Harun Yahya

Oksijenin Hayatımızdaki Önemi


Oksijenin yeryüzündeki kusursuz döngüsü nasıldır?

Allah’ın oksijen oranında yarattığı hassas denge olmasaydı neler olurdu?

Oksijenin insan hayatındaki önemi nedir?

www.yaratilisdelilleri.com

Dünya’nın atmosferi, yaşam için gerekli son derece özel şartların bir araya gelmesinden oluşan olağanüstü bir karışımdır. Dünya atmosferi, % 77 azot, % 21 oksijen ve % 1 oranında karbondioksit ve argon gibi diğer gazların karışımından oluşur. Bu gazların en önemlisi oksijendir, çünkü insanların ve hayvanların enerji elde etmek için kullandıkları çoğu kimyasal reaksiyon oksijen sayesinde gerçekleşir.

Oksijenin Kusursuz Döngüsü

Atmosferdeki oksijen oranının dengede kalması da, mükemmel bir “geri dönüşüm” sistemi sayesinde gerçekleşir. İnsanlar ve hayvanlar devamlı olarak oksijen tüketirler ve kendileri için zehirli olan karbondioksiti üretirler. Bitkiler ise bu işlemin tam tersini gerçekleştirir ve karbondioksiti hayat verici oksijene çevirerek canlılığın devamını sağlarlar. Her gün bitkiler tarafından milyarlarca ton oksijen bu şekilde üretilerek atmosfere salınır. Bitkiler, insanlar ve hayvanlar, eğer aynı reaksiyonu gerçekleştirselerdi, dünya çok kısa sürede yaşanılmaz bir gezegene dönüşürdü.

Üzerinde yaşadığımız mavi gezegeni, Allah bizim yaşamımız için özel olarak düzenlemiş, Kuran’da ifade edildiği gibi dünya Allah tarafından canlılar için “serilip döşenmiştir”. (Naziat Suresi, 30) Allah’ın Dünya’yı canlılık için yarattığını bildiren diğer bir ayet ise şöyledir:

“Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” (Mümin Suresi, 64)

Oksijenin İdeal Oranı

Soluduğumuz havadaki oksijen oranının, son derece hassas dengelere dayalı olması çok ilginçtir. Dünyaca ünlü bilim adamı Michael Denton, bu konuya şöyle dikkat çekmektedir:

“Atmosferimiz daha fazla oksijen içerebilir ve buna rağmen hayatı destekleyebilir miydi? Hayır! Oksijen çok reaktif bir elementtir. Şu anda atmosferde bulunan oksijenin oranı, yani yüzde 21, yaşamın güvenliği için aşılmaması gereken sınırların tam ideal noktasındadır. Yüzde 21’in üzerine artan her yüzde birlik oksijen oranı, bir yıldırımın orman yangını başlatma olasılığını % 70 artıracaktır.”

İngiliz biyokimyacı James Lovelock ise bu kritik dengeyi şu şekilde ifade etmektedir:

“Yüzde 25’lik bir oksijen oranının daha yukarısında, şu anda besin olarak kullandığımız bitki türlerinin çoğu, tüm tropik ormanları ve arktik tundraları yok edecek olan dev yangınlarda yok olurdu... Atmosferin şu anki oksijen oranı, tehlikenin ve yararın çok iyi bir biçimde dengelendiği bir rakamdadır.”

Ancak Allah canlılığın dengesini son derece kusursuz bir sistemle kurmuştur. İşte bu sayede atmosferdeki hassas oksijen oranı, canlılık için en ideal olan oranda durmaktadır. Bu oran, ünlü bilim adamı Lovelock’ın ifadesiyle “tehlikenin ve yararın çok iyi bir biçimde dengelendiği bir rakam”dır.

Eğer oksijen miktarı Allah’ın belirlediği düzeyden daha az seviyede olsaydı;


 Oksijen hızla tükenecek, solunum zorlaşacak, bir süre sonra canlılar nefes almalarına rağmen “boğularak” toplu halde ölmeye başlayacaktı.

 Daha az ozon gazı üretilecekti. Ozon miktarındaki değişmeler de canlılık için öldürücü olacaktı. Şimdikinden daha az ozon, güneşin morötesi ışınlarının dünyaya daha şiddetli ulaşmasına ve canlıların yok olmasına sebebiyet verecekti. Şimdikinden daha fazla ozon ise güneş ısısının dünyaya ulaşmasını engelleyeceğinden öldürücü etkiye sahip olurdu.

 Oksijen azalınca herkes güneş yanığı olacaktı. Çünkü UV ışığına karşı cildi havadaki moleküllerden oksijen korur.

 Gündüz gökyüzü karanlık olacaktı. Işık partikülleri daha az kırılacağı için gökyüzü neredeyse gündüz de simsiyah olacaktı.

 İşlenmemiş metaller birbirlerine kaynak olacaktı. (Metaller okside oldukları için birbirlerine kaynamadan saklanabilirler.)

 Yer kabuğu parçalanacaktı. (Oksijen yerkabuğunun %45’ini oluşturur.)

 Herkesin içkulağı patlayacaktı. (Hava, basıncını %21 oranında kaybedecekti.)

 Betondan yapılmış her bina yerle bir olacaktı. Oksijen beton yapımında önemli bir bağlayıcıdır.

 Her canlının hücresindeki hidrojen gazı patlayacaktı. Suyun 1/3’ü oksijendir. Oksijen olmadan hidrojen gaz haline dönüşür ve hacmi genişler.

Okyanuslarda buharlaşma olacaktı.


Kısacası dünyada hayat olmayacaktı.

Eğer oksijen miktarı biraz daha fazla olsaydı;


 Atmosfer kısa sürede “yanıcı” bir özellik kazanacak ve en ufak bir kıvılcım dev yangınlar çıkaracaktı. Sonunda da dünya dev bir “tüp patlaması” gibi bir patlamayla yanarak kavrulurdu.

 Kayalar ve metaller çok daha çabuk aşınırdı. Bu yüzden yeryüzü hızla aşınıp erir ve canlı yaşamı için büyük bir tehdit oluşurdu.

 Dev böcekler olurdu. Böceklerin vücut büyüklüğü atmosferdeki oksijen ile alakalıdır.


Görüldüğü gibi oksijenin atmosferdeki oranı dünyada meydana gelen biyolojik ve tektonik işlemler sayesinde devamlı olarak dengede tutulur. Bu dengenin binlerce yıldır korunması ve canlıların ihtiyaç duyduğu şekilde muhafaza edilmesi de yine bir düzeni ve dolayısıyla bu düzeni kusursuzca var eden Allah’ın apaçık varlığını göstermektedir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:

“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi,24)

www.havamucizesi.imanisiteler.com

Oksijenin İnsan İçin Önemi:

İnsan gibi kompleks bedenlere sahip canlıların enerji elde etmek için kullandıkları çoğu kimyasal reaksiyon oksijen sayesinde gerçekleşir. Karbon bileşikleri oksijenle reaksiyona girerler. Reaksiyon sonucunda su, karbondioksit ve enerji açığa çıkar.

Ô Nefes Alma İşlemi Oksijen Sayesinde Gerçekleşir: Hücrelerimizde kullandığımız ve ATP (adenosin trifosfat) adı verilen enerji paketçikleri, bu reaksiyonla ortaya çıkarlar. İşte biz de bu nedenle sürekli olarak oksijene ihtiyaç duyarız ve bu ihtiyacı karşılamak için hayatımızın her dakikasında nefes alırız. Sürekli olarak ciğerlerimize hava çeker ve hemen sonra da aynı havayı geri veririz. Bunu o kadar çok yaparız ki, “normal” bir işlem olduğunu düşünürüz. Oysa gerçekte nefes almak çok kompleks bir iştir.

Vücut sistemimiz o kadar mükemmel ayarlanmıştır ki, nefes alma işlemini hiç düşünmeden rahatlıkla yerine getiririz. Yürürken, koşarken, kitap okurken hatta uyurken, vücudumuz sürekli olarak ne kadar nefes almamız gerektiğini hesaplar ve ciğerlerimizi ona göre çalıştırır. Şu anda bile siz nefes alıp-vermek için gereken işlemlerin farkında değilken düzenli olarak havayı soluyabilirsiniz. Nefes almaya bu kadar çok ihtiyaç duymamızın nedeni, vücudumuzda her saniye gerçekleşen milyarlarca ayrı işlemin, hep oksijen sayesinde gerçekleşen reaksiyonlardan enerji sağlamasıdır.

Havayı içimize çektiğimiz anda, akciğerlerimizde bulunan yaklaşık 300 milyon küçük odacığa oksijen dolar. Bu odacıkların duvarlarını kaplayan kılcal damarlar hemen bu oksijeni çekerler ve önce kalbe sonra da vücudun her tarafına taşırlar. Kılcal damarlar oksijeni içeri alırken, aynı anda da atık madde olan karbondioksiti bırakırlar. Yarım saniye sürmeyen bu işlem sayesinde, içimize çektiğimiz temiz (oksijenli) havayı, dışarıya kirli (karbondioksitli) olarak veririz.

Akciğerlerimizde neden 300 milyon odacık olduğunu düşünebilirsiniz. Bundaki amaç, ciğerin hava ile temas eden alanını maksimuma çıkarmaktır. Odacıklar sayesinde sıkıştırılmış olan bu alan gerçekte o kadar büyüktür ki, eğer bu alanı ciğerin içinden çıkarıp düz bir yüzeye yaysak, bir tenis kortu kadar yer kaplar.

Burada bir noktaya dikkat edelim: Akciğerlerin içinde son derece kompleks ve mükemmel bir sistem vardır. Akciğerlerin içindeki odacıkların ve dolayısıyla bu odacıklara giden kanalların olması gerektiği genişlikte olması, oksijen solunumunu artırmak için yapılmış harika bir tasarımdır. Ancak bu sistemin işleyişi, bir başka şartın yerine gelmesine bağlıdır: Havanın yoğunluğunun, akışkanlığının ve basıncının, bu kadar dar kanallar içinde rahatlıkla hareket edebilecek değerlerde olmasına.

“Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O’dur. Şu halde onun omuzlarında yürüyün ve O’nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş O’nadır.” (Mülk Suresi, 15)


 Görme İşlemi İçin Oksijen Gereklidir: Görme işlemi gözünüzün retina tabakasındaki milyonlarca hücrenin sürekli olarak oksijenle beslenmesi sayesinde mümkün olmaktadır. Eğer kanınızdaki oksijen oranı düşerse, “gözünüz kararır”.

 Kasların Çalışması İçin Oksijene Gerek Vardır: Vücuttaki tüm kaslar, bu kasları oluşturan hücrelerin tümü, karbon bileşiklerini “yakarak” yani oksijenle reaksiyona girerek enerji elde eder. Bu enerji elde edildiğinde ise ortaya vücuttan atılması gereken karbondioksit çıkar. Vücuttan atılması gereken karbondioksit işlemi, yine sizin pek fazla üzerinde durmadığınız nefes alıp-verme işlemi esnasında rahatlıkla yerine getirilir ve yaşamınız için atılması gereken miktarda karbondioksit hiç aksamadan tam zamanında dışarı atılır.


www.molekulmucizesi.imanisiteler.com

İnsanın Allah’ın varlığının, hem de her şeyin O’nun tarafından yaratıldığının farkına varmasının ardından, bu gerçeğe karşı kayıtsız kalması, bir tür “büyülenme”dir. Çünkü, yaşadığımız evreni ve Dünya’yı bizim için kusursuz bir biçimde yaratan, sonra da bizleri var eden Allah’tır ve insanın bu gerçeği hayatının en önemli konusu olarak kabul etmesi gerekir. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi Allah’tır. İnsanın da Allah’a kulluk etmesi gerekir. Allah, bu gerçeği bizlere şöyle bildirmektedir:

“(Allah) Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O’na ibadet et ve O’na ibadette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı olan birini biliyor musun?” (Meryem Suresi, 65)

 

 

Masaüstü Görünümü

 

 

iddialaracevap.blogspot.com ahirzamanfelaketleri.blogspot.com ingilizderindevleti.net