Harun Yahya

Charlie Hebdo saldırısını sadece kınamak yeterli değil




 

Charlie Hebdo dergisine ve koşer markete yapılan saldırılarda yakınlarını kaybedenlere başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Dualarımız, bu tür vahşetlerin tekrar yaşanmaması ve tüm insanların sevgiyle, uyum içerisinde yaşayacağı o günlere bir an önce kavuşmak için…

Örneklerini bu korkunç olaylarda gördüğümüz terörizm her ne sebepten olursa olsun kınanmalıdır. Terörün herhangi bir gerekçe ya da mazereti olamaz. Sadece farklı fikirlere sahip oldukları ya da hakaretamiz ifadelerinden dolayı savunmasız insanların katledilmesi ancak barbarlıktır. Bir koşer marketinde silahsız, masum insanların sadece Yahudi olmalarından dolayı hedef haline getirilmeleri de zulmün bir başka yüzü.

İslam adı altında gerçekleştirilen bu korkunç katliamları “cihat” olarak görenler Kuran’a göre birer katildir. Savunmasız, masum insanların öldürülmesi Kuran’da doğrudan zorbalık olarak tanımlanır. Allah terörü ve tüm benzeri şiddet eylemlerini yasaklarken bu tür eylemleri gerçekleştirenleri kınar. Buna rağmen söz konusu eylemlerle sözde İslam adına ortaya çıkan radikalizmin en vahşi, en korkunç yüzünü bu terör ve şiddet olayları oluşturuyor.

Hiç şüphesiz dünya Müslümanlarının zom büyük bir çoğunluğu barışsever insanlar olarak bu korkunç terör olaylarını kınıyorlar. Ancak bu durum radikalizmin İslam dünyasında bir kanser gibi büyüyüp hacim almasına engel teşkil etmiyor. Bu nedenle barış yanlısı Müslümanlar sadece söz konusu eylemleri kınamakla yetinir, altında yatan sebepleri anlamaya çalışmaz, hastalığa bir çare bulmak için çaba göstermezse, daha büyük felaketlerle karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.

Dahası kendisini barış yanlısı olarak gören bir çok Müslüman radikalizmi besleyen aynı ideolojiye inanıyor. Bir Müslüman herhangi bir şiddete başvurmadığı halde inançsız insanlara ve Yahudilere karşı körü körüne bir düşmanlık besleyerek bu bağnaz zihniyeti Kuran dışı kaynaklarla gerekçelendiriyorsa, yine aynı yanlış ideolojinin esiri olmuş demektir. Bu nedenle ilk adım radikalizmin doğasını ve nedenlerini anlamak ve bunu İslam içerisinde çözmek olmalıdır.

Terör sorunu mitingler, dünya liderlerinin kınamaları ya da sadece “İslam barış dinidir” demekle çözülemez. Uydurulmuş hadisler ve geleneksel İslam anlayışından arındırılmış, sadece Kuran’a dayalı İslam barış dinidir; bir arada var olma, düşünce ve ifade özgürlüğü de Kuran’ın savunduğu temel kavramlardır. Ne var ki radikallerin ve bağnazların savunduğu İslam bu kavramlardan çok uzaktır. Söz konusu sorunu çözebilmek için İslam dünyasına bu gerçekler Kuran’daki deliler ışığında tatmin edici anlatımlarla ısrarla anlatılmalı, bir eğitim seferberliği içerisine girilmelidir. Gerçekten de İslam dünyasına ve İslam’a büyük zarar veren hurafeleri ortadan kaldırmak için çok geniş kapsamlı bir seferberliğe ihtiyaç duyulmaktadır. Batı dünyasının bu konuda sağlayacağı destek şüphesiz çok önemli olmakla beraber asıl görev Müslümanlara düşmektedir.

Charlie Hebdo saldırısıyla dikkatimiz bir başka konuya daha çekildi: Bir televizyon kanalında yaptığı konuşmasında Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande bu saldırının konuşma özgürlüğü ve demokrasiye bir saldırı olduğunu söyledi. Gerçekten de konuşma özgürlüğü, İslam’ın da güçlü olarak savunduğu demokrasi için bir vazgeçilmezdir. İslam’da insanları belli görüş veya yaşam biçimlerini benimsemeleri için baskı altında tutmak ya da susturmaya çalışmak haramdır. Ayrıca baskı insan ruhunu felç eder, kişideki sanat ve yaratıcılık gücünü söndürür, kısacası topluma zarar getirir.

Fikirlerdeki yanılgılar değişik şekillerde ifade edilebilir, ancak farklı düşündüğü için bir kişinin öldürülmesi yada kişiye eziyet edilmesi kabul edilemez. Kişi konuşma özgürlüğünü suistimal edip başkalarının kutsal değerlerine hakaret etse bile, konu şiddet yada kaba kuvvetle değil ancak medeni bir tavır çerçevesinde çözülebilir. Konuşma özgürlüğü her anlamda önemlidir ancak sevgi ve saygı da çok önemlidir. İslam ahlakı, “Sizin dininiz size, benim dini bana” (Kuran; 109/6) ayetinde açıkça belirtildiği gibi insanlara her türlü özgürlüğü tanımaktadır. Bu ayet, konuşma özgürlüğünü kısıtlanmanın Kuran’daki İslama neden uygun olmadığını da açıklamaktadır. Farklı fikirlere sahip insanlar arasındaki ilişki ve diyaloglar sevgiye dayalı olmalıdır. Şüphesiz düşünce özgürlüğü ihlal edilemez bir kavramdır. Ne var ki ihlal edilmemesi gereken çok önemli iki değer daha vardır ki bu değerler insan ruhunun en önemli ihtiyacı olan sevgi ve saygıdır. Bu nedenle ulusa seslenirken Fransız Cumhurbaşkanı Sayın Hollande bağnazlık ile gerçek İslam ahlakı arasındaki ayrımı yapmış ve “Bu bağnazlar Müslüman inancıyla hiç bir ortak yönü sahip değildir” diyerek “aşırılıklara” karşı halkını uyarmıştır. 

Kuran’a dayalı gerçek İslam’ı yaşayan Müslümanlar, nelerden rahatsız olduklarını ve bu durumun kendilerini nasıl etkilediğini net bir biçimde açıklayarak karşı tarafla olan sorunlarını konuşma yoluyla hallederler. Böyle bir tutum içerisindeyken her ne surette olursa olsun fikir aykırılıklarını gidermede şiddetin hiç bir şekilde kabul edilebilir olmadığını sanırız tekrar etmeye gerek yok. Kuran’da İslam’ın insan hayatına verdiği değer ve adam öldürmenin karşılığı bir ayette şu şekilde belirtilmektedir:

 “...Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur....” (Maide Suresi, 32)

Adnan Oktar'ın The Jakarta Post'ta yayınlanan makalesi:

http://www.thejakartapost.com/news/2015/01/16/why-denouncing-charlie-hebdo-attack-not-enough.html

Masaüstü Görünümü

 

 

iddialaracevap.blogspot.com ahirzamanfelaketleri.blogspot.com ingilizderindevleti.net