Harun Yahya

Sohbetler (9 Aralık 2017; 22:00)

(MP4) Video

BÜLENT SEZGİN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Kudüs konusuyla ilgili bugün şu açıklamaları yaptı: “Amerika’nın da altında imzası olduğu Birleşmiş Milletler kararını son açıklamasıyla Amerika’yı yok saymıştır. Hiç kimse hukukun üstünde değil, hiçbir ülke uluslararası hukuku yok sayamaz.”

ADNAN OKTAR: Evet, o da var o çok önemli. Birleşmiş Milletler kararını yok saymış oluyor o olmaz. Yani mevcut durumun muhafazası gerekir. Amerika o kararı geri alması lazım. Gereksiz yani ortalığı yıllarca gerginliğe düşürecek, yıllarca kargaşaya sebep olacak bir karar. Bir anlamı da yok, bir faydası da yok. Normal statüyü korumak çünkü dünyanın dengesi bozuk zaten, ancak ayakta tutabiliyoruz. Şimdi sen oradan onun dengesini bozarsan olmaz. Kessinger çıktı “Ortalık kan gölü olacak büyük savaş olacak” falan diyor. Zeminini önceden hazırladılar. Şimdi de bu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan, 1946’dan bu yana olan İsrail haritalarını göstererek şöyle devam etti Adnan Bey: “1947 paylaşım planını Birleşmiş Milletler yaptı. 1967’ye geliyoruz Filistin’i sıkıştırdılar iyice ve sonunda İsrail o bölgenin tamamını işgal etti. İsrail bir işgal devletidir. Şu anda orada terör estiriyorlar. Bu karar bölgeyi tahrik ve tahrip etmektedir. Kaç gündür uluslararası liderlerle görüşüyorum, Fransa, Azerbaycan, Kazakistan, Papa’yla görüştüm. Bu sorun sadece Türkiye’nin, Müslümanların sorunu değil. Burada aynı zamanda Hristiyanların da sorunu var. Hele hele büyük ülkelerin liderleri, buradan sesleniyorum; dünyayı çatıştırmakla değil barıştırmakla görevlidir. Bu kararın arkasında Evanjelistler var” dedi.

ADNAN OKTAR: Evanjelistler derse Tayyip Hocam doğru demiş olur ama Evanjelistlere bu kararı aldırtan kim? İngiliz derin devleti. Evanjelistler tek başına hiçbir şey değiller. Bunlar örgütlü de değil Evanjelistler, bir yapılanmaları da yok. Chatham House küçük bir teşkilat ama İngiliz derin devleti tarafından destekleniyor. Evanjelistler küçük küçük parçalar halinde onlar ama toplamında İngiliz derin devleti tarafından destekleniyor. Dolayısıyla Evanjelistler diye bir toplu kurum, büyük bir yapılanma yok. Birçok Evanjelist görüş var, Evanjelist kiliseler var ve birbirleriyle bağlantıları yok bunların ayrı ayrılar. Onun için ana yapıya dikkat çekilmesi gerekiyor, İngiliz derin devletine. Tayyip Hocam yine kapalı üslupla İngiliz derin devletine dikkat çekerse çok iyi olur. Çünkü şimdi şöyle olacak o zaman; İngiliz derin devleti ayrı, Evanjelistler ayrı, Amerika ayrı; hedef dağılır. Tek bir hedef vardır; İngiliz derin devleti. Bütün dikkati oraya verirsek konu asıl kaynağından çözülmüş olur. Ama Evanjelistler dersek şimdi burada da Evanjelist kiliseleri var apartmanların altında falan, iş yapıyorlar, görev yapıyorlar, ibadet yapıyorlar, çalışıyorlar, insanları topluyorlar. İnsanların dikkati oraya gider o zaman. Ha Evanjelist, çünkü Evanjelist adam. Amerika’da da var gariban insanlar hiçbir şeyden haberleri yok Evanjelist. Yani o hedefi belirleyen ana beyni esas alıp o beyni dağıtmak lazım. Dolayısıyla deccaliyettir asıl hedef. Deccaliyetin de teşkilatı İngiliz derin devletidir. Direkt deccalı hedef almak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Kayseri’den Belinay. Bir sorum olacaktı. Zaman neden bu kadar hızlı geçiyor?

ADNAN OKTAR: Belinay canımın içi çok çok güzel kızsın. Allah güzelliğini daha da artırsın, sana sağlık sıhhat versin, seni cennetiyle ödüllendirsin bayağı güzel hanımsın. Güvenilir, saygın, değerli bir inan olduğun hemen anlaşılıyor. Yüzündeki gülümseme çok güzel. Belinay, ahir zamandayız, Hz. Mehdi (as) devrindeyiz. “Hz. Mehdi (as) devrinde zaman hızlandırılacak” diyor Peygamberimiz (sav). Zaman hızlandırıldı. İnsanların uyuması, yemek yemesi, işe gitmesiyle gün bitiyor. Eskiden zaman çok genişti. Anlatmıştık, biz sabah kalkardık yemek yerdik, okula giderdik, öğlen bitmezdi çok geç gelirdi. Öğleden sonra ikindiye kadar akıl almaz geniş bir vakit olurdu. İkindiden akşama kadar çok geniş vakit olurdu. Akşamdan yatsıya kadar, yatsı hiç bitmezdi zaten. Misafirler gelir-gider yemek yeriz, ders çalışırız falan her şey olurdu bitmezdi yani yarısı, akıl almaz genişti. Şimdi insanlar vaktin darlığını bütün açıklığıyla görüyorlar. Muazzam bir kovalamaca olmasına rağmen, çok heyecanla hızlı hareket etmelerine rağmen yetiştiremiyorlar. Bu mucize. Zaman hızlandı ve kısaldı, izafi olduğu için, insanların beyninde olduğu için bunu şu an insanlar tarif edemiyor. Eskiden zaman genişti şimdi zaman daraldı, algı biçimi olduğu için insanlar ispat da edemiyor, ama kontrol altına da alınamıyor, bir şey yapılamıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Soğuk havada hayvanlar nasıl korunur?

ADNAN OKTAR: Canımın içi akıl almaz güzelsin, Allah güzelliğini kat kat artırsın. Bir de çok asil görünüşün, çok soylu. Çok değerli bir kız olduğun hemen anlaşılıyor. Çok nurlu tertemiz yüzün. Allah ömrünü bereketli hayırlı hale getirsin, seni cennetiyle kuşatsın, seni kötülerden korusun kötü insanlardan. Canımın içi, onlar için özel ısıtmalı bir sistem yapılması gerekiyor. Yani küçük küçük barınaklar, altından mesela bir sıcak su borusu geçerse boydan boya hepsini ısıtarak geçer. Altlarına da keçe gibi bir şey konursa kışın hayvanlar doluşurlar oraya. Küçük küçük kulübeler, zaten beraber de yatıyorlar öyle yerlerde. Rahat ederler. Özellikle geceyi geçirebilmeleri çok önemli oluyor. Soğukta gece yatamıyorlar çok zorlanıyorlar. Soğuk onları çok sarsıyor. Ama öyle bir şeyde geceyi çok rahat geçirebilirler. Onu düşündüğün için seni tebrik ediyorum canımın içi. Allah o güzelliğin, o iyiliğin kaynağı olarak seni vesile ediyor. İnşaAllah belediyeleri de yönlendiririz de süratle tedbir alınır. Çünkü havalar bayağı soğuyacak gibi görünüyor. Her insanın vicdanı kanıyor hayvanları öyle soğukta görünce. Bak bizim Sarman da normalde dışarıda duruyor ama kışın bütün gücüyle eve girmeye çalışıyor, haklı da. O konuyu belediyeye proje olarak sunalım. Benim canım da o sevabından istifade eder, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, benim ismim İrem. Sizce negatif insanların yanında durmalı mıyız, durmamalı mıyız?

ADNAN OKTAR: Allah nurunu o kadar güzel yaratmış ki yüzündeki efendiliği, temizliği. Senin yüzüne insan bakmaya doyamaz. Annene babana ne mutlu seni böyle güzel yetiştirdikleri için, Allah vesile etmiş. İnşaAllah cennet kuzusu olursun, seni de arkadaşını da deminki o güzel hanımefendiyi de Allah cennette arkadaş etsin. Güzel yüzlüm, mümkün mertebe uzaklaşmak lazım hemen, eğer bir fitne mevzubahis değilse, İslam’a, dine bir zarar mevzubahis değilse yahut şahsa bir zarar mevzubahis değilse kırmadan, üzmeden hemen uzaklaşmakta fayda var. Çünkü negatif insanı Allah sezdirdiğinde o elektrik anlaşıldığında bu bir işarettir. Allah “uzaklaş” anlamına getiriyor onu. Kalpte bir sıkıntı olduğunda uzaklaşmak lazım. İşaretler önemlidir. Mesela bir insan durduk yere geriliyorsa ya şirk içindedir ya Kuran’a uymamıştır bir şey vardır, kendinden şüphe edecek hemen. Ama bir adamı gördüğünde mesela insan ondan sıkılmaya başladıysa onda da bir işaret vardır, onda da bir meymenetsizlik olabilir. Ama tabii bir kendini kontrol etmesi lazım, kendinde şirkten kaynaklanan bir şey var mı, değilse ondan kaynaklanıyorsa hemen teşhis koyup uzaklaşmak lazım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sizin uzun yıllardan beri söylediğiniz bir konuyu Adalet Bakanı gündeme getirdi bugün. “Hayvana şiddet uygulayan insana uygulamış gibi olacak” dedi. Şöyle konuşuyor: “Hayvanları bir mal olarak gören anlayıştan, onları da bir can olarak gören anlayışa dönüşecek şekilde düzenlemeyi yapacağız, inşaAllah” dedi. “Hayvanlar da insanlara emanettir. Kötü muamele, işkence asla kabul edilemez” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, adamı gördünüz geçen gün kediye bir daha vuruyor bir daha vuruyor bir daha vuruyor. Yani hunharca olması da ayrıca kanun maddesine eklenmesi lazım. Mesela ayağıyla bir tekme atar hayvana bu ayrı bir cezaya tabi olsun. Ama hayvanı takip ediyor yine vuruyor yine vuruyor yine vuruyor hunharca bu yani. Hunharca olduğunda bunlar ağır cezada yargılansınlar. Yani gerekirse 10 yıl alsın. Çünkü o aynısını insana yapar bu, psikopat demektir. O kadar azgınsa insana yapmaması için bir neden yok ki. Aynı insana yaptı diye kabul etmek gerekir. Çünkü insana yapmamasının nedeni yakalanacağından korktuğu için. Hayvanda niye yapıyor? Yakalanamayacağı kanaatinde. Demek ki bu usturuplu, uygun bir yerde yakalamış olsa bir insanı faili meçhulle öldürür de her şey yapar. Onun için ağır cezada yargılanmaları lazım hunharca olduğunda. Ve bunları rezil etmek lazım. Bütün dünyaya tanıtmak lazım sırf Türkiye’ye değil. Bunlar kitap halinde basılsın bu adamlar “hayvanlara işkence yapan adamlar” diye. Bütün dünya bilsin bunları önden yandan resimleri falan, gerekirse adresleri de verilsin. Yaptığına yapacağına bin pişman etmek lazım. Tabii bunu kanunla hukukla yapmak lazım. Kedi mesela süper tatlı hayvan sana ne yapıyor? Kudurmuş gibi hayvana saldırmanın alemi ne? Adamın bitmiyor öfkesi bir daha vuruyor bir daha vuruyor bir daha vuruyor. Deliysen tımarhaneye git tedavi ol. Zoruna ne oldu yani? Bu kanun bir an önce çıksın. Bunu bak aylardan beri söylüyoruz Allah sonunda neticesini meydana getirdi. Hayvanların işkence çekmemesi, hayvanlara işkence uygulayan, darp uygulayanların cezalandırılması ama hapis cezası. Bak nihayet bizim duamız da yenine geldi. Gece-gündüz söyleyince oluyor. Ne dediysek oldu elhamdülillah şu ana kadar. “Ne demişti ne oldu?” diye bölüm var ya oraya bakın, ne dediysek oldu.

Şimdi, Tayyip Hoca’nın o haritayı göstermesi de bak benim yıllardan beri yaptığım yöntemdir o haritayla göstermek. Bak aynısını yapıyor Tayyip Hoca. Evanjelistleri ben eskiden anlatırdım. Bizim İngiliz derin devletinden haberimiz yoktu. Danışmanlar bizi biraz geriden takip ediyorlar yani 2-3 yıl geriden takip ediyorlar. Evanjelistler değil asıl İngiliz derin devletidir. Evanjelistleri kullanıyorlar. Evanjelistler gitsen saf kalpli insanlar çocuk gibiler, öyle hainlik falan onlar bilmezler. İngiliz derin devleti bilir hainliği.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına ve Zarrab olayına yönelik şu açıklamaları yaptı: “İran’a ticaret için onlardan izin alamayız. Türkiye’nin hiçbir zaman kimsenin onay ve takdirine izin verecek hali olmayacak. ABD terör örgütleriyle koyun koyuna girerken Türkiye’ye mi danıştı? İşlenmiş suçların yargı sahası Türkiye’dir. ABD’de kurulan mahkeme neyin nesidir? Türkiye müstemleke bir devlet değildir. Trump skandal bir karara imza atmıştır. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanımlanmasından sonra bölgede barıştan bahsedilemeyecektir. Evanjelist tezgah Trump’ın iradesine zincir vurmuştur. Üçüncü intifada çağrısı yapılmıştır. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması din savaşlarını tetikleyecektir. Türkiye, Kudüs kararı geri çekilinceye kadar İsrail’le diplomatik ilişkilerini en düşük noktaya indirmelidir. İslam ülkeleri İsrail’le kurulmuş ilişkilerini gözden geçirmeli, irtibat ve diyaloglar askıya alınmalıdır.”

ADNAN OKTAR: Trump zaten güçlü bir pozisyonu yok. Gitti gidecek havasında yani küçük bir çevre onu destekliyor, çocukları ailesi falan. Güveneceği adam da yok etrafında. Kardeşim, zoruna ne oldu senin? De “beni İngiliz derin devleti köşeye sıkıştırıyor arkadaş” de, işadamısın, “ben bu işi yapamayacağım” de. Yani “bana baskı uyguladılar” de açık açık söyle “şunda baskı, getirdiler heykeli burnumun dibine koydular” de. “Adamlar gece-gündüz beni sıkıştırıyorlar, homoseksüeli getirdiler benim tepeme diktiler” de. Kendini ne hallere düşürdün? Homoseksüel adamı aldı legalleştirdi kendi kafasınca. Yer yerinden oynar, İngiliz derin devletini açık açık söylesin. “Öldürecekseniz de gelin öldürün” desin “yapabiliyorsanız.” Hiçbir şey yapamazlar. Böyle hayat mı olur? Sen dindar adamsın, geliyor homoseksüel tepende, bir de kötü kötü gülüyorsun. Adamla beraber olduğunuzu söylüyorsun yani desteklediğini söylüyorsun. Kızını gönderiyorsun homoseksüellere o da onları destekliyor görünüyor. Kardeşim, aileni de kendini de mahvediyorsun. Biz seni destekledik, bunlar olsun diye mi destekledik? Ne yapıyorsun sen? Şerefinle ayrıl kardeşim. Şöyle desin “Ya İngiliz derin devleti yakamı bıraksın ben Amerika’yı idare edeyim, ya yoksa ben uğraşamayacağım, Amerikan halkı bana sahip çıksın” dersin. “Dünya bana sahip çıksın, ben bu adamlarla uğraşamıyorum” desin “İngiliz derin devletiyle başım belada” desin. Cesur olsun ne olacak yani? Hiçbir şey yapamazlar.

VTR: Dikkati Allah’ın üzerinde nasıl toplayabiliriz?

ADNAN OKTAR: Aferin benim güzel yüzlüme, aferin benim aslanıma, aferin benim nurluma. Allah seni Ruhu’l Kudüs’le desteklesin. Ruhu’l Kudüs’le desteklenen mutlaka cennete gidiyor. Cehennem haram olur Ruhu’l Kudüs’le desteklenen bir kişiye. Çünkü Allah’ın ruhu cehenneme girmez. Yani Ruhu’l Kudüs cehenneme girmez. Yakışıklım yani insanın işte görevi bu. Sık sık unutma eğilimi vardır, sürekli iradesini kullanıp Allah’a dikkatini verecek. Şimdi adamın mesela 10 katrilyon parası oluyor hiç unutmaz. Sabah kalkar 10 katrilyon, akşam yatar 10 katrilyon, öğlen 10 katrilyon, yemek yerken uyurken sürekli parası aklındadır hiç unutmaz. Ve o da onu motive eder. Zenginlerde bir huzur vardır bilmiyorum görüyor musunuz, baya neşelidirler yani zengin neşesi vardır. Paradan kaynaklanır o. Bir de iman neşesi vardır. Zengin malı hiç unutmaz hep aklında tutar. Genel anlamda diyorum herkes için demiyorum da genel anlamda böyledir. Müminin zenginliği, en büyük sonsuz zenginlik Allah’ın varlığıdır, imandır, en büyük zenginlik imandır. Gerçek imana sahip olan da bir kere dünya emrinde oluyor ve bütün kainat emrinde oluyor. Artık Allah’ın ruhu o noktada bütün dünyaya hakim bir güç haline gelmiş oluyor. Çünkü o insanın üstünde Allah’ın ruhu var ya, her madde o zaman Allah’ın ruhunun emrinde oluyor her şey. Müslümanlar birbirine hatırlatabilirler.

Müslümanlar, Allah’ı hatırında tutması için müminlerin güzel bir üslupla bu hatırlatmayı yapabilirler. Yalnız tabii Allah’ı unutmamada, mesela Peygamber Efendimiz (sav) Taif’te taşlanmaya başlandı Taif’te biliyorsunuz 2 buçuk kilometre boyunca 360 derece etrafı sarılarak, daire şeklinde sarılı yüzlerce insan tarafından sarılarak hem taşlandı hem tükürük yağmuruna tutuldu. Pislik herifler sürekli tükürüyor kesintisiz ve sürekli hakaret ediyorlar nefes almadan ama bağıra bağıra. Cahil, görgüsüz, ahmak ve psikopatlık, münafık ahmaklığı var işte münafık deliliği var üstlerinde hıncı kesilmiyor. Peygamber (sav)’in samimi olmadığını iddia ediyor. Halbuki elinden yüzünden nur akıyor tertemiz bir insan, daha konuşmuş bile değiller. Peşin kin dolu ahlaksız adamlar. Yanında Zeyd var evlatlığı. Şimdi Peygamberimiz (sav) taşlama başlıyor, yalnız başına atmıyorlar bak, ısrarla uyarıyorlar “kafasına atmayın öldürürsünüz” diyorlar. Aşağı atıyorlar ayaklarına, öldürmemeye dikkat ediyorlar yani. Beline falan o şekilde atıyorlar her yeri yara oldu Peygamberimiz (sav)’in. Tükürük deniz gibi böyle artık, akıl almaz aşağılık herifler. Yüzünde son derece huzurlu ve efendi bir ifade var Peygamberimiz (sav)’in hiçbir şey demiyor adamlara. Yapmayın etmeyin de demiyor, yaptığınız ayıptır da demiyor gayet sakin yürüyor. 2 buçuk kilometre saatler sürüyor bu tabii, daire şeklinde sardıkları için hızlı yürüme imkanı da yok. Sürekli Allah’ı düşünüyor. Taşlamayı yaratan kim? Allah. Oradaki olayları tamamen meydana getiren kim? Allah. Yanız bir ara diyor ki “Ya Rabbi bana bunu bir ceza olarak mı veriyorsun yoksa beni imtihan ettiğin için mi, sadece sabrım açısından mı, bunu bana bildirir misin?” diyor Allah’a. Cebrail (as) da söylüyor “Allah’ın sana karşı olumsuz bakış açısı yok Allah seni seviyor, imtihan oluyorsun o kadar.” Normalde böyle büyük olaylarda deprem olur çok büyük olay olur. Zaten depremle ilgili melek geliyor “bütün buraları yıkayım” diyor. Allah gönderiyor “hemen emir vereyim depremle ilgili melek bütün bölgeyi yıksın” diyor “istiyor musun?” diyor. Peygamberimiz (sav) istemiyor müjdeyi aldığı için “yok devam etsinler” diyor. Yoksa orası yerle bir olurdu kaçacak delik ararlardı. O meleğin gelişinde yerde yarılmalar meydana gelecekti çatlaklar, çok şiddetli deprem meydana gelecekti adamların içine sapır sapır dökülecekleri gibi. Biliyorsunuz o depremde yer açılıyor adam dökülüyor sonra geri kapanıyor. Açılıp kapanma, açılıp kapanma kalp gibi atıyordu yer. Açılıp kapandı mı ne hale geleceklerini tahmin edersiniz. Tabii Allah Peygamber (sav)’i koruyor öyle bir şeyde. İstemedi Peygamberimiz (sav). Ama tabii çok büyük bir yardım Cebrail (as)’la bilgi gelmesi muazzam bir şey. Ama bu tabii aklın ihtiyarını alacak şekilde olmaz hiçbir zaman için. Ses şeklinde geliyor mesela, kulağına ses şeklinde geliyor. O zaman muazzam bir boykot vardı. Mehdiyet devrinde de bu olaylar aynısıyla olacak. Muazzam bir münafık ve küfür atağı olacak. Müminlere karşı, Mehdi (as) talebelerine karşı muazzam bir boykot olacak ama güçleri yetmeyecek ayrı aynısıdır. Sırf o sevaptan istifade edilmesi için Allah meydana getiriyor. Çok küçük bir grup Hz. Mehdi (as)’ın etrafında kalıyor, işte 313 kişi kadar kalıyor o boykotun şiddetinden. Deccal büyük bir boykot meydana getirttiriyor geniş çaplı. O devirde de deccal boykot meydana getirdi Peygamber Efendimiz (sav)’e karşı.

Alaka kesin bir şekilde kesilecek, onlarla alışveriş yapılmayacak, onlarla herhangi bir evlilik düşünülmeyecek. Ama Mehdiyet işte Cenab-ı Allah çok fazla melekle desteklediği için orada deccalın gücü yetmiyor. Şimdi deccala aslında sorsan Hz. Mehdi (as)’ı tanıyor. Geliyor adamlar mesela “git şöyle yap böyle yap” “yapamıyoruz” diyor, “gücümüz yetmiyor” diyor. Mesela normalde bu 15 Temmuz’da bu konunun bitmesi gerekiyordu onlar açısından. Onların açıklayamadığı olaylar var. Halka açıklayamadıkları olaylar var. Onlar biliyor fakat söyleyemiyorlar. 99’da da bir olay oldu onu da açıklayamıyorlar. Halbuki gördüler biliyorlar ama söyleyemiyorlar. Alenen gördükleri olaylar var.

Ebu Leheb biliyorsunuz azgın, o devrin deccallarından, o zamanın sırtlanlarından. Bir gün oğlu Uteybe’ye Peygamber (sav)’e işkence etsin diye emir veriyor. Uteybe Peygamberimiz (sav)’in yanına varıyor, o sırada Peygamberimiz (sav) Necm Suresi’ni okuyor. Bunu duyan Uteybe “Necm’in Rabbine andolsun ki ben senin peygamberliğini inkar ediyorum” diyor. Ve küstahça ve alçakça Resulullah (sav)’in yüzüne doğru tükürüyor. Resulullah (sav) diyor ki: “Ya Rab ona bir hayvan musallat et” diyor. Bir süre sonra Yemen tarafında Havran denilen yerde babası ve arkadaşları arasında uyurken bir aslan gelip buna saldırıyor durduk yere ve bunu parçalıyor. Bütün Arap tarihinde yazıyor bu biliniyor meşhur ünlü bir olay. Peygamberimiz (sav) dua ediyor, o kadar adam var aslan birçok insana saldırabilir gidiyor onu seçiyor. Onun için çile çok önemli, küfürle mücadele çok önemlidir. Münafık daha da önemlidir, münafık çok önemlidir. Münafığı yakaladın mı bırakmamak lazım. Sonuna kadar böyle bırakmamak lazım. Münafık sıkıştı mı Kuran’a çok şiddetli sarılmaya başlar. Önce hiç münafığın Kuran’la alakası olmaz ama sıkıştıkça Kuran’a daha çok sarılır. Müslümanlarla Kuran’la mücadele etmek ister, münafıklığı iyice belirir o zaman, iyice belirginleşir. Yani münafığın keskin alametlerindendir. Kuran’ı kendi kafasına göre yorumlayarak Müslümanlara karşı atak yapar. Şimdi Müslümanın orada yapağı o ibadeti çok titiz yerine getirmektir. Yoksa münafık çok aciz, zavallı, pislik bir mahluktur. İstersen yüzünün üstüne iter bırakırsın. Öyle değil, yakalandı mı mutlaka üstüne çökülmesi lazım ve sonuna kadar, şey yaptığı yere kadar takip edilmesi lazım. İşte ne yapıyorsa araştırma mı yapıyor ne yapıyor o şekilde olması lazım. Bu ibadet bırakılmaz çok hayati.

Taşlama o dönemin putperest adetiydi. İşte kadınları taşlama, taşlayarak adam öldürme eski bir müşrik putperest adetiydi. Resulullah (sav) Taif olayından ayrı olarak hicret sırasında Küba’da konakladı. Amr bin Avfoğulları münafıkları gece vakti Resulullah (sav)’in kaldığı evi taşlıyorlar. Evde oturuyor, gümbür gümbür gümbür yağmur gibi taş yağıyor eve, kapısına penceresine her yere taş yağıyor. Peygamberimiz (sav) de diyor ki bak “himaye edeceğinizi söylediniz, komşuluk edeceğinizi söylediniz böyle himaye ve komşuluk olmaz” diyor ve ayrılıyor. Çok nezaketli.

Küfre çok güveniyordu münafıklar. Küfürle ittifak edip it sürüsü gibi küçük böyle çakal sürüleri gibi, küçük sırtlan sürüleri gibi ama sırtını küfre dayayarak saldırıya geçiyorlardı. Yoksa bunların bir itibarı değeri yoktu yani.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Arkadaşlarımız Sedat Altan ve Seral Köprülü İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları’nın düzenlediği 2. Uluslararası STK Fuarı’na sizi temsilen katıldılar. İngiliz Derin Devleti kitabı hediye ettiğimiz kişiler şu şekilde: Üç dönem Tuzla Belediye Başkanlığı yapmış ve Eski Çevre ve Şehircilik Bakanımız olan Sayın İdris Güllüce ile arkadaşlarımız. İstanbul AK Parti Milletvekili Fatma Benli ile arkadaşlarımız. ASSAM Başkan Yardımcısı Mehmet Zerka aynı zamanda da Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Şanlıurfa’daki Yaratılış Konferansı’nda Darwinizm’i eleştiren Akademisyenlerden birisi kendisi. Kazak Derneği Başkanı Halila Majanov. Pakistan Derneği Başkanı Vakar Batşa. Adnan Tanrıverdi Paşa’nın oğlu Melih Tanrıverdi. ASSAM’da yönetici kendisi. Binbaşı Suat Gün, Kudüs Vakfı Başkanı. Gazeteci Yazar ve Aster Derneği Üyesi Emekli Albay Fethi Kıran’la arkadaşlarımız. Akit Yazarı ve ASSAM Yönetim Kurulu Üyesi Sabri Balaban’la birlikteler resimde. Avukat Hamza Akbulut TGTV ve İlim Yayma Vakfı Başkanı kendisi. İslam Dünyası STK’ları Birliği Başkanı Hayrat Vakfı Camiası’ndan Nur talebesi Avukat Ali Kurt ile birlikte. Binbaşı Suat Gün, Kudüs Vakfı Başkanı Gazeteci yazar ve Aster Derneği Üyesi Emekli Albay Fethi Kıran’la birlikteler. MÜSİAD’dan Cemaleddin Kerim Cevahir Otel’de Yusuf El-Karadavi ile Sayın Adnan Oktar’ı buluşturan kişi bu kişi. Fuzul Otomotiv ve Fuzul İnşaat’ın Sahibi MÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Eyüp Akbal. TGTV Eski Başkanı Uluslararası Hukukçular Birliği Genel Sekreteri Avukat Necati Ceylan’la birlikte. Hatay İşadamları Derneği Başkanı İbrahim Güder, resmi yok. Fuara katılan Doğu Türkistanlı sevimli kız çocuklarını görüyoruz resimde.

ADNAN OKTAR: Çok şekerler. Bunlar ne şeker şey böyle bayram şekeri gibi. Çok tatlılar çok temizler, maşaAllah.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Çevrenizdeki bayanları nasıl etrafınıza topluyorsunuz? Ben bunu çok merak ediyorum. İyi günler kendinize iyi bakın. Sohbet grubunu takip ediyorum, severek izliyorum. Hoşça kalın.

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzel ruhlum, güzel yüzlüm, maşaAllah. Allah sevgini muhabbetini kat kat artırsın, seni cennetiyle sarsın. Dünya metafizik ama insanlar farkında değiller. Belki Allah çok korkmalarını istemiyor o yüzden de tam sezdirmiyor olabilir. Halbuki biz birlikte yaratıldık, fakat sanki insanlar şuradan buradan yani kimi Konya’dan, kimi İzmir’den geliyor gibi gösteriyor Allah. Öyle bir şey yok bütün birlikte yaratılıyoruz. Yani bu görüntü blok yaratılıyor, içindeki insanlarla beraber yaratılıyor tek başına yaratma olmuyor. Yani insan tek başına yaratılmıyor. O görüntülerle birlikte yaratılıyor. Mesela evde o odayla birlikte yaratılır. Sokakta sokaktaki görüntülerle birlikte yaratılır ve sevdikleriyle birliktedir. O kaderdeki görüntü içinde olan herkes o kişinin dostudur. Allah’ın yaratmasıyla kimse o dostları onlarla beraber olur. Ayrıca münafıklar yaratılır küçük bir güruh, mağlup olarak yaratılır. Münafık öyle çok yeteneksiz yaratılmaz yani çok çok aptal da yaratılmaz. Zeki yaratılır da ahmaktır ama fakat zeki yaratılır. Yani lafazan olur, Allah diyor “konuşmalarını dinlersin” diyor. Dini konuları tenzih ederim, çok gevezedir münafık. Uzun uzun yazar konuşur, bütün münafıklarda vardır bu. Bir de deli enerjisi vardır bütün münafıklarda. Kafir enerjisi daha düşüktür, münafığın enerjisi daha yüksektir. Kibri enaniyeti daha yüksektir, böyle azamet azgınlık yönünden daha gelişmiştir. Küfür daha geridir. Onun için Kuran’da küfürden daha az söz edilir, münafıklardan çok fazla bahsedilir ve karşılığın da çok şedit (şiddetli) olduğu Kuran’da vurgulanır. Yani Allah’ın vereceği karşılığı şedit olduğu vurgulanır. Münafıkların en bunaldığı, Müslümanların sayısının artması. Bak şimdi münafık atağı olduğunda akıl almaz sayıda çok güzel hanım kız geliyor, dikkat ederseniz. Bir mucize olarak. Hep 19 yaşında. Şimdi münafık Müslümanlığı dağıtmak istemiyor mu? Allah tersine ve çok fazla artırıyor. Ve çok güzel insanlar gönderiyor ve çok sadık, sevgi dolu. Ama münafıkların etrafında hiç insan olmuyor. Allah zıtlık meydana getiriyor. Bak onların etrafını tamamen dağıtıyor, boşaltıyor, yalnız bırakıyor. Etraflarında hiç kadın olmuyor. Sevdikleri hiç kimse olmuyor. Tek başına sap gibi oluyorlar. Yani sırtlan gibi sokaklarda tek başına geziyor. Ama müminlere Allah, gittikçe bereketlendiriyor. Tevrat’ta da, İncil’de de geçiyor bu, Kuran’da da geçiyor. “Senin soyunu, senin çevreni bereketlendireceğim” diyor. “…bereketlendireceğim. Öyle ki” diyor “dağlara, taşlara sığmayacaksınız” diyor. “Gittikçe arttıracağım ve bereketlendireceğim” diyor. Tabii.

Evet, dinliyorum.

VTR: Cennette oksijen var mıdır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım cennette, bak dikkatini çekmiş karbondioksit yok. Azot da yok. Oksijen de yok. Bu temel maddeler yok. Yani bilmediğimiz yeni bir maddeden oluşuyor cennet. Yani işin doğrusu esir. Yani asıl esirdir ana madde. Ona Kuran’da dikkat çekilir. “Allah her şeyi sudan yarattı” diyor. Su olarak geçer. Su. Ama bazen işte oksijen, karbondioksit, şu, bu falan şeklinde görünür. Bazen de başka şekilde görünür. Karbondioksitin, oksijenin anlamı kalmadığı için yani çünkü ciğer ve damar olmayacağı için, kan olmayacağı için. İnsan damarı yok cennette. Yani ciltte damar olmuyor. Yani bakıldığında cilt altında damar görülmez. Düzgün bir cilt vardır. Vücut tüyü de yok. Yani kaş, kirpik var. Saç var. Onun dışında vücut tüyü olmaz. Yani cennette vücut tüyü yok. Ama isterse olur tabii insan ayrı. Ama yok. Normal yaratılışında yok. Nefes alma var ama akciğer yok. Yani bizim bildiğimiz anlamda akciğer yok. Kan damarı yoktur insanda. Kan yok. Vücut salgısı yok. Ama isterse olur. Uyku yoktur. İşte lenfositler şu falan bunların hiçbiri yok. Maddenin yapısı, vasfı değişik yani fizik kanunları tamamen değişecek. Hepsi değişiyor fizik kanunlarının. Yer çekimi kanunu yok mesela. O, o anlamda yer çekimi kanunu yok. Yoksa mesela gökte ev olmaz. Büyük bir gürültüyle ev çöker aşağıya iner. Ama gökte gayet güzel kuş gibi duruyor. Yer çekimi olmadığı halde yerde yürüyorsun. Ama istediğin anında uçarsın. Yani öyle bir çekim mekim, öyle bir olay yok. Normal kendi insan ağırlığını hissederek yürüyor. Ama yani uçmak istediğinde de gayet rahat uçuyor. Korku yoktur cennette. Yani herhangi mesela uçmaktan korkmak, yüksekten, karanlıktan korkmak gibi veyahut herhangi bir şeyden korkmak gibi öyle bir şey yok, korku yoktur. Sadece Allah’a saygı vardır. Derin bir saygı. Derin güven vardır. O kadar. Tutku da işte bu Taif’de öğrenilen derinlikle Peygamber (sav)’de bir sevgi oluşuyor. Hz. Mehdi (as)’da da tabii Cenab-ı Allah bizim bilmediğimiz zorluklarla karşılaşacak. O da o yönden sevgide derinleşmiş oluyor. Bu şart. Kafirler ve münafıklar hasletlere kapılacaklar ayetin ifadesiyle hasletlere. Yani yapabileceği en ahmak ve en hatalı hareketi yaptıklarını anlayacaklar. Tabii kendilerini ikna etmeye çalışır münafıklar. Yani suçsuz olduklarını, günahsız olduklarını kendi kendilerine, kendi aralarında iknaya çalışırlar ve Müslümanları karalayarak kendi konumlarını dengede tutmaya çalışır. Yani münafığın iki taktiği vardır. Bir; kendini yüceltir. İşte ne kadar cesur, fedakar, namuslu, akıllı, çalışkan falan böyle kendi kendilerine muazzam propaganda yaparlar. Müminleri de tam tersi olarak anlatırlar. Ki o ahlaksızlığın verdiği acıdan kurtulabilsin. O telkinle kendini dengede tutmaya çalışır. Ama ahirete gittiğinde “nedir?” dediysen yani “bu olaya ne diyorsun?” desen hemen kahpe olduğunu söyler. Alçak olduğunu bilir. Yani kendisi söylemiyor, dili söylüyor. “Sen kahpesin” diyor kendi dili. Derisi anlatıyor, kendisi konuşmak istemiyor enaniyet yapıyor. Derisi anlatıyor. O da şaşırıyor “bu nasıl bir şey ki?” diyor “böyle kontrol edemiyorum” diyor. “Kendi bedenim bana karşı geliyor” diyor. Münafık için bedeni puttur. Çok önemlidir. Bedeni için yaşar münafık. O pis bedeni için. Mesela ev alır. O iğrenç bedenini orada muhafaza etmek için alır. Araba alır. O pis, lağım bedenini taşımak için alır. Bedeni çok önemlidir. Ama bedeni ona ahirette tam anlamıyla karşı geliyor. Yapacağı da hiçbir şey yok. Çünkü zaten küfür içinde, en sevdiği ve hizmet ettiği beden ona tamamen karşı geliyor. Her yaptığı ahlaksızlığı anlatıyor ona. Yaptığı hainlikleri.

Yunus Suresi, 62’de Cenab-ı Allah; “Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” Mesela Peygamberimiz (sav) için de bu geçerlidir. Hz. Mehdi (as) için de geçerlidir. Onlar için korku yok, mahzun da olmuyorlar. Yani mutlaka zaferle sonuçlanıyor.

Evet.

VTR: İnsanın derin düşünerek ulaştığı sonuçlar nelerdir?

ADNAN OKTAR: Derin düşünme yanlış biliniyor. Yani ellerini başının arasına alır. Böyle beynini çatlatırcasına düşünür falan derler ya böyle. “Bulacağım ağabey” diyor mesela “bulacağım” diyor. Öyle bir şey yok. Yani bu şirktir zaten. Derin düşünmeyi Allah yaratır. Yani insanın kendi derin düşünme yeteneği yoktur. Öyle bir gücü de olmaz. İnsan sadece samimi olmakla mükelleftir. Çok samimi olduğunda ona bilgi gelir. Ben mesela lise son sınıflarda falan gelenekçi İslam anlayışını savunuyordum. İşte diyor ki “Hz. Musa (as), denize asasını vurdu. Deniz, 70 metre deniz dondu” diyor. Buz gibi dondu. “Öbür tarafta da dondu” diyor. “Bir koridor açıldı Hz. Musa (as) ve müminler karşı tarafa geçtiler.” Ama 70 metre deniz donmuş olarak duruyor. Sonra geçtikten sonra “firavun ve ordusu da o donmuş denizi görerek oraya girdiler” diyor. “Birden o donma açıldı. Su haline geldi ve deniz boğdu onları” diyor. “Ya Rabbi” dedim “ben bunları insanlara açıklayamıyorum. Yani açıklayacak imkanım yok.” Öbür konular da öyle yani sırf tek örnek verdim yani. Yüzlerce konu var. Cennet, cehennemdeki durumu, hepsi. “Bunları açıklayamıyorum ben” dedim. Dua ettim yani. Sonra işte düşünürken aniden maddenin olmadığı fark ettim. Ama çok önemli bir şeyi de anladığımı gördüm. Allah’a şükrettim. Bütün sırları, her şeyi açıklayacak bir bilgiye kavuşmuş oldum. Her şeyi açıklayabiliyorum. Her şeyin sırrı çözüldü. Yani binlerce konu vardı tek bir bilgiyle hepsini çözmüş oldum ve muazzam bir silaha sahip olmuş oldum. Yani bu anlattığım silahın karşısında adamlar, ne Darwinizm, materyalizm hiçbir şeyle duramıyorlardı. Yani artık acıdım adamlara ondan sonra anlatmamaya başladım. Yani kendini kaybedenler oluyordu. Mahvoluyorlardı böyle. Hatırlarım ben. Mesela bizim evde anlatmıştım. Soluk soluğa kaldı adam yani böyle çöktü. Yere çöktü falan. Bir daha vazgeçtim. Yani öyle bir kaç vaka görünce. Yani detaylı anlatmadım ondan sonra maddenin hakikatini. Çünkü konsantre olup anlıyor. Anladı mı, dayanamıyor bu sefer. Yani gücü yetmiyor. Ondan sonra gayet sakindim. Yani kendinden çok emin her şeyi anlatıyordum. Bak şu an hiç kimse karşımızda duramıyor. Ben kaşıkla oynuyorum yani en rahat hareketleri yapıyorum. Hanımlar dekolte yani en çılgın hareketler artık yani. Daha uç düşünemiyorum yani. En rahat yani Kuran’ın ölçüsü içerisinde olabilecek en rahat hareketler. En rahat yaşantı. Bu kadar münafığa, ite, kopuğa rağmen. Küfre rağmen. Gözlerinin içine baka baka destroyer gibi yara yara gidiyoruz. Münafıklar ağlamaklı sesler çıkarıyorlar sadece. O domuz sesleri çıkartıyorlar. Küfür öyle, İngiliz derin devleti öyle. Mesela muazzam bir yapılanma İngiliz derin devleti. Hiçbir şey yapamıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey, sizi çok seviyoruz. Ey münafıklar enayiliğinize, kerizliğinize doymayın.

ADNAN OKTAR: İkisi de birbirinden tatlı, sevimli. Muhteşem. Allah onları cennet arkadaşı yapsın. Cennet dostu yapsın. Yüzlerindeki ifade çok güzel, çok temizler. MaşaAllah.

İtalyanca “Evrimin Fosillere Karşı Yenilişi” Çok güzel. Efendim, bu Almanca değil mi? Şahane. İtalyanca. Kardeşim bunlar yüz binler hesabıyla İtalya’da dağıldı ve dağılmaya devam ediyor. Darwinizm’e kayaları öptürüyoruz, balıkları öptürüyoruz, tavşanları öptürüyoruz. Böylece Hakk’ı hakikati anlamış oluyorlar.

Bu taşa tutma çok eski bir putperest adeti, Kuran’da bu çok geçer. Eski kabartmalarda bu çok geçer. Mesela Hud Suresi, 91’de; "Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'.” Tam münafık üslubu. “Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz.” Münafıkların hep taktiği budur. Diyorlar “bu adam tek başına zayıf bir yüklensek darmadağın olacak” diyorlar. Yani “bu nasıl oluyor?” diyorlar. Yani “etrafında insanlar toplanıyor” falan. Ahmak, onun etrafına Allah’ın topladığının farkında değil. Onlar hep uyanıklık ve sahtekarlığa göre dünyayı geliştirdikleri için kendi kafalarında o toplanmanın kaderde Allah tarafından olduğunun farkında değil o. O bir taktikle yapıldığını zannediyor. Allah’ın topladığına inanmıyor o. “Eğer yakın çevren olmasaydı,” yani arkadaş grubun olmasaydı, “gerçekten seni taşa tutar öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” Görüyor musun? Tam münafık üslubu budur işte. Münafık felsefesinin özetidir bu. Kehf Suresi, 20. “Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar” bak taşa tutarlar “veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız.” Hep taşa tutma. Kuran’da çok geçer.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Dinlenen kediler var.

ADNAN OKTAR: CIA mi dinliyor? Herhalde yüksek bir yerde. İnmek akıllarının ucundan bile geçmiyor.

Oktar, Humphrey Bogart stilini en mükemmel uygulayan şahıssın. Senin o, Humphrey Bogart filmini bir seyredelim bakalım.

VTR: Merhabalar, ben Samsun’dan Eser. Merak ettiğim şey, insanlar kendi aklının sınırını ne zaman bulabilir ve bir insan tımarhaneye sokulsa deli olmadığını nasıl kanıtlayabilir? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin, yakışıklılığını, güzelliğini, nurunu. Canımın içi, nur yüzlüm benim. Allah seni cennetiyle şereflendirsin, seni korusun. Kötülerden, zalimlerden seni muhafaza etsin. Bir daha. İkiye böl öyle dinleyeyim.

VTR: Merhabalar, ben Samsun’dan Eser. Merak ettiğim şey, insanlar kendi aklının sınırını ne zaman bulabilir?

ADNAN OKTAR: Kendi aklının sınırını bulamaz. Çünkü akıl an, an yaratılıyor. Yani böyle, depolanmış bir akıl, depolanmış bir mekanizma yok. Yahut bilgisayar gibi bizim kontrol edebildiğimiz bir sistem yok. Hazır bilginin, dışında hiçbir şeye ulaşamıyoruz. Mesela münafık da yapacağı eylemi, Allah bildiriyor o kadarını yapar. Ama münafık zanneder ki özgür. Alabildiğine özgür, halbuki kelimesi, kelimesine yazacağı şeyler, konuşacağı şeyler hepsi bellidir. Onun dışına çıkamaz münafık. Mümin de öyledir. Dolayısıyla, sınırlar, kenarlar diye bir olay olmaz. Ama bazen, Allah sevdiği kuluna çok harika bir olay yaşatabilir. Akıl sınırıyla, kendi aklını kullanmasıyla bunun alakası yoktur. Bir ikram-ı İlahi olarak gelir o. Dolayısıyla o konu yanlış anlaşılıyor. Evet ben yakışıklımı yine dinleyeyim.

VTR: …Ve bir insan tımarhaneye sokulsa deli olmadığını nasıl kanıtlayabilir? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Tabii bu tımarhane konusu tehlikeli. Rusya’da eskiden, Çin’de, şurada, burada falan faili meçhul için tımarhaneler kullanılıyordu. Delilerin içine atıyorlardı insanları, orada öldürtüyorlardı delilere. Deliler cinayet işliyordu. Mecburen adamı götürüyorlar, sürükleyerek götürüyorlar. Adam da delilerin içerisinde olduğu için, onlarla tartışmaya giriyor. Veyahut onları durdurmaya çalışırken, deliler saldırıp normal insanlara özellikle, saldırgan tutum sergileme ihtimalleri olduğu için cinayetle sonuçlanıyordu. Veyahut onun aklını kaybetmesi elde ediliyordu, sağlığını kaybetmesi elde ediliyordu. Bu soğuk savaş döneminin bir yöntemiydi. Yani fikir adamlarını, aydınları tımarhaneye atarak, hizaya getirme veyahut yok etme, öldürme. Geniş çaplı kullanılmıştı o, Sovyet döneminde. Sonradan yavaş yavaş azalarak, bu dönem kaybedildi ama şu an tamamen kaybedilmiş değil. Mesela Kore’de, şurada, burada kullanılıyor bu. Mesela Kuzey Kore’de kullanılıyor. Adam bir şey yaptığında “sen delisin” diyorlar. Alıp tımarhaneye koyuyorlar. Yüksek dozda Haldol, Akineton vererek, adamı mahvediyorlar. Bedenen çökertiyorlar. Legal bir görüntü olmuş oluyor. Yani adam diyor ki, “ben ilaç veriyorum” Ölse bile, çökse bile. Çünkü Haldol ve Akineton onun kas yapısını, beden yapısını mahvediyor. Yani kan değerlerini falan da bozuyor. Bitap hale getiriyor. Dolayısıyla legal öldürme için çok müsait bir yer oluyor tımarhane. Şiddet devletlerinde, dehşet devletlerinde bu legal uygulamaların en çok rastlandığı yerdir. Eğer bir kişinin dışarda destekleyeni yoksa yani basınla başka türlü de desteklenemeyecekse yani bir demokratik tepki imkanı yoksa karanlık sistemlerde infaz kaçınılmazdır. Yani büyük bir ihtimalle orada o şahsı öldürebilirler. Nitekim bir Çeçen’e uyguladıklarını görmüştük gazetelerde yazmıştı. Tımarhaneye koydular ve adam tımarhanede öldü. Normal kendi halinde dışarıda olan bir adamdı. Sonra dediler ki “bu aklını kaybetti” dediler. Tımarhanede resmi var küçük bir yere koymuşlar. Bir süre sonra orada öldü. Ama orada kontrol mekanizması yoktu adamın.  Mesela avukatı yok şunu yok bunu yok bağlantı kurulamıyor. Şimdi bu ölümün nedeni açıkla desen açıklarlar. Kan değerleri var orada görülüyor. İşte Haldol verilmiş, Akineton verilmiş. Bünyesi çökmüş buna bağlı olarak. “Biz tedavi ettik adam da öldü.” Veyahut “tımarhanede deli saldırdı öldü” diyor. Yani “biz kasten bunu yapmadık. Yalnız tutamazdık tabii ki delilerin içinde olacak. Orada ona saldırıp öldürmüşler. Yapacak bir şey yok” gibi hapishanelerde nasıl adam öldürtülüyorsa tımarhaneler daha da müsaittir adam öldürtmek için. Ama karanlık yapılanmalarda mesela Kuzey Kore gibi yapılanmalara hiç kurtuluş yoktur Allah vermesin. Öyle bir şeyde bütün dünya kamuoyunun ayaklanması lazım ve olayı çok iyi takip etmesi gerekiyor. Oradaki doktorların isimleri ile de takip edilmesi gerekiyor. O zaman bir şey yapamazlar. Mesela ben tımarhanedeyken, Bakırköy’deyken Yıldırım Aktuna geldi, adamlar beni götürdüler hademeler, doktorlar. “Seni Yıldırım Aktuna çağırıyor” dediler. Oranın hastanenin başhekimi odasına götürdüler. Üst katta bir yerler kırmızı halılar serilmiş. Çıktık adamın karşısına bizi diktiler adamlar da sağımda solumda, “ya sen” dedi “ben sana konuyu anlatamadım sen bu faaliyetlere son vereceksin” dedi. Yani “bu dini anlatma konusu durduracaksın” dedi. “Ben buranın başıyım, başhekimiyim. Benim seni buradan ömür boyu çıkartmama yetkim var” dedi. “Ömür boyu burada tutarım ben seni” dedi. “Bu doğru mu?” dedi. Adamlar “doğru” dediler oradakiler de. “O zaman sen bunu konu bırakacaksın vazgeçeceksin” dedi. “Ben öyle bir şey yapamam” dedim. “Faaliyete devam ederim ben” dedim. “Öyle bir konu olmaz. Sizin demenizle ben vazgeçmem. Açıkça söyleyeyim” dedim. “Sen bilirsin” dedi. Bizi yeniden gönderdi o, tımarhanedeki kaldığımız koyuşa gönderdi. Sonra doktorlarla görüşmemi yasaklattı arkasından, o yazı var ya yayınlasana o yazıyı.

ASLI HANTAL: Yayınlayabiliriz.

ADNAN OKTAR: Ne yazıyor?

ASLI HANTAL: “Adnan Oktar isimli hastanın Mediha Oktar (Annesi) Kenan Oktar (Kardeşi) Vehbi Kahveci (Avukatı) haricinde kesinlikle ziyareti ve telefon görüşmesi yasaktır. Ayrıca kesinlikle dışarı çıkarılmayacaktır.”

ADNAN OKTAR: Evet, “dışarı çıkarılmayacak.”

ASLI HANTAL: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak telefon görüşmesi, bir kere hiçbir akıl hastasına hiçbir zaman uygulanmamış bir uygulama bu. Bahçeye çıkmama hiç uygulanmamış bir şey. Çünkü zaten tımarhanenin bahçesi. En vahimi doktorlarla görüşmeme. Sen tedavi etmeye götürmedin mi adamı? Deli diyorsun. Deli doktoru ile görüşmeyecek diyorsun. Allah Allah.

EBRU ALTAN: Etkilediğinizi söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Orada beni psikoloğa da götürdüler. Ayrı olarak. Binası var psikolog hanımın. “Otur” dedi oturdum. “Anlat” dedi yani “nedir bu olaylar?” Ben anlattım ama o arada tebliğ yapmaya başladım. “Şimdi sen beni etkilemeye başladın” dedi. Ama güzel bir kızdı, çok güzeldi. “Bak beni etkilemeye başladın” dedi. “Onun için artık görüşmeyelim” dedi. Ya psikologsun etme çatma gelmiş gariban hasta. Tedavi et. Bak “beni etkiliyorsun” dedi. Çok net ifade ile bunu söyledi bak. “Etkin artına girdim” dedi. Ve “bir daha görüşmek istemiyorum” dedi. Çok ısrar ettim “görüşelim” dedim. “Hayır” dedi “görüşmeyeceğiz” dedi. İsmini de verebilirim, resmi duruyor o hanım efendi halen çalışıyor. Doktor, “doktor ile görüşmen kesinlikle yasak” diyor doktor. Allah Allah ya şifa için gelmedik mi? Doktor, o zaman hastanede ne işim var çıkar o zaman. “Hemşire de görüşmeyecek” diyor. “Doktor ile de görüşmeyecek” diyor. Kiminle görüşeceğim?” “Akıl hastaları ile görüşeceksin” diyor. Şimdi Allah esirgesin mesela bir gaddar rejim olmuş olsaydı bittik yani Allah esirgesin. Ama yine bir şey olduğu için sürekli basına yansıyordu o aralar o olaylar. Ben her an orada mesela pastaneye gitsem basında çıkıyordu. Milliyet Gazetesi. Çok nadir beni bıraktıkları oluyordu. Hasta bakıcılarla dışarıya onu hemen Milliyet haber yapıyordu. Ondan sonra beni yeniden içeri alıyorlardı. Akut servise alıyorlardı bu sefer. Akut servis yani yeni delirmiş hastaların olduğu bölüme. Ya böyle bir sistem var mı kardeşim? Bak normal tedavi edilen hastalar var, tedavi ediliyor ondan sonra onları bırakıyorlar normal yaşıyor. Yeniden akut servise alıyorlardı. Üç kapıdan geçiliyor, çelik kapılardan. Akut servisi yani artık burada adam öldürmeler var. Hemşirelere saldırıyorlar. Hemşireler ciyak ciyak bağırarak kaçışıyorlar. Doktorlara saldırıyorlar. Öyle bir yere alıyorlardı. Ki birisi de kapıyı kırdı, benim bulunduğum yerin kapısını kırmıştı. Böyle garip olaylar mesela yine orada ben faaliyetime devam edince kızdılar, bu sefer beni cinayet işlemiş, kendine de zarar veren akıl hastalarının olduğu bölüme aldılar. Bak cinayet işlemiş kendine zarar verenler var bir de. Mesela kafasını duvara falan vuranlar var. Onların olduğu bölüme aldılar. Ama gazeteciler geldi oraya, basında yayınlandı o. O zaman korktular Allahualem çekindiler. O zaman yeniden aldılar, öbür kapalı bölüme aldılar. Yine kapalı bölüme aldılar. Baktılar baş edemiyorlar. “Artık sen git” dediler. “Sen de kurtul biz de kurtulalım” dediler. On ay tuttuktan sonra bıraktılar.

EBRU ALTAN: Bir de oraya almalarının sebebi de sizin söylediğiniz çok güzel tek bir cümle ve hiçbir suç unsuru olmayan.

ADNAN OKTAR: “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dedim diye.

AYLİN KOCAMAN: Sonra beraat ettiniz.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim ben onun getireyim belgesini de bir görün. Çok ilginç. Aynı savcı önce yirmi dört yıl istiyor. İkinci kere savcıya çıktığımızda savcı mütalaa istedi mahkemeyi sonuçlandıracak. “Bu konuşmada” diyor “hiçbir suç unsuru olmadığı için sanığın beraatına” diyor savcı ya mübarek peki bizi on dokuz ay niye tutuyorsun o zaman, zoruna ne oldu? On dokuz ay. O da çok manidardır onu da söyleyeyim. Bak önce diyor “bu suçu işlemiştir” diyor savcı. On dokuz ay sonra diyor “hiçbir suç unsuru olmadığı için beraatını talep ediyorum” diyor. Şimdi bu da tahliyede bu Başhekim Yıldırım Aktuna’nın odasına götürdüler “elini öpeceksin” dediler. “Ben el öpmem” dedim. “Olmaz” dediler. Gazeteciler hepsi birden “yok ben el öpmem” dedim. Zorla elini kaldırdı. Benim kafam dimdik. Tarihte ilk defa el öptürme vardır böyle. Ta kafa hizasından sakalımın kenarına değdiriyor görüyor musun? Ben kafamı eğdim kenara büktüm sakalıma elini değdirdi. Yani şu el ayasının dışını şöyle sakalıma değdirdi. Ben şöyle yüzümü kenara çektim. Güya el öptürmüş oluyor. Hani hizaya getirmiş oluyorlar. Kendini kandırıyorsun. Bu benim için şereftir.

AYLİN KOCAMAN: Ortamın tehlikesi açısından bu dönemde öldürülenler olduğunu anlatmıştınız. Akıl hastanesinin içinde.

ADNAN OKTAR: Efendim.

AYLİN KOCAMAN: Cinayetler, öldürülenler olduğunu anlatmıştınız. Akıl hastanesinin içinde direkt delilerin.

ADNAN OKTAR: Yedi kişiyi öldürdüler benim dönemimde. Yedi kişiyi bu çelik tepsi ile kafasına vura vura öldürdüler adamları. Sabah kalkıyorduk falancayı öldürmüşler. Ertesi gün sabah kalkıyoruz falancayı öldürmüşler.

EBRU ALTAN: Sizin odanızın kapısı.

ADNAN OKTAR: Benim odamın kapısını kırdı deli. Oraları darmadağın etti. Dedim “bu çok tehlikeli. Bu beni kafaya taktı. Bu bana zarar verebilir” dedim yani “öldürmeye kalkabilir. Yaralamaya kalkabilir. Ben deli ne yapayım şimdi buna?” dedim. Yapılacak bir şeyde yok. “Bizim de yapacağımız bir şey yok” dedi. “O zaman alın buradan götürün.” “Yok, alamayız” dediler. Sonra anlattım ya bir hasta zayıfça bir hasta bunu komaya soktu. Akıl almaz dövdü yani. O saldıran deliyi, o da bayağı iri yarı bir deliydi. Mucize bu. Hastanelik olunca mecburen aldılar hastaneye kaldırdılar o kadar sopa yiyince.

GÜLEN BATURALP: Akıl hastanesinden bazı video görüntüleri var.

ADNAN OKTAR: Çantacı Necmi Ağabey’e Allah sağlık sıhhat versin. O dünya tatlısıdır. Allah rahatsızlığını hemen gidersin. Ona şifa versin. Aslanlar gibi hastaneden çıksın inşaAllah. Ağabeyimizin videosu var mı?

GÜLEN BATURALP: Evet var. Hazırlıyorum.  Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzelliğini. MaşaAllah Allah sana sağlık sıhhat versin. Çok imanlı, çok efendi bir ağabeyimiz.

Dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Belçika’daki kardeşlerimiz bugün İngiliz derin devletine çalışan münafıkların aşağılık faaliyetleri hakkında konuşmuşlar. Ve iman hakikatleri üzerine sohbet etmişler. Kardeşlerimize aynı zamanda Ecrin de yılan taklidi yapan tırtılı anlatmış. Kardeşlerimiz “Hocamızı çok seviyoruz duasını istiyoruz” diyorlar. Ecrin’in yılan taklidi yapan tırtılı anlattığı resmi.

ADNAN OKTAR: Şimdi demin de bir olay gördüm gözlüklüyü yaklaştırsana sen bana. Ev felaket şenlik. O ufaklığı tekrar göstersene gözlüklüyü. Sen benim elime bir geçsen o gözlüğünü de yiyeceğim, o burnunu da ısıracağım senin. Tatlığa bak sen. Alın pırıl pırıl parlıyor. Çok iyi olmuş gayet güzel. Kaderdeki sohbet neyse o sohbeti yapıyorlar. Kaderde herkes nereye oturacaksa o oluyor. Hayrettir. Aslında eğer başıboş olmuş olsaydı insan çok korkunçtu. Allah esirgesin ne olacağı hiç belli değil. Her an her şey olabilir. Başıboş olsa, kader olmasa çok korkunç olurdu dehşet verici. Her an bir felaket. Her an ama kader olunca her şey sağlamda. Her şey güzel. Kaderin nimet yönünü çok iyi değerlendirmek lazım. En büyük nimetlerden biri de kaderdir. Kaderde her şey sağlam oluyor. Her şey hayırla yaratılıyor. Dolayısıyla tedirgin olacağın hiçbir şey olmuyor. Başıboş olsaydı bir düşünün ne kadar korkunç. Her an bela her an bir şey olabilir. O korkudan insan yaşayamazdı. Aklını atar insanın. Ama kadere tabi olununca trene binmişsin gibi. Tren seni alıp götürüyor. Manzaralar görüyorsun hiç sorun olacak hiçbir şey yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey, sizin için en önemli duygu nedir? Çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Güzeller güzeli. Bayağı güzel insansın. Allah güzelliğinle seni uzun yaşatsın, sağlık sıhhat içinde yaşatsın. Cennetle Cemalullah’la Allah’ın rahmeti ile şereflendirsin inşaAllah. En güzel duygu sevgidir tabii. Sevginin üstüne yoktur. Yedinci duygu, yedinci duyu ancak iman ehlinin açık şuurun yaşadığı bir mucizedir. Açık şuur. Bilinç sahibi olan, ruh sahibi olan müminlerin yaşadığı derin duygu, tarif edilemeyen bir zevk.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir insana birçok şans verilir mi?

ADNAN OKTAR: Dünyalar güzelim bu çok yanlış biliniyor. Genç kızları da bu yönde yönlendiriyorlar. Bir kere hak verirsin darmaduman edersin onu.  Olur mu öyle şey, affetmek ne o zaman, şefkat ne, merhamet ne değil mi? Müslümanda var mı öyle bir şey. Bir kere. Tabii ki ikinci de olur, üç de olur, beş de olur. Niçin olmasın? İnsanlık hali hata yapabilir. Bir daha imkan verirsin. Sonunda onu sen kazanıyorsun. İşte o müminlere has bir nimet oluyor. Mesela küfür ne yapıyor? Bir şans veriyor ikincide küt bitiriyor. Mümin ne yapıyor üçüncü, dördüncü, beşinci şansında onu kazanmış oluyor. Şans derken imkan. Yahut yedincide kazanmış oluyor. Zoruna ne oldu bir tanede bitiriyorsun? Niye kapıyorsun bir taneyle kapıyı?

VTR: Selamlar Samsun’dan Adnan Bey. Severek izlediğimiz bir kanal (A9). Benim sorum, dünya genelinde Türk parası ne zaman değer kazanacak? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım hem çok güzel hem çok efendi. Bayağı da aklı başında bir delikanlı. Tipik cennet delikanlısı. Son sevkiyat bunlar, bu yakışıklar, bu güzeller son sevkiyat. Dedim şimdi bir sevkiyat daha gelecek. Zer aleminden akın akın geliyorlar ordu gibi. Aleykümselam yakışıklım. Türk parası hiçbir zaman için değer kazanmaz. Niye? İngiliz derin devleti olduğu için. Adam özel olarak Dolar ve Euro sistemini kurmuş. Onun üzerine bir imparatorluk kurmuş. Ve sistemi bankalarla kapitalist yapı içerisinde acayip bir sistemi oturtmuş. Uzmanlarıyla, elemanlarıyla, profesörleriyle, bilim adamlarıyla sarsılmaz, yıkılmaz bir imparatorluk meydana getirmiş. Mazlum Türk parasının buna gücü yetmesi mümkün değil. Ancak İslam ülkeleri bir araya gelirse Rusya ile birleşirse İsrail’le birleşirse kahredici bir güç oluyor. Şimdi bu güç kendine bir para birimi koydu mu deccaliyetin kurduğu sistem boşa gitmiş olur. Bunun dışında yol yok. Bu da ancak Mehdiyet’le olur. Mehdiyet’in dışında İslam birliğini toplayacak bir şahıs yok. Mehdiyet’in dışında İslam birliğini oluşturacak bir insan yok. Yüz elli yıldan beri olmamış ve olmaz. Sadece Mehdi (as) bu konuda görevlidir. Münafıkların telaşı oradan. Mesela bütün münafıklar Mehdiyet’e karşıdır. Her biri istisnasız. Adam ayrılır ama derki “bir Mehdi bekliyoruz” der. Münafık kendi şahsını da söyleyebilir. “Sen değil şu Mehdi” diyebilir. Diyemiyor. Hepsi Mehdi (as)’ye külliyen karşı. Mehdiyet hadislerine şiddetle karşılar. Tahakkuk ettiğini gördükleri halde, meydana geldiğini gördükleri halde. Aklı ve vicdanı kabul ettiği halde, yıllarca savundukları halde sırf münafıkların o pis karakterinin bir yansıması olarak vicdansızca, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla reddediyorlar, vicdanları kabul ettiği halde.

Evet.

ASLI HANTAL: Londra’da Chatham House’da konuşma yapan Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı’nın Yunanistan ziyareti ile ilgili bir soru üzerine Erdoğan’ı destekleyerek “Lozan Anlaşması’na göre Türkiye’deki azınlıklar kendi liderlerini seçebiliyorlar. Yunanistan’da da Türklerin kendi dini liderlerini seçimle yapmaları gayet doğal, anlaşmanın gereği. Türkiye bu kurala uyduğu halde Yunanistan bu kurala uymuyor” dedi. 

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam Yunanistan’a sevgi kapısını açsın. Bu konuya girmeyelim. Bu tip şeylerden netice alamayız. Mesela Ermenistan’la da yani siyasi tartışmaların hiçbirinden netice alınmaz. Biz istediğimizi konuşalım, inadına doğru bile olsa aksini savunurlar. Öyle olmaz. Sadece sevgi konusundan anlaşmak lazım. Sevgi ve dostluk. Bunları bir kenara bırakmak lazım. Önce sevgiyi halletmek lazım. Sevgi hallolunca bunlar arkasından rahatça gelir. Sevgi hallolmazsa bunlar asla hallolmaz. Hiçbir şekilde hallolmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey. Ben Kayseri’den Özlem. Asıl hutbe makamı Hz. Mehdi (as) midir?

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel acayip şeker. Hutbeyi İslam’ı bilen herkes yapabilir. Herkes hutbe ile sorumludur. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker hutbedir zaten. Allah bütün müminlere bunu farz kılmış. Müminler her zaman küfre karşı dikkat çekecek. Münafıklara dikkat çekecek. İttihat-ı İslam’ı savunacak deccalın dinin geçersizliğini anlatacak. Ama bu anlatımın tabii her yerde hem kitaplarla hem sözlü canlı bir anlatımla tebliğ edilmesi lazım. Israrlı anlatım beyne çok etki yapar. Beyin ilk anlatımı duymaz. İkinciyi ortalı duyar. Üçüncüyü daha net duyar. Beş, yedide dayanamaz beyne o tam oturur o bilgi. Yedinci anlatımda. Tekrarlayan yedi var ya ayette de geçiyor. Yani tekrar çok iyidir. Kuran’da da bol tekrarlar vardır.

Evet, buyurun.

VTR: İnsan şirkten nasıl kurtulabilir?

ADNAN OKTAR: Son zamanlarda gençler hep birbirlerine benziyorlar hemen hemen hepsi sakallı maşaAllah. Bayağı da nurlular benim yakışıklım da öyle çok güzel. Bayağı yakışmış sakalı da. Saç modeli her şey tamam. Görünüş muhteşem. Dikkat edilmesi gerekiyor. Gün içinde sabah kalktığından itibaren sürekli Allah’ın her şeyi yarattığını sık sık kendine hatırlatacak. Onu yapmaya başladığında aklına bereket gelir. Yani o an bereket başlar. O insan metafizik bir varlığa dönüşür. Yani sesiz sedasız metafizik özellik kazanır. Bunun sonucundan işleri rast gider. İşleri düzgün gider. Her şeyde isabet kaydeder. Eğer tebliğ yapıyorsa ve bitmediyse tebliğ ölmez. Bakın bu çok önemli. Tebliğ yapıyor ve tebliğ bitmediyse ölmez. Ömrü uzun olur. Mesela bak bütün peygamberlerde falan öyledir. Görevi bitmediği için hepsinin ömrü uzun olmuştur. Allah muhafaza tebliğini engelleyecek hastalık olmaz. Bu çok önemli. Tebliğini önleyecek hastalık olmaz. Tebliğini yapabilecek şekilde olur. Mesela bak Yunus (as) şirke benzer bir karar aldı biliyorsunuz. “Ben yapamayacağım” dedi. Allah “git tebliğe, yap” dedi. “Ben yapamayacağım, dinlemiyorlar beni” dedi. Dinletecek olan Allah, dinlemiyorlarsa Allah dinletmiyor. Niye moralin bozuluyor dönme mübarek. Güzeller güzeli niye dönüyorsun? Gemiye biniyor o küskünlük, kızgınlıkla. Gemidekiler önce bir şey demiyorlar. Yola çıkıyorlar. Hiç adeti değilken denizin, hava akıl almaz bozuyor. Muazzam bir lodos, deniz acayip çalkalanmaya başlıyor. Adamlar diyor ki “bu normal bir gelişme değil. Aramızda bir uğursuz var” diyorlar. “Bir uğursuzluk var bir fevkaladelik var. Bu makul bir şey değil” diyorlar. Çünkü hiç ummadık bir şey olmayan bir şey oluyor. “Bunu da bizim tespit etmemiz mümkün değil. Bunu kura ile anlayabiliriz” diyor “kura atalım kurada o belli olur” diyorlar. Herkesin ismini yazıyorlar. Böyle kaba koyuyorlar. Şöyle şöyle çalkalayıp çektiriyorlar. Çekince Yunus (as)’un ismi çıkıyor kağıtta. “Arkadaş sen kusura bakma” diyorlar. “Hepimiz öleceğiz senin yüzünden” diyorlar. “Sende -haşa- bir uğursuzluk var” diyorlar. “Seni denize atacağız” diyorlar. Yunus (as) direniyor direnmesine rağmen denize atıyorlar. Akıl almaz bir şok geçiriyor. Dalgalı deniz zaten, çok şiddetli dalgalanıyor. Yüzmek için uğraşırken bu sefer de kocaman bir balık çıkıyor. Ağızını açıp yutuyor. Allah diyor ayette “karanlıklar içinde kalmıştı.” “Ya Rabbi Senden başka baki olan yok” diyor. Entel baki. Allahümme entel baki. Sürekli onu söylüyor. “Ya Rabbi beni afet. Ben hata yaptım, ben hata yaptım. Bir daha kesin yapmayacağım” diyor. Defalarca ama söylüyor, bir kere, iki kere, on kere, yüz kere değil. Allahümme entel baki. Allahümme entel baki. Sonra Cenab-ı Allah onu deniz kenarına götürüyor. Balık deniz kenarına gidiyor. Balık onu ağzından dışarıya atıyor. Normalde balık yutamaz öyle bir şeyi zaten. Yani o irilikte bir şeyi yutamaz. Atıyor ama üstünde başında elbise kalmamış oluyor. Hiçbir şey yok. Çıplak ve baygın bir şekilde atıyor denizin kenarına. Ondan sonra orada kabak bitkisi gibi genişçe bir bitki bitirtiyor. Orada bir bitki o anda Allah oluşturuyor ama aklın ihtiyarını almaz. Orada duruyor da olabilir bitki bir başkası açısından. Böyle şeyler hiç akıl ihtiyarı kalkmaz. O bitkiyi alıyor onunla örtünüyor. Edep yerini örtüyor. Muazzam bir pişmanlıkla hemen koşarak Ninova’ya gidiyor. Yeniden tebliğe. Akıl almaz bir şevk, akıl almaz bir gayret ile ihlasla yaptığı için bütün Ninova peygamberliğini kabul ediyor. Bak şevk ve heyecanın önemini görüyor musun? İllaki bu gerekir. Daha önce şevki yok. Ama o olayda şevki muazzam artıyor.

AYLİN KOCAMAN: İmtihan da gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela orada balık, çok nadir balık, insanı yutma vakaları var. Yaklaşık tarih içerisinde kaydedilmiş dört vaka var bildiğim. Hatta bir tanesini balık yutmuş vücudu bembeyaz olmuş balığın mide öz sularından dolayı. Yani erime yapmış cilt üst tarafında öyle vakalar var.

Peygamberler genellikle uzun yaşarlar. Mesela Hz. Şit (as) 912 yıl yaşadı. Hz. İdris (as) 165 yaşında vefat etti, Hz. Hud (as) 464 yaşında, Hz. Salih (as) 258, Hz. İshak (as) 185, Hz. İsmail (as) 137, Hz. İbrahim (as) 200 yaşındaydı vefat ettiğinde. Hz. Yakup (as) 147 yaşında Hz. İsrail (as), Hz. Yusuf (as) 120, Hz. Eyüp (as) 93.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Almanya’daki kardeşlerimiz bugünkü sohbetlerinde, Kuran’da dua ve sabır konularını işlemişler. ‘Kuran’ın hayata sunduğu güzellikler’ kitabınızdan okuyup, tebliğde güvenilir olma konusunu tefekkür etmişler.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi orda ben muazzam güzellikler gördüm. Şu minik bir kere çok tatlı ama benim canlarım bu nedir bu güzellik böyle. Biraz sarsıcı bir güzellik. Bir dört kişi daha gördüm yan yana, beş. Evet, beşi de birbirinden güzel maşaAllah. Şimdi yakında onlar da gelir.

Münafıklar, Allah onları yalnız bırakıyor. Lağımdan insan tiksinir ama münafıktan lağımdan daha fazla tiksiniyor insanlar. Hiç yanaşmıyor, domuz pisliği gibi görüyorlar. Bak dikkat ediyorum, kafirde bile böyle bir şey olmaz. Kafirin bile etrafında adam olur. Münafıkların etrafında bir kişi olmuyor. Felaket bir tiksinme. Yanlarında hiçbir kadın olmuyor. Ancak kadın kılığına girmiş iblis dışında, kadın kılığına girmiş trans iblis dışında hiç kimse yanaşmıyor. Ancak işte paralı fahişe falan olursa belki. Bak bu Allah’tan onlara çok büyük bir bela ve işaret. Bu işarettir işte. “Münafık nerden bellidir?” diyor. Al sana işaret. Pisliksiniz ve bütün millet tiksiniyor sizden, haklı nedenlerle ve hiç kimse yanaşmıyor. Birdenbire Allah üzerinizde bir tiksinti meydana getirdi ve herkes istisnasız tiksiniyor. Küfür bile tiksiniyor. Öbür eski nesil münafıklar da tiksiniyor. Onlar da birbirinden tiksiniyor. Hayır, it kopuk bile bak, eski homoseksüeller, hırsızlar da bunlarla görüşmüyor. Eski hırsız arkadaşları, eski homoseksüel, soyguncu arkadaşları da bunlarla görüşmüyor. O kadar haysiyetsiz, pislikler yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Savaşların arkasında kim var?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, savaş normalde halktan insanlar asla ve asla kabul etmezler. Savaş müthiş nefret edecekleri bir şey. Kan gövdeyi götürüyor, toplar, tanklar. Topluca karar alınması gerekiyor bunun olması için, deccaliyetin devrede olması lazım. İnsanların üstüne gidiyor, ülkelerin üstüne gidiyor. “Hadi kendinizi koruyun” diyor. Savaşı deccal çıkartır. Gariban insanlar da o saldırıya karşı kendilerini korurlar ve sonunda kan akar. Deccal de amacına ulaşmış olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Devlet, PKK’ya karşı daha fazla nasıl önlem alabilir?

ADNAN OKTAR: Bir kere halkı da bu işin içine sokmak lazım. Halk da bu savaşın içine girmesi lazım, meşru ve legal olarak. Halkın istihbaratta ve savunmada da görev alması gerekiyor. Mesela bir yerde çatışma olduğunda halka da silah verip, o anda yani lokal çatışmalarda halkı da çatışmanın içine sokması lazım. Mesela 10 asker savaşıyor ama orada 100 kişi var. 100 kişiye daha silah verirsen, 110 kişi olur. 110 kişi birden çatışır ve büyük başarı olur. Burada bir elastikiyet gerekiyor, bir de PKK’nın geçiş noktalarına bomba düzeneği yerleştirilebilir. Ona da gösterilir. Dersin “bak buralarda bomba kullanacağız. Eğer geçersen buna müsaade etmeyiz.” Her yeri tıkamak lazım; geçitlerini, yollarını, her yeri tıkamak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erkekler mi yoksa kadınlar mı daha samimi ilişkiler kurar?

ADNAN OKTAR: Kadınlar tabii daha sevginin üstadıdırlar. Sevginin uzmanı kadınlardır, tutkunun uzmanı da kadınlardır. Asıl alıcısı da onlardır. Erkek kadındaki tutkuyu seyreder, derinliği seyreder, aşkı seyreder. Onu seyrederken ona aşk ve tutkuyu sunar. Ama asıl membaı, kaynağı kadınlardır aşkın, tutkunun kaynağı. Üstadı da kadınlardır. Allah onlara özel yetenek, özel güç vermiştir. Hayret edecek bir güç vermiştir. Uçsuz bucaksız bir deniz gibidir sevgileri ama kadın ruhu kolayca ele alınan, kolayca bağlantı kurulan bir ruh değildir. Kadın önce güven ister, saygı ister, değer verilmek ister. Egoist, bencil bir insanı kadın sevemez. Allah’a kendini teslim etmemiş bir insanı kadın sevemez yani gücü yetmez. İstese de yapamaz. Çünkü Allah kilitler. Bir egoisti, bencili Allah sevdirmez. İstediği kadar güzel olsun, ne olursa olsun. Akıllı bir erkek çok detaylarıyla görmesi gerekir, ince ince. Kirpiklerinden tut, yüzündeki o derin ifadenin en ince kıvrımlarına kadar hepsini bilmesi gerekir. Çünkü Allah’ın sanatı takdir edilmek içindir. Allah’ın sanatını adam takdir edemiyorsa, kadın da bu takdiri göremiyorsa sevgisini yöneltemez kadın. Bak, Allah takdir edilmek ister. Allah’ın tecellisi olan kadın da takdir edilmek ister. O takdir, iyi teşhisle, iyi görmeyle olur. Bir sanatçı gibi, o detayları görmek ve o detaylardan müthiş bir heyecan duymak. Mesela güzel bir tabloyu gördüğünde insan nasıl heyecan duyuyor, güzel bir çiçeği gördüğünde nasıl heyecan duyuyor? Kadın güzelliğini gördüğünde de akıllı bir erkeğin, samimi heyecan duyması lazım. Böyle yapmacık, hasta tiplerin yaptığı oyunlar tabii kadınlar için çok büyük bir eziyettir. Mesela kadın kapıdan içeriye giriyor, baygınlık geçiriyor gibi yapıyor. Kadın süslenmiş, geri geri duvarlara gidiyor, gözlerini açıyor, “inanamıyorum” falan diyor. “Ne oldu?” diyor. “Sen” diyor. “Ne oldu bana?” diyor. “Sen” diyor. Kadın azılı deliyle karşı karşıya olduğunu anlıyor. Ömür boyu onun deliliğini unutmaz. Manyak olana bir kere teşhis koydu mu o yedi sülalesi gelse, o raporu bozamaz bir daha. Kadın deli raporunu verdi mi bittin yani. Pardonu olmaz onun. Çünkü normal bir adam onu yapmaz. O kadar yapmacıklık, o kadar dangal hareket normal bir şey değil. Veyahut kütlük. Adamın haberi yok mesela dünya güzeli, acayip güzel. Mesela ayıya bir gül demetini getirsen hayvan, anlamsız anlamsız güle yaklaşır, hafifçe bir koklar. Sonra geri döner, işine gücüne bakar, orada et arar, bir şeyler arar. Öyle küt adamları da kadınlar hemen teşhis ederler. Ondan sonra onun yok ensesi şöyleymiş, sırtı şöyleymiş, kulağı şöyleymiş hiç ilgilendirmez. Dolayısıyla kadınlar, sevgide merkez, üstattırlar. Tutkunun padişahı değil de kraliçesidir onlar. Tutkunun kraliçesidir. Eğer erkek, tutkuyu ona sunabilirse, onu o zaman işte padişah konumuna getirecek kadın olur. Yani yetki kadındadır. Erkek tek başına hiçbir şey yapamaz hiç. Tutkuyu asla yaşayamaz ve hiçbir şey yapmaz. Kadın sunduğunda yaşayabilir. Ancak kadını beğenmekle mükelleftir erkek ama beğenildiğini anladığında da kadın tabii buram buram tutkuyu sunar. Fakat hata kabul etmez kadın. Yani asla hata yapılmaması lazım. Çok özenli, çok intizamlı bir ahlak gösterilmesi lazım. İşte affedicilik orada devreye giriyor. Mümin kadın affedici ve elastiki olduğu için, İslam gözüyle baktığı için bir hata olsa bile telafisi cihetine gidebilir, düzeltebilir. Anlamaya çalışır, olgundur ama küfri kafayla baktı mı bir kadın, o takılma olayın, sevginin sonudur. O takılma olduktan sonra konu kapanmış olur. Geri dönüşü olmayacak şekilde kopma meydana gelir. Ama imanlıysa kadın, onu çok rahat aşar. Ve Allah’tan korkuyorsa, Allah’ı seviyorsa çok rahat aşar ama cahiliye kafası varsa, iradesi zayıfsa yanlış anladığı bir şeyi affedemeyeceği için ilerleyemez. O onun kopma noktasıdır. Kendini de öldürür, sevgisini de öldürür manen. Ve artık bir nevi ceset haline getirir kendini. Bak iman zafiyetinin meydana getirdiği bela budur. Çünkü öbür türlü ne oluyor adamda? Gurur oluyor, kibir oluyor, enaniyet, büyüklük hissi oluyor, affetmeme düşüncesi meydana geliyor. Kalp hastalanır ve kilitlenir. Dolayısıyla müminin kafasının zenginliği, imanın, şefkatin, sevginin rahatça gelişmesine sebep olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erzurum Fen Lisesi’nde okuyoruz. Damla, benim de ismim Öznur. Arkadaş arasında en çok yanlış anlaşılmalar oluyor veya neden yanlış anlaşılmalar oluyor? Bu aslında farklı yerlerden gelmekten de kaynaklanıyor. Herkesin farklı gelenekleri, görenekleri olduğu için bunlar bazen iyi karşılanmıyor veya siyasi görüşler olsun, diğer görüşler olsun, güzel olmuyor, anlaşmazlıklar oluyor.

ADNAN OKTAR: Her ikiniz de çok çok güzelsiniz. Bir de bayağı karakterlisiniz. Yüzünüzde çok güzel şahsiyet var. Çok beğenilecek hoş, güzel kızlarsınız. Yaşınız da küçük gördüğüm kadarıyla ama kısa bir süre sonra kocaman delikanlı kız olacaksınız. İkiniz de saygın, çok sevilen, değerli insanlar olacaksınız. Öyle görünüyor inşaAllah. Fikir anlaşmazlığı, düşünce anlaşmazlığı anayasada anlaşma olmadığından kaynaklanır. Halbuki Allah anayasada anlaşma sağlıyor müminlere. Diyor ki, “Ben size bir kitap göndereceğim, bu anayasa olacak. Bunda anlaşırsanız dost olursunuz.” diyor. Kuran’daki anayasada biz anlaştığımızda, müminlerle tam anlamıyla dost oluyoruz ve her konuda anlaşıyoruz. Mesela diyoruz ki, “Allah şöyle diyor” diyoruz. “Buna göre bunu böyle yapalım.” “Doğru” diyor iki taraf da anlaşıyor. Sonra yine anlaşılamayan bir konu oluyor.” Bak Allah bu konuyu şöyle açıklamış. İkimizin bunu bu şekilde halletmesi gerekiyor” diyoruz. “Doğru” diyor, iki taraf da anlaşıyor. Tek anayasa olunca çok kolay ama sonsuz anayasa olunca, dünyadaki insan sayısınca anayasa olunca insanların anlaşması mümkün olmaz. Siyasi görüş, görenek, yetenek, gelenek, ödenek, düzenek. Say da say, ucu sonu, arkası önü gelmez. Her konudan anlaşmazlık çıkar. Egoistlik ve bencillik ön plana gelir. Ve hiçbir konuda insan, hiçbir şekilde anlaşamaz. Ve sürekli huzursuz, acı içerisinde ve yalnız olur. O yüzden Kuran’daki anayasada müminlerin, Müslümanların anlaşması lazım. “Evet, arkadaş ben Kuran’ı kabul ediyorum. Sen de kabul ediyorsun” dediğinde konu biter.  

GÜLEN BATURALP: Ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.” (Furkan Suresi, 33) diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Anayasaya baktığımızda hep mesela bak, ben arkadaşlarımla konuşuyorum. Bizim anlaşamadığımız hiçbir konu olmuyor. Kuran’a göre bakıyoruz. “Kuran’da Allah böyle diyor” diyoruz. “Evet” diyor herkes tamam, konu bitiyor. Ama mesela kafirle anlaşamazsın, adam bambaşka bir kafada. Yahut cahiliye kafasında bir adamla anlaşamazsın. Münafıkla hiç kimse anlaşamıyor. Münafık kendi arasında da anlaşamıyor. Çünkü münafık Allah’a savaş açtığı için sinsice. Kendi aralarında da anlaşamaz münafık.

Güzellik Allah’tan, iyilik Allah’tan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey sanatçı yönünüzü ne zaman keşfettiniz?

ADNAN OKTAR: Severim ben sizi iki arkadaş ikiniz de çok güzelsiniz. Dünyalar tatlısısınız siz. İlkokulda köyde bahçede çamın altında resim yapıyordum. Resim defterim vardı karakalem ama karakalem resim yapıyordum. Kara erik vardı kara erik ve çam ağacı karşı tarafta da elma ağacı vardı büyük, çok büyük dev elma ağacı vardı. Daha önce ortada da varmış bir elma ağacı onu kesmişler yazık etmişler. Ama o mürdüm eriği, kara mürdüm eriği ilk önce zehir zemberek tadı çok berbat oluyordu sonra tadı çok güzel oluyordu ileriki zamanlarda. Bir de ırmağa sarkan vişne ağacı vardı. Dalları ırmağa doğruydu. Irmak da kardeşim ırmaktı yani maşaAllah çaka çaka balık dolu idi. Çerkez köyü olduğu için Çerkezler balığa itibar etmiyorlardı artık ne var ne yok hepsini topluyorduk balıkların. Oltayı attığında şakır şakır geliyorlardı hemen. Mantar dibine kadar hemen gidiyordu böyle şıkır şıkır şıkır çırpınarak balık çıkıyordu. Tereyağında güzel ala kızartıyorduk ye babam ye. O zamanlar yapıyordum resim ta. Yine yağlı boya bir hanım kardeşimizin resmini daha bitirmek üzereyim, güzel bir tablo oluyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İmanda dalgalanma yani azalmanın önüne nasıl geçebiliriz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bir kere insanlarda mantıklı düşünme eğilimi var. Mantıkla düşünme şöyle diyeyim mesela esnaf vardır dürüst esnaf vardır bir de üçkağıtçı esnaf vardır. O böyle çok berbat bir mantık geliştirir, üçkağıtçı esnaf mantığı. Halkta da bir normal mantık vardır bir de şizoit yahut şizofren şüpheci mantık vardır. Halbuki düz akılda Allah’ın varlığı hemen zaten çok sarih geri dönüşü imkansız halde görülüyor. Yani dalgalanma olacak gibi değil durum. Sen elips şeklinde bir ekranın başında oturuyorsan nereye dalgalanıyor imanın? Elips şeklinde bir ekranın içinde oturuyorsun ve bu film devam ediyor senin iraden dışında sen de diyorsun ki; “imanım dalgalanıyor” arkadaş için demiyorum yakışıklım için demiyorum genelde. Mümkün değil, ruh sahibinin ikinci bir ihtimali düşünmesi yani ciddi tasarlayarak düşünmesi on saniyede falan Allah canını alır, beş on saniyede aklını kaybeder, on saniye sürmez. Mümin imanı hiç bırakamaz hiç. Ama öyle sıradan bir felsefeci bir şey der ona nasıl cevap vereceğini düşünebilir yani kaale alarak değil. Mesela birisi bir şey söyler ona nasıl cevap vereyim diye düşünebilir. Ama bilinçli ve şuurlu olarak Allah aleyhine mümin on saniye bile düşünemez bir anda beyninin ışığı söner. Aklını kaybeder öyle bir şey olmaz. Yakışıklım kendine hiç dokunmazsan samimi olursan hiçbir şey olmaz. Ama kendini zorlamaya kalkarsan, bozmaya çalışırsan fıtratını dengen bozulur, kendini doğal haline, samimi haline bırakırsan Allah’ı samimi düşünürsen, samimi bağlantına devam edersen zaten seni Allah öyle bir şeye bırakmaz. Ruh sahibini öyle bir şeyin içine çekmez Allah. Allah’ın adetullahında öyle bir şey yoktur. Mümini imansızlığa çekmez Allah öyle bir şey yapmaz imtihan eder ama öyle bir şey yapmaz. Dolayısıyla Cübbeli diyor ya “ölürken şeytan gırtlağımıza yapışacak imanımızı kaybetme tehlikesi” öyle bir şey olmaz mümkün değil. Müminin zaten onu isteyecek gücü yok. İsteyecek yeteneği ve gücü yoktur müminin yaratılıştan öyle bir şeyi yok yapamaz beyninin gücü yetmez buna, aklının gücü yetmez böyle bir şeye, öyle bir güçle yaratmıyor Allah mümini. Ama kafirin ve münafığın gece gündüz kafası buraya göre çalışır cayır cayır ona göre yaratılmıştır onlar. Ama müminde öyle bir şey yok.

Mesela Peygamber Efendimiz (sav) çok  aklı başında halimdi. İmani konulara çok akılcı yaklaşıyordu. Ama münafıklar çok züppe ve kendilerini uyanık böyle ilkel düşünen sahtekar esnaf dolandırıcı kafasındaydılar. Mesela Peygamberimiz (sav) evrime karşıydı. O devirde bütün müşrikler evrimle yaratılmayı savunuyorlardı. O, Sümerlerden kalma Akatlardan kalma Asurlardan kalma düşünce Sasanilerde de yaygındı o sapkın inanç. Hemen hemen hepsi evrimciydi. Peygamberimiz (sav) de evrimin olmadığını, Allah’ın yarattığını, yaratılışı savunuyordu. Mesela o devrin Darwinistlerinden, evrimcilerinden ateist olan  imansız olan Übeyy Bin Halef, eline çürük çürümüş kemiğin tozlarını alıp geldi Peygamberimiz (sav)’e çürük kemik tozu böyle ufalamış elinde de kemiğin tozunu ezmiş çürük ama zaten kemik tozu. Resullullah (sav)’ın yüzüne yakınına gelince üflüyor böyle suratına saygısız köpek “Ey Muhammed” diyor “Allah buna mı, hayat verecek?” diyor bak ahmağa bak halbuki beyninin içinde üflüyor onu akıl edemiyor beyinsiz. Beyninin içinde gördüğünden haberi yok onun. Peygamber (sav)’in ona gösterildiğinin görüntü olarak gösterildiğinden de haberi yok ahmak yani klasik beyinsiz. Bunun üzerine Yasin Suresi’nin 78 ve 79’uncu ayetleri nazil oldu vahiy geldi Peygamberimiz (sav)’e “Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." Peygamberimiz (sav)’e vahiy geliyor.

Utbe Bin Ebu Vakkas Peygamberimiz (sav)’in dişini kıran şu ön dişle azı dişi arasındaki diş var ya o dişi kırdı. Peygamberimiz (sav)’in o dişini kırdı bu kahpe. Utbe ucubeden aklına gelsin Utbe, Utbe Bin Ebu Vakkas.  Abdullah b. Şihâbu´z-Zührîise Peygamberimiz (sav)’in alnını yaraladı, alnını. İbn Kamia da yanağının üst tarafını yaraladı. Üç yerden yara aldı Peygamberimiz (sav). Miğferinin halkalarından  iki halkası o kılıcı vurunca Peygamberimiz (sav)’in yanağına girdi, o metal halkalar var ya yanağının üst tarafına girdi. Peygamberimiz (sav), Ebu Amir Fasık, Uhud’da Müslümanları düşürmek için kazdığı, kazdırdığı çukurlardan birinin içine düştü. Hz. Ali (kv) Peygamberimiz (sav)’i elinden tuttu, Talha Bin Ubeydullah da ayağa kaldırıp çukurdan çıkardı. Peygamberimiz (sav)’i çukura düşürdüler yapmadık adilik ahlaksızlık etmedik oyun tuzak yok münafıklarda, alçaklarda. Ebu Ubeyde Peygamberimiz (sav)’in yanağına giren halkaları nezaketi ile çıkartan kişidir inşaAllah. Peygamberimiz (sav) yüzünün kanını sildi. Tabii yiğide yakışan o “Kendilerini Rablerine imana davet ederken Peygamberlerin yüzünü kana bulayan bir kavim nasıl felah bulur?” diyor Peygamberimiz (sav). Yüce Allah hemen ayet indirdi  “Ey Resulüm kulların işinden hiçbir şey sana ait değildir.” Yani o yaralamayı, maşaAllah. “Allah ya onların tövbelerini kabul eder ya da onları zalim oldukları için azaplandırır.”  Çok uzun bir kaynak verilmiş. Yani “onu Ben yaptım” diyor Allah yani “kul yapamaz onu” diyor  inşaAllah.

Peygamberimiz  (sav) dünya tatlısı maşaAllah. Bak eli yüzü kan revan içinde dişini de kırmışlar buna rağmen yine de kendi kavmi için bağışlanma diliyor Allah’tan. “Çünkü onlar bilmiyorlar” diyor müşrikler daha İslam yeni tebliğ edildiği için adamlar hayvan gibi akılsız onlara dua ediyor. Daha tebliğ yeni geldiği için “bilmiyorlar” diyor “çünkü daha yeni tebliğ yapmadım anlatmadım onun için bu anormallikleri yapıyorlar” diyor  maşaAllah.

Sa’d İbni Vakkas akıl almaz öfkeleniyor Peygamberimiz (sav)’in yaralandığını gördüğünde Utbe Bin Ebu Vakkas’ı feci şekilde öldürüyor Peygamberimiz (sav)’i yaralayan adamı. Bu Ebu Cehil bayağı psikopat bir adam Resulullah (sav) namaz kılarken Peygamberimiz (sav)secdede iken çok büyük bir kaya alıyor başına vurmak üzere havaya kaldırıyor böyle dev bir kaya ağır bu sefer eli yukarıda kasılıyor. Kas kasılması oluyor elini indiremiyor kalıyor o şekilde. Peygamberimiz (sav) de çok tatlı tabii namazı sakince kılıyor bitiriyor bakıyor adam eli havada duruyor.  

Sahabe çok imanlı maşaAllah. Savaşta Peygamberimiz (sav)’in fedaisi olarak yer alan kabadayılardan bir tanesi, sahabe şehit olmak üzere son nefesini verirken yani can çekişirken Peygamberimiz (sav) yanına yaklaşıyor. Peygamberimiz (sav)’in gözüne bakıyor maşaAllah “Allah’a ısmarladık” diyor “inşaAllah cennette buluşuruz Ya Resulullah” diyor maşaAllah. Bak görüyor musun, güzelliği? “Allah’a ısmarladık” diyor “inşaAllah cennette buluşuruz” diyor Peygamberimiz (sav)’e sevgi ile bakıyor “Ya Resulullah bu canın ne kıymeti var ki yoluna feda edilmesin” diyor maşaAllah. Dünyanın en mükemmel kabadayıları o devirde işte maşaAllah.

Kızı Fatıma da bayağı kabadayı Peygamberimiz (sav)’in maşaAllah. O alçaklar Peygamberimiz (sav) secdede iken sırtına deve işkembesi koyuyorlar, kokuşmuş deve işkembesi, kızı koşup gelip alıp koyan adamın suratına vuruyor. Süper olmuş.

Ne psikopat adamlar hayret. Peygamberimiz (sav)’e ok atıldığında okun havada geldiğini gören Talha Bin Ubeydullah elini tutuyor Peygamberimiz (sav)’in kafasına doğru eline giriyor ok maşaAllah. O yüzden eli çolak kalıyor ne büyük şeref ömrü boyunca. Delikanlıya yakışan odur. O lakabıyla tanınıyor Topal Hasan diyorlar böyle kabadayılık alameti savaşta olmuş müthiş bir şey. Savaşta seksene yakın yara almış kabadayıyı görüyor musun? Buna rağmen Resulullah (sav)’ın yanından hiç ayrılmamış onu korumaya çalışmış. Kan kaybından bayılmış Talha bin Ubeydullah ayılır ayılmaz ilk soru yine Resululah (sav)’ı soruyormuş. “Ne yapıyor Peygamberimiz (sav) nasıl?” diye. O devirde kan verme yok. Artık çok zor bir durum. Tabii bunlar çok güzel Allah müthiş nimet veriyor. Onlara kabadayılık yapmak, yiğitlik yapmak imkanı veriyor. Kimseye nasip olmaz kolay kolay. Ama kızının yamanlığını görüyor musun? Koca deve işkembesi zor bir şey o acayip hırslanmış adamın suratına vurduğuyla adamın dengesi de. Çok şahane olmuş.

Peygamberimiz (sav)’in kıymeti pek bilinmiyor yüzeysel anlatıyorlar. İşte deve dikeni koydular. Kardeşim bütün bu olayları niye anlatmıyorsunuz. Ucu bucağı yok niye gizliyorsunuz bunları. Kerametlerini gizlerler, ehli beytinden bahsetmezler, Hz. Ali (kv)’den bahsetmezler. Bu nasıl bir kafadır? Bu nedir zorunuz? 

GÜLBAHAR KÖSE: Hanımlarından da hiç bahsetmezler.

ADNAN OKTAR Hanımlarından bahsetmiyorlar. Nedir zorunuz?

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden dünyada Müslümanlara terörist gözüyle bakıyorlar?

ADNAN OKTAR Güzel yüzlüm hepsi değil ama epey bir bölümü terörist hakikaten. Çünkü bak ne diyor? “Sakalını keseni ben öldürürüm” diyor. Türkiye’nin yüzde doksan beşi sakalını kesiyor ne yapalım, niye öldürüyorsun yani? Ne demek bu? “Namaz kılmayanı öldürürüm” diyor. Teröristtir bu. Cellatlık bu, katillik. Sana ne kılar veya kılmaz. “İçki içeni öldürürüm” diyor sana ne adam içer veya içmez. Nereden geliyor sana öldürme hakkı? Bunlar terördür, bunlar şiddettir. Ama Kuran Müslümanı eğer terörist ilan ediliyorsa onu söyleyen kendi terörist olur. Ahlaksızlık bu çünkü Kuran Müslümanlığı merhamet, şefkat, güzellik, iyilik, akıl üzerine kuruludur. Ve kimsenin dinine müdahale yoktur. “Senin dinin sana benim dinim bana” Kul yâ eyyühel kâfirûn. “Ey kafirler!” “De ki kafirlere” diyor değil mi? “sizin dininiz size benim dinim bana” bitti.  Tek ayet yeterli, ben sizin dininize karışmam siz de benim dinime karışmayın diyor. Ne karışıyorsun adamın ne yaptığına sana ne?  Allah yine diyor ki bak “dinde” şeytandan Allah’a sığınırım “İslam’da zorlama yoktur.” “Olur mu?” diyor “ben zorlarım” diyor. Sen zorlarsan seni de zorlayan olur o zaman. Olmaz.

Musab bin Umayr delikanlıya bak kabadayıya bak. Uhud Savaşı’nda bir kılıç darbesiyle sağ kolunu kaybediyor ardından sancağı sol koluna alıyor. Kabadayıya bak. İnsan sağ kolunu kaybetti mi bitti yani. Değil mi savaştan çekilir. Öbür koluna alıyor ikici bir kılıç darbesiyle sol kolunu da kaybedince bu haliyle kendisini Peygamber (sav)’e siper yapıyor. İki kolu kopmuş bu ne demek? Bin tane yürek gerekir böyle delikanlılık yapmak için maşaAllah. Sonra bir mızrak atıyorlar Peygamberimiz (sav)’e atıyorlar önüne geldiği için mızrak ona geliyor. Ve şehit oluyor çok büyük bir şeref. Tabii bu insan doğrudan cennete gidiyor. Böyle yiğit, böyle kabadayı. Çünkü en yüksek vicdan özelliği gösteriyor artık aşkın, vicdanın en yükseğini gösteriyor. Egoistlik bencillik tamamen gitmiş. Ve can aziz canını veriyor artık. Bir de sağ kol gidince insan ne olur? Felç olur insan değil mi? Bak sol koluna alınca yine devam ediyor daha hala bedenini tutuyor bu sefer de.

Ümmü Cemil acayip bir öfkeyle Peygamberimiz (sav)’e saldırmak üzere gelmiş. Ebubekir (ra) yanında oturuyormuş, beraber oturuyorlarmış. Peygamberimiz (sav)’i soruyormuş “Nerede Peygamber?” diyormuş. Yanında oturduğu halde göremiyormuş. Çok acayip. “Beni hicvetmiş. Görürsem bu taşı onun ağzına vuracağım” demiş. Ama yanında oturduğu halde görememiş Peygamber (sav)’i. Alenen mucize bu. Bunlardan kimsenin haberi yok insanların. Gece gündüz anlatmak lazım.

Fatih bir lakaptır biliyorsunuz. Hz. Mehdi (as) de bütün İslam alemini deccaliyetten geri alıp fethedecek inşaAllah. Bunu göreceğiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’a göre örtünmek nasıl olur?

ADNAN OKTAR: O anda da bak o tür hanımlar rast gelmiş Allah’ın hikmeti. Canımın içi güzel yüzlüm sen çok güzel hoş bir kızsın. Ama makul göründüğün şekil normal bir kıyafet giymişsin. Seni rahatsız eden olacağını zannetmiyorum. Seni tehdit itibarıyla da rahatsız eden olmaz. O senin şahsi kanaatin bakarsın eğer rahatsız eden yoksa böyle gezersin kimse de karışmaz gayet normal. Ama bazı genç kılar var mesela çok güzel olur bakımlıdır dekolte de giyinir çıkar dışarıya ama adamlar rahatsız eder, insanlar rahatsız eder işte böyle bir durumda genişçe rahat bir elbiseyle o dekoltesini örtmesi lazım mümin kadının. Yani Kuran’daki cilbap ayeti zaten dekolteyi kabul ediyor Cenab-ı Allah “dekolteniz var” diyor “dekoltenizi cilbapla örtün” diyor. Zaten dekoltenin var olduğuna dair ayettir cilbap ayeti. Dekolteyi açıkça kabul eden bir ayettir. Allah orada söylüyor. “Dekoltenizi cilbapla örtün.” Mümin kadın dekolte zaten. Ama “güvendeyseniz yine dekolte giyebilirsiniz” diyor Allah. Ama “güven yoksa örtünün, genişçe bir örtüyle örtünün size kimse kötülük etmesin” diyor. Örtünün faydası budur. Hükmü de budur, benim güzel yüzlüme zannediyorum anlattığım yeterli olmuştur.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Trump’un Çarşamba günü Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabulünün ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplandı. Konseyde ABD’nin kararı Birleşmiş Milletler üyeleri tarafından reddedildi.

ADNAN OKTAR: Tamam hukuki delil çıkmış. Trupm da bu hukuki delile uymakla mükellef. Öbür türlü hukuku çiğnemiş olur. Çünkü orası bir mahkeme, mahkeme kararı vermiş bütün dünya milletleri adına karar verilmiş. Amerika bunun aksini yapmaz artık. Trump’tan ricamız o hükmü kaldırsın. Yoksa bu kargaşa devam edecek. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Kitap okumayı sevmeyen birilerine neler tavsiye edersiniz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım şimdi kitap okuma insanı sıkar. Yani  işte “Tolstoy’u okuyacaksın” diyor adamı afakanlar basar. Oku oku adam zamanında yazmış kafasına ne geldiyse. Daral gelir adama. Yahut Kafka’nın bunalımlarını dinlemek adam nasıl uğraşsın onunla? Adamın bir gözü aşağı bir gözü yukarı gidiyor kitap okuduktan sonra. Darmadağın oluyor. Eziyet, eziyet. Şimdi kitap okuma niçin olur? Bir kere onu diyeceksin. Diyeceksin “sen kitap okursan kültürlü olursun, görgülü olursun, kelime hazinen genişler, irticalen güzel konuşursun. Dünyayı iyi tanırsın, Allah’ı iyi tanırsın, Kuran’ı iyi anlarsın. Allah’ın sanatını fark edersin. Dolayısıyla aranan klas, hoş bir insan olursun. O yüzden genel kültürünü artıracak kitaplar oku” dersen adam severek ve isteyerek okur. Ama diyor ki “roman okuman şart.” Niye? İşte “roman okuyan iyidir. Okumak iyidir.” Niye? Belli değil işte oku. Adamı bunalıma sokarsın olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türk İslam Birliği sadece Türk devletleri arasında mı olacak?

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin güzel yüzlüsü yakışıklısı, canı. Dünyalar güzelim Allah sana uzun ömür versin. Aslan gibisin ve süper süper yakışıklısın. Bayağı güzelsin. Allah seni cennetiyle şereflendirsin. Türk İslam Birliği, İslam Birliği dendiğine göre hem Türk devletleri hem İslam ülkeleri arasında olacak. Yani bütün Türki devletler Rusya’nın öncülüğünde ve bütün İslam ülkeleri. Yani İttihad-ı İslam yani dünyanın kurtuluşudur. Türk İslam Birliği denilen odur. Ama bir kavmin, bir topluluğun, bir milletin öncü olması şart. Öncü olmaya karar vermiş, azmetmiş ve dünya tarafından kabul edilmiş, eskiden de kabul edilmiş, Osmanlılarda da, Selçuklularda da kabul edilmiş bir millet var. Bu Türk milleti, bütün dünya ittifak etmiş ki “siz öncü olun” diyor. Lider olarak onları seçmişler. O yüzden Türk İslam Birliği diyoruz. Türk aleminin öncülüğünde bütün İslam alemi birleşecek. Bir milletin öncülüğü gerekiyor. Biraz Mısırlı, biraz Yunanlı, biraz işte Erzincanlı olmaz. Mutlaka bir kavmin, bir milletin, bir topluluğun öncü olması. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında Kureyş, öncü oluyor Kureyş. Şimdi de burada Türk milleti öncü oluyor. Konu bu. Yoksa bir ırkçılık anlamında değil bu. Liderlik anlamında.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Emine. Vatansever ve milliyetçi insanların özellikleri nelerdir?

ADNAN OKTAR: Vatansever; vatan demek zaten İslam’ın, Kuran’ın yaşandığı, Müslümanların olduğu, güven içinde yaşanması gereken topraklar anlamına geliyor. Dolayısıyla vatanı korumak Kuran’ı korumak gibidir, İslam’ı korumak gibidir aynıdır. Aksi bir inanç gelişmez. Milliyetçi olduğunda vatansever, olduğunda İngiliz derin devletinden nefret eder. Yabancılara uşaklık yapmaz. Yalakalık yapmaz, züppelik yapmaz, kendi milletine tepeden bakmaz. Kendi milletine şefkatli, merhametlidir. Onları koruyup kollamak azmindedir. Gerekirse ölümü göze alır. Onun için sürekli diyoruz işte ‘yerli ve milli olmak.’ Öbür türlü İngiliz derin devleti ortaya çıktı işte bu FETÖ metö ahlaksızlar. PKK yani kahpe bir sistem ortaya çıkıyor. FETÖ çıktı İslam’ı yok etti, PKK çıktı İslam düşmanı. Manyak gibi. IŞİD çıktı İslamiyet’i vahşet ve dehşet dini gibi gösteriyor. Hep böyle bir manyaklık sistemi oluyor. Ama yerli ve milli olduğunda merhamet, şefkat, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik hakim oluyor. Her şey makul tutarlı oluyor. Onun için biz diyoruz ki mesela Tayyip Hoca’yı destekleyelim. Niye? Yerli ve milli. Nereden anlıyoruz? Üslubu. Mesela Suriyeli oluyor merhamet gösteriyor, Iraklı oluyor merhametli oluyor. Müslümanlara merhametli. Dünya hırsı yok, sürekli İslam, Kuran. Başka bir anlattığı yok. Bir yerde fitne olsa hemen onu yatıştırmaya çalışıyor. Bak mesela şimdi olay çıktı Filistin’de hemen devreye girdi. Herkesi arıyor onu arıyor bunu arıyor niye? Yerli ve milli. Ama aksi olsa ne olurdu? Hemen telefon İngiltere’ye “ne diyorsunuz siz?” İngiltere der ki mesela “sen karışma bu işe.” “Tamam efendim” diyor telefonu kapatıyor. “Biz Türkiye olarak bu işe dahil olamayız” diyor. Ama işte Tayyip Hoca öyle değil. Mazlum bir insan. Şimdi kalleşlik ve kahpelik olur benim inancıma göre yalnız bırakmak ve vefasızlık olur. Milliyetçi Hareket Partisi için de böyle, Sayın Bahçeli’yi yalnız bırakmak çok büyük bir vicdansızlık bana göre. Benim şahsım adına, çok büyük bir kalleşlik ve muazzam bir vefasızlık. Şahsım adına diyorum başkası adına demiyorum. AK Parti’yi de esas almıyorum fakat Tayyip Hoca her halükarda AK Partili olduğu için o yüzden tabii ki bir koruyup kollamamız olur. Ama ben şahsının korunup kollanmasından yanayım. Ezici şekilde ama yüzde yetmiş, seksenle. Onun için bak Büyük Birlik Partisi’ne de rica ettik Allah razı olsun onlar hakikaten devreye girdi. Milliyetçi Hareket Partisi’ne de “Sayın Bahçeli kükreyin” dedim Sayın Bahçeli hatırlıyorsunuz sonra yeri göğü yıktı. “Tayyip Hoca’ya sahip çıkın” dedim Allah razı olsun o devirde bütün gücüyle sahip çıktı. Halen de sahip çıkıyor. Her türlü riski göze alarak. Bak siyasi geleceğini sarsmaya kalktılar yine hiç dinlemedi. Dürüst insan, vicdanlı insan. Millilik işte bunu getirir yani milliyetçilik bunu getirir. İnsan kendi vatandaşını, kendi sevdiğini koruyup kollamakla mükelleftir. Tayyip Hoca’ya bak nerede bir gariban var gidip onu kurtarmaya çalışır. Nerede bir ezilen var onu kurtarmaya çalışır. Dolayısıyla her zaman böyle dürüst insanları koruyup kollamakla mükellefiz. Sayın Bahçeli’yi, Tayyip Hoca’yı. Büyük Birlik Partisi’ne de rica ediyoruz şu dönemde destekleyin. 2023’lere kadar hiç olmazsa destekleyin. Münafıklar, küfür, İngiliz derin devleti de 2023’te muzaffer olacaklarını düşünüyorlar. Bak söyleyeyim kaçacak delik arayacaklar kaçacak delik. Delik de bulamayacaklar kaçacak. Onları saklandıkları deliklerden de kuyruklarından tutup çıkaracağız. Bak bir yere yazsınlar kayanın üstüne. Münafıklar, İngiliz derin devletinin ajanları, alçaklar, kahpeler hepsi bir yere yazsınlar kaçacak delik arayacaklar. Yılan gibi böyle kaçacaklar kuyruklarından tutup çıkartacağız. İlimle irfanla, kanunla hukukla.

Hayvanlar aslında çok çok büyük bir nimet. Hakikaten çok büyük ağır cezalar gelmesi lazım hayvanlara saldıranlara. Her yerde de korunup kollanmaları lazım. Daha hala o örtü insanların üstünden kalkmadı. Bunlar çok tatlı mı? Tatlı. İnsana huzur veriyor mu çok şeker mi, huyları da çok güzel mi? İnsandan çok güzel bunların huyu. Birçok insandan. İnsanların yüzde doksan beşinden daha iyi huyları. Vefa var, sabır var, şefkat var, sevgi var, temizlik var, nezaket var. Kimsenin işine gücüne karışmaz, dedikodu yapmaz bir şey yapmaz. Kimseye zarı zoru yok. Tip çok tatlı, kanaatkar. Bir de sen onu dövmeye kalkarsan iflahını keseriz kanunla hukukla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ölüm anında tövbe kabul edilir mi?

ADNAN OKTAR: Ölüm anında güzel yüzlüm zaten sekerata giriyor, sekerata girdiğinde başka boyuta geçmiş oluyor bitiyor konu. Yani açık şuur kalmıyor. Mesela Firavun diyor ki “Musa’nın ilahına ve Harun’un ilahına iman ettim” Allah da “şimdi mi?” diyor. Ama sekerat halinde zaten aklı gitmiş bu geçerli olmaz. Çok evvel yapacaktı onu. Başlarına o bela gelmeden denizin kenarında dursa “Ya Rabbi beni affet” dese Allah affeder geri dönse. Ama sen itlik yapmışsın. Tam can boğaza gelmiş o anda olmaz artık.

Evet.

VTR: İltifat ve övgü nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: İltifat ve övgü zaten vücudun deşarjıdır. Yani vücut onunla ferahlar. Sevgi mutlaka deşarj olmak, tatmin olması gereken bir şeydir. Sevgi tatmin olmazsa insan rahatsızlaşır. Gözüyle insan tatmin olmak ister sevgide, konuşmasıyla tatmin olmak ister. O doyumsuzluk insanı rahatsız eder. Sen kedi görüyorsun çok tatlı hayvanla konuşuyorsun. Seni yerim diyorsun, ağzını burnunu yerim ısırırım seni diyorsun. Daha da olmazsa mıncıklıyorsun öpüyorsun şapır şupur. Ne yapacağını şaşırıyor insan alıyor seviyor. Yine rahat edemiyor. Yoksa insan çok zor durumda kalır sevemezse. Çocukta da öyle alıyor poposuna vuruyor, şapır şupur öpüyor falan rahatlayamıyor. Kadın sevgisi olduğunda da insan ona sevmek ister, iltifat etmek ister, gönlünü almak ister. Kaşın güzel der. Gözün güzel bunu dedikçe insan deşarj olur rahatlar. Cildin güzel diyecek, vücudunun şurası güzel burası güzel. Detaylarıyla anlatması lazım çünkü Allah’ın sanatını övüyorsun. Allah sana bir nimet vermiş kör değilsin görüyorsun gördüklerini anlatacaksın. Allah diyor ki “nimeti övün” ayet. “Allah’ın nimetlerini anlatın.” Ayet Kuran ayeti. Allah nimetini gösteriyor anlatsana. Susuyor, bakıyor, seyrediyor olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Futbol muhabbetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım eski Türk jönlerine benziyor. Süper yakışıklı. Aslan gibi delikanlı Allah güzelliğini, yakışıklılığını daha da artırsın. Cennetin aslanlarından olur inşaAllah. Bana çok sıkıcı ve rahatsız edici geliyor tabii de ama hoşlanan da var herhalde. Nasıl hoşlanıyorlar bilmiyorum o herhalde özel bir ruh hali. Dünyadaki en sıkıcı muhabbet olabilir. “Yok ya Cemil” diyor “topu tam kenara atacaktı hakem fark etmedi.” “Olur mu abi ya” diyor “ne alakası var bal gibi gol” diyor. “Gol mu olur?” falan. Yani başka konu bulamadınız mı? Saatlerce yorulmuyor da. İnsan on dakika dinlemeye gücü yetmiyor nasıl bir şeyler? Allah akıl fikir versin ne diyeyim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Güzel kızlara nasıl yaklaşmalıyız, önerileriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere kendin çok çok güzelsin, çok yakışıklısın. Muhteşem kaş, göz, burun. Sakalın da çok iyi olmuş. Bayağı güzelsin. Seni her kız beğenir herkesin hoşuna gider. Ama tabii genç kız fizik olarak beğenmek güzel bir şey onun için ama kadınlar imanlıdırlar Allah’tan çok korkar, Allah’ı çok seveler. Sen de samimi iman görmek isterler. Allah’tan cidden korktuğunu ve Allah’a can-ı gönülden bağlandığını dolayısıyla egoistlikten bencillikten kurtulduğunu görmek isterler. Çünkü egoist bencil olmadığından sen sinirli olmazsın, saldırgan da olmazsın. İntikamcı da olmazsın kötülük de yapmazsın, zulüm de etmezsin. Bu genç kız için mükemmel bir güvence. Ve o sevdiğin kızın imanına, ahlakına, namusuna, şerefine, haysiyetine, sağlığına sıhhatine, mutluluğuna, sevincine kefil olursun. Gayretli olursun, daha iyi olması için azmedersin ve o daha imanlı olduğunda ondan muazzam zevk alırsın. Onun onurundan, namusundan zevk alırsın, temizliğinden zevk alırsın. Ve dolayısıyla onun sırdaşı, arkadaşı olursun. En zor anında ona Allah’ın izniyle Hızır gibi yetişirsin. O da seni sever. Canı gibi sever. Çünkü hep onun için iyilik yapıyorsun. Sen iyilik yaptıkça onun yüzü güzelleşir, iyilik yaptıkça bakışları güzelleşir. Sesi güzelleşir, onun içindeki sevgi sana yönelmeye başlar. Ama aksi olduğunda çocuk çekinir. Yani korkar, korku gibi bir hisse kapılır. Bela geliyor demektir bela. Egoistlik bencillik, kir, dehşet, gerilim yani her şeyini kaybedeceği tedirginliğine girer. O zaman tabii ki uzaklaşır. Ama benim yakışıklım çok vicdanlı, temiz efendi bir delikanlıya benziyor. Gözler muhteşem güzel o benim dediklerimi inşaAllah yapacak. Kızlar da onu çok sevecek benim yakışıklımı. İnşaAllah. Hızır gibi yetişecek derken tabii insanlar Hızır (as)’la çok sık karşılaşırlar ama Hızır (as)’la karşılaşma bilinemez. Mesela Fatih’in Hocası Akşemsettin “ben görüştüm” diyor ama onlar tarik ehli olduğu için makam-ı Hızır’da sülukunda Hızır (as)’la karşılaştığı için onu tanıyor. Gördüğü için tanıyor. Tarikat ehlinde vardır bu. Ama diğer insanlar “ben Hızır (as)’ı tanıdım gördüm” diyorsa o doğru olmaz. Dolayısıyla Hızır (as)’la görüşen farkına varmaz.

AYLİN KOCAMAN: Şüphelenir mi?

ADNAN OKTAR: Şüphelenebilir ayrı, ihtimal verebilir. Ciddi ihtimal de verebilir ama emin olamaz. Yoksa Hızır (as) gelir ziyarete gelir, mesela kuş şeklinde ziyarete gelir. Güvercin şeklinde ziyarete gelir. Eşya olarak da yanında durur insanın haberi olmaz. Ama İmamı Rabbani söylese ben inanırım. Abdülkadir Geylani, İmamı Rabbani, Bediüzzaman söylese inanırım. Ama bizim gibi avamdan insanlarda böyle bir teşhis olamaz çünkü bir sülukumuz yok. Süluk yani bir makam, manevi makamlardan geçmiş değiliz. Velayet makamı vardır biliyorsunuz bir de nübüvvet yolu vardır. Nübüvvet yolu doğrudandır, doğrudan peygamberden bağlantı vardır nübüvvet yolunda. Velayet yolunda silsile vardır. Ondan ona, ondan ona, şeyhinden ona, şeyhinden ona devam eder. Mehdi (as)’de dahi velayet yolu yoktur nübüvvet yolu vardır. Nübüvvet yolundan peygamberle bağlantı kurar. İsa Mesih’de de öyledir nübüvvet yolundan alır direkt. Doğrudan kesintisiz bağlantıdır. Ama tarikatlarda velayet yolu vardır onlar yüzlerce silsileden geçerek olur. Yani o altın halka deniyor ya onda ona, ondan ona ta Resulullah (sav)’a kadar devam eder silsile yoluyla. Onlarda harikalar çok olur böyle, kerametler, harikalar. Nübüvvet yolunda harikalar o kadar olmaz. Kerametler o kadar olmaz çok azdır. Bunu İmamı Rabbani çok detaylı anlatıyor. Süluk sırasında Allah’la kul arasında kula ait olan yetmiş perdenin açılması var işte yetmiş perde. O yetmiş perde yedi makam halinde aşılıyor. İmamı Rabbani’nin Mektubat’ına bakarsak bu konu, Mehdilik konusu, İsa Mesih konusu çok detaylı anlatılır. Hüseyin Hilmi Işık da Tam İlmihal’inde anlatıyor. “Mehdi” diyor “nübüvvet yolundandır. İsa Mesih de nübüvvet yolunda. Onlarda süluk makamları yok. Makam-ı gavsiyet, makam-ı Mehdiyet, makam-ı Hızır. Ama tarikat ehli bazen takılıp kalıyor makamlara mesela Hızır makamında takılıp kalıyor kendini Hızır zanneder. Sürekli Hızır (as)’ın halleri üstünde oluyor. Makam-ı Mehdiyet’te de kendini Mehdi zanneder, o makama takıldığında, kaldığında. Geri inmiyor bazen. Sarhoş gibi olur zaten dediklerine de itibar edilmez o zaman. Yani kendinde olmuyor. İşte şeyh efendiler ona yardımcı oluyorlar o manevi sarhoşluktan çıkmasına şeyh efendiler yardımcı oluyorlar.

VTR: İmtihanı devam ediyor mu o sırada o kişinin?

ADNAN OKTAR: Allahualem olmaz gibi geliyor bana. Çünkü kendinde değil rüya halinde yaşıyor. Zaten uyanıyor birden, farkına varmıyor. Mesela diyor ki İmamı Rabbani “İsa (as) ve Mehdi aleyhi rıdvan ise birinci yoldan vasıl olmaktadırlar. Birinci yol ise kurb-u nübüvvetten ibarettir. Tavassut (aracılık etme) muamelesi orda yoktur. Her kim bu yoldan vasıl olursa onun için arada bir hail (perde, bir vasıta) yoktur. Hatta o feyizleri ve bereketleri herhangi bir kimsenin tavassutu olmadan alır.” Yani şeyhi falan olmaz diyor direkt alırlar diyor. “Zira tavassut ve hail ancak diğer yoldadır. Bu yerin muamelesi diğerlerinden ayrıdır” diyor. (Mektubat-ı Rabbani 534. Mektup 2, 763-764) “Müceddit için böyle nasıl söylenebilir? Çünkü Hz. İsa gökten inecek ve müceddit olacaktır. Hz. Mehdi de çıkacak ve müceddid olacaktır. Bunların verecekleri feyizleri ve bereketleri herhangi bir kimsenin tavassutu olmadan alırlar. Zira tavassut ve hail ancak diğer yoldadır. Bu yerin muamelesi diğerlerinden ayrıdır. Feyz için vasıta olmak yukarıda bildirdiğimiz iki yoldan yalnız ikincisindedir. Birinci yolda yani kurb-u nübüvvet denilen yolda feyz ve hidayet vasıta ile gelmez. Bu yolda yükselen arada vasıta ve perde olmadan vasıl olur. Hiçbir kimse vasıta ve perde olmaksızın feyizlere ve bereketlere kavuşur.” Mehdi (as)’nin hali bu, hiç kimseye ihtiyacı yok. “Vasıta olmak ve perde olmak kurb-u vilayet denilen yoldadır. Bu iki yolu birbirine karıştırmamalıdır. Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (ar) nübüvvet yoluyla vasıl olurlar. Şeyhayn yani Hz Ebu Bekir, Hz. Ömer de nübüvvet yoluna kavuşmuşlardır. Resulullah (sav)’in himayesi altındadırlar. Şanları çok yüksektir” diyor. “Onun için kısaca bildireyim ki” diyor İmamı Rabbani “tasavvuf yolculuğunda her makamın ayrı bilgileri, marifetleri, halleri vardır. Her makam için ayrı bir vazife-i zikir ve teveccüh lazımdır.” Yani şeyh efendi teveccüh yapıyor. “Bazı makamda zikir başka makamda Kuran-ı Kerim okumak, namaz kılmak, bazısında cezbe, bazısında süluk, bazısında ise bu nimetin her ikisi vardır. Öyle makamlar vardır ki cezbe ve süluk oraya yanaşamaz. Bu son makamlar çok yüksek ve pek kıymetlidir. Peygamberimiz (sav) Ashab-ı Kiram (ar) hepsi bu makamlara kavuşmuş, bu büyük nimetle şereflenmişlerdir. Bu makamların sahipleri başka makamların sahiplerine benzemez. Başka makamların sahipleri ise birbirlerine çok az benzerler. Bu makam Ashab-ı Kiram’dan sonra İmam Hz. Mehdi’de görülecektir” diyor İmamı Rabbani. “Tasavvuf büyüklerinden pek az kimse bu makamdan haber vermiştir. Bu makamın ilimlerinden, marifetlerinden söyleyen ise yok gibidir. Bu makam Allahu Teâlâ’nın öyle büyük bir nimetidir ki dilediği, seçtiği bahtiyarlara nasip olur. Ashab-ı Kiram (ar) bu pek yüksek mertebeye daha ilk sohbetlerde ayak basardı.” Peygamberimiz (sav)’in sohbetinde kısa sürede bu cezbe hali oluyor kısa sürede. Peygamberimiz (sav)’in sohbeti tarikat sohbeti gibi oluyor hemen o manevi makama çıkıyorlar. “…ve bu zamanda bu mertebelere yükselirlerdi.” Diyor Mektubat’ta. Özetle seyr-ü süluk’te şu aşamalardan geçer. Seyr-i illallah; Allah’a yolculuk, Seyr-i Fillah; Allah’a yolculuk, seyr-i ma-Allah; Allah’a yolculuk,  seyr-i anillah; Allah'tan insanlara dönen yolculuk. Geri dönüyor artık. İç kuvvetlerden her birinin (ruhun, aklın, sırrın, hafa ve ahfanın (gizli ve ince derin duyguların)) bir perdesi vardır. Nefsin perdesi şehvet ve lezzet, kalbin perdesi Allah’ı düşünmekten uzak kalmak, aklın perdesi de bazı manalarla oyalanmasıdır. Hasan bin Münzir'in Zürare'den naklettiğine göre İmam-ı Caferi Sadık (as) sonunda şöyle buyurdu: “VAllahi sonunda sahibiniz Mehdi mutlaka zuhur edecek ve boynunda hiç kimsenin biatı olmayacaktır.” Yani bir tarikata bağlı olmayacak. Neden? Kurb-u nübüvvet yolundan gidiyor çünkü. Peygamberimiz (sav)’in sohbetinde, Ömer (ra), Ebubekir (ra) falan hemen o hale giriyorlarmış. Kısa sürede giriyorlar. Sohbetin özelliği hemen cezbe oluşuyor.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: New York Times Gazetesi, Trump’ın Kudüs’ü resmen başkent olarak tanıyan kararını sert şekilde eleştiren bir yazı yayınladı. Kendinden önceki başkanların beceremediği Ortadoğu barışını tesis etme konusunda iddialı laflar eden Trump’ın bu adımının çok yanlış olduğunu ve bunun Ortadoğu’ya daha fazla sorun getirmekten başka bir işe yaramayacağını anlatan makalede ABD’nin Ortadoğu’daki tüm müttefiklerini kaybetmenin ötesinde çok vahim gelişmelere neden olacak bir adım attığı söylendi. New York Times, Trump’ın Ortadoğu’da barışı gerçekten istemediği tam aksine barış olasılıklarının tümünü sabote ettiğini öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Bunu biraz saf bulmuş olabilir bazıları ona bunu dayattılar. Kimse böyle bir şeye yanaşmıyordu. Geri alsın kararını geri, ona mektup yazalım. Aracı koyalım ve geri alsın. Büyük olay çıkacak. Başını yer o, Allah esirgesin.

Süluk; insanın beyninin sonsuzluğa yönetilmesi, bir başka deyimle nefsin ölümlü niteliklerden kurtulup İlahi tecellilerle donanması olayına denir. Allah’ın varlığında erimek.

Evet dinliyorum.

VTR: Mehdi (as), Hızır (as) ile ne sıklıkla görüşür?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm ben onu pek düşünmedim ama mesela Mehdi (as) ile aslında Cebrail (as) sürekli bağlantı halinde, Mikail (as) de bağlantı halinde, İsrafil (as) de bağlantı halinde. Melekler de bağlantı halinde ama ona hiç sezdirmeden bunu yapıyorlar bu Allah’ın bir sanatı. Mesela Hızır (as) da bağlantı halinde ama sezdirmiyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Özel koruma altında Mehdi (as).

ADNAN OKTAR: Evet, hiçbir şey yapılamıyor.       

EBRU ALTAN: İnsan cisminde mi bağlantı halindeler yoksa fikir olarak ilham ediyor olarak mı?

ADNAN OKTAR: İlhamla olur tabii, ilhamla olur. Çünkü Cebrail (as) devrede olduğuna göre. Mesela öldürülemiyor Mehdi (as). Bu çok acayip bir şey. Kaderinde yok, öldürülme yok. Ama Hızır (as)’da da var. Hızır (as)’da da korunuyor. Hızır (as) kendisi de öldürülemiyor. Deccalin kendi de öldürülemiyor.  Mesela deccal Hızır (as)’ı öldürmeye kalkıyor. Öldüremiyor. Hızır (as) da ister aslında deccali öldürmeyi o da onu öldüremiyor. Kaderinde yok. Yani Hızır (as)’ın en düşman olduğu deccaldır. İlk fırsatta boynunu kırıp öldürmek ister. Ama olmuyor. Ona müsaade yok mesela. Ama diğerlerine müsaade veriliyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Evren de ölümlü müdür?

ADNAN OKTAR: Ah benim güzelim, ah benim karakaşlım. Güzeller güzelim. Nasıl güzel o kaşların, ne güzel burnun, elin, yüzün çok güzel. Saçları da çok güzel muhteşem güzelsin. Güzel yüzlüm kainat kıyamette dağılacak. Yeni yaratılışta maddenin vasfı değişecek. Bütün madde değişecek. Yani esirin şekli değişiyor. Bütün kainatta maddenin vasfı değişmiş olacak. Esir akıllı bir maddedir. Bütün kainatı sonsuz alemi kaplayan Allah’ın ruhunu taşıyan akıllı bir şeydir.  Bir su “mai” diyor Allah “mai.”  Esirin adı maidir. Su, görünmeyen bir su. Bütün kainatı ve birden akıllı olduğu için yeni bir şekle giriyor.  Karbondioksit, azot bilmem ne şu bunların hiçbiri olmaz. Yani zaten şu anda da yok da uygunuyla. Dolayısıyla evren değişmiş olacak. Tamamen değişecek. Kanunlar, yasası, hepsi değişmiş olacak. Işık, fizik yasaları hepsi değişiyor. Işık, madde kendinden ışıklı oluyor. Bediüzzaman diyor ki “Fennen, hikmeten sabittir ki bu haddi yok feza” yani sınırı olmayan “feza-i alem nihayetsiz bir boşluk değil, esir dedikleri maddeyle doludur.” Diyor.  Hud Suresi 7. Ayette “Arşı su üzerindeyken” diyor ya Bediüzzaman “işte kastedilen budur” diyor. Mai diye geçiyor. Arşı su üzerindeyken. Arş demek Allah’ın aklı. Her yerde yani. Ama belirli bir yerde tecelli ediyor ona arş deniyor tecelli ettiği yere.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Samsun’dan Melek. Adnan Bey size bir sorum olacak. Neden ülkemizde adalet eksikliği, eşitsizliği var? Teşekkür ederim, iyi akşamlar.

ADNAN OKTAR: Ah kurban olurum ben seni Yaratan’a, senin tatlılığını, temizliğini, güzelliğini Yaratan Allah’a. Nasıl güzel yüzün, nasıl temiz, nasıl masum, nasıl efendisin sen. Canımın içi ismin gibisin çok temiz, güzel insansın, çok efendi, güvenilir olduğun açıkça görülüyor. Naif, muhterem bir insansın. Allah seni sonsuza kadar kardeş etsin. Cennetle şereflendirsin. Adaletsizlik bütün dünyada var. Adaletin olduğu ülke var mı? Yok. Ama mutlak adalet diyor kardeşimiz yani mükemmel adalet. Ama buna rağmen benim kanaatim Türkiye’deki adalet anlayışı iyi. Yani bu darbeye rağmen, olağanüstü hale rağmen. Hakimlerimiz hakikaten ehli vicdanlar. Vicdanlarıyla karar veriyorlar. Çalışkanlar da ama daha iyi korumamız lazım tabii hakimlerimizi Allah’a çok şükür bir şey olacağından değil ama daha iyi korursak daha güvenli bir ortam olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Leone Berlin’den katılıyorum. Neden erkekler kadınları hep incitiyor?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını. Kocaman kediye benziyor. Süper şeker. Canımın içi işte o şeytanın kurduğu o kör düzen, acımasız o korkunç düzen erkekleri, kadınları herkesi yakıp kavuruyor. Ama özellikle kadınlar mazlum olduğu için onları daha savunmasız görüyor şeytan. Ve çok acımasızca onlara insanlar kanalıyla saldırıyor. İns şeytanlarla kadınları sokaklarda, her yerde ezim ezim eziyor birçoğunu öldürüyor, yaralıyor.  Ama şu an Mehdiyet şeytanla ve deccaliyetle muazzam bir savaş veriyor. Ama bu savaşta inşaAllah, Mehdiyet kazanacak göreceksiniz. 2023’ler inşaAllah ferahlık yılları olacak, güzellik yılları olacak. 3 yıl, 5 yıl, 7 yıl ve 9 yıl sınırdır 3,5,7,9. Allah’ın izniyle güzel günler göreceksiniz bütün dünyada. Çünkü deccalin ayağını, bacağını, kolunu her tarafını kırdık ilimle irfanla. Rezil rüsva oldu. Kadın aleyhinde konuşmalardan utanıyorlar şu an. Rezillik yapamayacak hale geldiler. Daha da üstlerine gideceğiz hiç yapamayacak hale gelecekler.

Kardeşim normalde, hakikaten bak arkadaş da yazmış diyor ki, “MaşaAllah” diyor. “Herkesin sizin anlatımınıza muhtaç olduğu açık görünüyor” diyor. “Uyku daha tatlı gelmesi gerekirken” diyor. “Her gece uyumadan sizi bu saatlerde özellikle akıl almaz sayı yükselerek izliyorlar” diyor. Hakikaten katlamalı artmış hayret edilecek şey. Dört misli artmış. Bilakis tam tersine dönmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Hakkında yakalama kararı çıkarılan CIA’nın eski Başkan Yardımcısı Graham E.Fuller, kendince Sayın Erdoğan’ı tehdit ederek, “Erdoğan 2019 seçimlerinde ağır bedel ödeyecek” ifadesini kullandı. “Türkiye neden benim hakkımda yakalama kararı çıkardı?” Başlıklı yazısında şöyle söylüyor: “Türk hükümeti üzülecek ama bu absürt davaya zarar verecek nitelikte bir takım uygunsuz gerçekler var. CIA’dan tam otuz yıl önce emekli oldum. Beş yıldır Türkiye’ye ayak basmadım. Türkiye’de bir kez görev yaptım o da 1960’larda, dahası İstanbul’dayken MİT’e doğrudan irtibat halindeydim. Türkiye’deki darbe girişimi gecesi son on beş yıldır yaşadığım Kanada’nın batısındaki bu şehirde yüz kişilik bir gruba hitap ediyordum. Gülen’le tanışmam on beş yıl önce İstanbul’da bir söyleşi vesilesiyledir, o günden sonra Gülen’i hiç görmedim. Bununla birlikte CIA’nın Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı ne yazık ki iki yüz elliden fazla insanın ölümüne yol açan marazi basiretsiz ve amatör darbe girişimiyle en ufak bir ilgisi bulunduğundan kuşkuluyum. Darbenin Gülen’in talimatıyla gerçekleştirildiğinden daha da kuşkuluyum.”

ADNAN OKTAR: Gelsin ifade versin açıklığa kavuşsun işte niye yardımcı olsun Türk adaletine, niye kaçıyor ki? Bir şey yok gel güzelce anlat. Savcılıkta gelip çay da içersin, adliyenin çayını iç. Gel güzel güzel bütün bildiklerini anlat, aydınlat tenvir olalım, müstefit olalım bilgilerinden niye kaçıyorsun bir şey yok. Adamı alıp götürüyorsunuz Zarrab mı neyse onu dinliyorsun değil mi? Gel seni de dinleyelim burada ne var. Değil mi anlat. FETÖ’cü, gizli FETÖ’cü bayağı var, bizim içimize giren münafıklardan ben anladım adamlar alenen FETÖ’cü, bağlantılılar fakat bunlar tabii çok sinsi çalışıyorlar, çok özenli bir çalışma gerekiyor bütün delilleri netleştirmek lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dünya hayal ise neden gerçek gibi algılıyoruz?

ADNAN OKTAR: İşte o Allah’ın sanatı. İmam-ı Rabbani diyor ki: “Hayret edilecek şey de” diyor “gerçekmiş gibi yaratılmasıdır. Bu Allah’ın muhteşem sanatı” diyor. “Görüntü olduğu halde” diyor “gerçek görüntüsü veriliyor” diyor “var görüntüsü veriliyor” diyor. “Bu muazzam bir sanattır” diyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kıskançlığın Kuran’daki yeri nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, gül yüzlüm kıskançlık şeytandan, zararlı, faydasız, bela. İnsanı çirkinleştir, hastalandırır, çökertir, ruhunu hırpalar, neşesini hırpalar, bozar insanı.

Evet, dinliyorum.  

VTR: Müslümanlar ile münafıklar arasındaki temel farklar nedir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bayağı bayağı bayağı güzelsin, Allah seni muhteşem, heybetli yaratmış çok anlamlı ve bayağı güzel bakıyorsun, çok etkileyici bakışların, ağız, burun, kaş, göz muhteşem çok çok güzelsin. Allah seni korusun kötü insanlardan, kötülüklerden korusun, bereketli, hayırlı uzun ömür versin, seni cennette bana dost, arkadaş etsin. Güzelliğini anlatacak kelime bulamıyorum muhteşemsin. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Müslümanlar ile münafıklar arasındaki temel farklar nedir?

ADNAN OKTAR: Müslüman her şeyi düz ve samimi Allah’tan korkarak anlatır ama münafık Müslümanları değerlendirirken şeytani bir bakışla, düz mantıkla Müslümanların aleyhinde mantıklar bularak o hayat içerisinde, güzel hayat içerisinde güzel hayatı çirkine çeviren bir sistem geliştirir yani bu zordur ama münafık bunu yapar. Mesela Müslüman ne yapar? İyi niyetle “arkadaşlar” diyor “Allah yolunda hadi çıkalım bugün kitap dağıtalım” diyor. Münafık diyor ki, “kardeşim kitap dağıtacaksın da” diyor “niye kitap dağıtacaksın? Git üstüne, başına elbise al” diyor “senin kitapla ne işin var?” diyor. Adam şimdi tereddüde düşüyor “hakikaten elbise mi alsak acaba?” diyor. Sonra diyor ki, “sokakta gezeceksin de hava soğuk” diyor. “Şimdi üşüteceksin” diyor “dünyanın masrafı hastalanacaksın” diyor “hastalanıp ölebilirsin de sonra sana kim bakacak?” Diyor. Çok şeytani, aptalca fakat düşünülürse de acaba dedirtilebilecek gibi yani şeytani yönden acaba dedirtilebilecek gibi yönlerden şeytani yakalamalar yapar münafık. Mesela sen Peygamber Efendimiz (sav)’in devrini düşünün, Peygamberimiz (sav) ne diyor? “Arkadaşlar” diyor “yarın savaşa çıkacağız.” Sabah oluyor güneş var acayip hava sıcak, “Ya Resulullah” diyor “iyi güzel de” diyor “hava çok sıcak insanların beyni kaynar” diyor “bu sıcakta.” Bak şimdi öbür türlü Müslümanlar şehit edilecek çoluk çocuk falan ama şimdi ikinci mantık da bak şeytani yönden diyor ama eğer düz mantıkla bakılacak olursa dediğinde yine bir anlam var. Çünkü hakikaten sıcak hava var, hakikaten adam zorlanabilir sıcakta ama öbüründe Müslümanlar kitlevi olarak yok olacak şimdi hangisi tercih edilir? Sıcak yine telafisi edilecek bir şey ama öbürünün telafisi yok, orada din de gidecek elden, insanların dini, imanı da gidecek, hayatları da gidecek ama oradan şüpheye düşürüyor diyor ki: “Ya” diyor bak “ertelese ne olur? “Diyor mesela. “Şurada” diyor Mart ayına ne kadar kaldı ki?” Diyor. “Havalar Mart’ta soğur ondan sonra rahat rahat çıkarız” diyor. Halbuki orada Müslümanlar yok edilecek, şeytani yani. Aklı zayıf olanların aklı yatıyor, çok karakteri zayıf, aklı zayıf olanların yatıyor böyle bir mantıkla hareket eder münafık. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) fakir bir insan birdenbire zenginleşiyor, “ya” diyor “bizim kanalımızdan bu insan zenginleşti ne malum buna vahiy geldiği?” diyor. “Ya kurnazlık ediyorsa?” diyor. Adam şeytani düşünmeye başlıyor, üstelik hem zengin oldu” diyor “bir de gitti evlendi” diyor “kadınlar da aldı” diyor. “Ama biz burada” diyor “deve ahırında develerin altını temizliyoruz” diyor. “Nöbet tutuyoruz” diyor. Bak şeytani düşünüyor halbuki develer temizlenmezse, bakılmazsa, develer ölse Müslümanların taşınmasını sağlayan sistem de çökecek Müslümanların savaş kıymeti kalmayacak yani gücü kalmayacak. Peygamberin evlenmesi sevgisinin bir gereği yani neden ona nimet olmasın? Allah’ın en iyi kuluna en iyi nimet niye gelmesin? Allah’ın en iyi kuluna en iyi nimeti sen engelleyeceksin sana mı gelecek peki? “Evet” diyor “bana gelecek” diyor. Peygambere niye gelmiyor? “Gelmemesi lazım” diyor bak şeytani, ahmağa bak. Sana gelmesinde bir mahsur var mı? “Yo bana çok iyi olur” diyor. Ne özelliğin var? Domuz gibi birisisin, tüyleri yolunmuş domuz gibisin, üstelik de sana gelmezler ayrıca tiksinirler senden. Peygambere severek geliyorlar niye ağrına gidiyor? Bak gelsin istemiyor onun için bak gelenekçiler falan da vardır, “hep yaşlıydı” diyor “hanımları” diyor güzel hanım hiç istemezler, “hep sakattı” diyor “yaşlıydı onlar gelirdi” diyor. Daha hala hazmedemiyorlar ağırlarına gidiyor birçoğunun. Buna benzer bir mantık bozukluğu yakalayarak münafıklar hareket ederler. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) yine adam az tecrübesi var, savaş tecrübesi var ama belki savaşa gitse orada hemen anında tecrübe kazanacak. Nihayet ok atacak işte Müslümanlara yiyecek sağlayacak her şeye yarar savaşa giden. “Tecrübem yok” diyor. Peki sana on bin altın vereyim dese gider mi? Akıl almaz bir yetenek kazanır akıl almaz, onun için münafık ahlaksızlığını anlatan bir kitap hazırlıyorum şimdi yani orada bir şeytani mantık var, düz mantıkla Kuran mantığının arasında oynayan bir mantık var, o şeytani mantığı yakalıyorlar işte münafıklar. Aklı zayıf olanlara bir acaba dedirttirebiliyorlar bazen ama tabii aklı başında Müslümanlarda münafıklar çivi gibi çakılır. Mesela Mehdi (as) döneminde münafıkların en feci dönemidir çünkü Mehdi (as), Cebrail (as) tarafından, Mikail (as) ve İsrafil (as) tarafından korunduğu için ve meleklerle yardım gördüğü için ve nübüvvet yolundan olduğu için ve masum olduğu için münafıkları görülmemiş şekilde ezecektir yani mahvedecektir. Göreceğiz 2023’lerde, 2033’lerde göreceksiniz dünyayı dar edecektir kanunla hukukla, ilimle irfanla dünyayı onlara cehenneme çevirecektir ama hukukla kanunla yapacaktır bunları. Fakat işte Peygamber Efendimiz (sav) zamanda imkanlar dardı böyle bir imkan olmadı. Resulullah (sav) döneminin o münafıkların da, şu devrin münafıkların da hepsinin toptan intikamı ahir zamanda alınıyor, ahir zamanda alınacaktır. Onun için münafık mantığını kavramak için bol örnek vermek lazım, örneklemelerle anlaşılabilir. Yoksa dar bir üslupla birkaç örnekle anlatmak mümkün olmaz.

Evet, dinliyorum.         

VTR: İnsanlar faize paralarını yatırmalı mı?

ADNAN OKTAR: Bu yakışıklılık bu nedir bu böyle? Bayağı güzelsin Allah güzelliğini kat kat artırsın, bir de çok temiz yüzlüsün yani dürüst olduğun, efendi olduğun belli oluyor böyle insanlar sokakta da hemen anlaşılır nur gibidir, ışık gibidir yüzü. Bazen de at hırsızı gibi tipler oluyor adam belli hiç gözü kapalı emniyete götür, eşkal yok adamda. Canımın içi tabii biliyorsun faiz net sarih ifadeyle haramdır, hiçbir lamı cimi yok, hiçbir açıklaması yok, faiz hiçbir şekilde olmaz. Paranın satışı olmaz, parayla ticaret yapılır para satılmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Üzerine bomba yağan insanlar ne hisseder?

ADNAN OKTAR: Korkar tabii tedirgin olurlar. Sığınacak yer arıyorlar, kötü bir şey tabii Allah esirgesin zor çünkü bombanın etkisi kurşun gibi değil kurşunla yine siper alarak kurtulabilirsin de bomba yıkıcı, üsten olduğu için yani saklanmak da bir etki yapmaz, bir tedbir yönü olmuyor saklanmanın. Ama ancak yeraltında olursa bombaya karşı savunmak mümkün tabii yeraltı sığınağı olursa mesela yerin yüz metre altında falan ona bomba işlemez tabii, istediği neyi patlatıyorsa patlatsın eğer çelik dayanıklı da yapılırsa bir şey olmaz. Ama Müslüman düşünecek tabii Suriye’deki kardeşlerimizi, Irak’taki kardeşlerimizi, Libya’daki kardeşlerimizi, Afganistan’dakileri ve dünyanın diğer yerindeki Müslümanları nasıl bir acı içindeler tefekkür ederlerse o koruma hissiyle çok müthiş bir atağa geçebilirler. Çünkü birçok insan çok ferah ‘okulumu bitireyim, işime bakayım, evleneyim, rahatıma bakayım’ diyor. Kardeşim Irak’ta her gün Müslümanlar şehit ediliyor, çocukları bas bas bağırttırıyorlar sokaklarda, kadınlar, genç kızlar paramparça oluyor bombalarla şimdi yan gelip yatmanın sırası mı? Bütün gücünle, bütün gayretinle onları kurtarmak durumundasın. Aksi haram olur, aksi vicdansızlık olur ve Allah intikam alır Allah esirgesin.

Evet, dinliyorum.     

VTR: Uzayda insanların ve canlıların yaşadığı başka bir yer var mı?

ADNAN OKTAR: Seni gören herkes sever sana söyleyeyim çok şeker kızsın sana bakanın içi açılır, nur gibi tertemizsin, insanın hemen içi kaynıyor sana böyle kanı kaynıyor çok şekersin. Allah seni korusun, seni iyilerle beraber etsin, cennet kuzusu olursun inşaAllah, cennette de arkadaş oluruz inşaAllah. Normal olması gerekir tabii de zer alemi var zer, zer aleminde şu an insanlar yaşıyorlar aynı bizim kopyamız olanlar yaşıyorlar, o uzun uzun anlatılır hadislerde de belirtiliyor. Zaten “iki doğunun, iki batının Rabbidir” diyor Allah, sürekli söyler Kuran’da. Bizim doğumuz var onların da doğusu var, bizim batımız var onların da batısı var burayı da göreceğiz zer aleminde göreceğiz.

Mesela Yemen canlarım benim nüfusu yirmi yedi milyon yaklaşık, on yedi milyonu tam klasik açlık pençesinde mahvolmuş durumdalar. On binlerce ölü koleradan, on binlerce insan hasta, perişanlık diz boyu bütün gücümüzle yardım etmemiz gerekir yani keyfin, lakaytlığın vakti yok.

Evet, dinliyorum

VTR: İslam’ı ve Kuran’ı diğer insanlara nasıl anlatabiliriz? 

ADNAN OKTAR: Dünyalar güzelim çok şaşırtacak şekilde güzelsin sen ve bakışların çok güzel, çok anlamlı, nur gibisin, biblo gibi çok çok düzgün ve bayağı güzelsin ve tesettürlü, dindar bir kızsın maşaAllah sana, seninle iftihar ediyorum. Allah ömrünü uzun etsin, Allah seni korusun. Çarşafla yani cilbabla da şereflenmişsin Allah ibadetini kabul etsin, cennette seni mutlaka arkadaş olarak istiyorum Allah’tan inşaAllah. Güzel yüzlüm önce insanların güvenini kazanmak lazım insanlar birbirinden korkuyor, sevgiyi bırak doğrudan korkuyor ‘acaba ne kötülük yapacak, oyun mu oynayacak hatta öldürecek mi?’ Korkuyor kızlar, genç kızlar herkes korkuyor. Adam hiç gözü kapalı genç kızları öldürüyorlar, kadınları öldürüyorlar kimin ne yapacağı belli değil. Birden arabayla fıldırıyor millete saldırmalar falan manyak gibi insanlar var. Güvenilir insan olduğunu göstermek çok önemli. Yani egoist bencil olmadığını, Allah için yaşadığını, bütün amacının Allah’ın rızası olduğunu insanın vurgulaması lazım. Yani kabadayı olduğunu Allah için rahatça canını verebileceğini vurgulaması lazım. Nezaketli, güvenilir, dengeli ve tutarlı olduğunu, her türlü fikre açık olduğunu, tolerans değil bu yani tolerans yanlıştır. Adam kötülük yapar sen sabredersin öyle değil yani anlayışlı, fikirlere saygılı. Yani adam niye böyle düşünüyorsun diye küstahlık yapmamak yani. Yapmaz Müslüman aklı başındadır. Kuran dünyada herkesin kabul edeceği bir sistem. Yani dünyada Kuran’ı kabul etmeyecek hiçbir insan göremiyorum. Ama Kuran’ı kabul ederler. Gelenekçi, Ortodoks İslam anlayışı dehşet verici. Yani insanı yaşarken öldüren bir sistem. Yaşarken öldürüyor yani. Yaşarken cehenneme sokan bir sistem. Gülmek yasak, eğlenmek yasak, müzik yasak, resim yasak güzel olan her şey yasak. Ve her şeyin cezası ölüm. Her şey yani mesela müzik dinlemekte ısrar ederse onda da öldürüyorlar. Yani şimdi sırf sakal tıraşı değil. Mesela diyor ki, “altın takmayacaksın” diyor sen takıyorsun. Yine “takma” diyor yine takıyorsun, üçüncüde öldürüyor seni. Yani haram bildiği bir şeyi ısrarla yaparsan öldürür seni. Hüküm bu. “Üç kereye kadar müsaade edeceğiz yani” diyor. “Pantolon fermuarlı falan olursa özellikle olmaz” diyor. “Heykel gördüm hemen bir tükürdüm” diyor. Tabloların falan karşısına geçeceksin Avrupa’da tükürük ehli ekip halinde böyle karısı kızı hep beraber geziyor topluca böyle tükürecekler. Sonra ikinci grup siz buyurun diyeceksin. O meşhur İtalya’daki heykeller falan hep topluca tükürecekler. Dehşet verici bu yani tükürük ekibi. Bir kısmı yumruk atıyor, bir kısmı taşlamanın peşinde. Taşlayarak öldürmek, münafıklar şimdi taşlayarak öldürmeyi savunmaya başlamışlar. Yani tam sahtekâr beyinsizler. İnandığından değil sırf sahtekârlık olsun. Mesela sen çok güzel modern bir kızsın. Sana bir insan baksa dürüst olduğun için güvenir sana. Mesela bir genç kız da sana güvenir. Temiz güzel giyinmişsin yüzünde efendi bir ifade var. Sen iyi bir tebliğci olabilirsin. Ama mesela bazı genç kızlar var kapalı ama Jamake gibi bakıyor etrafa yani. Yani ciğerini sökerim der gibi nefretle. Adam daha ağzını açmadan adamın kâfir olduğunu falan söylüyor. Yani o vaziyette bir şey olmaz. Adama ne anlatacaksın? Yahut beylerden de oluyor böyle adam tekvando vaziyetinde konuşuyor adamla. İkinci hamlede atlayacak yani. Savaş nizamı alıyor. Öyle olmaz. Olgun, nezaketli, lafını sözünü bilen, sevecen yaklaşan insan olmak lazım. İnsanoğlu Allah yaratıyor bilmiyorsa cahildir, bilmiyordur. Büyüklük yapmana da gerek yok sen de bilmiyordun Allah sana öğretmiş o da bilmiyor olabilir. Sabırla anlatacaksın. Yani özetle benim güzel yüzlüm sen çok hoş kızsın dolayısıyla senin sözünü insanlar dinlerler. Yani yüzdeki görüntü çok önemli. Bir kere tebliğ yapacak adam doğrusunu söyleyeyim zengin olması lazım. Fakirin pek sözünü dinlemezler. Yani gösterişli olması lazım. Güzel olması lazım. Güzel insanın sözünü dinlerler. Arabası güzel olacak, evi güzel olacak. Daha çok sözünü dinlerler. Zevki bilecek, eğlenmeyi bilecek daha sözünü dinlerler. Çünkü Müslüman olunca hayata küsmeyeceğini göstermiş oluyorsun ona sen. Müslüman olunca eğlenirsin de, güzellik de olur, zenginlik de olur, ticaret de olur. “Hayatın kaymaz” diyorsun. O sözle inanmaz sende görecek onu. Evinde mesela tabloları görecek. Diyecek ki “Haa Müslüman gelince benim evimden tabloları adamlar sökmeyecek” diyecek. Evine gelecek senin heykelleri görecek, “demek ki benim evimde heykel olsa bu adamlar heykelleri kırmayacak” diyecek. Müzik dinleyecek adam, “Aa demek ki ben Müslüman olsam müzik dinleyebileceğim” diyecek. Sohbet edeceksin, güleceksin, konuşacaksın, temiz ve kaliteli olacaksın ki Müslüman olduğunda adam öyle bir hayatı yaşayacağından emin olsun. O zaman kabul eder zaten. Çok anormal olması lazım Müslümanlığı kabul etmeyecek bir insan ben düşünemiyorum. Müslümanlığı orta zekâdaki her insan kabul eder. Yüksek zekâdaki zaten kabul eder. Süper zekânın da ikinci bir ihtimali zaten yoktur. Yani İslam reddedilecek bir sistem değil. Komünisti de kabul eder, faşisti de kabul eder herkes kabul eder yani dünyanın en güzel sistemi. Velayet sistemi var bütün fakire fukaraya herkese sahip çıkıyor kim reddeder böyle sistemi? Sanat var, güzellik var, estetik var. Güven var, dostluk var, savaşlar bitiyor. Silahlar kalkıyor. Adam niye reddetsin?

EBRU ALTAN: Tam bir özgürlük var.

ADNAN OKTAR: Deli mi ya alabildiğine özgürlük var. Mahalle baskısı kalkıyor, sokak baskısı, aile baskısı hepsi kalkıyor. Niye kabul etmiyorsun?

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Hayvanlardaki kamuflajla ilgili bilgi vermek istiyorum. Hayvanlardaki savunma taktiklerinin en önemlilerinden biri kuşkusuz kamuflajdır. Kamuflaj yapan canlılar yaşadıkları ortama son derece uyumlu şekilde yaratılan vücut yapıları ile adeta özel bir koruma altına alınmışlardır. Bu canlıların vücutları bulundukları ortamla o kadar uyumludur ki resimlerine bakıldığında bazılarının bir bitkiye mi yoksa bir hayvana mı ait olduğunu anlamak ya da aynı ortamda bulunan hayvanla bitkiyi birbirinde ayırt edebilmek neredeyse imkânsızdır. Hiçbir canlı böyle bir işlemi kendi kendine ya da tesadüfen gerçekleştiremez. Elbette canlılara kamuflaj yeteneğini veren üstün akıl ve bilgi sahibi olan Allah’tır.

ADNAN OKTAR: İşte biraz aklı olan baksa Allah’ın varlığına tek bir delil yeter. Tek bir tanesi.

Mehter tabii bir bütündür yani bir kere mehterde kös çok önemli. Kösün at üzerine yerleştirilmesi önemli. Mehter yürüyüş halinde olması gerekiyor ayrıca. Yani o zaman ihtişamlı. Bir de öyle dandik mehter olmaz. Onun kanunen yasaklanması lazım. Öyle uydurma on kişilik, on beş kişilik yahut böyle derme çatma, zayıf insanlardan oluşmuş. Eline almış tıngırtı falan saf saf bakıyor kafaya bir şey geçirmişler. Öyle karikatür gibi mehter takımı olmaz. Yasak olması lazım. Mehter ihtişamlı olacak, olmaz. Mehter yürüyüş halinde var mı bizde film?

GÜLEN BATURALP: Soralım.

ADNAN OKTAR: Askeri mehter iyidir bizde. Askeri mehteran. Oradakilerin hepsi asker. Bıyıkları falan heybetli olması lazım. Hz. Ali (kv) gibi kulağının dibine kadar olacak.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Samsun’dan Eda Ceylan. Erkekler kadınları neden anlamıyor?

ADNAN OKTAR: Eda da çok güzel kız ama bayağı güzel maşaAllah. Eli, yüzü nur gibi. Her hattın çok güzel. Kaş, göz, burun, dişler, dudaklar, çenen her yerin çok güzel maşaAllah. Saçlar, beyazlığın çok güzel. Bir de tabii kadına güvenirlilik çok önemlidir. Yüzün çok güvenilir. Ses tonundan da çok şeker güzel bir kız olduğun,  şahsiyetli derin bir kız olduğun anlaşılıyor. Canım benim çocukların mayasını bozdular birçoğunun. Yani kimyasını bozdular. Bir kere kadın sevgisini kaldırdılar çocuklardan, büyük bölümünden. Gece, gündüz korkuttular. İşte kadına “namussuzluk mu yapıyorsun? Kadınlara bakmayacaksın. Kadınlara yanaşmayacaksın.” Kadın sevmeyi suç haline getirdiler, kadın beğenmeyi. Kadınların güzel olmasını yasakladılar. Güzel kadın olmasına karşı ciddi tavır aldılar. Halbuki her yerin güzel kadınla dolu olması lazım. Delikanlıların da güzel kadınları sevmesi lazım. Saygı duyması, değer vermesi, onları koruyup kollaması gerekiyor. İki tarafı birbirinden ayırdılar. Kızları kendi içinde çökerttiler. Sevgisiz, kuşkucu, korku dolu. Erkekleri böyle zalim gören, onlara kötülük yapacak işte ırz düşmanı gibi gösterdiler. Çocuklara ne yapacaklarını şaşırttılar yani. Dışarıya çıkıyor suç oluyor. Gülüyor suç oluyor. Düğünde kalkıp oynuyor suç oluyor. Oturuyor suç oluyor. “Niye oturuyorsun?” diyor. Kalkıyor “niye kalktın?” diyor. Güzel giyiniyor, “niye güzel giyindin?” diyor. Kötü giyiniyor, “niye kötü giyindin?” diyor. Bir sevgisizlik ortamını gelenekçi Ortodoks İslam anlayışla ve Darwinist, materyalist sistemle makaslama sistemle, makasa sokma sistemiyle elde ettiler. Ezim ezim eziyorlardı. Biz devreye girdikten sonra bunlar şimdi darmadağınlar. Dağlara tepelere doğru kaçıyorlar. Kanunla, hukukla başlarına balyoz gibi indik elhamdülillah. Bundan sonra nefes aldırmayacağız. Gayet güzel olacak. Benim canım da bugün diğer gençler de cayır cayır hep isyan ediyorlar, açıklıyorlar. Ciddi bir muhalefet var genç kızlarda. Hepsi bizim görüşümüzdeler. Hepsi bak yüz binlerce gençle röportaj yaptık. Bizim görüşümüze muhalif bir kişiyle karşılaşmadık. Hepsi birebir görüşümüzü tasdik ediyor. Hepsi kadın haklarını savunuyor. Hepsi sevgiyi, dostluğu, kardeşliği savunuyor. Hepsi Kuran’ın anlatılmasından yana. Hepsi insanların, Müslümanların birbirleriyle mücadelesinin çirkinliğini açıklıyor. Mezhep karşıtlığının meydana getirdiği kargaşanın olmaması gerektiğini savunuyorlar. Dolaysıyla görüşlerimizde tam bir mutabakat var. Güzel Eda, biraz beklerse canımın içi çok akıllı, aklı başında, güzel huylu, Kuran’ı doğru anlayan bir nesil her yerde kendini göstermeye başladı. İnşaAllah rahat edeceksiniz. Hükümetin de tavrı samimi. Benim gördüğüm Tayyip Hoca’nın tavrı da çok candan bu konuda. Yapılan tahribat bir anda düzelmiyor tabii. 300-400 yıldan beri yapılan bir tahribat var. Bunu düzeltmek tabii 3-5 günde olacak bir şey değil. Biraz zaman alıyor. Sabrederseniz inşaAllah güzel günler göreceksiniz. 3 sene, 5 sene, 7 sene, 9 sene bak fazla bir şey demiyorum. Artık yüzdük, yüzdük sonuna geldik.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Kayseri’den Sevim. Ben sadece insanların dış görünüşüyle neden yargılıyorlar onu soracaktım. Dış görünüşüyle karakterini belirlemeye çalışıyorlar. Onu soracaktım, neden yargılıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Benim canımın içi bir kere sen dış görünüşünle yargılanırsan muhteşemsin zaten. Bu senin lehine. Başkaları için düşünüyorsan o ayrı. Ama ben seni şahsen görür görmez çok beğendim. Kim görse seni çok çok beğenir. Muhteşem güzelsin. Ortada durum. Bak şu an görüyoruz. Kaş, göz, burun, dudaklar, dişler, saçlar çok çok şekersin. Yüzünün biçimi harikulade güzelsin. Canımın içi belki seni kıskanıyorlardır. Belki değil, büyük bir ihtimalle kıskanıyorlardır. Çünkü ecüş adamlar onlar genellikle. Senin güzelliğini görünce adamlar rahatsız oluyordur. Belki komplekse kapılıyorlardır. Bu sefer sende kendince kusur bulmaya çalışıyordur. İşte “niye şöyle düşünüyorsun?” diye. Bulur yani. Bulacak olduktan sonra, kıskandı mı bulur. Dolayısıyla öyle dangalların ne düşündüğü niye önemli oluyor ki. Köpeğin kangal olsun ama arkadaşın sakın dangal olmasın yani. Dangal gördüğünde kaçacaksın çözüm bu.

ASLI HANTAL: Mehter görüntüsü var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet güzel. Çok güzel de yalnız mehterin kös sesi çok önemlidir. Kös mesela 5 kilometreden falan duyulması lazım. Yeri göğü yıkacak kös, o çok hayatidir. Burada kös çok zayıf olmuş. Kösün yerleştirilmesi önemli. Normalde hayvanın üstünde olması lazım. Deve veyahut at üstünde olması gerekiyor kös. Ve kösü çalan kişi de babayiğit, pehlivan olacak. Vurdu mu inletecek. Yıkılacak kös sesiyle. Dolayısıyla buradaki eko ve ses sistemi olmamış. İşin doğrusu bu. Bir de mehter hitap şekilleri biraz abartılı. Yani “has dur” der normal. Mesela “ceddin deden” der normal bir konuşma düzeninde olması lazım. Belki usulde olabilir bu böyle ama. Biraz abartılı geldi bana. Yani makul bir üslup daha rahatlatıcı olur. Bu kadar uzatarak olması bence pek olmaz. Cumhuriyet bayramında, Cumhuriyet tarihinde böyle mehter gösterisi yok, Cumhurbaşkanlığında, gerçi mehteran geçerdi eskiden ve tören kıtaları falan da geçerdi. Devlet ricali de izlerdi. Yalnız Tayyip Hocam’dan benim ricam çok mükemmel bir mehteran sistemi kurdursun. Eko ve ses sistemini de çok iyi kurdursun. Ortalık yıkılsın şöyle. O koro da öyle. Mesela mehteri söyleyen kişiler üç-beş kişi söylüyor gibi duyuluyor. Öyle olmaz ki. Çok katlı mehter olması lazım. Ve koronun da çok güçlü olması lazım. Zurna sesleri de öyle yıkacak ortalığı. Zurna da, kösler de öyle yer gök inlemesi lazım. Bir de mehteri Tayyip Hocam ayakta dinlesin Osmanlı sultanları gibi. Tek parça çalsın ama ayakta dinlesin. Oturarak dinlemesin. Devlet ricali de ayakta dinlesin. Sadece mehtere mahsus. Rica ediyoruz. Yakışır. Bir de mehter Topkapı Sarayı’nın kapısında iyi dinlenir. Tayyip Hocam Topkapı Sarayı’na gelsin. Zaten Cumhurbaşkanı normal onun orda kendinin bir bürosu olsun Topkapı Sarayı’nda bir yeri bir dizayn ettirsin, kendine yer yaptırsın. Hani “sultan, padişah oldu” falan bunlar ayıp yani niye padişah olsun? Kendi memleketimiz bize ait saray. Her türlü sarayı kullanma yetkisi vardır Cumhurbaşkanı’nın tabii ki kullanacak. Şu anda da mesela külliye bir nevi saray hükmünde ne var? Çıksın mı ne yapsın yani?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz hep örnek veriyorsunuz Rusya’da da saraylar kullanılıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bütün ülkelerde Fransa’da, her yerde. İngiltere’de de saray kullanılıyor. İngiltere’de saray kullanılıyor da burada kullanınca mı suç oluyor? Dolayısıyla sarayı kullansın, Topkapı sarayını kullansın Tayyip Hocam. Orada kendine yer yaptırsın. Cumhurbaşkanlığı bölümü olsun bir büro şeklinde. Büro derken normal yerleşke şeklinde yer. Koca yer o yapılsın. Çıktığında kapıda mehteran karşılasın Tayyip Hoca’yı. Devlet ricali çıktığında tek parça için öyle olsun. Tek parçayı ayakta dinlesin. Sonra nereye gidiyorsa gitsin Allah selamet versin. Yurt dışına çıkışlarda bir kere mehter dinleyip çıksın. Eski Ordu Marşı, Ceddin Deden, Tarihi Çevir bunların hepsi olur.

ASLI HANTAL: Topkapı Sarayı’nın orda bir mehter var.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Sarayın avlusu çok iyi mehterin akustiği açısından çok iyi, yankıyı iyi yapar. Yalnız kösü direkt yere koymuşlar. Öyle olmaz. Kös için ayrı bir sehpa yapılması lazım. Yani mesela kamyon lastiği falan da olabilir. Kamyon lastiği gibi bir şey de olabilir. Ses yere direkt bağlantı şeklinde olursa bozulur. Kös kendi sesini veremez. Kösün yüksekte olması gerekiyor. Onu bir düzenek üstüne oturtmaları lazım ki inim inim inlesin. Deneme yapmaları lazım. Ve çok kuvvetli olması lazım yahut ona göre bir mikrofon, hoparlör sistemi de olabilir. Ama en ziyade kösün yerden kesilmesi gerekiyor. En az otuz santim, kırk santim yukarda olması lazım yerden ki, ses iyi eko yapsın, güçlü bir ses çıksın.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Bir tane daha mehter örneği vardı.

ADNAN OKTAR: Bu nispeten daha iyi ama kös sesi cılız. Bir de bıyıklar böyle değil yani çok çok daha gür olması lazım. Eğer Osmanlıyı kastediyorlarsa böyle bıyık olmaz. Ta kulağının altına kadar olması lazım. Koç boynuzu gibi olacak böyle. Çok esaslı olması lazım. Mehter mümkün değil dinlenmezdi, öyle Cumhurbaşkanı’nın önünde konser falan. Tayyip Hocam yamandır maşaAllah. Şimdi bak Tayyip Hoca’dan rica ediyoruz Mehter takımını iyice bir geliştirtsin, iyi bir çalışma yapsınlar. Ses yeri göğü inletmesi lazım, saray yıkılması lazım. Ta beş kilometreden duyulması lazım kös sesi. Öyle olur mu tak tak diye nasıl kös sesi öyle? Mehteran bıyıkları da öyle. Bir de çok heybetli olması lazım mehter elemanlarının en az bir seksen beş boyunda olması lazım. Orta boylu mehter elemanı olmaz. En az bir seksen beş ve hani çam yarması gibi derler ya öyle olması gerekir. Eni boyu belli olmaması lazım. Tabii yaka bağrı açık Osmanlıyı temsil eden bir görüntü olması gerekiyor. Öyle orta boy veyahut orta boy altı hiçbir şekilde olmaz. Koroya hepsinin katılması gerekiyor. Tayyip Hocam da mutlaka ayakta dinlesin. Bir de orada kendine büro mutlaka yapsın ne var bunda? Mesela yüz metrekare, yüz elli metrekare bir oda. Bomboş oralar. Hayır, kanunen zaten mümkün bu, kanuna uygun, Cumhurbaşkanlığı kanununa uygun her yerde yapabilir. Saraylar zaten Cumhurbaşkanlığı için yani bunda bir şey yok. Çıkışta kapıda bir kere cümle kapısında yani içerde avluda mehter bir inim inim inletsin. O iç daireden çıkışta da ayakta dinlesin mehteri. Tek parça çaldırsın ayakta dinlesin. Onu da naklen yayında görelim. Tayyip Hocam’a yakışır. 2019’ları beklemeye gerek yok. Şimdiden başlayalım.

Dinliyorum.

VTR: Ben Rize’den İsmail. Namazda huşu kavramını anlatabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Huşu diye bu sefer namaz zaten vesveseye açık bir ibadettir. İnsanlara şeytan acayip huzuv eder namazda. Namazı sarih kafayla kılmak. Yani fazla da namazı uzatmadan, Allah'ı anarak, Kuran ayeti okuyarak, kafaya bir şeyi takmadan, dikkati Allah'a vererek namazı bitirmek lazım. Huşu denilen budur. Kafada işte “okulda ne yapacağım, evde ne yapacağım, yarın ne yiyeceğiz, işyerinde ne yapacağım” namazda adam kendini kaybediyor. Namaz bitiyor sanki uykudan uyanıyor. Nasıl namaz kıldığından haberi bile yok. Kaç rekat kıldığından da haberi yok. Ne yaptığından da haberi yok. Ne söylediğinden haberi yok. O zaman huşu olmaz. Huşudan kasıt açık bilinçle, ne dediğini bilerek namaz kılmak. Budur yani. Yoksa kendinden geçiyor gibi yapıyor adam, bir şeyler yapıyor. Elini kalbinin üstüne koyuyor, boynunu büküyor falan. “Ne?” diyoruz. “Huşudaydım da onun için” diyor. Bu samimiyetsiz. Allah'ı samimi düşünerek namaz kılacak o kadar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Göçmen misiniz, yoksa tam Türk müsünüz?

ADNAN OKTAR: Bende Çerkezlik var, seyitlik var ve Nogaylık var. Çerkezlik, seyitlik, hem seyit hem şerifim ben. Annelerden dolayı. Anneler hep seyyide ve şerife anneler. Ama Hazreti Ali (kv)'nin neslinden geliyorum asıl köken olarak Hazreti Ali (kv)'nin neslinden geliyorum. Ama nesil aralarında anneler hep seyyide ve şerife olduğu için hem seyid ve hem şerifim. Nogaylık var o çekik göz oradan geliyor. Çerkezlik de var.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam ben çok sabırsızım, sabırsızlık nasıl geçirilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzel huylum, dünyalar tatlım o gençlik enerjinden oluyor. Çok fazla spor yap, çok fazla hareket et o enerji biraz dinginleşir o zaman daha mutedil olursun.

ASLI HANTAL: Yayınımız sona erdi. Yarın görüşmek üzere inşaAllah.

Masaüstü Görünümü