Harun Yahya

Güncel:İlmi Araştırma, sayı 120


İşte 'Kanlı Ay Tutulması'

Güneş, Dünya ve Ay'ın aynı hizaya gelmesi sonrası ayın kırmızı renge bürünmesi olarak adlandırılan 'Kanlı Ay Tutulması' sona erdi.

 

Kanlı Ay Tutulması, Güneş, Ay ve Dünya'nın aynı hizaya geldiği sırada dünyanın gölgesinin Ay üzerine düşmesiyle birlikte Ay'ın kırmızı renge bürünmesi olarak açıklanıyor. Bu olay son 500 yılda sadece 3 kez gerçekleşti. 78 dakika boyunca süren nadir tutulma olayı, 4 "Kanlı Ay Tutulması"ndan oluşan serinin ilki olma özelliğini taşıyor. 

 

Uzmanlar, bu ay tutulmasını güneşin batışı sırasında gökyüzünün kırmızı bir renge bürünmesine benzer bir durum olarak açıklıyor. 4 kez gerçekleşecek Kanlı Ay Tutulması dizisinin ilkini oluşturan bu ay tutulmasının yanı sıra 2014 yılı içerisinde 8 Kasım'da, 2015 yılı içerisindeyse 4 Nisan ve 28 Eylül tarihlerinde Kanlı Ay Tutulması tekrar yaşanacak.

 

Öte yandan bir grup Hristiyan ise, bu bilimsel olayı dünyanın sonunun yaklaştığı şeklinde yorumladı. Eski Ahit'in parçası olan Yoel Kitabı'nda yer alan 'Tanrının büyük ve korkunç günü gelmeden önce güneş karanlığa, ay kana bürünecek' sözünün bu durumu tasvir ettiğini belirten Hristiyanlar, Kanlı Ay Tutulması'nın dünyadaki birçok değişimin de habercisi olacağını belirttiler.

 

2011'den bu yana yaşanan ilk tam tutulmanın, art arda gerçekleşecek "tetrad" adı verilen dört Ay tutulmasının ilki olduğunu kaydeden ABD Havacılık ve Uzay Dairesi bir dahaki tetrad'ın 2032-2033 yıllarında yaşanacağını belirtiyor. 

1 saat 18 dakika süren tutulma sırasında Ay, kırmızı renkte göründü, Spica yıldızı daha parlak görünürken, Dünya'ya en yakın konumuna ulaşan Mars da parlak turuncu renge büründü. 

www.cumhuriyet.com.tr

 

Evrenin Genişlemesi En Doğru Şekilde Hesaplandı

 

Baryon Osilasyon Spektroskopik Araştırması'nı (BOSS) kullanan bilim adamları grubu, maddenin uzaydaki dağılımının ayrıntılı haritalarını çıkararak, evrenin genişlemesini ölçmeye çalışıyor. Ölçümlerle, kozmik genişlemeye neden olan "karanlık enerji"nin gizeminin çözülmesi amaçlanıyor.

 

İngiltere'nin Portsmouth Üniversitesi'nden Matthew Pieri, "Bu şimdiye kadar yapılan en kesin ölçüm. Araştırma, evrenin 10 milyar yıl öncesine oranla çok daha hızlı genişlediğini kanıtlıyor. Aslında genişleme hızı, bizim beklediğimizden daha yavaş. Bu da evrenin bizim düşündüğümüzden daha farklı olduğunu, karanlık enerjinin sabit olmadığını, zamana, mekana ya da başka bir fiziksel parametreye göre değiştiğini göstermektedir" dedi.

 

Evren, 13,8 milyar yıl önceki Büyük Patlama'dan bu yana hızla genişliyor. BOSS grubu, genişleme hızının ilk birkaç milyar yıl boyunca yerçekiminin etkisiyle yavaş olduğunu, 6 milyar yıl önce ise evrenin karanlık enerjinin etkisiyle hızla genişlemeye başladığını savunuyor.

Grup, evrenin genişleme hızını bulmak için birbirinden bağımsız iki ölçüm yapıyor. İlkinde son derece parlak olan yıldızsı gökcisimlerinin dağılımının haritası çıkarılıyor. İkinci ölçümde ise bu gökcisimlerinden yayılan ışık, hidrojen gazı bulutlarının konumlarının belirlenmesi için kullanılıyor.

New Mexico'da kurulu 2,5 metrelik bir teleskobu kullanan BOSS grubu, 140 bin yıldızsı gökcisminin ışığını kullanarak Büyük Patlama'dan birkaç milyar yıl sonraki evrende hidrojen gazı bulutlarının dağılımının haritasını çıkardı.

 

Evrenin yüzde 68,3'ünün insanlık için büyük bir gizem olan karanlık enerjiden, yüzde 26,8'inin karanlık maddeden ve sadece yüzde 4,9'unun da insanoğlunun bildiği tür maddelerden oluştuğu sanılıyor.

Karanlık enerjinin varlığıyla ilgili çalışma, 2011'de Saul Perlmutter, Brian Schmidt ve Adam Riess'a Nobel ödülü getirmişti. Perlmutter, Schmidt ve

 

Riess, ''Süpernova'' adı verilen yıldız patlamalarını izleyerek, evrenin sürekli genişlediğini keşfetmişti.

 

www.cumhuriyet.com.tr

 

Oksijen Kaynağımız Planktonlar

 

Fransa Ulusal Bilim Araştırma Merkezi (CNRS) bilim adamları denizde yaşayan planktonlar repertuarına binlerce yeni türleri eklediler. Bilim adamları Fransa’nın güneyinde Villefranche’ta kendine özgü bir balık avına çıkmışlardı. Ağ atıldıktan çok kısa süre sonra tekrar çekildiğinde hiçbir şey yakalanmadı gibi görünüyordu. Oysa görünüşte hiçbir şey olmamasına rağmen aslında bu iki bilim adamı birçok canlı yakaladılar.

 

Okyanusun mikro canlıları planktonlar yakalanıp CNRS’in konu hakkında uzman biyolojistleri tarafından mikroskop altında incelendi ve keşfedilen yeni türler özel bir kitabın repertuarında yerlerini aldılar. Bu canlılar bazen bildiğimiz hayvanlara, bazen az rastlanan türlere benziyor. Bilim adamları şu an repertuarlarında 250.000 türü tanımladılar ve bir milyon civarında tür olduğunu düşünüyorlar. Bu türlerde nöronlara ve kalbe sahip olanlar da var.

Bilim adamları tarafından incelenen türler arasında olan salpslar hem toplu halde hem de ayrı ayrı yaşayabiliyor. Salpslardaki saydam gömlekten en görünür şey ise, ışık geçirmez çekirdeğin hayvanın iç organlarını oluşturmasıdır. Salpslar hareket eder ve kemer kas yoluyla boru şeklindeki vücutlarına su pompalayarak beslenirler. Basit bir görünümü olsa da, salpsta bir kalp, solungaçlar ve hatta bir plasenta türü bile vardır.

 

Bilim adamları ayrıca taraklıgilleri inceliyor. Onların ana karakteristik özelliği ise derin sularda rahat hareket etmelerini sağlayan paletlerinin oluşu. Bu paletlerden dolayı taraklı tür adını alıyorlar. Üç boyutta hareket etmelerini sağlayan taraklarının sayısı ise sekiz. Işığın kırılma etkisiyle bu taraklar harika bir yanardöner gösterisine dönüşüyor. Planktonlar okyanuslarda yaşayan mikroskobik canlıların yüzde 98’ini oluşturuyor ve bu minik canlıların çok önemli bir özellikleri var. Bu oldukça az bilinen işlevlerini Christian Sardet şöyle açıklıyor: 

 

“Her nefes alışımızda planktonlara teşekkür etmeliyiz. Çünkü soluduğumuz oksijenin yarısı planktonlardan diğer yarısı da bitki ve ormanlardan geliyor.”

 

tr.euronews.com

 

Sinekler Savaş Uçağı Gibi Manevra Yapıyor

 

Science dergisinde yayımlanan bir araştırmada hızlı çekim yapan videolarda, sineklerin, ince kanat hareketleri ile saldırıdan kaçınmak için ani dönüşler yaptığı görüldü.

Washington Üniversitesi'nden Profesör Michael Dickinson, araştırmanın amaçlarından birinin, sineklerin görsel verileri nasıl işleme koyduğunu anlamak olduğunu söylüyor.

Araştırmacılar, doğdukları andan itibaren savaş uçağı gibi uçabilen sineklerin, hızlı ve doğru hesaplamayla tehlikeden sakınabildiğini ifade ediyor.

Bir tuz zerresi büyüklüğünde beyne sahip olan bu sineklerin bu işi nasıl yaptığı ise uzmanlarca "bir sır" olarak nitelendiriliyor.

Profesör Dickinson, "Sineklerin hızlı manevralar için kanat çırpma biçimlerinde büyük değişiklikler gerektiği sanılabilir ama aslında fark edilmesi çok zor, çok küçük değişikliklerdir bunlar. Bu da sineklerin sinir sistemi ve kaslarının, hareketleri çok ince düzeyde kontrol edebildiğini gösteriyor" dedi.

Araştırmacılar, sineklerin tehlikeye karşı tepki gösterme hızı ve bunun karşısında kanat çırpma biçimlerindeki değişimin asgari oluşunun da şaşırtıcı olduğunu vurguluyor.

www.bbc.co.uk

 

Dünya'ya 13 Yılda 26 Göktaşı Düştü

 

Astronotlar ve bilim adamlarından oluşan B612 Vakfı, Dünya'ya çarpan göktaşlarının hangi noktalara düştüğünü ve yarattıkları etkiyi açıkladı.

Vakıf, Nükleer Denemelerin Yasaklanması Antlaşması Örgütü (CNTBTO) tarafından kullanılan bir dizi alıcının, 2000-2013 yılları arasında Dünya'ya 26 göktaşının düştüğünün belirlendiğini duyurdu.

Açıklamada, bu göktaşlarının neden olduğu patlamaların etkisinin 1 ila 600 kiloton arasında olduğu belirtildi.

www.bbc.co.uk

 

Masaüstü Görünümü