele orada tabii ki haklı.

BERİL GONCAGÜL: Siz de çok güzel örnek oluyorsunuz sizi Musevi de seviyor, Hristiyan da seviyor Müslüman olan Müslüman olmayan da seviyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Musevi nur gibi Müslüman, Musevi nur gibi Müslümandır. Hristiyanlar da nur gibi Müslüman. Bak geldi buraya model kızlar konuşuyoruz “Müslümanlık için ne diyorsun?” dedim dedi, “ben Müslümanlığı kabul ediyorum” dedi “Hristiyan’ım ama” bak “ Hristiyan’ım” dedi “ama Müslümanlığı da kabul ediyorum” dedi. Müslümanlığın da gerçek bir din olduğuna inanıyor mümin işte, mümin bitti. “Allah bir” diyor dedim ki “İsa Allah mı?” dedim “sence” düşündü “bize dini bildiren kişi” dedi “dini bildiren kişi” bitti. Mümin işte mümin, o uzun boylu esmer var ya bitti mümin. Nur gibi mümin.

EBRU ALTAN: Sizin bir güzel özelliğiniz de insanlarda negatif yön aramıyorsunuz güzel yönlerini ön plana çıkartıp seviyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Gelenekçiler adamda ufacık bir şey arıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlara fiziksel olarak zor bir şey yaptırmak doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Çok çok tehlikeli çok çok tehlikeli. Mesela hamal tutuyor “oğlum şu buzdolabını kaldır” diyor. Adamı sakatlarsın yazık günah değil mi, ikiyiz elli kiloluk şeyi nasıl kaldırsın o? Hayvana bile yapılmaz çok tehlikeli. Veyahut  işte şunun kenarından tut diyor çelik kasa koskoca, piyano miyano süper tehlikeli olur. Adama birdenbire yüz elli kilo yükleme yapıyorsun hayatta kaldırmamış yüz elli kilo tendonlarını koparırsın, belini çıkarırsın çok ciddi bir sakatlama yani ağır yaralamaya girer sakın sakın aman aman.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: İki arkadaş var.

ADNAN OKTAR: Köpek neye uğradığını şaşırdı. Bunlar da musallat olduğunda tam musallat oluyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce sevmek mi, sevilmek mi?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin tatlılığını, güzelliğini, canlılığını, ne güzel ifade var yüzünde öyle. Nasıl güzel bakışların. Nasıl sevgi dolusun sen maşaAllah. Canımın içi Allah seni cennetle ödüllendirsin. Cennet kızı ol inşaAllah ama seni mutlaka görmem lazım cennette benim. Bana dost ve arkadaş olman çok hayati çünkü çok sevilecek bir insansın. Bir daha dinleyeyim seni.

VTR: Sizce sevmek mi, sevilmek mi?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm ölümlerden ölüm beğen der gibi diyorsun. Seveceksin ama sevilmeyeceksin, sevileceksin ama sevmeyeceksin çok acı böyle bir tercihe beni niye zorluyorsun? Canımın içi yapma etme Allah’ın aşkına sen bunu söylememiş ol ben de duymamış olayım. Seven sevilir mümkün değildir seven sevilir. Sevmek ile sevilmeyi birbirinden ayır etmek olmaz. İki sevgilidir sevmek ve sevilmek. Birbirinden ayırırsan ikisi de ölür, olmaz. İkisi birlikte hayat bulur zaten, tek parça yaratılır sevmek ve sevilmek. Hangi seven sevilmemiştir? Hakkı ile seveceksin de  sevilmeyeceksin. Öyle bir olay olmaz mümkün değil dünyada öyle bir vaka yok. Hakkı ile seven mutlaka sevilir. Bana bir tane öyle bir vaka söyleyemezler tek bir vaka.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar mucizelere neden inanmaz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm çok abartılı anlatıyorlar çok garip anlatıyorlar o yüzden yıldırıyorlar insanları yoksa mucizeler oluyor. Mesela bu iki uçlu kuyruklu yıldız mucize 1400 yıl öncesinden Peygamber (sav) söylüyor net mucize. Bilimsel hiçbir delil yok nereden bilsin Peygamber (sav)? Hiçbir yerde yazmıyor hiçbir kitapta yok. Hiç kimsenin bilmediği bir şey net vahye dayalı mucize.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Mantis karidesi ile ilgili bir bilgi vermek istiyorum. Dünya üzerindeki en etkileyici göz yapılarından biri mantis karideslerine aittir. İnsan gözünde üç farklı renge mavi, kırmızı ve yeşile duyarlı algılayıcılar bulunurken bu rakam mantis karidesinin gözlerinde on ikidir. Mantis karidesi insanların göremediği polarize ışığı görebilen tek canlıdır. Allah’ın vermiş olduğu bu görme yeteneğini iletişim ve avlanma için kullanan mantis karidesi milyonlarca yıldır hiç değişmemiştir. Resimde görülen 95 milyon yıllık Kretase dönemine ait Mantis karidesi fosili de evrimcilerin gizlemeye çalıştıkları bu gerçeği ortaya çıkaran delillerdendir. Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (En’am Suresi, 80)

ADNAN OKTAR: MaşaAllah kapı gibi delil.

EBRU ALTAN: Mantis karideslerinin bazı türleri de bizim bildiğimiz en kaliteli seramikten iki kat daha kuvvetli bir kıskaç yapısına sahip aynı zamanda da yirmi iki kalibrelik bir mermi atışı gücünde bir vuruşa sahip avını yakalarken.

ADNAN OKTAR: Bu çok acayip.

EBRU ALTAN: Akvaryumu kırabiliyor.

ADNAN OKTAR: Bayağı acayip o çok büyük bir mucize onun çok iyi gündemde tutulması gerekiyor. Onun hiçbir açıklaması yok bilimin de konuşacağı bir şey yok orada.

EBRU ALTAN: Çok uğraşmışlar çok fazla saniyede çok fazla görüntü kaydeden özel bir kamera ile kaydetmişler o zaman kas gücü ile değil sadece bir yay sistemi kullanarak o vuruşu yapabildiğini kaydetmişler ve o şekilde anlayabilmişler maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tablolarımı göreyim.

EBRU ALTAN: En beğendiğim tablonuz çok güzel.

ASLI HANTAL: Penceredeki Sarmaşıklar.

ADNAN OKTAR: Münafığı nereden anlarız? İslam’a faydalı olan her şeyden kaçınır. Bir; Müslümanların dünya çapında birlik olmasını istemez münafık bir, iki; Müslümanların başında bir baş olmasını istemez. Çünkü enaniyet ve kibir olduğu için. Üç; put inançlarla mücadele etmez. Mesela Darwinizm. Bilakis put inançları destekler. Dört; homoseksüelliği destekler münafık. Her homoseksüelliği destekleyen münafıktır anlamında değil. Münafığın bir şubesidir bu homoseksüelliği destekler. Başka?    

GÜLEN BATURALP: Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’den bahsetmez.

ADNAN OKTAR: Nefret eder. Ahir zamanı asla duymak istemez ne deccal, ne Mehdi (as), ne İsa Mesih (as). Münafığın en hoşlanmadığıdır en hoşlanmadığı. Zaten o onun imzasıdır münafığın. Evrimcidir. Darwinizm’i savunur. İman hakikatleri, Kuran mucizelerini duymak istemez. Katlanamaz böyle bir şeye. Cehennemden asla bahsetmez. Cennetten asla bahsetmez. Ölümden asla bahsetmez. Münafığın hiç hoşuna gitmeyen şeylerdir bunlar. Kuran’ın yeterliliğinden bahsetmez.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Zulüm altındaki Müslümanlardan bahsetmez.

ADNAN OKTAR: Suriye’deki, Irak’ta, Libya’da, Yemen’de, Afganistan’da zulüm gören Müslümanlardan münafık bahsetmez. Kendi şahsi enaniyeti, kendi ahmak çıkarları için ahmakça enayice, kerizce konuşmalar yapar. Başka da bir konusu olmaz. Ve en etkili gördüğü Müslümanlara yönelir sadece onlarla uğraşmak ister. Uğraşırken de o ahmak alta düşer Müslümanlar akıl almaz güçlenir. Neşesi gelir, şevki gelir, heyecanı artar, gücü artar, kudreti artar, malı artar, mülkü artar münafık da battıkça batar.

AYLİN KOCAMAN: Ayette belirtildiği gibi “hor ve aşağılık” hale gelir gitgide.

ADNAN OKTAR: Evet Allah rezil rüsva eder. O rezil rüsva etmeyi de Allah müminlere gösteriyor.

Münafığın özelliği Müslümanlarla uğraşırken Kuran’la mücadele etmesidir Kuran’la. Peygamberimiz (sav)’in müteaddit hadisleri var münafığın en kahpe yönlerinden biridir Kuran’la mücadele ediyor. Ve Allah’ın peygamberini eleştirir, neyle? Adaletsizlikle, vefasızlıkla, tedbirsizlikle -haşa- akıl eksikliğiyle -haşa- düşüncesizlikle. Kendilerini çok akıllı, çok vicdanlı, çok doğru, tedbirli, Müslümanları koruyan olarak göstermişlerdir bütün Kuran ayetlerinde münafıkların bu vasfını açıkça görüyoruz. Allah’ın Resulü’nü sürekli adaletsizlik ve hayatını yanlışlarla dolu olan bir insan olarak göstermişlerdir. Ve kendilerinin de en dürüst, Müslümanları koruyan kollayan vicdanlı insanlar olarak göstertmişlerdir. Peki niye cehennemin dibindesiniz? Niye cehennemin dibindesin? Allah’ı orada kandırmaya çalışacak mısın? Allah sorgu sual etmiyor münafığa. Doğrudan cehennem melekleri alıp gayya kuyusunun içine atıyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Pişmanlıklarını gizlemeye çalışıyorlar orada.

ADNAN OKTAR: Tabii orada da gizlemeye çalışıyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Allah Peygamberimiz (sav)’e “Habibim” diyor “Sevgilim” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

EBRU ALTAN: Bir de yaptıkları o kadar büyük ki siz söylemiştiniz. Allah sonsuz adalet sahibi cehennemin en alçak tabakasına onları gönderdiğine göre en ağır suçu işlemiş olanlar onlar oluyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet, dinliyorum.

VTR: Tarihte değişen bir takım koşulların insanlar üzerinde değişim ve dönüşüm oluşturduğunu düşünüyorum ben. Siz ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Dünyalar güzelim, nurlum, canımın içi Allah seni nuruyla sarsın. Olağanüstü güzelsin. Baş Sultanım’a çok benziyor. Nasıl güzel, nasıl nurlu canımın içi. O iffetin nuru, temizliğin nuru, dürüstlüğün yüzüne ışık gibi yansımış. Allah ömrünü bereketle, hayırla geçirsin, seni cennetiyle sarsın. Bu yüz, normal bir yüz değil. Belli ki cennetten geliyorsun. Allah seni cennetiyle süslesin, cennetiyle sevindirsin. Güzel yüzlüm, Allah sebep ediyor olabilir tabii yani olayları sebep ediyordur. İnsanları o şekilde etkiliyor. Çünkü mekan insanı etkiler. Mesela sarayda yaşayan insan, onun etkisinde kalır. Orada kıroluk yapmaz ama darmadağın bir yerde yaşayan bir insan kişiliğini kaybedebilir, bazı insanlar için. İnsanlar mekanın şeklini alıyor. Bazen tarihin şeklini alır, bazen olayların, toplumun şeklini alır. Mekana uyar insanlar. O yönde benim canımın dedikleri doğru ama herkes için geçerli değil tabii bu. Ama genel kitle için geçerli sözü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kültür ve görgü kavramlarına yaklaşımınız nasıldır?

ADNAN OKTAR: Ya bu nedir? Bütün genç kızlar çok güzel olmuşlar. Canım benim süper kaliteli, çok güzelsin. Minicik bir burun, çok güzel bir ağız, çok güzel bir alın. Gözlüğün zaten muhteşem olmuş. Kıyafetinle de çok güzel uyum gösteriyor. Çok hoş bir görünümün var ve efendi bir kız olduğun, böyle kaliteli olduğun, saygıdeğer bir insan olduğun hemen anlaşılıyor. Allah seni cennette sonsuz hale getirsin. Ruhu’l Kudüs’le desteklesin seni. Arkadaşını da seni de cennette Allah’tan istiyorum, dost olarak, arkadaş olarak. Çok sevdim ikinizi de. Benim güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: Kültür ve görgü kavramlarına yaklaşımınız nasıldır?

ADNAN OKTAR: Canımın içi işte insanı insan yapan, kaliteli yapan, çekici yapan kültür ve görgü oluyor. Kültür olmadığında çok acı bir olayla karşılaşmış oluyoruz. Mesela güzel bir kız ama kültürü yok, görgüsü yok. O kadar sevmemize rağmen, istememize rağmen, sevmek istememize rağmen adeta bir çelik duvarla karşılaşmış oluyoruz. Bir çelik set ne kadar acıdır. Kültür ve görgü bir genç kızın süsüdür. Onu aşık olunacak, tutkuyla sevilecek, hayran olunacak muhteşem bir varlık haline getirir. Kültür ve görgüye bütün dünyanın, Türkiye’nin, bütün İslam aleminin çok büyük ihtiyacı var. Genç kız olsun, delikanlı olsun hepsinin, herkesin. Doğru söylüyor benim güzel yüzlüm.

Evet, dinliyorum.

VTR: Tüm görüntüler beyinde nasıl oluşuyor?

ADNAN OKTAR: O kadar sevindirici ki bütün genç kızların böyle güzel, bakımlı olmaları, güzel olmaları. O kadar seviniyorum ki. Baksana güzelliğine maşaAllah. Bir de çakı gibiler; çok sağlıklı ve güzeller maşaAllah. Allah seni cennet güzeli yapsın. Cennet çarşılarında böyle bütün ihtişamınla gezerken, seninle görüşmeyi, dost olmayı, arkadaş olmayı Allah bana nasip etsin. Canımın içi şu an beni zaten beyninde görüyorsun. Beynini de ruhunda görüyorsun. Beyin diye bir şey yok, ben onu söyleyeyim. Öyle bir olay yok. Beynin öyle bir yeteneği falan da yok. Etten hiçbir şey çıkmaz. Yani yarım kilo et, hiçbir şey çıkmaz. Löp et yani bildiğin et, yağdan falan oluşmuş, kandan oluşmuş et. Beynin böyle katrilyonlarca yeteneği yok, öyle bir şey yok. Ruhun yeteneği var. Beyin diye gördüğümüz şey ruhumuzda yansıyan bir görüntü. O kadar, başka bir şey yok. Ama benim canım bunun farkına varmış, o derinliği görmüş. Bir de benden duymak istemiş. Bence çok iyi biliyordur, anlamıştır güzel yüzlüm ama bir daha anlatmamı tabii ki ister. Beyin diye bir şey yok. Beyin, ruhun bir ürünüdür.

Evet, dinliyorum.

VTR: Müminler şefkati ve merhameti kimlere gösterir?

ADNAN OKTAR: Müminler şefkati ve merhameti Müslümanlara, Müslüman adayı olan insanlara, Hristiyanlara ve Musevilere gösterir. Ateistlere, zayıf bırakılmışlara. Çünkü ateist ne diyor? “Ben inanmak istiyorum ama inanamıyorum” diyor. Şefkat göstereceksin işte. “Benim Müslümanlıkla bir alıp veremediğim yok” diyor. Ama münafık öyle değil. Münafık merkezdedir. Tam en önemli gördüğü Müslümana saldırır. Küfür onu hiç ilgilendirmez, delalet onu hiç ilgilendirmez. Doğrudan Müslümanların çekirdek noktasını hedefler, şeytani bir şekilde. Ama çekirdeğin de zaten yükselmeye ihtiyacı olduğu için, maneviyata ihtiyacı olduğu için Allah onu işte vesile eder. Onların o seçmesi, onların manevi yükselişi içindir. Ama o ahmak onu akıl edemez.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsminizin herhangi diğer bir dilde anlamı var mı?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklımın karizma nedir böyle, nedir bu güzellik böyle? Yüzün çok çok güzel ve çok yakışıklısın maşaAllah. Tarzın da çok iyi olmuş. Yaklaştır bakayım. Adnen, Adn Tevrat’ta da geçer Adn. Cennet ismidir Adn, Adnen diye de okunabilir. Bu Tevrat’ın mühim bir sırrı olarak belirtiliyor. “Önce” diyor “Moşiyah’ın ismi, sonra Adn cenneti yaratıldı” diyor. “Tevrat yaratıldı” diyor. Orada geçiyor Aden, Adnen, Adonay, Adonis hepsi o aynı kökten geliyor. Adnan Peygamberimiz (sav)’in soyudur, mübarek soyu. Ben-i Adnan, soyadıdır Peygamberimiz (sav)’in. Muhammed Adnan’dır soyadı. Adı Muhammed, soyadı Adnan’dır Peygamberimiz (sav)’in. Adnan cennet ismi biliyorsunuz, Adn.

Adnan Hz. İsa (as)’dan 700 yıl önce yaşamış olan Adnan, Peygamber Efendimiz (sav)’in 21. kuşak dedesi. Biz de 21. yüzyıldayız inşaAllah. Adnan, Arap yarımadasının kuzeybatısında yaşayan Arap kabilelerinin tamamının babası olarak kabul edilir. Adnan, Peygamber Efendimiz (sav)’in kabilesi olan Kureyş’in de babasıdır. Kureyş’in kökeni odur, Kureyş oradan gelir. Hz. İbrahim (as) oğlu İsmail’in soyundandır Adnan. Adnan, İslam öncesi Arap edebiyatında, Arapların babası olarak anlatılır ve övgüyle bahsedilir. Bütün edebi eserlerde vardır ismi. Adnan’ın çocukluğundan itibaren çok yakışıklı olduğu tarihi metinlerde geçmektedir. Süper yakışıklıymış Adnan. Adnan, Kabe’nin ilk örtüsünü hazırlatan kişi. Kabe’ye örtü hazırlatıyor. Her tarafını örten güzel, süslü örtü hazırlatıyor. Mekke şehri de Adnani’lerin Adnan yurdu olarak kabul edilmektedir. Yani Mekke hep Adnani’dir. Peygamber Efendimiz (sav)’in soyağacı hazırlanırken 21. dedesi Adnan’a kadar tek tek yazılmasına izin veriliyor. Ondan sonrakilerin yazılması yasaklanıyor. Sadece oraya kadar müsaade edilmiş, Adnan’a kadar müsaade edilmiş. Nebukadnezar Kudüs’ü işgal eden Hz. Süleyman (as)’ın sarayını yıkan ve Danyal Peygamberi esir alan Babil Kralı biliyorsunuz. Ünlü Deccaldır. Adnan, Nebukadnezar ile savaşan Arap kabilelerine de komutanlık yapmıştır. Deccalle savaşmıştır. O devrin deccali ile savaşmıştır. Nebukadnezar’ın ismi biliyorsunuz İslami kaynaklarda ismi Buhtunnasr’dır; deccal. Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ı müjdelediği hadislerde Buhtunnasr’ı yeryüzüne küfür olarak hakim olan ikinci kişiden biri olarak anlatıyor biliyorsunuz. Buhtunnasr’la mücadele ediyor Adnan. Irak diktatörü Saddam belasını aramıştı. Kendini Nebukadnezar’ın deccalin reenkarne olmuş hali olduğunu iddia ediyordu. “Onun ruhu bana geçti” diyor. İşte Allah böyle belanı verir ondan sonra. Boynunu kırarak öldürdüler.

Hazreti Ali (kv) “Mustafa Adnan Peygamber” diyor Kaside-i Ercüze’de. Peygamberimiz (sav)’e “Mustafa Adnan Peygamber” diyor.

Ankaralı Turgut o çocuk ne yapıyor? Ankaralı Turgut o çocuğu harcadılar. Kayboldu gitti onu bir bakın ne oluyor ne yapıyor. Bayağı şevkliydi o.

Yarın görüşürüz.

ASLI HANTAL: Yayınımız sona erdi, yarın görüşmek üzere inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü