Harun Yahya

Musul’da Çözüm İçin Savaşa Değil Birliğe İhtiyaç Var



Irak askerlerinin iki yıl önce üniformalarını ve silahlarını atarak kaçmalarının ve bölgenin IŞİD kontrolüne girmesinden bu yana, gün geçmiyor ki medyada Musul’a ilişkin bir haber yayınlanmasın. Irak’ın ikinci büyük şehrini geri almaya yönelik açıklamalar ve hazırlıklar aylarca devam etti. Birkaç hafta önce başlatılan askeri operasyon ise yeni bir belirsizlik döneminin de başlangıcı. Peki, ABD öncülüğündeki koalisyonun desteklediği, Irak ordusu, Kürt Peşmergeler ve Şii milislerin katıldığı Musul Taarruzu gerçekten bir çözüm mü? Musul’u kurtarma operasyonu gerçekten bir kurtuluş mu? Hayır değil. Musul’un ve tüm bölgenin kurtuluşu yeni operasyonlar değil, sevgi dostluk kardeşlik ataklarıdır.

Önce bölgenin yakın tarihine bakalım. Musul ve çevresi uzun yüzyıllar boyunca Türk egemenliği altında kaldı; ta ki 1. Dünya Savaşı’nın sonunda İngilizler tarafından işgal edilene kadar. O sırada nüfusunun büyük çoğunluğunu Türkiye ile dini, kültürel ve tarihsel bağları olan üç etnik grup oluşturuyordu: Kuzey Iraklı Kürtler, Sünni Araplar ve Türkmenler. Musul’un konumu, Lozan Konferansı’nda, yoğun tartışmaların yaşandığı bir konu oldu. Türkiye kararın halka bırakılması ve halk oylaması yapılmasını talep etti. İngiliz devleti, böyle bir durumda, çoğunluğun Kürt ve Türkmenler de dahil Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma yönünde oy kullanacağını biliyordu; diplomatik baskılar ve manevralar ile Musul’un İngiliz Mandası altındaki Irak’a bağlanmasını sağladı.

O tarihten günümüze ise, Türk devletinin politikası, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik. Türkiye ne Musul’u ne de Kuzey Irak’da herhangi bir yeri ilhak etmeyi düşünmüyor. Türk yetkililer böyle bir hedef ve niyetlerinin kesinlikle olmadığını defalarca ifade ettiler. Dahası, Musul’da karışıklık ve istikrarsızlık Türkiye’nin de aleyhine olur; kendi güvenliğini tehdit etmekten başka bir sonuç vermez. Türkiye’nin arzusu, bölgede barış, adalet, demokrasi ve huzurun bir an önce tesisi; bölgenin PKK gibi eli kanlı terör örgütlerinin rahat hareket ettiği bir ortam olmaması; farklı dini ve etnik gruplar arasında sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik temelinde bir düzenin gecikmeden kurulması.

Ancak başlatılan operasyonun bu düzeni tesis etmesi pek mümkün görülmüyor. 17 Ekim’de Irak Başbakanı Haydar El İbadi’nin açıklamasıyla başlatılan operasyonda, Irak ordusu halen şehir içinde güçlükle ilerliyor, ele geçirdiği alanları korumakta zorlanıyor. IŞİD’in şehir savaşı stratejileri durumu daha da güçleştiriyor. Reuters’e konuşan Iraklı bir albayın ifadesiyle, Musul’daki durum “kabus” gibi. Görünen o ki operasyonun daha uzun ve kanlı bir savaşa zemin oluşturma ihtimali var.

Üstelik, kent merkezinde ve mahallelerinde, çatışmaların ortasında sıkışıp kalan yaklaşık 1.5 milyon sivil var. Savaş şiddetlendiği takdirde, Musul’un nüfus yoğunluğu yüksek bölgelerine girildiğinde, çocuk, kadın ve yaşlılar dahil binlerce masum insan hayatını kaybedebilir, yüz binlercesi mülteci durumuna düşebilir, şehir tamamen yıkılabilir. BM kamplarının çok yetersiz olması nedeniyle açlık, susuzluk ve hastalıklar da muhtemel tehlikeler arasında. Öyle ki, BM Irak Temsilcisi Bruno Geddo durumun ciddiyetini şöyle tarif ediyor: “Musul Savaşı son yılların insan yapımı en büyük felaketlerinden biri olma potansiyeline sahip.”

Tehlikenin büyüklüğü bunlarla da sınırlı değil üstelik. Tüm Ortadoğu’yu kaplayabilecek, daha önce görülmemiş büyüklükte bir savaşa yol açma ihtimali de var. Bunun başlıca nedeni ise, mezhepçilik. Diğer bir ifadeyle, gerek Irak askeri kuvvetleri içindeki bazı Şii birliklerinin, gerekse taarruza destek veren Şii Haşdi Şabi milislerinin bir kısmının intikam hisleriyle hareket etmeleri. Musul vilayetine bağlı Telafer kasabasında ve diğer bölgelerde Sünnilere yönelik şiddet eylemleri yaşanması. Ayrıca, şehrin demografik yapısını değiştirmeye yönelik girişimler de bölge için çok büyük tehlike kaynağı. Yine bazı Şii milislerin komünist terör örgütü PKK veya kolları ile ittifak kurmaları ve PKK’nın Musul ve çevresinde yerleşik hale gelmesi, telafisi olmayan acıların ve felaketlerin kapılarını açar.

Dolayısıyla, hiç vakit kaybetmeden, sorun çözülemez hale gelmeden önce sevgiyle, diplomasiyle, uzlaşmayla adım atılması önemlidir. Öncelikle Türkiye ile Bağdat yönetimi arasında samimi ve yapıcı bağ kurulmalı ve bu bağ güçlendirilmeli. Ancak söz konusu büyük sorunları çözmeye Irak hükümetinin tek başına gücü yetmez. Bu nedenle, doğrudan veya dolaylı olarak konuya müdahil olan tüm bölgesel aktörler, çok geç olmadan bir araya gelmeli kardeşlik, eşitlik ve özgürlük esaslı yeni bir düzen oluşturulmalı.

Yazının başındaki sorulara dönecek olursak, askeri operasyon nihai bir çözüm ve kurtuluş olmaz. Musul’daki durum çok hassas ve karmaşık. Tüm sorunlar sadece işbirliği, dayanışma, uzlaşma, sevgi ve samimiyet ile çözülebilir.  Başta Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Irak ve Suriye olmak üzere İslam devletleri bir araya gelerek, mezhepsel farklılıkları tamamen bir kenara bırakmalılar. İnsanları şiddete sürükleyen ideolojik sebepleri ortadan kaldırmalılar.

Hangi mezhepten olursa olsun, Müslümanlar aynı Allah’a, aynı dine, aynı Kitap’a, aynı peygamberlere iman eden, aynı kıbleye yönelen, aynı camide namaz kılan, aynı kültürü paylaşan, aynı değerlere sahip insanlar. Kısacası düşmanlık ve savaş için değil ama birlik ve beraberlik için fazlasıyla neden var. Musul ve Ortadoğu’daki kardeşlerimizin yaşadıkları acı ve sıkıntılardan kurtulmalarının; özlem duydukları huzur, istikrar, barış ve refah içinde yaşayabilmelerinin tek yolu, tüm Müslümanların sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik içinde olmalarıdır. Bunun dışında kesinlikle başka bir çıkış yolu yok.




Adnan Oktar'ın The China Post'ta yayınlanan makalesi:

http://www.chinapost.com.tw/commentary/china-post/special-/
2016/11/19/484363/The-solution.htm



Masaüstü Görünümü

 

 

iddialaracevap.blogspot.com ahirzamanfelaketleri.blogspot.com ingilizderindevleti.net