Harun Yahya

Mezarından bu dünyadaki hayatına hiç bakıyor musun?



Yaşam bir göz çarpması gibi geçip gidiyor, bir bakıyorsun yirmilerindesin, bir bakıyorsun kırklarında. Bir de bakıyorsun ki ölümün kıyısında... Günler hızla geçip tükenirken ölüm vakti insanın hiç de kendisne kondurmadığı bir anda gelip çatıyor, insan yapayalnız, tek başına, kimsesiz, bütün tanıdıklarını, dostlarını geride bırakıp mezarın altına konuyor. İster dünyanın en zengini olsun, ister dünyanın en ünlü sanatçılarından biri olsun, ister dünya çapında ünlü bir bilim adamı olsun, ister bu dünyada hanları, sarayları, köşkleri olsun, bu gerçek hiç bir zaman değişmiyor. İnsan mutlaka ölüm gününde kendisinin canını alacak meleklerle buluşuyor, onlara tam bir teslimiyetle teslim oluyor ve zavallı, çürümeye hazırlanan bedeni mezara konuyor.

 

Tam altmış, ya da yetmiş yıl müthiş bir koşturmaca ile geçirilen ömür en nihayetinde tükenip mezarda son buluyor. Peki bu insanın mezarından dünyadaki hayatına bir an için baktığını düşünelim, ne görecek? Bir de bakacak ki o çok değer verdiği, özenerek her köşesini dayayıp döşediği evinde şu anda başkaları oturuyor. Evinin salonunu başka insanların resimleri süslüyor. Çok beğenerek aldığı kıyafetlerini, arabasını, mücevherlerini şu anda başkaları kullanıyor. Eşyaları dağıtılmış, ona ait nerdeyse hiçbir şey kalmamış. 

 

Yine bütün bir ömür boyu emek vererek kurduğu, her gün saatler boyu çalıştığı işyerinde şu anda bir başkaları harıl harıl çalışıyor. Onlara uzanıp ölümün çok yakın olduğunu, dünya hayatının geçiciliğini anlatmak istiyor, ama ağzından tek bir kelime bile çıkmıyor. O şimdi yalnızca başka bir boyuttan dünyadaki hayatını seyrediyor. İşyerindeki insanlar hep birlikte gülüyorlar, toplantı yapıyorlar, kimi dostlarıyla yemek yiyor, kimi para kazanma derinde sürekli mücadele ediyor. Dünyadakiler böyle dalmış oyalanıyorken mezardaki insan biliyor ki bunların hepsi boş. İnsan öbür tarafa tek bir mendil bile götüremiyor. İsterse dünyada büyük bir servet yığıp biriktirsin, altınları bankalara yatırsın, borsada hisseler biriktirsin, hepsi boş. Bu dünyadan hiçbir şey ama hiçbir şey ahiret hayatına götürülemiyor. 

 

Aynı insan mezarından bir de dünyadaki ailesine, evlatlarına ve dostlarına bakıyor. Kimisinin ölüm döşeğinde olduğunu, kimisinin çok yaşlanıp hastalıklarla mücadele ettiğini, kimisinin de çoktan yanı başındaki mezarda yerini aldığını görüyor. Birlikte geçirdikleri koskoca bir ömür son bulmuş, birlikte yemişler, içmişler, sohbetler etmişler, birlikte çalışıp birlikte günlerini tüketmişler, ama şimdi çevresine bakıyor ve onlardan hiçbirisini yanında göremiyor. Tek başına, yapayalnız mezarda yatarken yanında yalnızca Allah’ı buluyor. Allah En’am Suresi’nde bu durumu şöyle haber verir:

 

Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' Bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır. (En'am Suresi, 94)

 

Mezarından dünyadaki hayatına bakan insan eğer ömrü boyunca iman etmediyse, kendisini yaratan Rabbine dönüp yönelmediyse, ibadetlerden yüz çevirip şeytanın peşinden sürüklendiyse işte o zaman müthiş bir pişmanlık içindedir. Dünyada yaptığı onca kibir, onca enaniyet, onca büyüklenme şimdi yerini tam anlamıyla acizliğe, zavallılığa ve çaresizliğe bırakmıştır. O çok değer verdiği bedeni tüm güzelliğini yitirmiş, yaşlanmış ve küçücük bir mezarın içine sıkışmıştır. Dünyada o malları yığıp biriktirme uğruna çektiği o kadar zorluk, sıkıntı, bunları elde etmek uğruna insanların rızasını gözetmesi, onlara ödün vermesi, tüm bunların karşılığı bomboştur. Şu anda elinde avucunda hiçbir şey yoktur. Bu kadar yersiz çabanın karşılığı sonsuz bir cehennem hayatıdır: 

 

Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır. (En'am Suresi, 70)

 

Şimdi mezarından dünyadaki hayatına bakan insan şöyle demez mi: “Rabbim ben ne kadar akılsızmışım, nasıl da dünyaya dalmışım. Nasıl hiç düşünmeden, Senin yarattığın nimetleri göremeden ve şükretmeden oyuna, eğlenceye dalıp şeytanın peşinden sürüklenmişim. Bana gönderdiğin Kuran’ı bir kere bile merak edip açmamışım, içinde yalnızca benim için gönderdiğin binlerce ayetten yüz çevirmişim. Bakıyorum da şu an  dünyada o kadar değer verdiğim, bana her konuda yardımcı olan dostlarımdan biri bile yanımda yok, evlatlarım, eşim, kardeşlerim yok. Yalnızca yanımda Sen varsın Rabbim. Bu eğlenceli, göz boyayıcı, oyalayıcı dünyanın sonu sonsuz cennet ve cehennemiş. Ama ben bunu görememişim, asıl hayat ölümle birlikte başlarmış, ama ben bunu fark edememişim.” 

Ve inkar eden bu insan sözlerine şöyle devam etmez mi; “Şu anda duyduğum pişmanlığı tarif etmem mümkün değil, Rabbim beni geri gönder, salihlerden olayım, Senin razı olduğun kullarından olayım!”

 

Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek. (Nebe Suresi, 40) 

 

Tüm hayatını iman ederek geçiren mümin de mezarından dünyadaki hayatına bakar. Artık onun için sonsuz nimetlerle dolu muhteşem güzellikte bir cennet hazırlanmıştır. Dünya hayatında Allah için harcadıklarını, mallarını, mülklerini en güzeliyle cennette bulur. Eğer eşi ailesi, dostları da iman ettiyse şimdi hepsi yanında karşılıklı tahtlarla gülüp eğlenmektedir. Tüm hayat Allah rızası için geçirilmiş ve karşılığında sonsuz Adn cennetleri kazanılmıştır. Müminler cennette hiç ummadıkları güzelliklerle karşılaşırken ve nimete boğulurken iman etmeyenler ise tek bir damla suya muhtaç olacaktır. İşte akılla, imanla ve şuurla geçirilen bir ömrün sonu cennet, akılsızlıkla, imansızlıkla, şuursuzca geçirilen bir ömrün sonu da cehennemdir. Kimse bu gerçeği mezara geldiğinde öğrenenlerden olmasın, kimse bu geri dönülmez kapıdan geçtiğinde bu gerçeği anlamasın...

 

Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (Mü'minun Suresi, 102)

 

Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır. (Mü'minun Suresi, 103)

'

Adnan Oktar'ın Arab News & The Kashmir Monitor'de yayınlanan makalesi:

 

http://www.arabnews.com/islam-perspective/news/632041

 

http://www.kashmirmonitor.in/Details/115510/looking-at-this-life-from-grave


Masaüstü Görünümü

 

 

iddialaracevap.blogspot.com ahirzamanfelaketleri.blogspot.com ingilizderindevleti.net