Harun Yahya

Vicdan ve Kuran



Bu bölüme kadar, vicdan sahibi bir insanın kendisine hiçbir şey öğretilmese de Allah'ın varlığını nasıl bulabileceğinden bahsettik. Vicdanıyla bir Yaratıcının olduğunu anlayan insan yine vicdanını kullanarak düşünmeye devam ederse şu sonuca varacaktır: Allah bu kadar kusursuz bir evren yaratıyor ve insana da bunu anlayacak bir şuur veriyorsa, yarattığı insanı başıboş bırakmayacaktır. Mutlaka yarattığı bu akıllı varlıklarla bir bağlantı kurmuş, kendini tanıtmış olmalıdır. Bunun da ötesinde herşeyi yaratan Allah, bunları mutlaka bir amaç için yaratmıştır ve bu amacını da onlara bildirmiştir.

Vicdanını kullanan kişi, kendisini ve tüm evreni yaratan Allah'ı tanımak için büyük bir istek duyar. Hatta hayatının tek amacı bu olur. Kendisini yoktan var eden, bir "hiç"ken veya "hiçlik"ken ona hayat veren Allah'a muhtaç olduğunu, tüm gücün O'nun olduğunu anlar.

Ayrıca Allah'ın herşeyi bir amaç için yarattığını fark eder. Herşeyin bir görevi vardır. Gökyüzü gezegeni koruyan bir tavan gibidir. Hücreler canlılığı meydana getirmek için yaratılmışlardır. Yağmur tüm dünyaya bereket getirmektedir. Güneş tüm dünyanın ısı ve ışık kaynağıdır. Hatta o kadar önemli bir amaçla yaratılmıştır ki, o olmasa hayat olmaz. Kısacası insan, burada saydığımız ve sayamadığımız herşeyin özel bir amaçla var edildiğini görebilir. O zaman "benim yaratılış amacım ne?" diye kendi kendine sorar. Dahası "böyle mükemmel, kusursuz planlanmış bir dünyada yaratılıp, kısa bir süre sonra öleceksem, mutlaka burada bulunuş amacım olmalı, bu kadar kısa bir ömür için bu kadar detayın bir anlamı olmalı" diye düşünür. Ve bu sorularına cevap arar.

Allah'ı tanımak, O'nun kendisinden neler istediğini, yaratmasındaki amacı öğrenmek için insanlardan duyduğu bilgilerle yetinmez. İnsanların verdiği bilgilerin yeterli olmayacağını veya yanlış olabileceğini vicdanıyla anlar. Herşeyden önce herkesin söylediği birbiriyle tutarsızdır, çelişkilerle doludur. Allah'a ulaşmak için en güvenilir kaynağın Allah'ın vahyettiği kitap olduğunu düşünür. Bunun sonucunda ise Allah'ın en son gönderdiği ve korunmuş kitabı olan Kuran'ı kendisine rehber edinir.

Kuran'ı "Terk Edilmiş Bir Kitap" Kılanlar Vicdanlarına Uymayanlardır



Yukarıda da söz ettiğimiz gibi, vicdanını kullanan biri kolaylıkla kendisine Kuran'ı rehber edinmesi gerektiğini anlayacaktır. Ancak çevrenizdeki insanların çoğunluğuna bir bakın. Kaç kişi Kuran'ı merak edip okumuştur?

Şöyle düşünmek gerekir: Allah insanlara bir kitap gönderiyor ve insanlara bu kitaptan sorumlu olduklarını, öldükten sonra bu kitabın içinde yazanlara uyup uymadıklarından sorgulanacaklarını ve sonuca göre cennete veya cehenneme gireceklerini bildiriyor. İnsanlar bu gerçeği vicdanlarına başvurarak anlamasalar dahi birilerinden duyuyorlar ve bunu herkes biliyor. Ama buna rağmen Kuran'ı okumuyorlar. Sorumlu oldukları kitabın içinde neler yazdığını merak bile etmiyorlar.

O zaman şöyle bir örnek verelim: Bir kişiye işyerinden veya okulundan bir mektup gelse ve üzerinde içinde yazanların kariyeri veya eğitimi açısından çok önemli olduğu yazsa... Ve bu mektubu okuyup ertesi güne kadar içinde yazanları eksiksiz olarak yapması belirtilse, bu mektubu ne yapar? Hiç içine bakmadan duvarına mı asar, çekmecesine mi kaldırır veya okuduktan sonra bir kenara bırakıp içinde yazanları görmezlikten mi gelir? Yoksa bu haber ve mektup kendisine ulaşır ulaşmaz büyük bir heyecan ve dikkatle her satırını okur, her yazılanı anında eksiksiz olarak uygular mı?

Aklı ve sağduyusu bu mesajı okumasını söyleyecektir. Kuran da kişinin dünya hayatında alacağı en önemli mesajdır; insana doğrudan doğruya onu Yaratan'dan gelen hak sözdür. Ancak insanların büyük çoğunluğu içlerinde bulundukları gafletten dolayı bu kadar önemli bir kitabı, Allah'ın insanlara mesajını açıp okumazlar bile. Nitekim Kuran'da insanların Allah'ın indirdiği kitabı terk ettikleri şu ayetlerle bildirilmektedir:

Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30)

Ne zaman onlara Allah Katından yanlarındakini doğrulayan bir elçi gelse, kitap verilenlerden bir takımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabını arkalarına attılar. (Bakara Suresi, 101)

Yukarıdaki ayette, "sanki bilmiyorlarmış gibi" ifadesi kullanılarak, insanların bildikleri halde Allah'ın Kitabını görmezlikten geldikleri vurgulanmaktadır. Herkes vicdanında Kuran'ı okuması ve uygulaması gerektiğini bilir, ancak çoğunluk bu gerçeği görmezlikten gelmektedir. Bu ise insanların vicdanlarına uymamalarından kaynaklanır.

 

Kitap bölümleri

Masaüstü Görünümü