Harun Yahya

Şüpheciliğin Hakim Olmasının Nedeni İman Eksikliğidir


Din ahlakının gereği gibi yaşanmadığı toplumlarda, insanların rahatça birbirleriyle konuşamamaları, konuşmalardan farklı anlamlar çıkarmaya meyilli olmaları, alınganlık göstermeleri ve dostlukların kısa süreli olmasının sebebi şüpheciliktir. Bu tarz toplumlar içindeki ilişkileri olumsuz yönde etkileyen şüpheciliğin kökeninde ise iman eksikliği vardır.

Şüphe, insan ruhuna ve fıtratına tamamen aykırı bir ruh halidir. İnsan ruhu dinginliğe, huzura, mutlu olmaya ve neşeye göre yaratılmıştır. Oysa şüphe tüm bunları ortadan kaldırır. Ruhtaki dinginliğe etki eder, huzuru bozar, insanın mutluluğunu engeller. Neşeliyken keyifsizlik, sakinken gerilim oluşturur. Hatta insanın kapıldığı şüpheler sadece o olayla veya o boyutuyla kalmaz. Şüphe, şüpheyi doğurur ve yeni vesveselerle yeni düşüncelerle gitgide büyür. 

Şüpheli bir bakış açısında kişi sürekli bir şeylerin ispatlanmasını, delillendirilmesini veya detayların ortaya konmasını bekler. Bu şekilde yaşamak, kişilere daima mutsuzluk ve sıkıntı getirir. İnsanlar birbirlerinin her şeyine karşı şüpheyle yaklaştıkları için, olumlu bir tavır bile şüphe etmelerine neden olur. Örneğin bir arkadaşları bir konuda iltifat ettiğinde bundan şüphelenirler, bu hareketin altında mutlaka bir anlam bulmaya çalışırlar. Birisinden güzel bir söz veya tavır gördüklerinde bu da şüphelenmelerine yol açar. Çünkü din ahlakına göre yaşamayan toplumların genel ahlak yapısında kişisel menfaatler esas olduğu için sebepsiz bir iyilik, sebepsiz bir iltifat mutlaka şüphe için zemin oluşturur.

www.Kurandasamimiyet.com


Toplumda Şüpheciliğin Neden Olduğu Tavır Bozuklukları



- Alınganlık -

Alıngan kişiler, ortada hiçbir sebep olmamasına rağmen, şüpheci ruh halinin etkisiyle, şahit oldukları her olaydan, duydukları her sözden alınıp küsebilirler. Oysa söylenen sözlerin onlarla hiçbir ilgisi bulunmaz. Veya bu kişiler kendilerine söylenen sözleri, alınganlıkları nedeniyle bambaşka açılardan algılarlar. Kendilerine anlatılmak istenen hikmeti görmek yerine, hiç ilgisi olmayan çıkarımlar yaparak kendilerine, alınabilecek konular bulurlar ve sonra da küserler.

Alıngan kişiler, neden dolayı küstüklerini, onları neyin rahatsız ettiğini de açıkça söylemedikleri için, çevrelerindeki insanlar onların neden böyle bir tavır içinde olduklarını anlayamazlar. Onları çözmek için türlü yollar denerler, ancak çoğu zaman bu kişilerin neden alındıklarını tespit etmek mümkün olmaz.

Alınganlığın temelinde yatan nedenlerden biri, bu insanların çevrelerindeki insanları dost olarak görmemeleri, onların söz ve tavırlarını hep aleyhlerinde algılamaları ve güven duymamalarıdır. Bir başka neden ise, bu insanların kendi içlerindeki huzursuzluk ve samimiyetsizlikleridir. Çünkü böyle insanlar kendi vicdansızlıklarına şahit oldukları için, başkalarının da bunun farkında olabileceğini ve her an bunları yüzüne vurabileceklerini düşünürler. Bu nedenle her sözü kendi aleyhlerinde zannetmeye başlarlar. Allah, ikiyüzlü insanların bu özelliğini bir ayette şöyle bildirmektedir:

“Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” (Münafikun Suresi, 4)

Alıngan insanlar kimseyle dost olamaz, kimseyi sevemez ve sevilemezler. Sürekli üzüntü ve sıkıntı içinde yaşarlar. Herkese darılıp küsmeleri nedeniyle hep tek başlarına yaşar, yalnız kalırlar. Her Müslümanın, alınganlığın ve yakınlarına küsmenin, Kuran ahlakına uymayan bir tavır olduğunun bilincinde olması ve bunu kabul etmesi çok önemlidir. Müslüman kişi, haklı dahi olsa, karşısındakilerle rahatsızlık duyduğu konuyu açık açık konuşur, eğer hata kendisinde ise bunu düzeltir. Eğer hatalı davranan taraf bir başkası ise, ona küsmez, aksine onu, Kuran ayetlerini hatırlatarak güzel ahlaka davet eder.

- Güven Eksikliği -

Şüpheciliğin sebep olduğu tavır bozukluklarından biri de güven eksikliğidir. Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda şeytani bir şüphecilik hakim olduğu için birçok insan en dostane, en sevecen tavrı dahi kötüye yormakta, şüpheyle karşılamaktadır. Bunun sonucundaysa insanlar birbirleriyle en az şekilde iletişim kurmakta ve birbirlerine güvenmemektedirler.

Güvenin oluşması için tek şart Allah’a iman eden bir insan olmaktır. Çünkü ancak Allah’tan korkan bir insan, Allah’ın hoşnutluğunu arar ve kendi çıkarlarını gözetmez. Böyle bir insan, Allah’ın haram kıldığı hiçbir şeyi yapmayacağından dolayı güvenilirdir. Nitekim iman etmeyen insanlar arasında güvensizlik çok yaygın bir histir. Bir insan karşısındaki insana güvenemediğinde o kişiye karşı samimi olamaz. Çünkü samimi olduğunda her şeyin kendi aleyhine kullanılmasından korkar. Bu yüzden iman etmeyenler, hayatlarını gizlilik içinde yaşarlar ve kendilerini korumak için sürekli tetikte olurlar. Elbette çok açıktır ki böyle bir birliktelikte sevgi ve güven yaşanamaz. Bu kişiler herkese şüpheyle yaklaştıkları ve bunun sonucunda da kimseye güven duyamadıkları için de daima kendi istek ve tutkuları için yaşamayı tercih ederler. Güvenin neden yok olduğunu düşünmek ve çözüm aramak yerine, kilitlenmiş çözümsüz bir sistem içinde güveni hiç hissedemeden yaşarlar. 

Oysa Müslümanların her davranışı tamamıyla Kuran’a göredir. Her şey Allah’ın rızasına yönelik, güzel ahlakla ve samimiyetle yapıldığı için kişinin şüphe duyabileceği tüm sebepler daha en baştan ortadan kalkmaktadır. Zaten ancak güven duyan bir bakış açısıyla Müslüman huzurlu ve dingin bir ruha sahip olabilir.


 

 Sayın Adnan Oktar toplumda şüpheciliğin nedeninin iman eksikliği ve sevgisizlik olduğunu anlatıyor:

ADNAN OKTAR: “Şeytani bir şüphecilik hakim olduğu için en dostane, en sevecen bir tavrı bile kötüye yoruyor birçok insan. O yüzden insanlar en az şekilde konuşmaya dikkat ediyorlar. Mümkün mertebe konuşmamaya dikkat ediyorlar ve geçiştirmeye. Hatta göz göze gelmemeye dikkat ediyorlar. Göz göze bakan birini hiç görüyor musunuz dışarıda? Çok nadirdir. Hiçbir şekilde göz göze gelmezler.

Konuşmayı da en kısa kesmeye dikkat ederler. En kısa ve işini bitirecek kadar. Simit alacaksa, “Ne kadar fiyatı hemşerim? Al parayı, ver.” Bu kadar. Elbise de alacaksa, “Ne kadar fiyatı? Al parayı, şu konu bitsin.”

Halbuki Allah bizi birbirimizi sevmemiz için yaratmış. Bütün kainatı sevmemiz için yaratmış. Hayvanları, bitkileri sevmemiz için yaratmış. En başta kendisini sevmemizi istiyor Allah. İnsanlar çok alıngan. Ahlaksızca laf dokunduruyorlar. Samimiyetsizler, vicdansızlar. Korkuyor; hangisi ima yollu konuşma, hangisi dostça bilemiyor. Mesela gazeteye yazı yazıyor birisi, kendince orada alaycı oluyor. Bir şey söylüyor, imalı. Mesela “çok güzel” diyor, ünlem koyuyor. Adam alınıyor. “Acaba ne demek istedi?” diyor. Farklı anlamlar çıkarmaya meyilli; insan zekası gelişmiş bir zeka olduğu için, eğer Allah’tan korkmuyorsa, Allah’ı sevmiyorsa zaten şeytanın etkisine giriyor. Şeytanın etkisine girince büyük bir ihtimalle de anormal hareketler yapmaya başlıyor.

İşte bu Darwinist, materyalist eğitimin sonucunda oluyor. Sevgiyle yetiştirilse insanlar böyle olmaz. Sevgiyi hedeflese böyle olmaz. Coşkun bir sevgiyi hedeflemek lazım. Zaten sevgi bizim fıtratımızda var. Biz sevmek ve sevilmek için yaratıldık; hep bunu ararız. (Sayın Adnan Oktar’ın 18 Eylül 2012, A9TV röportajından)

www.Kurandavicdan.net





Şüpheci Ruh Halinden Kurtulmanın Yolu Allah’a Teslim Olmaktır



Şüphecilik, ruhta yaşanan bir sorundur. Bu yüzden de şüphecilikten kurtulmanın yolu tavırların tek tek ele alınıp düzeltilmesi gibi bir yöntem değildir. Çünkü böyle bir durumda kişi öğrendikleri dışında bir olayla karşılaştığında yine şüpheci tavırlar sergilemeye devam edebilir. Üstelik bildiklerini de uygulamada sorunlar çıkacaktır. Çünkü bir insanın bakış açısı ve düşünceleri ne ise tavırlarına da bu yansır. Mantığını anlamadığı, gerekliliğine inanmadığı bir şeyi uygulamakta güçlük çeker. Oysa şüpheciliğin çözümü sanıldığı gibi zaman alan, zor ya da karmaşık bir şey değildir, aksine son derece kolaydır.

Çözüm, Allah’tan korkmak ve Kuran ahlakını yaşamaktır. Allah’a iman eden ve Kuran ahlakını tam olarak hayata geçiren her insan şüpheci karakterden kurtulur. Allah’tan gereği gibi korkup sakınması, her an her yerde vicdanlı davranması onu şüphecilikten ve sevgisizlikten tümüyle sakındırır. Bu nedenle gerçek bir Müslümanın yapması gereken, zihnini tertemiz ve berrak tutmak, şeytan kendisine bir vesvese verdiğinde üzerinde bir an bile durmayarak, hemen Yüce Allah’a sığınmak ve daima O’na teslim olmaktır. Müminlerin bu güzel ahlakı Kuran’da şu şekilde bildirilmiştir:

“Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir.” (Araf Suresi, 200-201)

 Şüphelere karşı insanın tüm ömrü boyunca dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü zayıf imana sahip insanların çoğu din ahlakından bu şüpheler sonucunda uzaklaşır.

 İnsanın kalbine sıkıntı veren ve şüphe adı altında toplanan bütün olumsuz duygular şeytanın telkiniyle meydana gelir. Şeytan insanları şüpheci bir ruh haline sürükleyerek düşünmekten, salih amellerde bulunmaktan, fedakarlıktan, dürüstlükten, tevazudan uzaklaştırır. Onları din ahlakından saptırmak, inkara ve isyana sürüklemek için kalplerine kötü düşünceler yerleştirir. Yüce Allah, Nisa Suresi’nde şeytanın insanları hidayet yolundan saptırmak için ettiği yemini şu şekilde bildirir:

“Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.” (Nisa Suresi, 119) 

www.guzelliklerigorebilmek.com


Şüpheciliğin Zararları



Şüphenin insanın ne ruhuna, ne kişilik ve ahlaki gelişimine ne imanına ne de bedenine en ufak bir faydası vardır. Aksine bunların tümüne birden, çok yönlü zarar verir. Kişinin güzel ve hayırlı düşünmesini engeller, işindeki bereketi azaltır. Yüce Allah’a yakınlaşmak ve imanda derinleşmek için düşüneceği değerli vakitleri alarak, o vakti böylesine saçma ve boş bir uğraşı içinde geçirmesine sebep olur. Temiz akıl sahibi olmasına engel olur, sürekli vesveseli bir ruh hali verir. İman eden bir insanın Yüce Allah’a tevekkül ederek, iradesini kullanarak ve daima Kuran ahlakına uygun düşünme konusunda dikkatini açık tutarak, şüpheden uzak durması, Müslüman için herşeyin hayır ve güzelliklerle yaratıldığının bilincinde olması gerekmektedir. Şeytanın fısıldadığı kuruntular ve şüpheler her ne olursa olsun, müminler Allah’ın gösterdiği yola uyduklarında, Allah’ın izniyle şeytan onlara etki etmeyecektir. Bu önemli gerçek, Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

“Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O’na (Allah’a) ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl Suresi, 99-100) 

Masaüstü Görünümü